Ben de Yorgunum Lucian



Gelecek birkaç günün şarkısı Britanya semalarından gelsin okurun dibi.
Kendine iyi bak.

İçimdeki Weirdo Aşkı Bambaşka

Özlediniz mi beni Johnlarım Lennonlarım. -edip edebileceğim en büyük iltifattı bu. şimdi sükutla kabul ederseniz... rica ederim.-

Bugün de kısmetse size özenle besleyip büyüttüğüm weirdo sevgimden bahsetmeyi planlıyorum.
HAZIR MISINIZ ÇOCUKLAAAAR?
SİZİ DUYAMADIIIIM?
UUUUUUUUUUU! -artık süngerbob referanslı komiklikler deniyorum.-

Öncelikle weirdo'yu sevgili Türkçemize kazandırmak istiyorum. El ele verirsek altından kalkarız.
Ucube demişler, ben çok uyuz buldum. Tuhaf demişler, sevmedim.
En güzeli 'değişik' bence. Hatta birazcık deforme edelim, 'değişikli' diyelim. Budur. Değişikli. -nerede aptal kelime, orada geveze.-

Bu değişikli sevgimin kökenine inersek muhtemelen Amerikan bağımsız sineması fırtlar. Hep o 'gençlik filmleri'  filan. Mesela Juno muhtemelen nirvanasıdır bu manasız sempatimin.
Verdiler yumuşak ışıklı, indie müzikli görüntüyü, verdiler utangaç, sevimli, şaşkın çocuğu, verdiler saçma sapan diyalogları na böyle beynime beynime; sonra da neden böyle oldu. Neden acaba? -hep sinemada yeni arayışlar yüzünden!!!!!1!-
Demem o ki, yüksek dozda işlevsiz ama sevimli film izleyen herkes değişikli çocuk sevmeyle sonuçlanan habis hastalığın virüsünü kapar azizim, herkes.

Bu değişikli çocukların en meşhuru, en para kıranı da -yine kanada'nın dünyaya armağanı- Michael Cera'dır herhalde. -kanada'nın dünyaya armağanlarından seçkiler: justin bieber, brian adams, celine dion, carly rae jepsen, michael cera. kanada neden kendi kendini feshetmiyor hep merak etmişimdir. yani bir yerden sonra 'bizden de hiç ülke çıkmazmış, olmamışız biz. bırakıp gitme vaktidir a dostlar!' demeleri de lazım çünkü.- -fakat kanada şakasını da yaptım, nassıl amerikan rüzgârları esti burada püfür püfür.- -düşündüm de ben bundan da bir yazı çıkartırım ha. huhuv.-
Bu arada Maykılcığımı Jesse Eisenberg'le (a.k.a. feysbukun sahibisi çocuk) karıştıran enteresan bir kitle de yok değil. -jesse de değişikli ve sevilesi fakat. bir yazıyı da ona ayırayım ya ben. evet.-
jesse (soldaki) bir kolej bebesi imajı çizerken maykıl (inanmazsın, sağdaki) mutaassıp bir meslek liseli gibi. bıyık ekle bıyık. ince gördüm çünkü.

Tam BİR, hakikaten BİR karakter oyuncusu olan Maykılcığımla nassıl dalga geçtiklerini anlatamam. Geçen gün aşağıdaki videoyu gördüm ve dedim ki bunu blogumda yazmam lazım. Kesinlikle yazmam lazım. 


İyi güldüm ben buna. Arkadaki creepy Maykıl fotoğraflarına baktıkça gülüyorum zaten.
Est. Alumni'a dikkat ama.



Bir de bunu yapmışlar Superbad ekibi olarak ki -pek tabii- yine güldüm.



Leave Michael alone!!! :'((((((



Yine başı gözü ayrı yerlerde bir yazı yazdım, çok kıvançlıyım. Burada ne anlattım, ne anlatmak istedim, neden istedim hep karanlık noktalar. Cevapları ararken size eşlik etsin diye ulu Eisencera'yı bırakıyorum ardımda.
Kendinize iyi bakın. Etrafınızdaki yalnız, mutsuz; ilgiye ve sevgiye aç ergen kızlara da çok iyi davranın.

bütün-haşmetiyle-karşınızda-eisencera!

