Burnumdaki Mandalina

**King of the Tawn, sayende pazar pazar oturup Devil's Advocate'i 12134312534. defa izledim. Ödevlerim bitmedi, ama İngilizceciye filmi İngilizce özetlediğim içün yırttım. Türkçeci'ye de Osmanlıca anlattım, yine yırttım. Gelecek sefere bu kadar şanslı olur muyum bilemiyorum. -el iblis-ü avukati. evet, artık böyle bir kelime var.-

**2010'a minnacık kaldı, msn'deyim ve mandalina yiyip 'I wannaaaa hold your haaaa-aaaaa-aaaaa-nd' diye böğürüyorum. Ye-yu.

**Kırk yılın başı etüde gideyim dedim, telefonumu müdür yardımcısına kaptırdım.

**HIM'i sadece Poison Girl için bile sevebilirim.

**Yeni yıla mide ağrısıyla gireceğim sanıyorum. Holey.

**Din dersinde uyuyup üstüne bir de rüya gördüm ve çarpılmadım. -bunu evde denemeyin-

**Ayakkabımın bağcığına basıp merdivenden yuvarlandım ben. Demek ki neymiş, Adidas Allstar bile olsa terlik muamelesi gören spor ayakkabı alınıyormuş. -evet, üzerinde Goofy var. evet ben eşek kadar oldum. evet, Disney. ama bak bu da var. hayır, Miami taraftarı değilim. zaten kimse anlamıyor onun Miami şeysi olduğunu.-

**Alındığı gün hariç benim ayakkabılarım asla temiz görünmüyor be okur.. Çok içerliyorum ama sesimi çıkartmıyorum; dağda bayırda yaşıyor olsam kim bilir ne olur, cık cık.

**Sıra altından kitap okumak çok riskliymiş. Hele ki Lord of the Rings çok daha riskliymiş. Tecrübeyle biliyorum.. Sınıfa müdür yardımcısı girermiş ama sen fark etmezmişsin. Yanına kadar gelirmiş ama sen kitap okuyor olurmuşsun. Kitabı alır götürürmüş. Sonra geri almak için operasyon düzenle, uğraş dur.. Yani kısacası tavsiye edilmez.

**Annem evdeki mandalina stoğunu posta posta yanıma yığıyor. -durduramıyoruz hakim bey- Sanırım burnumdan mandalina çıkaracağım.

**Yıllar öncesine dönüp okul bahçesinde ip atladım. Rüzgâr çıkınca kendime geldim, ben etek giyiyorum.

**Bu arada 'ip sallamak' diyoruz ya, aslında teknik olarak sallamıyor, çeviriyoruz. Niye öyle diyoruz?

Sıçanlı Teknoloji

Annem tezindeki 'sıçan' kelimeleri yerine 'rat' yazmak istedi; biraz uğraşmış olacak ki beni çağırdı:
'Gevezeee!'

Dürbün var ya hani, onunla arayıp düzettik, ama annemin tepkisi müthişti...

"Aaaa, teknoloci güzel şeymiş yaaa... Ahahah, 65 tane varmış.. Ben bunları tek tek arayacaktım yardım et diye seslendim sana..Oh, hepsini düzeltmiş.. Oh oh, iyi. Ahah.. İyi."

Tabii ben yanağını ısırınca odadan kovuldum ama neyse...

Kon Dilimin Ucuna

Bazen bana kazandırdığın o 'estetik' kaygısının advers etkisi burjuvanazi bakışımı takınıyorum, haklısın sonuna dek.

Ama hatırlatmalıyım ki hiçbir zaman senden çok fazla şey beklemedim; kısa devre yaptırdığım kişi sen değil bendim.

Aynaya bakınca mutlu olabilmeliydim, orada gördüğüm kas ve kemik yığınından utanmamalıydım. Bir şeyler başarmış olmalıydım. Anlıyorsun ya, insan ömrü kenara atılamayacak kadar uzun, boşa harcanamayacak kadar kısa.. Erken fark ettim belki bunu, sayende..

Yıllarca sığ kıyılarının diplerinde sürüklendim, ama hiçbir zaman yargılamadım seni. Ya en dipteydim, ya da yüzeyin de üstünde; ortasını bulamıyordum belki ama artık büyüdüm sanıyorum..

Korneam inceldi belki; ya da bedenim.. Ama artık bazı şeyleri görüyorum, sen koca bir yalancının tekisin!
Hiç adil olamadın ve olamayacaksın.. Söylesene; kaç kişinin ailesini dağıttın, kaç çocuğu açlıkla baş başa bırakıp gittin? Kaç insanın ölümüne şahit olup kılını bile kıpırdatmadın, söylesene!

Ah, senin tarzın bu değil, unutmuşum..
Sen, sen insanoğlunu acizleştiriyorsun.. Düşünebilen, iradesi olan o insanoğlunu birer odun haline getiriyorsun..

Sen.. Hayatsın! Dünyada var olduğun hiçbir dönem boyunca hak edene hak ettiğini vermedin; kendilerinin almasını bekledin.. Yüzsüzsün..

Gözlerinden yaşlar akan çocukları, ölen masumları, böcekleştirilen insanları, acı çeken hayvanları, havada uçuşan bedenleri gördükçe içimden çıkıp gitmeni istiyorum. Ama öyle bir narkotiksin ki çekip atamıyorum seni..

Biliyor musun ne yapacağım? Sonuna kadar yaşayacağım seni, paramparça ettiğin o canlara inat. Ve nirvanama eriştiğimde benden kurtulduğun için şükredeceksin seni ahlaksız..


Kendine bir iyilik yap, bir defa olsun adil ol. Lütfen, bir defa olsun nedensiz yere bir insanı mutlu et. Gözlerim çıkacak ağlamaktan, kahretsin ki ben aciz bir insanım.. Uzanamıyorum ki istediğim yere, yoktan var edemiyorum ki hiçbir şeyi.. Lütfen, sadece bir defa olsun bir gün boyunca hiçbir çocuk ağlamasın; sadece bir defa olsun bir gün boyunca hiçbir silah patlamasın..

Yalvarırım, bir gün olsun tüm insanlar istediklerini yapmakta özgür olsun, benden bir gün, bir hafta, bir ay al ama lütfen yap bunu..

Geveze's Fairytale -mim-

Bir varmış bir yokmuş; zamanın birinde konuşkan mı konuşkan, ahtapot saçlı bir Geveze yaşarmış.

Bir gün bir rüzgâr, bir fırtına esmiş Geveze'den tarafa, uçuruvermiş Geveze'yi bulutların ardındaki dağa. Hoplamış zıplamış Geveze'cik, ama bodur boyuyla kurtulamamış dağın karlarla çevrili yamacından. Tam çikolata avına çıkacakken bir sihirli değnek bulmuş ucu yaldızlısından.

Evirmiiş, çevirmiiş.. Bakmış ki değnek biraz safçana, her istediğini yapıyor Geveze'nin, fırsattan yararlanmış akıllı kahramanımız. Aşağıya kopyaladığı listeyi tek tek gerçekleştirmeye başlamııış...

Sihirli Değneğimle 2010 İçin Yapacağım Şeyler (Lianna sağ olsun)
*Johnny Depp ev arkadaşım olacak.
*Bir İngiliz teriyeri bulunacak, adı da Dana koyulacak. -dana, bildiğin dana-
*ÖSS, SBS kaldırılacak. Herkes istediği okula gitsin, höh.
*Eve bir tane Teoman alınacak.
*Yeni bir iPod da alınacak.
*30 trilyon Cihad'a çıkacak.
*Mümkünse ilköğretimden hemen mezun oluncak. -şubat gibi mesela, hatta 18 şubat gibi-
*Aylardır çalışılması ertelenen İspanyolca 3. kitabındaki bilgiler beyne kopyalanacak.
*Teki kaybolmuş çoraplar çekmeceye ışınlanacak. -nerede çıkartıyorsam hepsini kaybediyorum, heyhaaat.-
*Pentium 1444 bilgisayar icat edilecek.
*RTE'ye iki kişiilik Davos tatili hediye edilecek.
*Okan küçültülüp cebe sığacak hale getirilecek ve Geveze'ye verilecek.
*TTNet merkez birosu basılacak ve 'İnternetinizi keserim, adam olun!' denilecek. -sonra da sihirli değnek yardımıyla ortamdan tüyerim sanıyorum-
*Geveze'nin boyu uzatılacak.
*Slav ırkı hatunlarının pasaportları tuvalete atılıp sifon çekilecek.
*Bizim sokağa Marc Jacobs mağazası açılacak. -o kaa-
*Odamın sınırları genişletilecek. -üç beş hektar, çok değil-
*Bush Amca sihir yoluyla talk show yapmaya ikna edilecek.
*Annem Neil Patrick Harris'i evlat edinecek. -böylece Geveze gelip gidip yanaklarını sıkabilecek, nihahahaaa-
*Madonna Türkiye'de konser verecek.
*Türk insanının günlük dilde kullandığı kelime sayısı arttırılacak.
*Geveze'lerin evindeki tüm halılar bodruma saklanacak. -halılardan nefret ettiğimi söylemiş miydiim?- -bunu yapabilmem için cidden sihirli değneğe ihtiyacım var. yoksa annem de beni bodruma saklar-
*Geveze kemanını eline bir alacak, çatır çatır çalmaya başlayacak. Hatta çello bile çalacak. Kursa neyim gitmeden.


Sonracııma da bu sihirli değnek mimi Cihad'a, King of the Tawn'a, Cesetizleri'ne, Tobi'me gidecek.
Bittii.

A.R.O.G. (2008)


Vizyona girdiği dönemde her neredeysem izleyememiştim. Sonra da unutmuşum. Dün televizyonda yayınlanmasa gidip de DVD'sini almazdım :)) Yapacak daha iyi bir işim olmadığı için izledim.
Vizyona girdiğinde 'Cem Yılmaz çıtayı yükseltti.', 'İyi film.', 'Bunu izledikten sonra Recep İvedik'e bakmayız.' filan demişlerdi, ciddi ciddi oltaya gelmiştim.
Yalan hacı, hepsi yalan. G.O.R.A.'ya güldüysen buna da gülersin.
Sorun şu ki Cem Yılmaz beyazperdenin adamı değil. Komik mi, kesinlikle. Aynı stand-up'ını defalarca izleyebilirim ve hatta arkadaşlarla nice geyiğini çeviririz ama hayır, bu adam beyaz perdeye yakışmıyor.
Film bir bütünden ziyade birleştirilmiş esprilerle dolu. Ne yalan söyleyeyim, güleceğim diye izlemeye başladım. İlk iki reklam arası geçti, hâlâ bekliyorum bir espri gelecek da koltuktan düşeceğim diye. En fazla kahkaha attım: 'Huhhahhharah!'
---spoiler---
gökten gelen alet; radyo.
'stratosfere kadar taş mı döşiyceeğn?'
'gol olur.'
yengeç dansı.
---spoiler---
Fikir çok güzel, kesinlikle çok fazla izleyiciyi ekrana çekme potansiyeli var. Bir de CMYLMZ olunca iş bitmiştir dersin değil mi dear okur; ama öyle değilmiş. -benbugünbunugördüm- Sonunu ben bile bu kadar uyduruk bir öyküyle bitiremezdim.
Daha yaratıcı olması gerek bu adamın; ya da sinema yapmaması...
Konusunu filan bilmeyeniniz yoktur bence ama adet yerini bulsun; yazayım.
G.O.R.A.'dan aşina olduğumuz Arif, bu defa da Komutan Logar'ın bizans oyunuyla Yontma Taş Devri'nde bulur kendini. Üstelik de Ceku hamiledir...
IMDb der ki, 7.1 -an itibariyle 3,354 oyla-. Bence 5.5 filan. -otur sıfır der gibi oldu-
Cem Yılmaz'ı severim, canlı canlı izlemişliğim de vardır; gülmekten kendimi kaybetmişliğim de. Ama mümkünse 'Türkler uzayda', 'Türkler Taş Devri'nde', 'Türkler mangalda', 'Türkler Amerika'da', 'Türkler Hollywood'da', 'Türkler halloweende' vs. vs. karikatür konularını çekip çekip film yapmasın. Lütfen.
Bin tane stand-up yapsa izlerim, ama bir daha Cem Yılmaz filmi derlerse durup düşünürüm. O kadar.
-dekorlar da kötüydü ama sustum-
-hayır agresif değilim-
-biraz fazla test çözmüş olabilirim-
-ama agresif değilim-
-cidden-

Woody Allen Olmuşum da Haberim Yok!

