Efendim duymuşsunuzdur belki, Van olayından sonra paçaları tutuşan devletciğimiz okulları tek tek inceleyip depreme dayanıksız olanları güçlendirme, olmadı yıkıp yeniden yapma kararı aldı. Benim güzide okulum BAL da bu güçlendirme çalışmasına kısmen tabi.
Bizim ve mini mini dokuzların binasıyla, on ikilerin binası güçlendirilecekmiş. Bu yüzden dokuzları ve on ikileri okulcuğumuzun iki yanındaki meslek liselerinde sabahçı yaptılar. Biz de on birlerin binalarını paylaştık. Yazık ki 95liler -yazık la bunlara. yazık.- sabahçı olurken.. Heheyy biz de öğlenci olduk. -öğleci mi öğlenci mi tartışması hâlâ sürüyor. tdk'yı arkama aldığımdan öğlenci konusunda ısrarcıyım.-
ÖĞLENCİ OLDUK DİYORUM DEAR OKUR, HÂLÂ SEVİNMİYORSUN!!1!!1!
Üç yaşımdan beri pazartesileri mutlu uyanamıyorum. Hep bir nnnnnaletlik, hep bir nnsuratsızlık, hep bir nnnküstahlık. -tatillerde bile, düşün dear okur, ne kadar içime işlemiş bu nefret..- Ama yarın.. Ama yarın..
GÜLÜMSEYEREK UYANACAĞIM.
İnanabiliyor musun yahu, okula gideceğim ama erkenden uyanmak zorunda değilim. Sabahın 7sinde kurtarılmış bölge gibi duran sokakta üşüyerek servisi beklemek zorunda değilim. Tavuklar gibi erkenden uykuya dalmak için beynime işkence çektirmek zorunda değilim. Anne baskısıyla kahvaltı yapmak zorunda değilim.
İnanır mısın dear okurum, bu şartlar altında.. Okulu sevebilirim bile. -yok yea, bu biraz ütopik oldu şimdi. o kadar da de.. ama erken kalkmayacağım yaa. bilemedim şimdi, ilerleyen günlerde göreceğiz korcan karar, söz sende.-
Bugün bu yazıyla size anlattığım koşullar hasebiyle, artık bir öğlenciyim. Ve bu, büyük bir sorumluluk. Okula gitmek için sabahları erkenden yollara düşmemek, ah Tanrı'm, hem bir lütuf hem de bir görev..
Ben, öğlenci blog yazarınız, burada, sizlerin huzurunda ve sizler için, sizleerrrr -politikacı tonlamasıyla lütfen.- işlerine gitmek için uykularının en güzel yerinde uyananlar, okullarına gitmek için güneşten önce kalkanlar, rüyalarını yarım bırakanlar, dinlenemeden yataklarından ayrılanlar, cnbc-e'deki gece yarısı film kuşağını kaçırmak zorunda kalanlar, sabah sabah giyinirken üşüyenler, yüzlerini yıkarken küfredenler, yarının çocuklarına erkenden uyanmadıkları bir dünya düşleyenler, sizleeeeEeeer için bir and içiyorum, bir söz veriyorum. -aha cümlenin akışını kaçırdınız. bu kargaşaya ve tonlamaya sahip bir cümleyi mitingde duysanız anlamasanız bile 'yehiyeaaa yürrrrrü beaaa!' dersiniz. oh, politikanın gücü adına.-
Ben, Geveze, evinizin şipşirin sepsevimli bloggerı;
Apocalypse olsa bile,
Kulacıklarımın dibinde değil Serdar Ortaç, Rebecca Black ve Justin Bieber düeti çalsa bile,
Dış mihraklar olanca baskılarıyla -perdeyi açmak, yorganımı çekiştirmek ve dahi pencereyi aralamak- üstüme gelse bile,
Kahvaltıda enginar olsa bile,
Zararlı cemiyetler yatak odamda toplantı yapsa bile,
Salinger hortlayıp gelse bile,
FD sabahın köründe arka bahçede konser verse bile,
Ferzan Özpetek setinde konuk olmamı istese bile,
Jean Reno çay demlemiş olsa bile,
Ellen DeGeneres sabah şekeri olup beni co-sunucu yapmak istese bile,
HATTA Teoman başucuma gelip yalvarsa bile...