'ilginç' is the new 'seksi'

En büyük nefret duyduğum aya geldik ve ben 'Kasımda aşk başkadır.'la kusacak kadar doluyum.
Bir yavşak daha ağzını yaya yaya bu habis cümleyi kurarsa yemin ederim ki elimden alamayacaklar, parçalarına ayıracağım. Hayır başkadır da sana mı başkadır hormondan beyni sulanmış ergen? Twitter'ında, Tumblr'ında flu fotoğrafların üzerine yazılmış sözümona romantikli güfteler paylaştığın için mi başka sana kasımda aşk? Bi anlat bana, rica ediyorum anlat. Kızmayacağım ya, söz. -yalan. bitchslap'in alâsını yapacağım. ama yine de gelsinler adam gibi anlatsınlar yani, dinlerim. dinledikten sonra okurum canlarına.-

Hadi bu tipitiplere tahammül ediyorum bir şekilde, birisi 'Kasımda...' dediği an ortamı terk ediyorum ya da algı kapılarımı kapatıyorum -huxley'nin kitabını okuduğumdan beri algı kapıları demek için göbeğimi yırttım, şimdiye kısmetmiş. nasıl mutluyum şu an.- da kendimi koruyorum. Ama o ağaç arkasından fırlayan, sote bankları kapatan, sosyal ağlarda sevgi pıtırcığı paylaşımlar yapan çiftler ciddi anlamda sebebim olacak dear okurum.
Hele hele on üçüncü, on beşinci, ve dahi on sekizinci -askerlik yapıyor ya insanlar o sürede, ömrü on sekiz ay olan devletler var tarihte. on sekiz ay nedir liseli çift, NEDİR YANİ?!!!!!- aylarını kutlayan çiftler var çevremde; ne zaman görüş alanıma girseler o bitmek tükenmek bilmeyen, sırıtış destekli 'aşkıaam'larıyla, elim ayağım titriyor. Hayır hayatının aşkını lisede bulmuş olabilirsin ki bu başlı başına dehşet verici bir durum olsa da vakur duruşumu bir şekilde korurum; ama biz ölümlülere, kedili kadınlara yapılmaz ki bu göze göze sokma eziyeti. -adeta bir hain düşman al sana bombe haykırışı.-
BİR YERDEN SONRA BEN DE ÜZÜLÜYORUM ÇÜNKÜ, OLAN VAR OLMAYAN VAR ARGADAŞIM. OLAN VAR, OLMAYAN DAHA ÇOK VAR.

Zaten bu kadın erkek ilişkilerinin dinamiğini de tam olarak çözebilmiş değilim, kafam çok karışık.
Her konuda olduğu gibi bu konuda da ana akımdan kulaç kulaç uzak seçimlerim 'Zevksiz miyim ya ben?' diye düşündürmüyor değil.
Tanıdığım bütün kızlardan şuku alan bir adamı hiç beğenmemem -eblehti bence biraz.- son vukuatım. Adam suratına suratına salak minvalinden imalarda bulunulmasına öylesine alışkın değilmiş ki, bönlük krizinden ölmesine ramak kaldı. Neyse ki başka kızlarla göz göze geldi de aldığı yüksek miktarda hayran bakış sayesinde kefeni yırttı. -ve dahi arkadaş çevremdeki herkesin, istisnasız herkesin nefret ettiği arıza birini beğenmem de bu krize tüy dikti.-