...dö la g'Eve Zé Cabaret iftiharla sunar...

Olay: Okulda planlanan eğlence için oyun yazma görevini ne talihsizliktir ki Geveze'ye verirler..

SAHNE 1
(Teneffüs zili çalar, Geveze öğretmen masasına depar atar)
GEVEZE: Hocaaam, ben bişey..
ÖĞRETMEN: Meşgulüm, daha sonra Geveze!

SAHNE 2
(Koridorda Geveze öğretmenini yakalar)
GEVEZE: Hocam, yeni yılla ilg...
ÖĞRETMEN: Şimdi olmaz Geveze!


SAHNE 3
(Bahçede Geveze öğretmenin peşinden koşar)
GEVEZE: Hocam çok az vaki..
ÖĞRETMEN: Yarın konuşalım Geveze..


SAHNE 4
(Sınıfta kritik yapılmaktadır)
GEVEZE: Ben de dedim ki, Noel Baba'yla diğer dünya masallarını karıştırsak süper olur. İşte Jack ve Fasülye Sırığı'ndaki Jack parayı bulunca mafya oluyor, Noel Baba'yı haraca bağlıyor. Kırmızı Başlıklı Kız'ı da Kurt'un midesinden çıkaramamışlar, ama kız da Kurt'u yakından -midesinden- tanıyınca onu pek bir sevmiş, oradan çıkınca evlenecekler. Ama korkuyor tabii orada, kemik deri ne ararsan var... Diyor ki; 'Kurt'um, bana bir oyuncak ayı neyin bulsan da ona sarılsam, korkuyorum ben burada!'. Kurt da ayı yemeyi gözü kesmediği için Noel Baba'nın uğurlu geyiğini yiyor.
Bu arada Noel Anne Noel Baba'ya para veriyor çocuklara eşofman alsın diye; Noel Baba da sayısal oynuyor.
Her şey üst üste geliyor işte, üç küçük domuz filan dahil oluyor hikâyeye, Noel Baba'ya grip bulaştırıyor, Noel Anne kendi kaburga kemiğini çıkartıp çorba yapıyor Noel Baba'yı iyileştiriyor, Gretel geliyor Noel Baba'nın Hansel olduğunu neyin söylüyor. İşler karışıyor; ama Alaaddin'in plazasında komilik yapmaktan sıkılan cin gelip Noel Baba'ya yardım ediyor işler tatlıya bağlanıyor.

ARKADAŞ: Güzel olmuş bu ya, hoca bakmadı mı şimdi? Aaa, bak ben Jack olcam baştan anlaşalım hee! Bak şimdi şeyi de şaaparsak eğer şunu da şöyle...


SAHNE 5
(Teneffüs zili çalar)
ÖĞRETMEN: Gevezeeee!
GEVEZE: Hocam sonra görüşelim.

SAHNE 6
(Öğretmen Geveze'yi bahçede görür)
ÖĞRETMEN: Geveeezeeee!
GEVEZE: Hocam meşgulüm ben sonra görüşsek?


SAHNE 7
(Öğretmen Geveze'yi yakalar)
ÖĞRETMEN: Geveze, falanca filanca bana senin oyununun çok güzel olduğunu söyledi, anlatsana biraz!
GEVEZE: Ee, işte olay Sibirya'da geçiyor.
ÖĞRETMEN: -Houston bir sorunumuz var-




Çok hoş star tribi yaparım, bildiğiniz gibi değil. Sonra ne oldu diye merak edenler olursa öğretmen Geveze'ye gözlerini belerterek baktı. Geveze tırstı kaçtı. Ertesi gün de oyun metnini teslim etti, perde kapandı. Woody Allen'cılık da bir yere kadar tabii..

Böylece Badem Gözlü Olurum

-Seni anlıyorum Joanna; hayatının en zor 3 yılına dair bir fikrim var!
-Ah, ne kadar anlayış-ühhü-lısınız... P-peki hangi yıllar onlar?
-Ah, ortaokul yılları, ergen böcüğüm benim!

Amerikan kültürüne dair bööörk bir alıntıyla başladığıma göre konuyu az çok tahmin edebiliyorsundur dear okur, her zamankinden daha çok beynini didikleyeceğim; okumamakta serbestsin...
...

Son birkaç gündür her halta ağlıyorum, ömrüm boyunca döktüğüm gözyaşı rekorunu toplayıp ikiye katladım sanıyorum.. Hatta zorlasam ağlama dalında Nobel neyin alabilirim.

Marley & Me'nin sonunda ağladım, kolumu duvara çarptım ağladım, uykum geldi ama ödevim bitmediği için ağladım, tırnağımı derinden kesmişim ona ağladım, gözlüğümü kırdım ağladım, Dedektif Kurukafa - Suratsızlar'ın sonunda ağladım -bence de oha-, hapşurduktan sonra burnum aktı ağladım, yazılıdan 100 alınca mutluluktan ağladım, tavuklu pilavı görünce ağladım -bunu neden yaptığıma dair bir fikrim yok-, yanlışlıkla yarı sahadan basket attım ağladım, okuduğum kitabı bitirdiğim için ağladım, neredeyese 14 yaşında olacağım için ağladım, legolarımı bulamadığım için ağladım, geri zekalı Cyber Shot makinemle fotoğraf çekemediğim için ağladım ve en son niye her haltı bahane edip ağladığım için ağladım.

Vay be, drama kraliçesi dediğin böyle olur :))

Sonra da buzdolabını açınca yumurta rafına gözüm takıldı. Bütün yumurtaların sivri uçları yukarı bakıyordu, bir tanesinin yuvarlak ucu yukarı bakıyordu; anıra anıra güldüm.

Sanırım yine film kopma anlarından birini yaşıyorum, on bin bakımım filan gelmiş de olabilir. Ama sorun şu ki bir daha ağlarsam gözlerim çıkacak, yerine badem yerleştireceğim..
Bu riski göze alamam Watson, Bridget Jones'un günlüklerini bir oturuşta nihayet bitirecek kıvama gelmiş olabilirim.


Bu arada çevreye verdiğim zararlardan -vazoyu gümletmek, avizeye top atıp zedelemek, televizyon kumandasını bozmak, çikolata stoklarımızı tüketmek, gürültü yapmak, herzamankinden daha fazla konuşmak vb.- dolayı özür dilerim.

Neşeli Hayat

''Küçük adamın büyük hikâyesi.''

Böyle özetliyor Yılmaz Erdoğan filmini.. Bana sorarsanız tam tersidir; büyük adamın küçük hikâyesi...


---------
Filmi İzleyeceklere Öneriler
1. BKM Mutfak oyuncularını unutun. Sadece Büşra ve Ersin'e odaklanın. Fazla birşey beklemeyin bu bağlamda.

2. Ses sistemi iyi olan bir yere gidin; yerel sinemalar yerine Cinebonus gibi yerleri tercih edin. Hafif bir aksan var ama ses miksajı iyi değil, anlamakta zorlanabilirsiniz.

3. Eski Yılmaz Erdoğan filmlerini rafa kaldırın, olay değil su katılmamış durum filmi izleyeceksiniz.

4. Oyunculuk iyi, sadece arada bir Ersin gözünüzü yoruyor.

5. Bağımsız film tadında dram izleyeceğinizi unutmayın. Asla ve asla Çok Güzel Hareketler Bunlar'ı referans alarak gitmeyin.
---------


Rıza adlı karakter maddi sıkıntılar içinde olan bir gecekondu sakini. Bir reklam ajansı ile çalışıyor, bilimum maskotluk görevlerini itinayla icra ediyor, derken Noel Baba oluyor. Kendini ufak bir 'bitkisel' krizin içine sokmasıyla da olaylar gelişiyor. Dekorlar cuk oturmuş, dikkatli izlerseniz araya serpilmiş muhteşem imajları yakalarsınız.


-spoiler: gözlüğünü don lastiğiyle dekore etmiş kız babası, telefonunu şarj olurken duvara asılı bezimsi rafın içine koyan Rıza vs-


Doğaldı, çok doğal. Bu yüzden sinemanın o sihirli değnek havası yok; yer yer yüzünüzde tokat gibi patlıyor; yer yer sırıtıyorsunuz. Ama ne bir gözyaşı, ne de coşkulu kahkaha beklemeyin; hayatınızın filmi asla olamaz, sadece boş vaktinizi doldurur, aşina olduğunuz gecekondu kültürünü gözlemlersiniz.
Ayrıca Yılmaz Erdoğan'ın karakter yaratmada zirveye çıkayazması olayına neredeyse dokunuyorsunuz. Ve şunu da mutlaka söylemeliyim, senaryo her ne kadar neredeyse-börk olsa da sonu çok iyi bağlanmış.

Ne beğendim, ne de beğenmedim diyelim. IMDB 6.8 vermiş, bence 0.8'i fazla. 6, dümdüz 6.

Çakma Bloggerın Orijinal Güncesi: The OC

Gün 1
Artık kendi paramı kazanıp 2 bin liralık arabama 5 bin liralık müzik sistemi taktırmamın vakti geldi. Bu yüzden sanal alemin en kral forumunda, kendi forumumda dolaştım. İnsanlar blok diye birşeyden bahsediyorlar; ne olduğunu öğrenmeliyim.

Gün 2
Blok dedikleri şey meğersem bir siteymiş. Forum hesabı, istediğini yazıyormuşsun, alıntı filan yapabiliyormuşsun. Hatta reklam verip ayda beş-on bin lira götürebiliyormuşsun.

Gün 3
Kullanılmamaktan pörsüyen beynim ilk defa iyi bir iş yaptı, hem de o sırada ne tuvaletteydim, ne de birinden kaçıyordum... Çok şaşırdım.
Ben de blog -blok değilmiş onun adı, öğrendim icabında- açıp para kazanacağım.

Gün 4
Gerekli işlemleri yaptım, kendi adıma bir site aldım. Bildiğim en muhteşem esprileri yapmak için henüz Homo Sapiens olarak evrilememiş beynime işkenceler çektirdim, üç tane post dizdim birbirinden bomba.

Gün 5
Siteme benden başka kimse girmemiş, yazıklar olsun... Bu yazıları Avrupa'da yazsaydım şimdiye efsane olurdum... Kahvedekiler de internetin ne olduğunu bilmezler ki.. Görünüşe göre sosyal çevremin bana hiç yardımı olmayacak bu işte...

Gün 6
Bütün gün sitemdeki 'online okuyucu' sayacına bakarak burnumu karıştırdım. Bir ara kahveden haber yolladılar ne yapıyorum diye ama artık onlarla görüşemezdim, ne de olsa ben artık elit bir insanım, kültür level'ı yerlerde sürünen bu insanlarla konuşacak bir konum yok.