Saat ondan önce kalkmayacağıma çikolatalarım, bitki çaylarım, kitaplarım, film ve albüm koleksiyonum üzerine söz veriyorum. -sonuncu biraz şey oldu ya. o durumda şey yapsam, kalkmasam ama uyansam? onu sonra şeedelim, tartışalım bunu yaa. teoman çünkü.-
Ben, öğlenci yazarınız, artık sadece kendim için değil, sizin için de uyuyacağım!!1!!
İçiniz rahat olsun, uykularınız benim yanımda güvende!!1!!bir!!
Emin olun kiii, saatin alarmı yüzünden yarım kalan rüyalarınıza ben devam edeceğim!!!1!
ben ne fark ettim: konuşurken r'leri yutuyorum. böyle kendimce non-rhotic bir türkçe geliştirdim.
hadi r'leri telaffuz edemiyorum diyeceğim ama yalan. külliyen yalan. ispanyolca konuşurken tutkuyla basıyorum r'leri. -ve şimdi kendimi bir enstruman gibi hissettim. r basmak nedir yahu.- hatta iddia ediyorum kimse benden daha güzel 'me encanta dorrrrrrrrrrmirrrrrr' diyemez. -garfield'a bile rakibim.-
bu non-rhotic türkçe sorunumu bir şekilde çözmem lazım yoksa kendimle dalga geçmeye başlayacağım ki karizmam açısından hiç hoş şeyler olmayacak. her türlü öneriye mail olsun yorum olsun açığım.
haydi esen kalın gönül dostları.
Geveze'nin Ötekileri
Peteriye Pan
*Odi puerulum praecoci sapientia.
yazarın alter egosunun hazin sesi.
12 Şubat 2012 Pazar
9 Şubat 2012 Perşembe
İstiyorum, Öyleyse Benim!
Nasılını ve niyesini düşünmüyorum, istiyorum işte. O kitabın sayfalarını koklamak istiyorum, o adamın ellerine dokunmak istiyorum, o ayakkabıları evime götürmek istiyorum, o şehirde nefes almak istiyorum, o anın fotoğrafını çekmek istiyorum, o heykele sarılmak, o resmi öpmek istiyorum. Onu istiyorum, ondan daha iyi olan bunu değil.
Bazen, görmek istiyorum. Herhangi birinin en sevdiği kıyafetini, her gün yanında taşıdığı bastonunu, imza atarken kullandığı dolma kalemini, iç cebinde taşıdığı o muhteşem mekanik saatini, yastığını, piposunu, not defterini, sevdiği kadının gülümsemesini, işte son gününde giydiği gömleğini, bayramlık ayakkabılarını. Görmek istiyorum işte. Hem de çok istiyorum, hastayım, istiyorum.
Bazen, sadece duymak istiyorum. Herhangi birinin hıçkırdığını duymak, veya güldüğünü. Bayıldığım kelimeleri söyleyişini duymak istiyorum, o çok sevdiğim şarkıyı mırıldanışını, kimseye söyleyemediği sırrını, sinirlendiğinde sessizce ettiği küfrünü, kıymetli kitabımdan bir paragraf okuşuyuşunu, o görmeyi çok istediğim saatinin tıknefes ritmini, uykusunda çıkardığı homurtuyu, olanca öfkesini boşaltışını, aldığı ilk nefesi, verdiği son nefesi, oraya koşarken çığlık atan ökçelerini, Rusalka'yı, Turandot'yu, barok notaları. Duymayı çok istiyorum, deliler gibi istiyorum. Başka hiçbir şeyi istemediğim kadar istiyorum. Mütemadiyen istiyorum, derinden bir yerden istiyorum.
Bazen dokunmak istiyorum. Çimlere dokunmak, ne kadar yeşil olduklarını hissetmek istiyorum. Kadife duvarlara, pütürlü asfalta, hatta o kaygan kuşe kağıda, daktiloya, titreyen kemikli ellerine, solgun kediye, yağan yağmura, çok sıcak ütüye, broşunun iğnesine, piyanosunun tuşlarına, televizyon koltuğuna, kol düğmelerine, favorilerine, toprağa, iğrenç kırmızı otobüslere, herkesin dokunduğu yerlere, sivri köşelere, buz gibi mermere, ağacın gövdesine, solucana, cam parçasına, gözlüğüne, kahve bardağına dokunmak istiyorum. Şuna ait bir şeye değil işte, hayır yaa, ona. Tam da ona dokunmak istiyorum.