Bunu neden anlattığımı beş dakika kadar düşündükten sonra başlıktaki konuya gelebilirim.
Bizim sınıfta narsist bir arkadaş var, böyle aygır gibi kolları var filan. Fitness sapığı. Kendi aramızda Yakup diye çağırıyoruz.
Geçen Dil Anlatım dersinde mektup yazıyoruz ilkokul çocukları gibi. Bu Yakup Macaron'uma yazdı mektubunu, sonra ruj sürüp öpücük kondurdu sayfanın sol alt köşesine.
Ben de terbiyesizce dalga geçtim kendisiyle. -çünkü dudakları şöyle: {) yıllar boyunca saksafon çalmanın deformasyonu, ortasında boşluk var. eheh. ama ayıp tabii benim yaptığım.- Bunu üstüne kendisini savunmak için mektubu neden Macaron'uma yazdığını ve neden öpücük kondurduğunu anlatmaya çalıştı:
-Çünkü Meltem çok....-uzun uzun düşünme- İlginç bir insan.
-İlginç? Öpücüklü mektupla ilgincin ne alakası var ya?
-İlginç ya, o yüzden rujlu, öpücüklü filan.
-AHAHAHAHAH Yakuuup seksi diyemiyorsun değil mi ahahhahahahah.
-Hayır yaa, diyebiliyorum ki ben. Derim yani.
-Ne diyebilirsin?
-Onu derim yani, neden diyemeyeyim ki.
-De lütfen, lütfen de.
-Meltem çok.... Seksi bir insan. -bunu derken kızardı ve dahi öyle fısıltıyla söyledi ki dudaklarını okumak zorunda kaldık.-

Velhasıl kelam, benim arkadaş grubumda 'ilginç' is the new 'seksi'.
Ha bunu neden anlattım, -ara ara reality check tadında kendi kendime sorular soruyorum ki konudan sapmayayım.- çünkü bence ilginç zaten hep seksidir. Benim mütemadiyen değişik değişik adamları beğenmemin altında yatan sebep de budur.
Ama bu ilginç adamlar o kadar ilginçtir ki, inanılmazlık sınırında arızadırlar. Arızalıkları arttıkça daha da 'the new seksi' olurlar. Ve insanı kasım ayından soğuturlar.

Bir Mandalina Yedim, Hayatım Değişti

Geçen ben yine gaza gel, allaaam bir gaza gel ama, öyyyle böyle değil. Ben git, hayatımı değiştireceğim diye, allaam bak bak kafaya bak, hayatımı değiştireceğim diye radikal radikal şeyler yap.
Ben git mesela, sabahları pilates yapıp Seda Sayan izle, boş vakitlerinde Kral TV gözlemle. -gurur duymuyorum, bu arayış dönemimdi.-
Sonra ben git kahvesever olmayı dene, her gün süte damlatılmış kahve iç, agresyon katsayısını kökle. -içimdeki emmi öyyyle bir yer etmiş ki, olmadı olamadı kahveyle ilişkimiz. o minnak kahve nasıl bir sinirlilik yapıyor yalnız, 16 yıldır kendimi böyle atarlı görmemiştim.-
Ben, ben git, Korece öğrenmeye çalış. -kuzeyde devrim yapacaktım, ideal ülkeyi yaratacaktım. alfabeyi öğrendikten sonra düşündüm de bahçıvanlığın insanlığa katkısı daha büyük olacak. şu sıra çim adam yetiştiriyorum. ismi elton john, sir elton john. çok komikli bir insan değil miyim allaseniz yaa.-
Sonra git, felsefe gurusu olacağım diye 4 saat 28 dakika, hiç mola vermeden Spinoza okuyup ağla. -psikolojim bozuldu yahu. bildiğin bozuldu yani.-
Ve dahi git, füzyon mutfağı adı altında katliamlar yap, çok güzel oldu diye diye yiyip mideyi ıskartaya çıkar. -sevgili mısır ununa bulanıp kızartılmış ton balığı ve kaymakla tatlandırılmış cips tanecikli soya fasulyesi, bana çizgiyi çekmem gereken yeri öğrettiğiniz için size şükranlarımı sunuyorum. inanır mısınız, bütün le cordon bleu de size minnettar.-
Tüm bunlar yetmezmiş gibi Madonna kolları için damacana kaldır, omzunu incit, silkelen ve kendine gel.

Neticede hayatım eskisi gibi duruyor, sadece bir iki yerinde çizik ve bir buhranla açılmış twitter hesabı var. Şu günlerde yaptığım en ekstrem şey ise telefonumu bilgisayardan güncellemek. -yalnız yeni android çogzel olmuş he. oyhş.-
Hepinizi öperün kulacıklarınızdan.