Gün 7
Bu yaşıma gelene kadar öğrendiğim bütün bilgi birikimimi -okeyde en baba taş çalma taktikleri veya maç tüyoları dahil- kullanarak bir post daha yayınladım. Bu arada keşfettiğim blogları inceledim; çok sığ olmalarına rağmen epeyce tıklanıyorlar.

Gün 8
Hala blogumu okuyan tek kişi benim.. Halbuki Google aramalarında görünmek için bir yazıda tam otuz iki defa Megan Foks yazmama rağmen.. Sanırım ben Türk halkı için fazla derinim, sularımda boğuluyorlar..

Gün 9
Burun karıştırma konusunda yeni bir teknik geliştirdim.

Gün 10
İlk yorumumu aldım, üstün edebiyatımı anlamayan bir insan imla ve noktalamayı nerede öğrendiğimi sordu. Ben de verdim coşkuyu, kimin blogunun okuduklarını anlamalılar canım!

Gün 11
Bu gidişle reklamlardan hiç para kazanamayacağım.

Gün 12
Futboldan anlasaydım bari onu yazardım.

Gün 13
Çok kral bir blog bulmuşum ki, vay anam. Kesin çok tıklanıyordur, hiç de reklamı yok; tabii benim kadar zeki değil herkes.

Gün 14
Bir blog daha buldum, yazdığım postta ondan aldığım bölümleri kullandım. Eminim benim kadar elit bir insanın ondan alıntı yapması çok hoşuna gitmiştir.

Gün 15
Bu gün sitem epeyce tık aldı. İnsanlar önceki postların bana ait olduğuna inanamadılar.

Gün 16
Geçmişimi yaktım. Bir blogdan daha alıntı yaptım.

Gün 17
Biri bana akademik dürüstlük diye bir şey dedi, yeni çıkan bir küfür olmalı. Ebendir dedim kapattım.

Gün 18
Bir post daha alıntıladım. Git gide bir okuyucu kitlesi kazanıyorum. Lavuğun biri bana çamur atmak maksatlı 'lünk ver ulan' dediyse de ona da bir güzel saydırdım. Meyve veren ağacı taşlarlar tabii.

Gün 19
Bir blog keşfettim ki çok güzel yazılar var. Elimden geldiğince alıntıladım, bir hafta filan rahat ederim artık.

Gün 20
İzleyicilerim artıyor. Bir sürü yorum geliyor ama hiçkimse yazdığım cevapalrı anlamıyor. Sanırım bundan sonra onlara cevap vererek vaktimi boşa harcamayacağım.

Gün 21
Bu gidişle ay sonunda epey bir para kaldıracağım.

Gün 22
Okurlarımdan biri bana çok zeki olduğumu söyledi. Bana yazıyor herhalde.

Gün 23
Bugün banyo yaptım. Bütün gün sürdüğü için sitemle ilgilenecek vakit bulamadım.

Gün 24
Kendimi fazla temiz hissettiğim için konsantre olup alıntılama yapamadım, gelen yorumlarla ilgilendim.

Gün 25
Bir alıntılama daha yaptım. Sanırım örgü filan vardı üzerinde. Önce kendime 'Erkek adam örgü örer mi?' dedimse de sonra kadın okuyucuların ilgisini çekebileceğimi düşünüp rahatladım.

Gün 26
Artık sınırlarımı genişletmeliyim. Tasarım bloglarından da alıntılama yaptım. Tabii ki kendi imzamı attım üzerine; blog sahibi kim bilir ne kadar sevindi..

Gün 27
Blogumun adına 'kişisel blog, haber, hobi, dekorasyon, kadın, moda, bilgisayar, ekonomi, alışveriş, tiyatro, sinema, bilişim, spor' gibi ekler getirdim. Sanırım akla gelebilecek her kategoriye sahibim. Deli gibi tık alıyorum. -tık alıyor, kazmatör-

Gün 28
Reklam paraları geldi. Bir gayret birkaç site daha yaptım, onlarca da alıntılama... Artık düşünüyorum, zekamın farkına varıyorum.. Bu alıntılama işinde epey iyiyim galiba..

Gün 29
Alıntılama yaptığım bloggerlardan biri ondan alıntılama yaptığımın farkına varmış; gurur duyacağı yerde sinirlerniyor. İnsanoğlu ne kadar nankör...

Gün 30
Artık soranlara kendimi 'yazar' diye tanıtıyorum.

Gün 31
Bazı nankörler hâlâ başımı ağrıtıyorlar. Bir an düşündüm, o kadar çok blogdan alıntılama yapmıştım ki insanlar benim tarzsız olduğumu düşünebilirlerdi. Ben en iyisi birkaç blog seçip tüm yazılarını alıntılayayım..

Gün 32
Birsürü tepki alıyorum, demek ki halkın dile getiremediği, bastırdığı duygularına tercümanım.

Gün 33
Kahvedekiler bana hayran gözlerle bakıyorlar. Hatta bir çocuk gelip burnumu nasıl karıştırdığımı öğrenmek istedi. Daha sonra benimle balgam tükürme yarışı yaptılar, kazanmalarına izin verip centilmenlik yaptım.

Gün 34
Alıntılama işi bana iyi geliyor. Kelime hazinem 90'dan 110'a çıktı.

Gün 35
365 sayfa yazmışım, helal bana.. Deliler gibi alıntılama yapmaya devam ediyorum, bu gidişle arabamın ses sitemi en az 10 bin liralık olacak.. Plazma Tv de alıp komşulara hava atacağım.

Gün 36
Birsürü insan beni kıskanıyor, alıntılamalarımı benim yaptığıma inanmıyor. Halbuki hepsini ellerimle yapıyorum, hatta bazılarını okumadan kopyalıyorum.. Sanat budur işte! Tek bir eksiğim var, o da link vermiyorum. Bilmediğimden değil, işime gelirse sülalesinin linkini veririm ama benim tarzım bu!

Gün 37
Beni yerden yere vurmuşlar yine, ama bilmiyorlar ki utanmak ve alınmak onlara, homo sapienslere özgü... Boşuna uğraşıyorlar be anam babam..

Gün 38
Artık bir cinsiyetim yok, çok farklı bloglardan alıntılama yaptığım için bir yerde 'kızım' bir yerde 'oğlum' diyor ailem bana..

Gün 39
Bu gün hesabımdaki linke tıklamak yerine artistlik yapıp adresimi yazmak istedim ama bir türlü bloguma ulaşamadım. Sanırım adres yazamayacak kadar mankafayım.

Gün 40
Alıntılama işine kendimi o kadar kaptırdım ki klavyeyi kullanamadığımı fark ettim. Adımı dahi yazamıyorum.. Bir dakika, benim adım neydi ki?

Gün 41
O kadar çok üstüme gelindi ki kendimi savunmam gerektiğine karar verdim; sanatçıyım ben be!

Gün 42
Buldum, buldum, buldum! RSS, RSS ve RSS! Seni seviyorum RSS!

Gün 43
Alıntılarımı blog tanıtımı amacıyla yaptığımı söyledim. Yazıların sadece RSS kısmını veriyorum dedim, sıyrıldım işin içinden..




Evet dear okuyucu, bu çakma insanın daha nice nice günlerini anlatırdım burada ama malum sen de ben de meşgul insanlarız..

Farkındasındır sen de, teknolojinin her yere ulaşması, bilinçli veya bilinçsiz kullanılması ve kopyala-yapıştır alışkanlığıdır bizi buraya getiren.. Sürekli unutan bir toplumuz biz; geçmişi unuturuz, geleceği unuturuz, dün ne yediğimizi unuturuz, kaynak göstermeyi unuturuz, link vermeyi unuturuz...
Hatta msn şifresi kırmayı biliriz de web sayfalarına nasıl köprü ekleyeceğimizi bilmeyiz..
Ali'den duyduğumuzu gider Veli'ye ballandıra ballandıra anlatırız..
Özgünlüğümüzü koruduğumuz bir konu varsa o da illegal işlerdir, doğuştan gelen bir yeteneğimiz vardır onlar üzerine.


Biliyorsun ki The OÇ'ler pek çok, pek çok çoktur buralarda... Hani aramana bile gerek yok.. Sen sen ol okurum canım; bağır; çok çok bağır, doğru yerde bağır, gece yatarken RSS'ni de açık bırakma...


Ces demiş ki...

nöt: çalmak; bir enstruman çalmak gibilerden, 'suç yok ortada, suç yok!'

Al Sana Benden Aduket

Dün sosyal yazılısı sebebiyle hayatımın ders çalışma rekorunu kırdığım için -1 saat 18 dakika 37 saniye, evet kronometre sağ olsun- ufak çapta bir neşe krizi geçirdim :))

Yazılıdan sonraki hailmden -ahey ahey aheeeeey- korkan arkadaşlar bir an yörüngeye kıvırcık yerleştiren ilk ülke olacağımızdan korktular ki zil çaldı normale döndüm.

Hadi dedim, iyi geçeyazdı, bari eğleneyim biraz. İnternette amaçsız amaçsız gezerken Street Fighter buldum. Bir an gözlerime inanamadım desem yeridir dear okur, en az üç-dört yıldır oynamıyorum fight might.

Rezil ötesi bir hale gelmişim aramızda kalsın; ama yine de kendimi kaptırıp eğlenebildim yani. Hatta bir ara öyle bir gaza gelmişim ki 'Aşkım bitti bundan sonra, çektin gittin benden sonra; yaşananlara saygın yoksaa, al sana benden aduu-keet!' diyordum ki..
Annem geldi.

Tıpıl tıpıl oturdu yanıma, yorum yapıyor:
"Oyyyynama öyle, 'x'e bas, bas bas bas! Bak adam tepeledi seni, aduket yap. High kick değil, high kick değil, low kick yap bak bloke ediyor. Zıpla zıpla! Ay hayır Geveze, adam üstüne uçarken zıplamayacaksın, yumruk at biraz. Aduukeet, hadi amaa! Uçardöner tekme yapsana, hıh hıh, evet! Aman Geveze, kalk ordan!"

Hıh, Yeşilçam filmleri gibi oldu annemle Ken'in buluşması... Göz göze bakıştılar önce, araya giren klavyeye alışmaya çalıştılar; bu arada Ken sıkı bir zumzuk yedi kafasına ama olsun, nihayet birbirlerini oldukları gibi kabul ettiklerinde E. Honda'yı hışırı çıkana kadar dövdüler.

Hatta hızlarını alamayıp ben ve Dhalsim'e versus mode teklifinde bulundular ve eze eze yendiler...

Ah, ah.. Sonra da soruyorlar bu çocuk niye normal değil diye.. Allasen söyle okurum, 40 küsur yaşındaki; Mario'nun kızkardeşini kurtarmaya çalıştığını sanan annenin gelip seni Street Fighter'da çok pis yenmesi normal mi?

Bu Bir Başlık Aslında, Biraz Zorlasam Müzik Filan Diyebilirim Sanıyorum

Yeni müzikler ekledim, aşağıya da ne olduklarını yazıyorum dear okur. Tadım tuzum yolda düşmüş, onu aramaya gideceğim kusura bakma. Diyorsan ben seni neşelendiririm, istek şarkı filan veririm, maildir yorumdur bekliyorum.

Metallica - Sanitarium

Tori Amos - Blood Roses

The Verve - Lucky Man


Kelaynak gibi olmuş, istesem bu kadar alakasız müzikler seçemezdim herhalde :))

Sol Beyinsiz?!

