Knowing-Kehanet

Günlerce başının etini yedim annemin, 'Kehanete gidelim! İzleyelim! Gidelim!' diye...

Nihayet aramalarım sonuç verdi de DVD'sini buldum. Annemle oturup izledik bugün..

Başında içim sıkıştı valla, yok yok, filmin geriliminden değil, ışık şefi tuvaletten çıkmayı unutmuş, o yüzden... Filmin konusu macera/gizem/gerilim idi, karanlık doğaldı fakat onun da adabı var ya...
Bir ara karizmatik başrol Nicolas Cage'in(filmden bir sahne) o derin mavi gözlerinden başka bir şey görmedik ki vallaha tıkandım... Bu karanlık anlayışına hayranım, diyorum ki, montajcı filmin belli bölümlerini yaktı, böyle 'sanat' havası kaktırdılar rezil olmamak için... Şükür ki ikinci bölümde kabız ışık şefi geri döndü, karanlık da sınırı aşmadı...

Onun haricinde harika bir filmdi, bir iki görüntü hatasını saymazsak Oscar adayı bile gösterilebilir, alsın diyorum!
Konuya değinmemiz gerekirse, bundan elli yıl önce yeni açılan bir okulun resmi törenine renk katmak maksadıyla öğrencilerden projeler istenir. Lucinda Embry'nin fikri olan zaman kapsülü kurul tarafından onaylanır. Bu fikir ise şöyledir: Her öğrenci geleceğin neye benzediğini resmedecek, bunlar da bir zaman kapsülü ile elli yıl sonra açılmak üzere toprağa gömülecektir.
Herkes bir heyecan resim çizer, Lucinda ise boyuna rakamlarla doldurur bir kâğıdı...
Aradan elli yıl geçer, astrofizikçi John Koestler'ın yegâne varlığı, oğlu Caleb ve sınıfı zaman kapsülünü açar... Lucinda ablamızın kâğıdı Caleb'ın eline geçer ve macera başlar. Astrofizikçi amcamız tesadüf eseri kâğıttaki rakamların son elli yıl içinde gerçekleşen felaketlerin tarihi, ölü sayısı ve koordinatlarına ait olduğunu keşfeder.
Son üç rakam hariç, tüm kehanetler gerçekleşmiştir. İşin kötüsü, sonuncu kehanet o kadar da basit çaplı değildir...
Benden aldığı not: 7/10 (hem de Oscar alsın dedim... Ne yaman çelişkidir bu :P)
Spoiler bölümünü izlemeyenler okumasın derim, tüm tadını kaçırabilirim :))
Aman aman bir film değildi, ama izlemeye değerdi...
-----------spoiler------------
'This is not over, son!' Ne kadar içli bir sahneydi o, dram dediğin budur!
Efenim, söylemesi ayıp ben Caleb giderken çok pis ağladım...
'You and me, together, forever!'
Determinizm hakkında bildiklerimi karıştırdı bu film... Hani John babasına sarılıyor, ölüyorlar ya, determinizmi nasıl karısına bağladı? Anlayan anlatabilir mi?
Sanırım bu filmde bir tek ben ağladım, diyorum hormonlarım bozuldu, diye...
Fakat filmin sonunun havada kaldığını söyleyebilirim... Ayrıca Nicolas Cage her zamanki gibi aşmış, almış yürümüş...
Filmde sanki Hristiyanlık propogandası var mıydı, bana mı öyle geldi?
Bu arada film bana bir çağrışım yaptı ama, neydi, hangi filmdi anımsayamıyorum... Hatırlayınca yazacağım!
Sonunu tahmin etmiş olup, sürpriz beklentilerimi elim böğrümde toprağa gömdüm... Orada Caleb'ın gideceği, başka bir yere taşınacağı, dünyanın bumlayacağı belli değil miydi?
Ayrıca çok kaymak bir yere götürdüler veletleri, kıskandım... O kadar fısıltı duymaya değer!
-----------spoiler------------

3 yorum:

Havin dedi ki...

geleceği bilmek insana acı verir.
hele de kötü gidişatı durdurmaya gücün yetmiyorsa..

Geveze dedi ki...

evet, hayat başlar ve biter... nasılını ararken yaşadığın an geçer gider...
en iyisi bu: anı yaşa, bilmeden yarını, dolu dolu ;))

Cihad TÜRKSOY dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.