Sükut Fobisi

Hepsi Ortaçgil'le başlıyor. Hepsi.
http://fizy.com/s/1aimci

Şu adamın şu şarkısı öyle tatlı tatlı mutsuz ediyor ki beni, çorap lastiğinin bıraktığı izi kaşımak gibi. -tanrım, çok römantiğim. oh may. oh may.-
Şanslıysak bizim şarkımız, değilsek de erebileceğim en yüksek mutsuzluk seviyesindeyim zaten.

ne kadar saklıydınız
herkes gibi ama farklıydınız
dünya kötü dediniz
tabii ki, haklıydınız
ayrıntılarda tam bir uyum
şu film, şu roman... tamam
ortaçgil'i sever misiniz
öyleyse... devam!
ah ner'deyiz biz
ne kadar sıkıcı herkes
artık bir tek sen, bir tek sen
istediğim bir tek senden

Ortaçgil; reyizsiniz, adamsınız.



Bir ABBA Ağlıyor Gözü Yaşlı



Ömür Gedik'ten aldığım ilhamla Oscar töreninde kanto yapma kararı aldım. Vize başvurumu yaptım, Madonna'nın dansçılarından haber bekliyorum. Muazzam bir gösteri hazırlığındayım, ayık olun.

Dare to Cover!

Miribağ. Duydum ki müzik yazısı yazmak için otör olmaya gerek yoğumuş, o zaman dedim ben de yazarım. Heleley.
Konu şu: Yutübdan rasgele paşam yaptığım cover'ları burada paylaşıyorum, bi şenlik bi kopuş, eğleniyoruz. Budur.

Bugün kuzenimle konuşurken -pis herif.- çok fena laf yedim. Sevdiğin şeyler konusunda çok tutucusun dedi. -20sine girince ergence tespitlerden vazgeçer dedik, geçmiyormuş. kısmetse 30a artık.- Tribini yerim senin, git başkasının kafasını aç demedim, diyemedim tabii. Ama kendi kendimi gaza getirdim, yutübdan Paint It Black coverları dinledim. -ki en sevdiğim şarkılar listesine kafadan girer. kafadan girmek çok harika. girer bu yüzden.-
Yaklaşık iki saat boyunca cover dinledim ve açık konuşacağım, hepsi birbirinden çirkindi ve hiçbiri bir naneye benzemiyordu. -nane yazarken çok zorlanıyorum. nene yazıyorum, nana yazıyorum ama nane... zor yahu.-
Bu noktada yapabileceğim çok şey yok açıkçası:
a. 'Evet, tutucuyum abi yeaa.' diyebilir ve muhalif kimliğimi orta yerinden baltalayabilirim.
b. Yeni nesil müzisyenlerin cover yapma konusundaki beceriksizliğinden ve/veya cenabetliğinden dem vurabilirim.
c. 'Çok marjinalim, çok radikalim, beyybi.' ayağı yapıp en az çirkin coverı burada paylaşabilirim.
Kuyruğu dik tutmak adına şekil yapıp c diyorum. Evet.

Ama belirtmem lazım ki her averaj rokingen abi oturup bir Paint It Black yapmış. Bu yüzden birkaç temel varyasyon üzerinde dönüyorlar:
**Brutal: Hönkür, hönkür, hönkür, çok acayip riff, anlaşılır kısım, hönkür, çok daha acayip riff, hönkür.
**Indie & Alt: Hafif riff, Placebo çakması vokal, şarkının geneliyle aynı ritimde ama daha yavaş nakarat.
**Folk: Tuhaf bir ritim, yanık sesli vokal, çok acayip enstrümanlar, ağız burun dalınmış nakarat. -tanınmaz hâlde şarkı-
**Goth: Hatun vokal, yer yer görkemli piyanolar, şanslıysanız değişik bir enstrüman. -ksilofon gibi.-
**Sen Beni Bi de Gençliğimde Görecektin: İspanyol gitarla orta yaşlı müzisyenin muhteşem buluşması. -ki ben en çok bu versiyonları sevdim. -bir kısa çizgi daha derine inersek, şarkının orijinaline batırılan çuvaldız sayısının minimize edilmiş hali bunlar olduğu için sevdim.- ki herkes bilir ispanyol gitar sevgimi. ehe mehe.-




Puan: 7/10
Kategori: Goth

Bunu az daha ÇOK seviyordum ki vokali duyup vazgeçtim.
Yoksa girişi şahane olmuş ve Inkubus Sukkubus HA-Rİ-KA bir grup ismi. -ama vokal çok dandik.-
Daha kısık, daha maskülen sesli bi hatun bulurlarsa şimdiye kadarki en şahane coverlardan biri olur.