Matematiği ne kadar çok sevdiğimi, ölüp ölüp bittiğimi mutlaka söylemişimdir. Hatta geceleri 'Matematiiiiik' diye sayıklıyorum ben.-bu gereksiz bilgiyi de verdim içim rahat.-

Öğretmen: İşte bu da böyle, şu da şöyle. √ diye de işareti var. İşlem yaparken de sayıları karekökün dışına alıyoruz.
√0.1 - 0.1 * √0.1
E hadi çözün bari bunu.
-sınıfta pıtik pıtik gezinir-
Öğretmen: Eee, sen ne yaptın Geveze?
Geveze: Ben anlamadım sanırım.
Öğretmen: Aa anlamayacak nesi var, bu böyle, şu da şöyle. Bunu da dışarı çıkartıp 10la genişletiyorsun. Sonra bir de ortak paranteze alıyorsun. Bunu da burdan çıkart, çıkart bakayım. Hıh, evet. Şimdi de karekökle yazıyorsun bitiyor.
Geveze: Anlamadım.
Öğretmen: Şu şöyleyse bu da böyle. O zaman da bu böyle, hoop ortak parantez, şunu da böyle. Bitti.
Geveze: Ama ortak parantez nerde, göremedim ki ben onu? -mavi ekran-
Öğretmen: Bunu böyle dışarı çıkartıyorsun, şunu da genişlet. Bunu da dışarı çıkart. Ortak paranteze al. Tekrar karekökle yaz. Bitti.
Geveze: E madem dışarı çıkartmamız gerekiyor, niye karekökle yazdık ki? Hem şunu genişletmemişsiniz ki???
Öğretmen: Aaa, evet. O zaman soru yanlış.
-soruyu yeniden çözer-
Öğretmen: O öyle bu da böyle. Şunu şöyle yaptık buna böldük. Önce ortak paranteze aldık, sonra genişlettik sonra çıkarttık sonra topladık sonra böldük. Oldu mu Geveze?
Geveze: Ben bir temiz hava alsam?

Ya ben sol beyinsizim ya da bir yerlerde bir terslik var, anlamadım ki...

Nefret Nefret Nefret


Öğrenci olmaktan nefret ediyorum.


Ödev yapmaktan nefret ediyorum.


Matematikten nefret ediyorum.


Sabahları erkenden kalkmaktan nefret ediyorum.


İnternette gezinirken boynumun tutulmasında nefret ediyorum.


Tatilimi aptal ödevleri yapmakla heba etmekten de nefret ediyorum.


Tahtada problem çözerken tebeşiri ve hatta tırnağımı kırmaktan nefret ediyorum.


Odamı toplamaya çalışıp test çözme bahanesiyle yeniden dağıtmaktan, bunu fark edip de hayal kırıklığına uğramaktan nefret ediyorum.


Beden eğitiminin olduğu günler yağmur yağmasından nefret ediyorum.


Yanlış anlaşılmaktan nefret ötesi nefret ediyorum.


Bilgisayarımdaki belgeleri karıştırıp da Pink Floyd klasöründen film bulmaktan da nefret ediyorum.


Düşen kalemi almak için masanın altına eğilip kalkarken kafamı masaya vurmaktan nefret ediyorum.


Biyoloji sorularına her öğretmenin farklı bir cevap vermesinden nefret ediyorum.


Bir kelimenin İngilizcesini hatırlayıp Tükçesini hatırlayamamaktan iğreniyorum, nefret ediyorum.


Çoraplarımın eşini bulamamaktan nefret ediyorum.


Şiir yazdığını sanıp saçmalayanlardan, bu ucubik şiirleri Türkçe ders kitabına koyanlardan ve özellikle bu şiirlerle ilgili muhteşem etkinlikler hazırlayanlardan nefret ediyorum.


Gözlük camlarımın parmak izleriyle dolmasından nefret ediyorum.


Cebimde bozuk para taşımaktan ve o paraların şıngırtısından nefret ediyorum.


Ödünç verdiğim kitapların geri gelmemesinden, gelip de okunamayacak bir forma bürünmüş olmasından nefret ediyorum.


Matematikten bir daha nefret ediyorum.


İzleyeceğim filmin konusunu anlatma ayağına baştan sona her detayını -esas oğlanın esas kızı ilk öptüğü kafenin manzarası, esas kızın kankasının baloda giydiği elbisenin rengi, esas oğlanın tuttuğu futbol takımı...- anlatıp 'İyi seyirler.' diyen zihniyetten nefret ediyorum.


Odamın duvarına astığım posterlerin yerinin değişmesinden veya düşmesinden nefret ediyorum. -ben onları özel bir teknikle sıralayıp yerleştiriyorum :P bu tekniğe göre şu anda oturduğum yerden bütün yönetmen ve oyuncuları, test çözerken oturduğum yerden cici cici üniversite ve liseleri, yatağımdan -müzik dinlediğim yer :))- bütün müzik gruplarını görebiliyorum. duvarları akılcı kullandım :Pp-


Yazının en can alıcı yerinde laptopun şarjının bitmesinden nefret ediyorum.


Hatta bataryası olan herhangi bir şeyin şajının bitmesinden nefret ediyorum.


El yazısı yazmaya çalışıp da karaladıklarımı okumak için gözlerimin pörtlemesinden, Tükçecinin zorla elyazısı yazdırmasından nefret ediyorum.


Elyazımın kötü olmasından nefret ediyorum. -yazdıkları okunan ve göze hoş görünen insanları nasıl kıskanıyorum anlatamam. yıllardır düzgün bir elyazısına sahip olamamanın handikapı.-


Üşümekten nefret ediyorum.


Suçlu olmadığım halde suçluymuş gibi görünmem için elinden geleni yapan eşek şansımdan ve çok konuştuğum için öğretmenlerden yediğim zılgıtlardan nefret ediyorum.


Okula formayla gitmekten nefret ediyorum, yaşasın serbest kıyafet özgürlüğü!


Sabahın köründe en aptal halimle kilotlu çorap gitmeye çalışıp da tırnağımla boydan boya yırtmaktan nefffret ediyorum.


Filmlerin altyazılarının kötü olmasından nefret ediyorum.


Muhteşem bir kitabı fevkalade rezil çeviren çevirmenlerden nefret ediyorum.


---çok önemli spoiler, Jane Eyre'ı okumadıysan bu maddeyi de okuma---

---cidden bak, insanın tüm hevesi kaçıyor---

---bu son uyarım---

Jane Eyre'ın arka kapağına evin içindeki seslerin sebebinin Bay Rochester'ın eski karısı olduğunu yazan akıllıdan, ona onay veren editörden nefret edecektim az daha. Kitaptan soğudum. Ama okudum. Hala kızgınım, her an o iki muhteşem insandan nefret edebilirim.

---spoiler bitti---

---ben seni uyarmıştım mealli anne bakışını yaptım---

---hadi diğer maddeye geçelim---


Denemelerin orta yerinde öksürük krizine girip bütün milletin dikkatini dağıtmaktan nefret ediyorum.


Hapşırdıktan sonra resmen dağıldığım, gözlerim sulandığı, sesim tizleştiği, ellerim titrediği, saçım uçuştuğu için hapşırmaktan nefret ediyorum.


Ödevlerden çok nefret ediyorum.


Ama matematikten daha çok nefret ediyorum. -Cebir ve denklem hariç tabii, onlar matematik olamayacak kadar şeker-


Demokratik geçinip de cami minarelerinin yasaklanması için referanduma giden, utanmadan insan haklarını savunan sayın İsviçre'yi esefle kınıyor ve nefretime layık buluyorum. Peynirlerini sevdiğimi de en gereksiz dip not olarak yazıyorum.


Sonra bir de bu kadar çok şeyden nefret ettiğim için kendimden de nefret ediyorum.



Evet, bayram telaşından, ödev koşuşturmacasından, uyku düzeni bozukluğundan ve iflah olmaz üşengeçliğimden özledim sizi dear okurlarım canlarım, artık susayım diyorum, başınız ağrımasın.


İyileştim Ben yaaa

Ben iyileştim. Hani merak ederseniz diye şeettim.

Ayrıca gribim de H1N1 kabul edildi, o malum hayvan şeysi değil. Yaşasın bağışıklığım var artık!

Sağım solum da noktacıklar halinde iğne izi oldu.


Acısı bişey değil, okulda hocalar bağımlı filan oldum sanacak. Halbuki benim damarlarım iyidir, annem nokta atışı filan yapar. Hepsi beceriksiz hemşirenin suçu. Zaten dip boya da yaptırması lazım.




Bu arada bugün zorla dershaneye yolladı annem beni.




Yol üzerindeki oyuncakçıda ilan vardı dear okur:




Nitelikli deneyimli çoçuklarna iyi anlaşan bay bayan eleman aranıyor. Maaş dolgundur.

Evet, aynen böyle yazmışlar. Maaş dolgunmuş ama artık değil.

Ama Çok Güzel Kokuyor


İtiraf etmiştim ya hani, erkek parfümü filan. öhö.
İşte bu da o parfümlerden.
Ama çok güzel kokuyor.
Cidden, feminen bir kokusu var, oradaki 'for men'e takılmamak lazım.
Kesinlikle feminen.
Tabbbbiii cannııııım.
Ama çok güzel kokuyor.
Ben miii, bunu muu, sipariş miii...
Ama çok güzel kokuyor.

O Kelimeyi Gördüğün Sözlüğe Lanet Edeceksin

Hastayım diye evden çıkamıyorum günlerdir, bu gün nihayet kafamı yastıktan kaldırdım; şöyle bir gazetedir dergidir msndir sosyalleştim.

Amerika'dan bir arkadaşımla konuşuyordum, ama bakmayın Amerika'dan olduğuna; aslında İtalyan. Çok da güzel spagetti yapar :Pp Ama konu bu değil tabii :))

Havadan sudan konuşurken laf döndü dolaştı İngiliz İngilizcesi ile malum Amerikan İngilizcesi arasındaki farklara geldi, nasıl geldi sormayın; adımı zor hatırlıyorum şu günlerde :))

Sergio kendini haklı çıkarmak adına -sağ olsun- 'Biz Amerikalıların söylediğini anlamak için Oxford sözlüğüne ihtiyacın olmaz ki bu da iyi bir şey!' dediğinde beynimde şimşekler çaktı efeniiim.
-Siz Amerikalılar derken? Sergio, ooolum sen İtalyan değil misin? demezler mi adama? Derler, ve netekim dedim. Cevap beni benden aldı:
-Burası Amerika, ve eğer buradaysan sen de Amerikalısın.

Adamlar yememiş, içmemişler; milyonlarca azınlık toplamışlar ülkelerinde dünyanın dört bir tarafından. Üstüne üstlük öyle bir anlayış geliştirmişler ki, elin İtalyanı bile kendine Amerikalı dedirtmek için çabalıyor.

Takdire şayan değil mi dear okur?

Bana sorarsan bir madalyayı bile hak ediyorlar.. Öyle ki en gelişmiş, en kalabalık şehirlerinde azınlıklar kümeleşip 'Çin Mahallesi', 'Rus Mahallesi' adı altında mafyacılık oynuyor ama limuzininden iner inmez 'Hepimiz Amerikalıyız, hepimiz kardeşiz! Öpün beni!' kıvamında yumuşuyorlar.

Bizse burada Ermenilerimizi kurşuna diziyoruz geçmişi unutarak. Ermeniler Sevk ve İskan Kanunu ile Suriye'ye sürüldüğünde Osmanlı sanatkârlarından yoksun, atlarına nal çakacak adam bulamamış. Sonunda böyle hödükler olmuşuz, önce öldürür sonra da ardından ağlaya ağlaya 'Hepimiz Ermeniyiz, hepimiz Hrant'ız!' diye slogan atar olmuşuz.


Yüzyıllardır bizim sorunumuz bu; eziklik psikolojisi. Patates püresiyle yan yana gelsek ayırt edilemeyeceğiz yakında.