Hissetmek istiyorum yahu, yaşadığımı. Hayatımın aptal bir okuldan ve birlik olmuş embesil kalabalığından ibaret olmadığını kendime ispat etmek için istiyorum. Ya da sadece istemiş olmak için. İstediğimi isteyemiyorum işte, bunu anlatmaya çalışıyorum ki sana.
İstemenin ince ipleri dolanıyor kollarıma, çekiştirince de bir güzel kesiyor. İstiyorum ve hastayım. İstiyorum ve sahip olmalıyım.
Ben, o çok isteyen, sadece ortalama bir insanım. Bu acayip koyuyor biliyor musun? Bayıldığım o özel insanlardan biri değilim. Üst insan filan, yok. Belki bunun hezimetiyle istiyorum, aç gibi istiyorum.
Seni de çok istedim, olamadın gitti. Yoruldum ama, kusuruma bakma.
Bahaneyle Rachmaninoff dinledin ama.
Hipopotam:
ergenlik benim isyanımdı
6 Şubat 2012 Pazartesi
Smooth Criminal
Crescendo, uzun çimlerin üzerinde ellerinizi gezdirmişsiniz gibi. -latinlerin en bi süpersoniği.-
Dokusuyla anlamı böylesine dans eden kelimelerin azlığı bizi odun yapıyor. Ya da beni. Öyle keskin kelimeler kullanıyor ki insanlar, kulaklarımı duymaya kapatıp kafa sallıyorum. Matematiğe dokunduğumda böylesine mutlu olsaydım 8 değil 5 alırdım. -evet, 8 aldım tamam mı matematikten!!!!1!!! elimde belgeler var, açıklarsam bütün milli eğitimin başını yakarım!!!1!-
Sinestetin fantezilerini dinlediniz, şimdi sırada hava durumu... *piyanonun katledildiği, güzide bir klasik musiki giriyoruz buraya.*
20 Ocak 2012 Cuma
Üstünüze Afiyet, Karıncalanıyorum Zaman Zaman
Bazen kendimden korkacağım kadar eblehleşiyorum. Adeta bir salaklık bulutu çöküyor efendim üzerime, önünü alamıyoruz yaptığım mallıkların.
Sözgelimi sabahları -5 a.m. ile 12 a.m. arası sabahtır.- iq seviyemi termometreden okuyabilirsiniz.
Yeni uyandığım vakitler dünyanın en tehlikeli insanı olurum: Öfkeli Salak.
Bir gün okula gitmek için giyinirken beş dakikadan fazla bir süre çorap çekmecesinin derinliklerine bakıp "Allallaa.. Napıyoruz ya biz bunları?" diye düşündüğümü hatırladıkça fena oluyorum.
Hele ki bir tatil sabahı şakalanışım var... Amanın... O arkadaşlarla eskisi gibi olamadık bir daha. Hepsinde bir bana kıyamama durumu var artık; yanlarına gittiğimde bana sandalyelerini vermek için yarışıyorlar, matematikten kötü not aldığımda gelip sarılıyorlar, çantamı kitabımı taşıyorlar, yaptıkları her espriyi bir fasıl açıklıyorlar, buluşacağımız yere giden yolun krokisini telefonuma mms atıyorlar, birlikte film izleyeceğimiz günlerde bir yığın dublajlı çöp getiriyorlar filan. Ahh anlatamıyorum, hakikaten çok fena. -bir yazı da bu telefon şakasından çıkarırım bence, heheh-
Bir sabah serviste Regina Spektor'ın Machine'inin sözlerini 'Hopdin Timuçin, hopdin Timuçin!' olarak anlayıp dehşete düştüğüm günün anısı hâlâ rüyalarıma giriyor. -harbici bir korkuydu o yaşadığım.. kulaklarımdan vücuduma yayılan..-
Bir ara Chrome'un anasayfasını google yaptım. Sonra arama çubuğuna adres çubuğu muamelesi yaptığımı fark edince -tam bir anneyim lölölölö gideceğim siteyi dubluvesiyle nokta komuyla gugılda aratırım lölölölö- boş sayfa açılışına döndüm. Ohh, new tab gibisi yok :PE
Az önce de ne olduğunu hâlâ hatırlayamadığım bir şey aramaya karar verip google'a girdim. Ve arama çubuğuna google yazıp karşıma çıkan ekrana bir süre baktım. Na böyle bir şey.