***





Puan: 6/10
Kategori: Indie & Alt

Giriş çok bir şey vaad etmiyor. Yarıyı geçtikten sonra (1.20den sonrası belki de) hayli orijinalleşiyor. İkinciye dinlerim ama üçüncüye dinlemem. 2.17den sonrası şahane, gerisi ı-ı, cık. Sıradan.

***





Puan: 8/10
Kategori: diyemedim ya la

Bunu kategorize etmekten acizim a dostlar.
Görselde bir Delilah söyleyen Tom Jones havası da yok değil. Velhasılıkelam, olmuş bu da. Orijinalinin ırzına geçmeksizin değişik bir şey yapmış Chris Farlowe beyamca.

***





Puan: 8/10
Kategori: Sen beni bi de gençliğimde görecektin

Bu sözsüz, hafif ve latin. -dinler dinlemez fark edebileceğiniz şeyleri bir obvious edasında yazmaktan büyük zevk alıyorum.- Bu yüzden bir parça şarkının~ruhuna~ihanet havası var. Ama dinlenir, çok hafif. Olmuş. Bir de amcanın oturduğu sandalye ÇOGZEL.

***





Puan: 9/10
Kategori: Sen beni bir de gençliğimde görecektin

Bunu çok beğendim. Bir yerden sonra kopuyorlar, Paint It Black'le pek de alakası kalmıyor; finale yakın toparlıyorlar filan. ÇOK güzel. Video amatör ve inanılmaz samimi. Ara ara garsondur, müşterilerdir giriyor kadraja. BA-YIL-DIM. -hipsterlığı en yoğun verdiğim yerler.-
Benim bulunduğum mekanda Paint It Black coverı yapsalar çirkefleşirim. Ama bu amcalara izin verdim, hatta destekliyorum. Leman Kültür'ü filan basıp Paint It Black çalsınlar eheheh. -burada leman kültür'de takıldığımı ve popili olduğumu inceden belli ediyorum.-

***





Puan: 8/10
Kategori: Folk ya da Indie & Alt. Ama Folk daha çok.

Çok alternatif. Çok da iyi güzel. Bir yerden sonra kafa açılmasına sebebiyet verse de sevimli olduğu için sesimi çıkartmıyorum. Hadbakalım. Çok rok bi şarkıyı böyle pop~kırılgan yaptınız, oldu mu beyler, diye de sormuyorum zira Wild Lettuce çok harika bir grup ismi. Çok ama çok.

***

Folk ve brutal örneği koymuyorum, kulağınızda Wild Lettuce kalsın istedim. Çok merak eden okurlarım veli nimetlerim bir yutüb sörçüyle emellerine ulaşabilirler, ya da yorum bırakabilirler ki ben de link veririm.

İvit, bir coverlı yazımızın sonuna geldik. Kendinize über iyi bakın.
Öperim.
iks o iks o, Geveze.

Kıtipiyoz Hatunun Mutsuzluk Krizi

Blogunu valhallaya göndermiş şeker insan -nedennn diye sorup sorup ağlıyorum.- Uykucu'm beni milattan önce mimlemişti. Ama yazmaya bir türlü fırsatım olmadı aziz okurlarım.
Konu şu, üzgünken ne yaparım?