Tarih yazmaya gelince üstümüze yok tabii, peki ya okurken? Osmanlı'nın son dönemlerini açın bakın okurcum, paçaları tutuşan padişahlar yok Tanzimat'tı, yok ıslahattı azınlıklara bir donunu vermedi -ki bana sorarsanız ona da çok az kalmıştı-. Halbuki henüz 50-60 yıl öncesinde gül gibi geçinip gidiyorlardı ya 'Osmanlı Toplumu' adı altında.

Anlamak istemiyorlar şunu: Eğer onları azınlık olarak kabul edersek hiçbir zaman Atatürk'ün de amaçladığı gibi dili bir, gayesi bir çağdaş bir toplum olamayacağız. -aynı cümlede üç tane bir, hastayım üstüme gelmeyin-


Ama bir de şu var ki gidip de Baş Açılımcımız'a desek 'Azınlıkları Türk olmaya özendirmelisiniz, Türk toplumu adı altında birleşmeliyiz, vırvır dırdır.' Mussollini İtalya'sına döneriz maazallah.

Olur mu olur değil mi? Ama gün gelecek, o-malum-kelimeyi-bilirsin-sen gördüğümüz sözlüğe lanet edeceğiz. Kışkırtma değil de nedir bu söyleyin bana?


Son olarak eğer bu ultra siyasi saçmalığın bu kısmına kadar gelebildiysen okurum canım, bir fıkrayla gönlün şenlensin e mi?

Çok uluslu bir okulda öğrencilere filler ile ilgili bir ödev verilmiş. Herkes kafasına göre birşeyler yazmış tabii;
Fransızlar: 'Fillerin Seks Hayatı'
Çinliler: 'Fil Pişirmenin Bin Yolu'
Etiyopyalılar: 'Bir Fille Bin Kişi Nasıl Doyar?'
İngilizler: 'Safaride Fil Avlama Teknikleri'
Almanlar: 'Filler ve Fillerin Alman Dil ve Kültürüne Etkileri'
İranlılar: 'Dişi Filler Nasıl Çarşafa Sokulur?'
Amerikalılar: 'Daha Büyük ve Daha Görkemli Fil Nasıl Yetiştirilir?'
Japonlar: 'Daha Küçük ve Daha Ucuz Fil Yetiştirmenin Yolları'
Yahudiler: 'En Karlı Fil Satışının İpuçları'
Brezilyalılar: 'Filler Karnavalda'
Türkler: 'Ne Olacak Bu Fillerin Hali?'

Buraya başlık mı yazıyorduk?

Grip oldum ben. Serum fıştlattı annem, iyiyim şimdi.

Birkaç gün daha dinlenmem lazımmış, ama kaçabilirsem gelirim. Bu arada biizim okul da sinek avlıyormuş, yaa yaa. Ödev filan da vermiyormuş hocalar, millet sınıfta halay çekiyormuş.


Müzikleri yeniledim, artık dineyip avunursunuz kuzucuklarım.

Evanescence - In the Shadows

Oasis - Bittersweet Symphony

Lacuna Coil - Within Me

Ekstra Ordinaryus Anane

Efenim, güzüde okulumun güzüde rehberlikçisi tarafından -güzüde, güzide değil :)- elime tutuşturulan formla haşır neşir olmam gerektiğine karar verip üfürmeye başladım 'Gelecek Planlarım' hakkında...

İlk başta 'Evimin kadını, çoççuklarımın anası olayım daha da bir şey istemem!' yazıp rehberlikçiyi delirmek istesem de vazgeçtim :)) Başladım üfürmeye. Anneannem de yanımda, çeşitli yerlerde müdahele edince ilginç bir diyalog çıktı ortaya :))

Soru: Bu yıl gerçekleştirmeyi düşündüğünüz akademik başarılar nelerdir?
Cevap: Birkaç Akademi Ödülü almayı planlıyorum, 'En İyi Yönetmen' ve 'En İyi Film' dallarında iddialıyım. Ayrıca Nobel Edebiyat Ödülü için dişli bir roman üzerinde çalışıyorum. Politikaya atılmayı düşünüyorum, bir de 'Boşluk İlmi ve Boş İşler' üzerine doktoramı tamamlayıp ordinaryus olma yolunda ilerlemeyi planlıyorum. Vaktim olursa da SBS'ye girip protesto amaçlı birkaç eylem yapacağım.

Geveze: Nasıl oldu bu? İyi di mi, benim hoşuma gitti.
Anane: Kız bak bi de şeyi yaz şeyi, var ya hani Marşiyla'nın orda bi yerde bi film şeysi vardı, yaz onu yaz!
**İnceleme: Yaşlanmış olabilirim ama kültürümden bir şey kaybetmedim! Değil Cannes'ı, tatil cenneti Marsilya'yı bile biliyor, hatta aksanlı okuyorum!

Soru: Lisede hangi alanı seçmeyi düşünüyorsunuz?
Cevap: Ben bir akıma tabi olmam, kendi akımımı yaratırım.. Eşit Dil gibi birşeyler planlıyorum: Türkçe, İngilizce, İspanyolca, Rusça, Fransızca, Fizik, Geometri, Cebir.

Anane: Kız ne yaratması, imza atarım filan de; ayıp ayıp..
**İnceleme: Ne olursan ol, yine ge.. Yani dini bütün, laik bir vatan evladı ol, alçak gönüllülükte toprak gibi ol!

Soru: Üniversitede nereyi düşünüyorsunuz?
Cevap: Harvard filan çok avam, Yale fena olmaz diyorum.. -bu sırada popomun rakımı 3 ile 5 kilometre arasında yer yer değişmekte-

Anane: Aaa, Yeğil Eğil filan olmaz! Ben torunumu eğildirtmem! Teee Amerika'ya uçak parası mı vereceğiz? Otobüsle gelip gidersin, yılda bir defa filan.. Olmaz Yeğil Meğil! Git Marmara Lise Enistitüsü'ne, yakın hem orası! Harfırt'a da laf atma, bak Yamaha'ya, Harfırt'ta hukuk okumuş, Noel Barış Ödülü aldı... Cık cık cık...
**İnceleme: Ekonomik ol kız, başımıza sosyetik mi olcan? Kamil Koç tiz başlaya Amerika seferlerine! Hem komşunun torunu da Marmara İnglizce İşletme'ye gitti, benim torunum aşağı kalmaz! Obama'yı da bilirim, okuduğu okulu da, hatta Yamaha bile derim ona!

Soru: Üniversitede hangi bölüm düşünüyorsunuz?
Cevap: Uluslararası Sinema İlişkileri.. Diplo-yönetmen olacağım!

Anane: Savaş mavaş çıkarmayasın kız, iyisi mi sen Basın Yazım Edebiyat oku...
**İnceleme: Edebiyatın iyi, bırak ulusların arasını, yazar ol sen!



Ananem diyor ki bu test çok yetersizmiş.. bizim sosyal IQ'muzu filan ölçüp vermelilermiş bunu, ona göre de soru sormalılarmış.. Hem sabah televizyonda çıkan uzmanlar bu yaşlarda bu kadar stresin iyi olmadğını söylüyorlarmış, ülser filan olmayaymışım maazallah!

Kültürlü kadındır benim ananem! 67 yaşında olduğuna bakmayın, benim kitaplığımdaki kitapları yalayıp yutar hâlâ, siyasiymiş, aşk romanıymış, felsefeymiş, hepsini okuyor. Hatta gelip 'Pikipedi'den bak bakayım bu ne demek?' bile diyor.. Kızılşın ordinaryusum benim :))

İtiraf Ediyorum!

Evet evet, itiraf ediyorum ki,,

*Çim yiyorum!

*Erkek parfümü kullanmak istiyorum!

*Baharat manyağıyım.!

*Şerit şerit olan her şeye ba-yı-lı-yo-rum! -aslında şerit şerit değil, 'stripes' ama onun tam karşılığını hatılayamayan bir rezilim. bunun veya bunun gibi işte :))-

*Birkaç defa fazla meyve suyundan midemi bozdum.!

*Bir zamanlar benim olan civcivim balkondan atlayıp intihar etmişti!

*Ben de yolda yürürken dinlediği şarkının klibinde oynadığını sananlardanım!

*Minyatürden nefret ediyorum.!

*Britanyalıların ağır bir aksanla 'heartbreaker' demelerine hastayım!

*Soru işaretiyle aramızda özel bir bağ var.!

*Kararsızın önde gideniyim, bu yüzden alışveriş merkezindekiler beni çok seviyorlar: Kararsız kalacağıma ikisini/üçünü birden alalım bari!

*Dağınıklıktan öte halının üzerindeki kağıt yığınıyla bütünleşmiş bir insanım: 'Anne, Mario'yu götürme! Joanna'nın üstüne basma! Hayır hayır, halımı sakın kaldırma, sakkıııııııııınn!' -'sakın'ı efektli okuyoruz, Sylvester Stallone gibi-

*Penceremde içinde sadece toprak olan bir saksı var.! -ve ben onu suluyorum-

*Şaşırınca 'Bİİİİyörk' diyorum.! -Bİİİİİİ uzun, çok uzun. yörk de hıçkırır gibi, evet-

*Midem yok benim!

*Küçükken okuldaki tahtanın kalemlerini saklardım.!

*Appearance diyemiyorum, çıkmıyor işte ağzımdan.!

*El konusunda takıntılıyım, ellerden karakter analizi yapabilecek kadar!

*Klavyedeki hiçbir tuşa iki defa üst üste basmama gibi saçma bir takıntım var.! -zakkum veya eşşek yazarkenki huzursuzluğumu tarif edemem ki.-

*Herhangi bir yerimi -parmak, dudak, diz, kol vs. vs.- kanatmaktan hoşlanıyorum.!

*Arka arkaya beş film izleyebilirim/izledim!

*Kabul ediyorum, kavram ve kelime türetmek gibi bir hastalığım var :)) -tabii ki o kelimeleri burada kullanmıyorum, eğer kullansaydım bu postu anlamak için bir sözlüğe ihtiyaç duyardınız :)) zira benim ihtiyacım oluyor bazen :))-

*Sinestezim olabileceğine dair kanıtlar var.

*Şimdiye kadar 12 tane vazoyu evde top oynarken kırdım. Ve evet, sayıyorum :))

*Canım sıkılınca HP kitaplarından bazılarını -Felsefe Taşı, Sırlar Odası, Azkaban Tutsağı, Ateş Kadehi, Zümrüdüanka Yoldaşlığı ve Melez Prens :)) Ölüm Yadigârları hariiç hepppisi- dönüp dönüp okuyorum.

*Bir filmi en az iki defa izliyorum.

*Kurumuş çay yapraklarını çiğnemeyi seviyorum.!

*Yazı yazmayı çok seviyorum ama iğrenç bir yazım var. Ne yazdığını okumak için büyüteç kullanmayan insanlara hâlâ şaşıyorum.!

*Klavyenin tuşlarına basınca çıkan o çıtırtımsı sese bayılıyorum.

E bu kadar itiraf yeter, fazla ifşa olmayayım gece gece :))

Başlık Filan Yok İşte

Bazen insan nereye ait olduğunu önemsiyor..

Bazen = .....................

Vefalı okurum, kafana göre doldurasın diye bırakıyorum bu boşluğu, yoksa ben çok terbiyeli bir çocuğum biliyorsun..

Öyle işte, amaç arama bu postta.. Yastık kızarıklığından birinci derecede yanık kızarıklığı çıkarabilecek bir ergen psikolojisindeyim ve başını şişirdim ve gidiyorum..

Gidiyorum..

Tamam tamam, gitmekteyim..