Hadi arada bir böyle beynim karıncalanıyor, saflaşıyorum da bazı insanlar bu durumdan faydalanıyorlar. Hatta var K ya, I eğleNce bile çıkArtıyOrlar N şu zavaLlı hAlimden, R ayIp yahu.. -verdim subliminal mesajı, kafam rahat.-
Konuşmaktan kolay kolay yorulmasam da birini dinlerken, özellikle görüntüsünde atraksiyonlu değişiklikler olmuyorsa çabucak yoruluyorum. Kendime eğlence aramaya başlıyorum. Kelime sayıyorum, desen sayıyorum, beynimin play tuşuna basıp sevdiğim şarkıları dinliyorum vesaire. Ama derslerde tekdüze konuşmaya o kadar uzun süre maruz kalıyorum ki bu faaliyetlerim kâr etmiyor ve zaman zaman uçuyorum.
Sınıfımdaki pis arkadaşlarım da birbirlerini dürtmek suretiyle bu durumdan haberdar ediyorlar ve sinsiiiiiiii planlarını gayet koordine bir biçimde uygulamaya koyuyorlar.
Mesela geçenlerde konu başlığını dahi anlamadığım bir geometri dersinde hocayı bir şekilde ortadan kaybedip beni tahtaya çıkarttılar. Elime kalemi tutuşturup "ÇÖZ BUNU, EHİĞAA" dediler. -son hafta zaten minnak olan mevcudumuz çekti adeta, 6 kişi filandık sınıfta. fısır fısır anlaşmış pisler.-
Düşünün bir, Truman Show'un son sahnesini izleyip eğlenirken kendinizi bir anda tahtada buluyorsunuz. Karşınızda kıs kıs gülen manyaklar, önünüzde abik denklemler; öğretmenin sınıftan çıktığının ve aslında sözlü yapmadığının farkında değilsiniz.. İnsan insana yapar mı ya bunu?
Ben de pek tabii gözüne ışık tutulmuş tavşan gibi kalakaldığım için doğrular arasındaki açının tanjantından yararlanıp bir üçüncü doğrunun kapalı denklemini yazmak yerine dolar/tl durumunun son iki haftasının grafiğini çizdim. Sonra da "Dolar biraz daha yükselecek gibi ama küçük yatırımcıyı ırgalamaz." diyip yerime oturdum.
Kehanetim doğru çıktıysa da sınıftakilerin benimle deliler gibi dalga geçmesini önleyemedi.
Şimdi sevgili gönül dostları, ola ki bir ahbabınız bir köşeden cam gibi gözleri ve aralık ağzından taşan şaşkın sırıtışıyla sessiz sessiz olayları izlerse..
ONU RAHAT BIRAKIN TAMAM MI!!!!!
BİR DE ALTIN ALACAKSANIZ ALIN ARTIK, YİNE YÜKSELECEK GİBİ ÇÜNKÜ.
Sözgelimi sabahları -5 a.m. ile 12 a.m. arası sabahtır.- iq seviyemi termometreden okuyabilirsiniz.
Yeni uyandığım vakitler dünyanın en tehlikeli insanı olurum: Öfkeli Salak.
Bir gün okula gitmek için giyinirken beş dakikadan fazla bir süre çorap çekmecesinin derinliklerine bakıp "Allallaa.. Napıyoruz ya biz bunları?" diye düşündüğümü hatırladıkça fena oluyorum.