Mıymıntılıkta sınır tanımadığımdan mütevellit, ben sık sık üzülürüm. Film izler üzülürüm, kitap okur üzülürüm, yağmur yağar üzülürüm, güneş açar üzülürüm. Genel itibariyle bir süre sessiz bir ortamda kalıp kendi kendime sorular sormam, üzülmem için gereken eser miktarda efordur. -sorular sorular ne gibi sorular: teoman müziği neden bıraktı? matematikten kaç alırım ki? genç adama niye öyle dedim ki? genç adam bana niye öyle dedi ki? haftasonuna kaç gün var? teoman müziği neden bıraktı? neden bu kadar salağım ki ben? dersin bitmesine kaç dakika var? çok sağlıklı beslensem 200 yıl yaşar mıyım? dali hakiyi sever miydi? teoman müziği neden bıraktı? bugün uyuyabilecek miyim? niye nefret etmeye bu kadar meyilliyim? yaşlanınca huzurlu olabilir miyim? teoman müziği neden bıraktı? sinema okuyabilir miyim? on yıl sonra ne yapıyor olacağım? benden ne olur ki? izlanda'ya gidebilecek miyim? bu kısa çizgi arası ne zaman bitecek?- Fark edilebileceği üzere mutsuzluk krizlerimin genel sebebi ergenlikten başka bir şey değil efendim. Ama arada gerçekten üzülmeye değer bir şey de oluyor hani. -sevdiğim biri ölüyor ya da embesil herifin teki kedi yavrusunun boynuna kırık camdan bir halka geçiriyor vesaire.- O zaman da üzülmek yerine sinirlenerek farkımı yine ortaya koyuyorum. -manyak gibi bağırıyorum. manyak gibi.- Ergenliğin de bir raconu, bir adabı var üzerinize afiyet. Hani kolay sanıyorsanız bu işi, bilin ki değil. Ben senelerimi verdim mesela, uzunca bir süre bu alandaki tecrübemi konuşturmayı planlıyorum; 30larıma kadar filan.


Ne diyorduk nereye geldik azizim. İşte böyle zamanlarda ben ne yapıyorum, hayvani uzunluktaki girizgahın ardından bunu irdeleyeceğiz. -irdelemek en tiksindiğim eylem. geçen seneki dil anlatım, bu seneki edebiyat öğretmenime sıpeyşıl tenks. ama insanın diline yapıştı mı da kurtulmak zor. annah.-

Ben üzgünkeeen, -böyle bir satır yapmalıydım ki ana-akım-gazete-köşe-yazısı mizansenini yaratabileyim.-

**Müzik dinliyorum. -ergenliğin hakkını verdiğim yerler.-
Mesela Teoman'ın Dursun Dünya'sı, Mika'nın We are Golden'ı ve We are Young'ı, Charlotte Gainsbourg'un Tel Que Tu Es'si ve Heaven Can Wait'i, Sigur Ros'un her şeyi bende başı gözü dağıtma etkisi yapıyor. Hönkürüyorum, o derece. Ağlayıp rahatlıyorum.
Kulaklıklarımı takıp oda yabanisi ya da pencere kenarı sinsisi oluyorum. Oh.

**Pilgrim filmlerimden birini izliyorum.
Pilgrim filmlerini nasıl açıklarım bilmiyorum. Tam bir tanımını şu an yapamam, biraz kafa yormam lazım. -en sevdiğim filmler gibi, ama değil. a clockwork orange en sevdiğim filmler listesine kafadan girer, ama bir pilgrim filmi değil. izlemekten bıkmadığım filmler gibi, ama değil. SW ya da LOTR izlemelere doyamam, random bir zamanda random bir SW ya da LOTR filmi izlemeye asla hayır demem, ama pilgrim filmleri için bu koşul geçerli değil. onların özel zamanları var.-
İsmini açarsam anlatmaya bir adım daha yaklaşırım sanıyorum, pilgrim malumunuz üzere hacı, seyyah, yolcu ya da ziyaretçi demek. -sesli sözlük terk.- Yani bu filmleri ziyaret ediyorum diyebiliriz. Evet, bu oldu. Zaman zaman bazı filmleri ziyaret etmek bana iyi geliyor, bu filmlere de Pilgrim Filmleri diyorum.

**Yazıyorum. Daktilo sesinden daha muhteşem bir antidepresan yok çünkü.
Genelde yazdıklarım bir naneye benzemediği için yırtıp atıyorum, çünkü beni rahatlatan bir şeyler üretmek değil; yazma eyleminin bizzat kendisi.