Tarih vs. Makas

Bu gün hayatımın en rezil Sosyal Bilgiler -ya da yeni adıyla T.C. İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük- yazılısını geçirdim. İşin ilginç tarafı ilk defa bir yazılıya bu kadar çok çalışmış olmam..

Densizlik ediyorsam söyleyin ama tarih yazmanın tarihe konu olmaktan daha zor olduğu kanısındayım..

Eğer yakınınızda 8. sınıf öğrencisi varsa T.C. İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük kitabını isteyin, açın son birkaç üniteyi ve okuyun.. Evet, bir deneyin okurcan.. Ne mi göreceksiniz? Tabii ki tarih..

'Tarih vs. Makas'.. Evet, evet; çok boyutlu, çok afralı çok tafralı bu tarih..
Er Ryan'ı Kurtarmak diye hoş bir film vardır, büyük örneklerinden bence bu tarih yazma meselesinin.. Eğer ki siz kaybettiğiniz bir savaşı seyirciye izletirken 'Vay anasını be, nasıl da çarpışmışlar, nasıl da efsaneleşmişler herifçioğulları!' dedirtebiliyorsanız, tarihi yazmışsınızdır..

Karşı tarafın size nasıl bir tokat çaktığının, yere amele sümüğü gibi yapışma sahnesinde attığınız kahramanca (!) çığlığın hiçbir önemi yoktur, siz nasılsa aslanın pençesine, makinenin dişlisine ve beyinlere çiviler çakacak çekiçlere sahipsinizdir; kalem, kağıt ve sahne!

Hey Hey Hey Hey Bakar Mısın?

Haydi eller havaya nükleere!
Yaşasın kanser!
Yaşasın gen mutasyonu!
Geber mavi küre!
Ceset, ceset, daha çok ceset; ölüm, ölüm, daha çok ölüm!
Sinek gibi ölen insanlar!
Hurray!

..diyor muyuz? Tabii ki demiyoruuuz! Çünkü biliyoruz.. Yaşadık/gördük..

http://nukleer.greenpeace.org/
http://nukleer.greenpeace.org/
http://nukleer.greenpeace.org/
http://nukleer.greenpeace.org/
http://nukleer.greenpeace.org/

Kaynak: Cesetizleri...Cesetizleri...Cesetizleri...Cesetizleri

Edit: Bi düşündüm de şimdi, eğer atom çekirdeğinden enerji çıkarmak bu kadar riskli olmasaydı atoma ulaşmak da bu kadar zor olmazdı :Pp Tamam ben bir düzmantığım!

Ço' Hastayın Anam Öleyon! | Hastalık Hastasının Oluşum Evreleri



Sabah 8 suları, evde..
Geveze kişisi uyanıp aynaya bakar, kendi çapında mutlu olur:

'Aa, bugün saçım daha bir düz.. Sanki rengim açılmış, oh oh; iyi...'



*****

Sabah 8.30 suları, dershanede..

-Hieei, Geveze! Noldu sana böyle? -ve deli kuyuya taşı atar-

--Aa, bak bukleleri de düzelmiş! Aaa!

+Rengi mi solmuş ne? -akıllıların da damlaması için çok beklemeye gerek yok aslında-

-Ateşi var mı ateşi?

++Bi bakayım ben, aay ay ay, yanıyo kızcağız!

*E bi açılın da nefes alsın, halsiz de görünüyo zaten!

Geveze: Ahahahahahaharaharah!

+Ayy, bak kriz geliyorum demez.. Görüyo musun, gitti gül gibi Geveze..

Geveze: Yok ya, iyiyim ben.. Doksanlık nineler gibi üşüşmeyin başıma, iyiyim bak, cidden!

-Yok yok, gel otur sen şuraya Gevezecim, iyisin iyisin..

++Su bulun bakayım kıza!

Geveze: Gerek yok, sağ olun; iyim ben dedim ya, aaa!

*Ayy, rengi iyice soldu.. Gözaltları da mor mu ne?

+Bak zaten bukleler de bozulmuş, dedimdi ben size!

--Bukleler bozulmuş diyen bendim bi kere!

+Hadi ord...

Geveze: Huhah, ya yapmayı..

*Al iç şu suyu, iç Gevezecim; iiii-iiç!

++Hııh, pencereyi de açalım hava alsın.. Kireç gibi, kireç!

-Yok, üşür öyle ya..

Geveze: İyi böyle, abartmayın ya.. -İç ses: Yoksa hasta mıyım ben?-

-Gözler mosmor, bir de iyiyim diyor..

Geveze: Yok artık ya, dün geç yattım biraz.. Çok mu geç yattım yoksa? Ay başım ağrıyor benim! -Buyuur, iki yaka numaralı deli taşın anatomisini incelemeye başladı-

++Ağrı kesici bulun bakayım kıza! burnu da kızarmış, tüh tüh tüh..

*Başın dönüyor mu? Ceketini vereyim mi?

Geveze: Ya bilmem ki.. İyi gibiyim ama.. Ay, başım dönüyor galiba..

--Giy sen ceketini, hıhı; giy!

Geveze: Ateşim mi var benim?

-Zaten buklelerin de bozulmuş senin..

++Gözlerinin altı da mor..

*Dudakları daha mı kırmızı ne?

--Burnu da kıpkırmızı zaten..



*****

Öğlen 12 suları, evde..

Geveze: Anne, pijamalarıııığğğm nerde, üşüyorum,, ayhh çok hastayım.. Zaten buklelerim de çözülmüş.. Anneee, nane limon kaynat bana! Aaanneeee!

Anne: E daha sabah 'Kıriismııss kıriiismıııs' diyordun, ne oldu ki?

Geveze: Ayyy, ateşim var benim... Üşüyorum da, hem bak buklelerim çözülmüş... Gözlerimin altı da mor... Bak bak, kireç gibiyim kireç! Burnum da kızardı, koku da almıyorum!

Anne: Hıı, yani şimdi aslında iyi peki ama bence şimdi o zaman... E hadi giy pijamalarını..

Geveze: Leğenimle sıcak su torbamı da -haaaapşuuu- getir bari..



*****

Öğlen 2.30 suları, evde..

Geveze: Aaah... Hapişşşiuuu... Aaaahh... Öhhhhöörm... Aaahh...

Anne: Gevezecim, Forum'a gidelim diyoruz; iyi hissediyor musun kendini? -Kırk ikinci akıllı çığır açacak bir tedavi yöntemiyle karşınızda-

Geveze: -yataktan atlar- E iyi o zaman, bir hava alırım.. Hipşi.. Açılırım belki.. Ne giyeyim ki ben? Ay sıcak oldu.. Dondurma yeriz di mi? D&R'dan film bakıcam hem.. Parfümüm de bitmek üzere, yenisini almak lazım Tekin Acar'dan.. Parlatıcım nerde benim, bu leğen niye burada ki şimdi?

-hapşırıklı mendil-

Mimim, Mimsin, Mim

Tam burda, NoNeLeSScim beni mimleyivermiş... Hadi yazayım o zaman..

Dolabında hangi renkler daha fazla?
Koyu gri, kırmızı, mavi. -evet, kıyafetlerimi saydım. noolmuş?-

Alışverişe gittiğinde hangi mağazaya uğramazsan olmaz?
Bimeks, Nike, D&R.

Kendini rahat hissettiğin giyim tarzı?
Bol olmayan, düz kesimli ve eşofmana göz kırpan her türlü kıyafetin içinde rahatım ben :)) Mesaj kaygısı taşıtan abuk renklerde tişörtler, spor ayakkabılar, uzun, upuzun ceketler çok rahat oluyor, benden söylemesi ;)) Bir de pijamalar var ki, onlardan rahatı yoktur :)) -utanmasam sokağa pijamalarımla çıkardım, evet yapardım bunu-

Kesinlikle seksi diyebileceğin şeyler?
Kıyafet olarak mı? Bir kadın üzerinde mi bir erkek üzerinde mi? 14 yaşında bir velet için mi?
Piki.. Üzerinde çok düşündüğüm bir konu değil -nedense-.
Ama illa bişeyler saçmalamam gerekirse, topuklu ayakkabıların kavisli kısmı, yoğun -ama çam ya da tütün kolonyasına benzemeyen- parfümler, bi de iflah olmaz ukalalar..

Asla giymem dediğin kıyafetler?
Fırfırlarr! Kat kat etekler, hatta etekler..

Fiyatları gereği ulaşılması zor markalardan beğendiğin?
Bilmem :)) Defile izlemek gibi bir hobim olsa da Chanel'dir, Yves Saint Lauren'dır giydiğim markalar değil..

En fazla yatırım yaptığın sektör?
Sinema, müzik, kitap, kozmetik -parfüm, daha fazla parfüm!-

Kitap, film, spor arasından daha çok vakit ayırdığın hangisi?
Şu aralar kitap>spor>film.. Normalde canım çıkana kadar spor, kalan zamanda da film ve kitap..

Dışarıdayken yemek için en çok tercih ettiğin yer?
Aydın küçük yer :)) Kumpirci, pizzacı ve çiğ köfteci :)) Nadiren protein almam gerektiğini hatırlayınca da Burger King. -öl McDonald's-


Gidi Kuzgun Güdük Fare, en frambuazlı Tobicimm, Melankolia Sln ve ve ve King of the tawn... Asisti yaptıım gitti..

Ben Bir Keriz Ağacıyım Gülhane Parkı'nda

Bazen Guiness Rekorlar Kitabı'na girmem gerektiğine cidden inanıyorum...

Zeki olduğumu sanarak yaşıyorum ya ben, illa yüzüme vurulması lazım aslında muhteşem bir sakar ve saf olduğumun... Yomsa uyuyamıyorum, cidden bak okurcum...

Mutlu uyandığım her sabah kendimden korkuyorum. -benbugünbunugördüm-
Bugün muhteşem işlere imza attım.. Sırasıyla,

-Kahvaltıda çayıma salatalık düşürdüm.
-Ayakkabılarımın bağcıklarını bağlarken ayağımı merdivene dayamıştım ki hoop... Oturuvermişim yere.
-Çantamın fermuarı açıkmış, yolun yarısında öyle yürümüşüm, notlarımdan bazılarını da düşürmüşüm.
-Dershanede yanlış sınıfa girince fark ettim ki dörtlerin arasında ne çok göze batıyormuşum meğer!
-Evden biri yirmi geçe çıkınca derse yetişilmiyor bu arada-
-İki katın merdivenlerinden arka arkaya yuvarlanılabilinir, yapabiliriz bunu!
-Elindeki matematik testi yanlışlıkla pencereden düşedebilir..
-İmkansız diye bir şey yoktur, tahtayı silerken tırnağını kırabilirsin!
-Teneffüse çıkarken hem öğretmenin hem de sıra arkadaşının ayağını yamyassı edebilirsin, inan bana Rocky!
-Bütün bunların üstüne milletin beş altı yanlış yaptığı testi fulleyip, herkesin fullediği testten de iki boş çıkartabilirsin, çünkü soruları çözmeyi unutursun.. Evet evet, potansiyeli gördüm ben..
-Tüm İngilizce dersi boyunca tahtadaki yazım yanlışlarını saydığın kağıt yere düşünce İngilizceci o kağıdı bulabilir...

Bazen ne ebleh oluyorum ama...
Bu arada hatırlatmak isterim ki okurum canım, insanalr yüzyıllarca deliyle dahiyi karıştırabiliyorsa, kerizle sanatçıyı da karıştırabilir..

Bu arada ben mailleri ne çok seviyormuşum da haberim yokmuş :))

Dizmınd Tatu | Ama Buradan Öyle Görünüyor!