Hele ki bir tatil sabahı şakalanışım var... Amanın... O arkadaşlarla eskisi gibi olamadık bir daha. Hepsinde bir bana kıyamama durumu var artık; yanlarına gittiğimde bana sandalyelerini vermek için yarışıyorlar, matematikten kötü not aldığımda gelip sarılıyorlar, çantamı kitabımı taşıyorlar, yaptıkları her espriyi bir fasıl açıklıyorlar, buluşacağımız yere giden yolun krokisini telefonuma mms atıyorlar, birlikte film izleyeceğimiz günlerde bir yığın dublajlı çöp getiriyorlar filan. Ahh anlatamıyorum, hakikaten çok fena. -bir yazı da bu telefon şakasından çıkarırım bence, heheh-
Bir sabah serviste Regina Spektor'ın Machine'inin sözlerini 'Hopdin Timuçin, hopdin Timuçin!' olarak anlayıp dehşete düştüğüm günün anısı hâlâ rüyalarıma giriyor. -harbici bir korkuydu o yaşadığım.. kulaklarımdan vücuduma yayılan..-
Bir ara Chrome'un anasayfasını google yaptım. Sonra arama çubuğuna adres çubuğu muamelesi yaptığımı fark edince -tam bir anneyim lölölölö gideceğim siteyi dubluvesiyle nokta komuyla gugılda aratırım lölölölö- boş sayfa açılışına döndüm. Ohh, new tab gibisi yok :PE
Az önce de ne olduğunu hâlâ hatırlayamadığım bir şey aramaya karar verip google'a girdim. Ve arama çubuğuna google yazıp karşıma çıkan ekrana bir süre baktım. Na böyle bir şey.
Hadi arada bir böyle beynim karıncalanıyor, saflaşıyorum da bazı insanlar bu durumdan faydalanıyorlar. Hatta var K ya, I eğleNce bile çıkArtıyOrlar N şu zavaLlı hAlimden, R ayIp yahu.. -verdim subliminal mesajı, kafam rahat.-
Konuşmaktan kolay kolay yorulmasam da birini dinlerken, özellikle görüntüsünde atraksiyonlu değişiklikler olmuyorsa çabucak yoruluyorum. Kendime eğlence aramaya başlıyorum. Kelime sayıyorum, desen sayıyorum, beynimin play tuşuna basıp sevdiğim şarkıları dinliyorum vesaire. Ama derslerde tekdüze konuşmaya o kadar uzun süre maruz kalıyorum ki bu faaliyetlerim kâr etmiyor ve zaman zaman uçuyorum.
Sınıfımdaki pis arkadaşlarım da birbirlerini dürtmek suretiyle bu durumdan haberdar ediyorlar ve sinsiiiiiiii planlarını gayet koordine bir biçimde uygulamaya koyuyorlar.
Mesela geçenlerde konu başlığını dahi anlamadığım bir geometri dersinde hocayı bir şekilde ortadan kaybedip beni tahtaya çıkarttılar. Elime kalemi tutuşturup "ÇÖZ BUNU, EHİĞAA" dediler. -son hafta zaten minnak olan mevcudumuz çekti adeta, 6 kişi filandık sınıfta. fısır fısır anlaşmış pisler.-
Düşünün bir, Truman Show'un son sahnesini izleyip eğlenirken kendinizi bir anda tahtada buluyorsunuz. Karşınızda kıs kıs gülen manyaklar, önünüzde abik denklemler; öğretmenin sınıftan çıktığının ve aslında sözlü yapmadığının farkında değilsiniz.. İnsan insana yapar mı ya bunu?
Ben de pek tabii gözüne ışık tutulmuş tavşan gibi kalakaldığım için doğrular arasındaki açının tanjantından yararlanıp bir üçüncü doğrunun kapalı denklemini yazmak yerine dolar/tl durumunun son iki haftasının grafiğini çizdim. Sonra da "Dolar biraz daha yükselecek gibi ama küçük yatırımcıyı ırgalamaz." diyip yerime oturdum.
Kehanetim doğru çıktıysa da sınıftakilerin benimle deliler gibi dalga geçmesini önleyemedi.
Şimdi sevgili gönül dostları, ola ki bir ahbabınız bir köşeden cam gibi gözleri ve aralık ağzından taşan şaşkın sırıtışıyla sessiz sessiz olayları izlerse..