**Sevdiğim resimlere bakıyorum. Bu inanılmaz iyi geliyor, çok deli kafa dağıtıyor. Dali'ciğimi de bu konuda tek geçerim. Börliğn'deyken sergisine gidip sulu gözlerle çıkmıştım. -burada tatilimin havasını atıyorum efendim.- Ha işte o serginin hediyelik ıvır zıvır bölümünde seçme eserlerinden oluşan bir albüm vardı. O hayatımın albümü şu sıralar. Bakıp bakıp dağılıyorum. Resim izlemek çok başka bir haz yahu.

**Harita inceliyorum. İzlanda'nın belli başlı akarsularını ezbere sayarım size, öyle diyeyim.
Resim izlemek gibi, harita incelemek de çok acayip kafa dağıtıyor. -şimdi arka arkaya sıralayınca fark ettim de ben üzgünken bildiğin sapıtıyormuşum ha.-

**Çikolata yiyorum.

**Sevdiğim insanlarla konuşuyorum. Mesela Macaron'um bu listenin tepesinde. Ne zaman konuşsak kahkahadan nefesim kesiliyor. Hatun iyi geliyor bana, net.

**Çiziyorum. Genelde doodle ayarında ya da pixel art kıvamında oluyorlar ama eheh. -büyüyünce picasso olucam. yek yeaa frida olucam ben. off çok seviyorum kadını yaa. ÇOK.-

**Suya dokunuyorum. Çocuk gibi oynuyorum-bardaktan bardağa transfer etmek, masanın üzerine tuhaf şekilli damlacıklar çizmeye çalışmak gibi.-, ya da üstümü ıslatıyorum-ıslak t-shirt giymişliğim çoktur.- En olmadı küveti doldurup içinde Buddha gibi oturuyorum bir süre.

**Düşünüyorum. Üzgün ve mazoşistken kendime yaptığım en acımasızca şey bu. Deli gibi düşünüyorum, halının altına attığım her korkumu ve kaygımı kanatana kadar düşünüyorum.
Bunu yapacak kadar kafam bozuksa üç dört gün ruh gibi dolanıyorum, bağıra bağıra itiraz edip çevremdekilere huysuzluklarımdan bir demet sunuyorum.
Yukarıdaki bütün alternatifler yolun buraya çıkmaması için icat edilmiş şeyler.

Evet okurlarım canlarım, bir hönkürüşümün daha sonuna geldik. Mim yazmaya bayıldığımı söyleyip yapımda ve yayında emeği geçen arkadaşlarıma teşekkür ederken sizi de yanacıklarınızdan öperim. Kendinize çok iyi bakın, inanılmaz iyi bakın.
Şimdi Mika'dan bana gelsin taam mıa.


temaymış bu, yazıymış bu.

Sevgililerim okurlarım, nicedir boşluyorum burayı ya. Eşşşekler depelesin beni.
Geçen böbrek taşı düşürdüm ben, ondan yoktum yani nice zamandır. Çok maceralıydı, bi blog yazısı çıkar diye burada heba etmiyorum.

Günün meselesi yeni tema. MS Paint adamcıklarla aşk yaşıyoruz ama ortalık bi bembeyaz oldu, bi yoğurtlu padılcan oldu. Olmadı yani. Neresine ne ekleyeyim diye kafa patlattım, hatta bir gece rüya mesaimin tamamını buna ayırdım ama ıı, cık, güzel fikirler gelmedi. Sonra da aşka gelip hebeley heleley bu temayı yaptım. Ama paint adamcıkları bir yerlere sokuşturmayı ciddi düşünüyorum, header'a kısmetse. -spoiler oldu.-

Her türlü görüşünüzü yorumlara olsun ankete olsun bekliyorum. El ele verip kalkındıracağız bu blogu kısmetse. Amin.