Annem lisede ve ortaokulda Almanca gördüğü için İngilizce ile olan tanışması üniversiteye kadar sarkmış. Tabii tıp fakültesinde de oturup tense görmemiş. Tıbbi İngilizce ile paçayı kurtarmış.

Bu aralar da onuşma diline merak sardı, öğrenecek!
Oturuyoruz çalışma masasına, saçımı başımı yola yola İngilizce öğrtiyorum anama... Aşağıdaki metin üzerinden bir diyalog geçti ki, ne siz sorn ne de ben söyleyeyim... Yanağım ağrıyor hâlâ!

¨When the missionaires came to Africa, they had the Bible and we had the land. They said 'Let us pray!' and we closed our eyes. When we opened them, we had the Bible and they had the
land.
-Desmond Tutu


Anne: Ven di mişınırs kam tı Afrika

Geveze: Mişşınırs keym to Afrika

Anne: Hıhı, misşınırs kame to Efrika

Geveze: Efrika diye bir yer de mi varmış?

Anne: Olma mı, seni Efrika'nın çayırlarından getirdik iz, ehiehi.. Nerde kalmıştık? Hıh, çeviriyorum: Eğer misyonerler Afrika'ya geldiğinde...

Geveze: When orada zaman zarfı olarak kullanılmış, 'eğer' deseydi 'if' olurdu...

Anne: Ben de öyle dedim zaten! Eee.. Dey hed dı Bibıl en vi hed dı lend.. Şimdi 'land' neydi? Hani Lande Rover'ın 'land'i mi?

Geveze: Kısmen...

Anne: Zaten ben de öyle dedim ya.. Hım.. Diyo ki, misyonerlerin biblosu vardı, bizim de Land Rover'ımız.. Ay, işte arazi aracımız..

Geveze: Ciddi olamazsın di mi..

Anne: Tamam ya, Land Rover'ları değil, araziler varmış..

Geveze: Biblolara noolmuş?

Anne: Geveze evde top oynarken kırmış.. Ne bileyim noolmuş? Bi okuyayım... Hııı, biblolar topraktanmış!

Geveze: Allah'ım sana geliyorum! Bak şimdi, The Bible, Holly Bible oluyor tamam mı?

Anne: Holly Bible neydi?

Geveze: İncil.

Anne: Aaa... Afrikalıların İncil'i, misyonerlerin de toprağı varmış.. Tamam anladım..

Geveze: Hayır, tam tersi...

Anne: Afrikalıların biblosu, misyonerlerin toprağı varmış..

Geveze: asdfşkl... Almanca düşünme anne, 'we had the land'. Afrikalıların toprağı, 'they had the Bible' misyonerlerin İncil'i.. Toparlarsak...

Anne: Misyonerler Afrika'ya geldiğinde bizim toprağımız, onların da İncil'i vardı...

Geveze: Süpersin!

Anne: Ehm, tabii... Seni ben doğurdum, unutma.. Hıh, nerdeydik..

Geveze: Sonra da diyorlar bu çocuk neden bu kadar narsist..

Anne: Anneye narsist denmez! Anneye narsist den-mez!

Geveze: Tamam, denmez.

Anne: Aferim kuzuma.. hıh, tamam.. Dey seyd..

Geveze: Sed dersen daha şık olur.

Anne: Tamam, dey seeed, lets us prey...

Geveze: Oradaki 'Let us' aslında 'Let's'in orijinali, o yüzden lets us demene gerek yok..

Anne: Tamam, piki. Demişler ki prey yapalım..

Geveze: Prey yapalım değil, dua edelim anne, dua edelim!

Anne: Tamam, Allah'ım beni bu Geveze'nin elinden kurtar!

Geveze: Anne yaaaa... Dalga mı geçiyorsun adam mı seçiyorsun yaaa! 'Pray' dua etmek demek..

Anne: Hıı, tamam.. Misyonerler demişler ki dua edelim! en vi kılosd aur ays. Ama siz de misyonerlerin yanında niye gözlerinizi kapıyorsunuz ki!

(Geveze kopar)

Anne: Ven vi opınd dem... Neyi açmışlar? Misyonerleri mi?

Geveze: Gözlerini...

Anne: Hı, evet... Ven vi opınd dem, vi hed dı bibıl en dey hed dı lend. Gözlerini açınca topraktan biloları olmuş... Yok, bibloları toprak olmuş...

Geveze: Ama anne yaa... Ama yaaa... Bana da yazık di mi ama... Bak, cümleleri tek tek oku... 'We had the Bible'. Bible. İncil! Bizim incilimiz, onların da toprağı vardı...

Anne: Anladım.. Bi daha çeviriim mi? Bak, diyo ki 'Misyonerler Afrika'ya geldiğinde bizim toprakalrımız, onların İncil'leri vardı. Hadi dua edelim, dediler. Gözlerimizi kapadık. Açtığımızda bizim İncil'lerimiz, onların da toprakları vardı.' Dizmınd Tatu.

Geveze: Dizmınd Tatu değil, Tutu.

Anne: Tutu da neymiş öyle, balerin elbisesi değil miydi o?

Geveze: Yaa, evet.. Adamın adı 'Dizmınd Balerinelbisesi'. 'u'yu da nasıl 'a' diye okuduysan artık..

Anne: Yazın o kadar kötü ki Dizmınd Tutu buradan bakınca Dizmınd Balerinelbisesi oluyor!



Görür ama o... Bir dahaki Almanca dersimizde nasıl aptala yatılırmış öğrenecek, niiihahaha!

Nekibuki?

Sağ üstteki müzikleri merak edip mail atan okurcum sayesinde aklıma geldi, hani beğeneniniz filan olursa, 'Ouuhhff, bu neeğğ yaaa!' diyeniniz filan, söyleyeyim :))

Buz mavisi olan Madonna - Frozen
Onun altındakisi Kylie Minogue - Come Into My World
En alttaki su yeşili de Craig David - Insomnia

Kader=?

Bazen okuldaki din derslerinin tamamen vakit kaybı olduğunu düşünüyorum... Ateist değilim hayır... Sadece anlattığına dair fikri olmayanları sindiremiyorum...

Eğer amaç bizi dinden soğutmaksa, pörfekt... Ulaşılmak üzere neredeyse, zira ergen zihinlerimizin hiçbirinde İstanbul surları gibi bir iman profili yok...

Dinci: E kader dediğimiz şey... Eee... Allah'ın bizim yapacaklarımızı bilmesi durumudur. Dünyaya gönderilme amacımız aslında sınavdır...
Öğrenci: Eğer Allah bizim yapacaklarımızı biliyorsa bizi niye dünyaya gönderiyor ki?
Dinci: Eee... Öbür tarafta Allah seni hop cehenneme yollasa, başka birini de cennete... Demez misin 'Benim cehennemlik olduğum nerden belli?' Eee... İşte onun için dünyaya gönderildik...
Öğrenci 2: E peki İnanıp inanmayacağımız da kaderimizde yazılıysa sınav olmuyor ki dünya!
Dinci: Eee... Aslında Allah hepimizin ne mal olduğunu biliyor... Ama bize seçme hakkı da tanıyor...
-dumurun sessizliği derken Geveze koca çenesini tutamaz-
Geveze: Hocam, kitaba baktınız mı hiç?
Dinci: Tabii baktım, bakmaz olur muyum?
Geveze: Hımpfh...
Dinci: Ne demek oluyor bunlar Geveze?! -ses de yükselir-
Geveze: Şaşırdım...
Dinci: Ne demek şaşırdın?
Geveze: Kitapta 'Allah hepimizin ne mal olduğunu biliyor' yerine 'Allah kullarının hangi seçimlerini yapacağını biliyor.' yazıyordu, ben de şaşırdım... Kitabı okuduktan sonraki yorumunuz olmalı bu ama, değil mi? -sevimli görünmeye çalışılır- Yoksa böyle bir cümle kurulmaz, sonuçta hem içinde Allah geçiyor, hem de incelikten yoksun... Bir dayanağı olmalı, değil mi hocam?
Dinci:Eee, tabii... -hakaret mi şaşkınlık mı iltifat mı olduğunu anlamadı aslında- Aslında, ee, evet. Eee, bakış açıs... -konuşurken yakalanan bir arkadaş- Oooooğlum! Bir rahat duramayacak mısın sen! -azar, bağırış, azar, dağılan dikkat, bağırış, zil-

Şimdiye kadar asla bir insanı, hele ki bir öğretmeni küçümsemedim... Hatta 'sen' bile demedim... Din öğretmenimizi de küçümsemiyorum, sadece ağzım açık bakıyorum... -yanlış anlaşılmak istemiyorum-

Ben Barney'yi Görüyorum ya, O da Beni Görecek mi?

Yüzsüzlüğün dibine vurarak cnb... öhm, Orlando'dan aldığım, hatta sahiplendiğim, hatta benimsediğim mimimi yazıyorum :)) -geç mi kaldım ne?-




Hayatımda vazgeçemeyeceğim tek insan...

Hayatta önemsediğim birkaç kişi var, 'Ağlarsa anam ağlar, gerisi ninja kaplumbağalar!' diye süregelen esprimsi şeyde de olduğu gibi, annem... Bir de tombişim, kızılşınım, bitanem ananem :)) Gerisi, höüh...




Gelecekte nasıl ve ne bakmdan teknolojik gelişmeler olsun isterim...


*İnsanlar ne düşündüğümü anlayabilsin/duyabilsin.

*How I Met Your Mother'ı izlerken Barney evimize gelsin -ya da mış gibi yapsın-

*Kirli sepetine kendiliğinden giden çoraplar icat edilsin. -maksat başucumdaki etajerin altındaki yayıntı kalksın... -ıyyyy iğrendim kendimden...-

*Sonraa, geçmişten canlı kanlı insan getirebilelim...

*Bir de insan klonlama yasallaşsın... -başlatmayın etiğinize demek gelse de içimden, demiyorum-



Yollamıycam işte kimseye :))

Son Mohikan vs. Amatör


'Hemen her öğencinin en sevdiği ders Beden Eğitimidir.' genellemesini yiyeyim ben okurcanım!

Evet, hatta çiğ çiğ yiyeyim!


Bu nedir ya! Jurassic Park kaçkını gibiyim... Yüzüm gözüm çarşamba pazarı...

Ama suç bende, hangi akla hizmet gidip amatörlerle basketbol oynarsın? -ay bu cümle çok artistik oldu, bi daha okur musun dear okur?-


İlk derste oyndığımız yakartop çok meymenetsiz birşey olunca ikinci ders dedik ki hadi basketbol oynayalım.

Millet galeyana geldi tabii;
'Hoop, Geveze bizim, aa bu pota da biziim!'

'Höstürünüz, Geveze bizim, pota sizde kalsın!' -kendimiçokpopülerhissettimbildiğingibideğil(:-


Şunu şurasında bir avuç steps kraliçesi iki pota oynayacak, olur mu öyle şey? Saf olabilirim ama aptal, nnn'asla! :))

Tek potada karar kıldık, her şey güzel, hava atışı filan derken önümden turuncu bir siluet geçti.

Sonra dünyaya bir bardak suyun arkasından bakıyormuşum gibi hissettim. Gözlüğüm düşmüüş!

Derken bir çığırtı:

'Ggeeveeeezeeaeaeaaeaeae!'


Gözlüğün burna oturan kısmı yüzümü çizmiş... Suya battım çıktıım oynamaya devam ettik...

Aslınnda o an anlamalıydım bunun bir ilahi işaret olduğunu... Yukarıdan birileri oynamamam için beni uyarıyordu. Dinledim mi peki? I-ıh :))


Elime top geldi, artistik bir turnike çakayım dedim, bacak kadar boyumla ne turnikesi, yere çakıldım :)) Neredeyse benim iki katım olan bir arkadaş blok koydu, ouuf ne acı bloktu, ne sen sor ne ben söyleyeyim okurcan :))

Bir baktım tişörtümde bir leke var. Höhöyt, kolum da cırmıklandı. Ama Son Mohikan saaşı bırakamaz, nn'asla!