ONU RAHAT BIRAKIN TAMAM MI!!!!!
BİR DE ALTIN ALACAKSANIZ ALIN ARTIK, YİNE YÜKSELECEK GİBİ ÇÜNKÜ.
10 Ocak 2012 Salı
Bu Kafa Ne Kafası?
Nedir?
- Gözümün önünde kımıldayan kırmızı puantiyeler var ve sanırım kanım dondu.
- Olur da bir gün elime bir Nobel geçerse, çöpe atacağım.
- Björk'ü harbiden çok seviyorum.
- GÖLGE. KAPININ ÖNÜNDEN BİR GÖLGE GEÇTİ YEMNEDERİM.
- Oh, ayağım uyuştu.
- Puantiye seğiriyor?!
Nasıl Yapılır? (sıranın takip edilmesi önemle rica olunur.)
- Sucker Punch izlenir. Doktor eline lobotomi çıbığını -ismi nedir ki o şeyin?- alınca pause'a tıklanır, arkadaki poster dehşetle incelenir.
- Film bittikten sonra internette lobotomi hakkında hayli gerekli şeyler okunur. Hayli gerekli.
- Hız alınamaz ve gidip muhteşem eskizler incelenir. Oh, muhteşem. -bu son cümleyi belgesel seslendiren Tarkan efektiyle okursanız eğer...-
- Egas Moniz'in Nobel aldığı okunduktan sonra 'Haaaaaaaaaaaaaaaaaadi ordan.. Hadi or-dan!' diyerek arkaya yaslanılır. Nobel yaa, adam Nobel almış. -sheldon cooper bunu biliyor mu acep?-
- Neşeli, iç açıcı şeyler okunması kararı alınır ve ekşi sözlük'e girilir. -oy ironi gözünü seveyim.-
- Bir gafletle lobotomi hakkındaki koskoca 4 sayfa okunur.
- Yuutup'tan One Flew Over the Cuckoo's Nest'in elektroşok sahneleri izlenir. -aferin. brrravo.-
- Beynin dehşetten sorumlu mıncığı dur durak bilmez ve yine ekşi sözlük'ten yabancı el sendromu hakkındaki cici sayfalar okunur.
- Mecal kaldıysa eğer, neşelenmek için fellik fellik sebep aranır. Müzik imdada yetişir: "Can Bonomo gidiyimiş Örövizyon'a yahu. O kadar adını duydum, illustrasyon filan da yapıyormuş. Fötr Şapka. Hippi hippi hipster. Yok mu bunun Yuutup'ta şarkısı? Olmalı Yuutup'ta şarkısı. Hop."
- Meczup'un klibi izlenir.
- Allah'ım sana geliyorum.
İnsanların tedaviden anladığı şeyi gerçekten ama gerçekten merak ediyorum. Abi naapmışsınız siz yaa?!
"Şurası tekliyodu arada bir, alıverdik. Yihi yihi yih."
Diş çekmiyorsunuz adamım; beyin o ya, beyin.
nöt: bu ara bi arkadaşa bakıp çıkıyorum sürekli, mazur görün. şu iki haftayı sağ salim atlatayım, uuu devasa yazılar yazacağım. söz.
bi de bana şans dileyin, mum yakın, el ele tutuşup meditasyon yapın, dua edin, okuyup üfleyin dear okurlarım. bir şey yapın yani. çok deli şansa ihtiyacım var. uuu, acayip ihtiyacım var.
haydi esen kalın gönül dostları.
AMAN TANRIM. AMANIN.
Bugün birisi teee İzlanda'dan bloguma girmiş. Ay. AY. OLEY.
İZLANDA'DAN YAHU, İZLANDA'DAN.
Emeklilik günlerimi auroraları izleyerek geçireceğim güzide ülkeden.
Bu bir işaret, vallaha bir işaret.
Seni seviyorum ve sana laflar hazırladım sevgili İzlanda'dan tıklayan.
Herkimsen iyi ki varsın İzlanda'dan tıklayan.
Ellerin dert görmesin İzlanda'dan tıklayanç
Seni çok ama çok öpüp kucaklıyorum İzlanda'dan tıklayan.
Umarım Türkçe biliyorsundur ve bunları anlıyorsundur İzlanda'dan tıklayan.
Björk'e selamlarımı ilet İzlanda'dan tıklayan.
Belki bana İzlandaca öğretmek istersin İzlanda'dan tıklayan.
Gerçekten çok çabuk öğrenirim İzlanda'dan tıklayan.
Kendine iyi bak, üşütme sakın İzlanda'dan tıklayan.
Bir daha gel, yine beklerim İzlanda'dan tıklayan.
Adını da çok merak ediyorum İzlanda'dan tıklayan.
Yüreğine sağlık, İzlanda'dan tıklayan.
Bunu saymam, Türkiye'ye de beklerim İzlanda'dan tıklayan.
İZLANDA'DAN YAHU, İZLANDA'DAN.
Emeklilik günlerimi auroraları izleyerek geçireceğim güzide ülkeden.
Bu bir işaret, vallaha bir işaret.
Seni seviyorum ve sana laflar hazırladım sevgili İzlanda'dan tıklayan.
Herkimsen iyi ki varsın İzlanda'dan tıklayan.
Ellerin dert görmesin İzlanda'dan tıklayanç
Seni çok ama çok öpüp kucaklıyorum İzlanda'dan tıklayan.
Umarım Türkçe biliyorsundur ve bunları anlıyorsundur İzlanda'dan tıklayan.
Björk'e selamlarımı ilet İzlanda'dan tıklayan.
Belki bana İzlandaca öğretmek istersin İzlanda'dan tıklayan.
Gerçekten çok çabuk öğrenirim İzlanda'dan tıklayan.
Kendine iyi bak, üşütme sakın İzlanda'dan tıklayan.
Bir daha gel, yine beklerim İzlanda'dan tıklayan.
Adını da çok merak ediyorum İzlanda'dan tıklayan.
Yüreğine sağlık, İzlanda'dan tıklayan.
Bunu saymam, Türkiye'ye de beklerim İzlanda'dan tıklayan.
7 Ocak 2012 Cumartesi
LQL
resme tıklayınca büyüyomuş diyollaa. ama asparagas habermiş.
Modern Family, 0311.
Videoyu bulup Cameron'ın gözlerine odaklanmanızı şiddetle tavsiye ediyorum.
Şu sıralar oturup geometri veya İngilizce veya psikoloji çalışmam gerektiği gerçeğiniyse, hişşşt annem duymasın.
p.s. lql 9gag'den yürüttüğüm bir tabir: laughing quite loud.
Hipopotam:
film şeridi
25 Aralık 2011 Pazar
√49
Uykucu'm sağ olsun beni mimleyivermiş. Ödülmüş mü neymiş bu. Öyle bi şeymiş bu.
Teşekkürlerimi ilettikten sonra hakkımda 7 gerçek yazmam gerekiyormuş.
Teşekkürlerimi ilettikten sonra hakkımda 7 gerçek yazmam gerekiyormuş.
Bundan gayrı yeni mottom az laf çok iş. -bir demet ucuz ironi.- O yüzden hemen başlıyorum.
:1: Ortalama bir günde yatağa yatmamla uykuya dalmam arasında geçen süre yaklaşık 40 dakika. Evet, 40 dakika. Zira beynim kendi kendini kapatma konusunda ciddi sıkıntılar yaşıyor.
Işıkları söndürüyorum, yorganıma sarılıyorum ve aman Tanrım! Gözümün önünde bir karnaval beliriyor. -bu konuyu detaylarıyla anlatıp koskoca bir yazı çıkartabileceğimi fark ettim tam bir fırsatçı olarak.-
Velhasıl kelam, kolay kolay uykuya dalamıyorum ve bunu yapan insanlara da muhteşem bir hasetle bakıyorum.
:2: Beynim adeta bir bilgi çöplüğü. Omuzlarımın üstünde devasa bir 'Bunları biliyor musunuz?' arşivi taşıyorum. Örnek vermek gerekirse..