İnatla oynadım, ta ki garip bir şuta kadar... -deliksizgirdiama- Hooop totomun üstüne oturdum... Ama ayak bileğim nasıl ağrıyor, nasıl ağrıyor... Tırnağımın yanında bir yer kanamış... Tişörtüm zaten kanlı...

Vıyh dedim, kalkmaya yeltedim hooop aynı totonun üstüne bir daha düştüm -sankibaşkavarda-


Kızlar birbirlerine 'kanser olduğunu kim söyleyecek? Ölümü ye ben sölemiyceem!' bakışları atarlarken topallaya topallaya sınıfa doğru seğirttim.

Derken bir başka kaçkın olan XY kromozomlu canlımsı bişey

'Aaarrgghhh! Geveze! Kim dövdü kız seni, hahahrahah!' deyince aynaya bakma ihtiyacı hissettim...


Resmen makayajsız Britney Spears olmuşum... Ama yüzümde de aptal bir sırıtış, sanki WNBA kupası kazandım! Saç baş dağılmış, yüz göz kan revan içinde, bir perişanlık ki sormayın...


Büyük bir uğraş sonucu gözlüğümü yüzümden ayırabildim de suyla temas ettim...


Şu anda insana en çok benzeyen formumdayım ama maç bahanesiyle kızlardan birinin beni çk pis patakladığını düşünüyorum, yarın soracağım hepsine!

Sap Mıyım Saman Mı?

Her türlü ortamın altını üstüne getiren, tanışılmadık insan, konuşulmadık konu bırakmayan Geveze yine karşınızda efenim...

Okullar açıldı, bu sene son senem filan ya bir ineklik çöreklendi üzerime, Allah düşman başına vermesin... Kendimden korktum :))

Asıl konumuza dönerseeeek son zamanlarda fazla otladığımı düşünen annem tutup beni Amerikan Kültür Merkezi'ne, sinemaya, tiyatroya, kitap şenliğine götürüp insan içine karışmamı sağladı. -ya da sağladığını sandı-

Bir sürü yeni insan tanıdım, çok eğlendim ki bir ara yazacağımı umut ediyorum :)

Bu arada son birkaç günde kafamda ne fikirler ne senaryolar ne tilkiler döndü sorma okurum canım... Belki blogumun formatını değiştiririm, haberin ola ;))

Neyse, yine daldan dala daldan dala giderken yakaladım kendimi, son zamanların en muhteşem diyaloğuna geçiyorum artık :))

Böcürt: Geveze ya, sen niye hep sap gibisin böyle?
Geveze: Öhm, Böcürt'cüm; ne demek ki bu?
Böcürt: E sapsın dedim işte ya Geveze?
Geveze: Hadi ordan, sağım solum insan kaynıyor, sapmış... Pöehirthişm!
Böcürt: Alışveriş merkezindesin ya, bir etkisi olabilir.
Geveze: Ukala...Senden daha çok arkadaşım var benim!
Böcürt: Ya öf Geveze! Bazen ne kadar aptal oluyorsun sen böyle! Onu demiyorum ya, şimdiye kadar Emir Kusturica filmlerinden ya da Oscar törenleri sonrası hariç 'Aşıksaaan arkadaaaaaaş!' dediğini duymadım, onu diyorum sap!
Geveze: Yağdır Mevlam huu... Bir defa onu da duymamış olman lazım, yoğ öle bişey! Ayrıca aşk dediğin yalan hacı, bildiğin yalann!
Böcürt: Ne alaka? Hadi ordan!
Geveze: Bu alemde bir çikolata aşkı, iki sinema aşkı... Biri çikolatanın sonuna kadar, öbürü de sinemanın giriş kapısına sonraki uğrayışına kadar...
Böcürt: Amasendçoksaçmyokartışshdftrhhglkl... Seninle de konuşulmaz ki... Kabahat bende... Sen git test kitaplarınla konuş... Sap! Şurda tineyç kız muhabbeti yapalım dedik, Angelina Jolie görmüş Polat oldun... Yıkıl karşımdan Geveze!
Geveze: Angelina Jolie görmüş Polat... Tineyç kız... A. Şizofren B. Alkollü C. Hap almış D. Çok kızgın... Evet, D.

-ve Böcürt Geveze'yi parça pinçik eder, perde 'Samanlıktan samanı da kaldırmadın Zühtü, ben sana yandım Zühtü, hele hele yandım Zühtü' eşliğinde kapanır.-

Düğünememe

Gözlerim kıpkırmızı, hatta nemli... Ama ağladığımdan değil, hatta kendimi buzdolabının köşesindeki şeftali gibi hissetmem de; hepsi grip yüzünden...

Tutankamon'un laneti gibi bir gribim var ki düşman başına...
Neysem, okurum canım; sadede gelirsek zorla düğüne götürülüyorum teeeee İzmir'e... Mutsuzum umutsuzum... Robin Hood neyim gelse de kurtulsam diye bakınıyorum ama yok. Geveze başının çaresine bakacak...

Öncelikle düğünlerden nefret ederim, çünkü gösterişten de nefret ederim... Canım cananım ülkeme oranlarsak her yüz düğünden altmışı gösteriş amaçlı. Evlilik bir nev'i sonsuzluk sözleşmesi, taktın mı o altın kelepçeleri, finito. Bir insanın buna cesaret edebilmesini takdir ediyorum, ama;
'Hacı ben evleniyorum, ahanda nal gibi alyansım; İzmir'in en pahalı düğün salonunu da kiraladım, gelinlik 3500 lira, damatlık 2000 lira, yemeklerin hepsi de 4000 lira tutuyor, anla işte, o kadar zenginim! Hele orkestram, oy anam oy; Cumhuriyet Senfoni Orkestrası gibi bir şey!'
demen beni öldürüyor...

Hele ki Ozan Demet Akalın 'Toz Pembe' isimli yöresel Türkümüzü seslendirirken kendini sahneye atıp da şıkıdım şıkıdım göbek atman, parmak şıklatman, 'Estteeeğğğğ!' diye kendinden geçmen için 'komik' diyorum...

Evet, bir düğünde eğlenebilmek için o düğüne servet yatırılması ya da o yazın hit disko şarkılarının çalınması gerekmiyor, illa geline beşi-bir-yerde takılması gerekmiyor...
Yani en azından benim eğlendiğim düğünlerde bu 'diplomtik ilişkiler'in hiçbiri yoktu...


Bu arada hâlâ beni okuyanınız var mı merak ettim, sanki sesim öööle bir yankılandı geri döndü...

Anne Ben Billie Jean Oldum!

Burnuma üzüm kaçıran sevgili Serdar Ortaç, seviyoruz seni, hıhı... xo xo



Hayatımın zencisi Michael Jackson, umarım yamuk yumuk olmamışsındır...

Ekşi Sözlük'e göz atmayan ne olsuuun? Darbukalı Biliciiiyn olsuun!

Sen Ben Ten

Aslında ben sorumsuz değilim, tüüüüm haftasonu boyunca ödev yaptım ve sağ işaret parmağım artık yok!

Bu arada The Ugly Truth'u izledim, nasıl vakit buldum ne siz sorun ne ben söyleyeyim... Gerard Butler'ın en tarz hali budur, oynamayın adamla...

Okuldaki rehberlikçimle kavga ettik, amacı ne anlamıyorum...

Yüzyılın farkındalığını yaşıyorum, ben hayatımın kazığını yemişim geçen sene bu zamanlar...

Bu arada hangi erkek aynı kızın peşinden iki yıl koşar?

Bir de kahrolsun çekinik gen! -Tek çaprazla mavi gözü kaçırmış insan-

Meşgulüm filan ama vefalı bi okuyucuyum, okudum hepinizi ;)) Detaylara girmek için kafamı toplamam lazım, hala gribim, tam 4 kişiye de bulaştırdım; mesudum...

Hepinizi öpermiş gibi yapıyorum okurcanlarım, kendinize iyi bakın, virüslerden uzak kalın...

Bir İki Üç, TIP!

İki gündür duvara yapışmış amele sümüğü gibi geziyorum, dokunsan eline de yapışacağım. Zaten besili koyun kadar olan bademciklerim konuşmamı güçleştiriyor, bir de bağıra bağıra konuşmaya çalışınca hepten sesim gitti... Giderken de beni rezil etti sağ olsun...

Her şey İngilizce dersiyle başladı. Tiğ'ça'ın sorduğu soruya verdiğim cevabı duyurmak için çabalarken bir iki ses telimi devirdim, ama buna rağmen Jackie Chan'i tepelemiş Bruce Lee gibi oturdum sırama.

Ders çıkışında ayakkabılarımı nerden aldığımı soran arkadaşa cevap verdiğimi sandım. Ama cevap vermemişim. Ya da verememişim. Bunu da sınıftakilerin yarıla yarıla gülmesinden anladım. Bağırdım, ya da bağırdığımı sandım:
'Bi susun bi, sesim çıkmıyor benim! Bu büyük bir problem!'

Hepsi Doktor*'um yüzünden... Okulun gelmiş geçmiş en zeki ve en geveze öğrencisi olduğum yalanını söyleyince dayanamayıp şapanak öptüm yanağından. O sırada bir virüs alışverişi olmuş olabileceğini düşünüyorum.

Zaten serviste de ufak çapta bir krize neden oldum. Hostes yoklama yapaken sesim çıkmadığı için 'Burdayım!' dediğimi de duymadı. Panik oldu, 'Kaptan, Geveze yok, okula dönelim hemen! Hemen, hemen1 Kızcağız kaldı okulda, eyvah eyvah!'

E yine millet gülmeye başladı, nereye savrulduğunu bilmeden yaptığım el-kol çırpınışlarım Kaptanın gözüne girmiş olacak ki 'Geveze burada, panik yok!' dedi... Hostes az daha öldürüyordu beni, ömründen ömür gitmiş, öyle dedi. -Hostesimiz 8-10 yıllık kariyerinde arkasında hiç öğrenci bırakmamıştır, az daha ilk oluyordum-

Eve gelince de annemi ararım genelde, aradım yine farkında olmadan. Halbuki neyle diyeceğim 'Annen ben evdeyim.' diye? Diyemedim tabii, fısıldaya fısıldaya, ıkına sıkına anlattım derdimi:
Geveze: Ahhnnee, bheeen eve geldhhhm...
Anne: Geveze, ne oldu, niye fısır fısır konuşuyorsun?
Geveze: Sessssshhiimm gittiiii.
Anne: Ne, evde hırsız filan mı var? Hemen geliyorum ben!
Geveze: Annhheee, sesim! Kısılldhııı!
Anne: Haa, baştan söylesene, ödüm patladı burada benim! Sorumsuz geldin sorumsuz
gideceksin, şakanın da yeri var! Ciddi ol azıcık! Sayende 3 yılım gitti! Niye fısırdıyorsun öyle?
Geveze: Sesssssssiiiiiiimmmm gitttiiiiiii!!!
Anne: Haa, tamam o zaman...

Aman aman, ses ne hoş, ne cici bir ihtiyaçmış öyle... Sabahtan beri Azer Bülbül gibi titriyorum, 'Eeevvddd-ddd-ddeyiimmmm!', 'Buuhhhhhhrrrrddd-ddd-ddayımmm!'

Neyse ki o billur(!) sesim olmadan da beni anlayabiliyorsun dear okur!
*Doktor'um: Geleceğin beyin cerrahı sıra arkadaşım.