*Roald Dahl Charlie'nin Çikolata Fabrikası'nı ilk yazdığında oompa-loompa'lar simsiyahlarmış. Sonra 'Irkçı oldu ya bu.' diyerek bukalemuna çevirmişler pigmeleri. -bir ara beyaz oluyorlar, bir ara turuncu oluyorlar filan.-
Şimdi söyleyin bana bu bilgiyi nerede kullanabilirim? Nerede işime yarar? -sessizlik.. buz gibi bir sessizlik..-
*Roald Dahl Charlie'nin Çikolata Fabrikası'nı ilk yazdığında oompa-loompa'lar simsiyahlarmış. Sonra 'Irkçı oldu ya bu.' diyerek bukalemuna çevirmişler pigmeleri. -bir ara beyaz oluyorlar, bir ara turuncu oluyorlar filan.-
Şimdi söyleyin bana bu bilgiyi nerede kullanabilirim? Nerede işime yarar? -sessizlik.. buz gibi bir sessizlik..-
:3: Karamelden hoşlanmam. Hem de hiç.
:4: Arkadaşlarımın ortak kanısına göre bazen açık sözlülük olayını abartabiliyormuşum.
Halbuki entel bir tartışma ortamında herkes mutlu olmak için yalan dinlemenin saçma olduğunu kabul eder. Pratiğe gelince niye yamuluyorlar anlamıyorum. Ayrıca üzülmesin diye yüzüne söyleyemedikleri şeyi o gittikten sonra aralarında konuşmaları ve dahi gülmeleri, sorarım sana dear okurum, daha mı etik?!
Adını hatırlamadığım birinin dediği gibi, gerçek sizi özgürleştirebilir ama önce çok kızdırır. -ufuu, tanık göstermeye kadar gittim.-
Halbuki entel bir tartışma ortamında herkes mutlu olmak için yalan dinlemenin saçma olduğunu kabul eder. Pratiğe gelince niye yamuluyorlar anlamıyorum. Ayrıca üzülmesin diye yüzüne söyleyemedikleri şeyi o gittikten sonra aralarında konuşmaları ve dahi gülmeleri, sorarım sana dear okurum, daha mı etik?!
Adını hatırlamadığım birinin dediği gibi, gerçek sizi özgürleştirebilir ama önce çok kızdırır. -ufuu, tanık göstermeye kadar gittim.-
:5: Sinesteziden muzdaribim. Şarkıları koklayabilirim, fotoğrafların tadını alabilirim, kelimelerin dokularını hissedebilirim.
Bundan kötü bir şeymiş gibi bahsediyorum, evet. Çünkü çoğu zaman filmlerden, müzikten, kitaplardan bir başkasının alabileceğinden daha fazla zevk alsam da bazen çok yoruluyorum.
Kötü bir şarkı duyduğunuzda ne hissettiğinizi düşünün bir. İşitsel olarak rahatsız oluyorsunuz, değil mi? Bense iğrenç bir yüzeye dokunuyorum, plastik kokusu alıyorum.
Ayrıca sayılarda hiçbir şey hissedemiyorum. Sonsuz bir siyah beyazlık. Matematikten nefret etmek için devasa bir sebep daha.
:6: Şimdiye kadar şöyle ya da böyle bir muhabbetimin olduğu herkesi ellerinden tanıyabilirim. Herkesi.
:7: Eğimli yerlerde fevkalade rahatsız oluyorum. Öyle böyle değil, ÇOK rahatsız oluyorum. İçim sıkılıyor.
Engebeli arazi değil, eğimli arazi. Yokuş gibi.
Uff, iğrenç bir şey yaa.
Eveet, bir mimimizin daha sonuna gelmiş bulunmaktayız. Şimdi el ele tutuşuyoruz, gözlerimizi kapatıyoruz ve yüksek sesle tekrar ediyoruz:
"Geveze coğrafyadan 100 alsın.. Geveze matematikten de 100 alsın.. Geveze coğrafyadan 100 alsın.. Geveze matematikten de 100 alsın.. Geveze coğrafyadan 100 alsın.. Geveze matematikten de 100 alsın.."
"Geveze coğrafyadan 100 alsın.. Geveze matematikten de 100 alsın.. Geveze coğrafyadan 100 alsın.. Geveze matematikten de 100 alsın.. Geveze coğrafyadan 100 alsın.. Geveze matematikten de 100 alsın.."
Hipopotam:
yörüngede mim bulundu
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