Şimdi çogzel bi müzikle bu yazıyı bitirip Uykucu'mun pasladığı mime başlayacağım. Hepinizi deliler gibi seviyorum, kendinize iyi bakın. -haftalar geçti hâlâ sevgi kelebeğiyim, bu kadar şefkati kaldıramıyorum üstünüze afiyetler.-
iks o iks o, geveze



bu adamların konserine gitmeye korktum ben biliyor musun okurum canım cananım. övrupa ayağında ciccio izlemiş, italya'da sanırım, yaşlandılar dedi. YAŞLANDILAR DEDİ. RHCP İÇİN. sönüktü dedi. SÖNÜKTÜ DEDİ. RHCP İÇİN.
ben de gitmedim o yüzden. iyi halt ettim di mi. ama favori gruplarımdan birinin kafamdaki harikuleyt imajının sarsılmasına izin veremezdim. evet.

You've got cucumbers on your eyes.

Var yaaa yıllar sonra mim yazıyoroooooolololo. Ehhey! -mutluluktan dili dolaşan insan ben. miribağ.-
kedicik'e kocaman teşekkürler :*

On yıldır filan reklamını yaptığım mimimin -hemen sahiplendim ama. mimim.- konusu, 15 yıl sonrası. Noolmuşuz ne kalmışız, naapmışız neetmişiz, maç kaç kaç, kırmızılılar mı bizim takım?

Önce müziğimizi koyalım, oynatalım Sam'cim!


Başlar başlamaz 'Björk mü abi bu yeaa?!' dedirten ama aslında biraz farklı olan elektronik müzik. -elektronik müzik deyince aklına hande yener gelenler, sizi var ya... aklına lady gaga gelenlerle çarpıştırırım, güvenli mesafeden izleyip eğlenirim.-


Şimdii, benim matematiğim çok korkunç olduğu için yeni andıroyit tilifonumun -nokia sizlere ömür...- hesap maakinaasından baktım -merak eden hasta ruhlu matematikseverler için işlem: 2012+15-1996=31 - ki, 15 yıl sonra ben ciddi ciddi, bildiğin 31 yaşında oluyormuşum. Vay anasını.

Büyük insan oluyorum ya ben 15 seneye kadar. Durumun ciddiyetinin farkında mısınız abilerim ablalarım? Büyüyorum ben, alovvv. Aaa yani. Aa.
Zevk-ü sefa içinde geçireceğim 15 yılım kalmış. İnsanı en verimli çağında büyütüyorlar abi yaa. Of.


Şimdi benim belli kriterlerim var, büyüyünce olmam gereken şeyler. -kriterleri neye göre mi belirledim sayın okurlarım? -sorarım da cevaplarım da. öyle bir samimiyet yakaladık burada.- tabii ki izlediğim filmlerdeki ve okuduğum kitaplardaki badass karakterlere göre belirledim. evet. olgunluk, over 9000!!!-

Kitap ve film ihtiyacımı karşılayacak paramı İzlandaca'dan ve İspanyolca'dan çeviri yaparak kazanayım, hangi coğrafyayı aşerirsem orada yaşayayım. Bir bakmışşın Küba'dayım, bir bakmışsın Moskova'da. Ahay. -saçımı savurdum.-
İnsanlar yapmaktan en çok zevk aldığım işi yapmam için bana çuvallarca para ödesinler, ben de İngiltere yakınından ada satın alıp -çünkü sıcak iklim sevmiyorum.- Dünyayı Değiştirme Cemiyeti'ni -yararlı cemiyetlerden.- oradan yöneteyim. -dünyayı değiştirme cemiyeti on yıldan fazla zamandır hayalim de. ehe. ajan olamayacağımı keşfettikten sonra -insan öldüremem, haliyle dandik bi ajan olurum. yaş iş.- dedim o zaman gizemli ve faydalı bi insan olayım. oh yes.-
Ha bi de nihayet doğru düzgün bi Brit aksanına sahip olacağım 15 yıl sonra. Üzerinde çalışıyorum. Ağzımda kalemle.
Ayrıca petrol yeşili bi Volvo C30'um olacak. Bir de açık mavi Vosvos'um Eheey.
Embesil Amerika'nın Ortadoğu'yu ve Afrika'yı rahat bırakması için de saman altından su yürütmeyi planlıyorum. Karanlık işler. Uuu beybi.
Afrika'ya temiz su sağlayacak işlere sponsor olacağım, Dünyayı Değiştirme Cemiyeti sağ olsun ^.^
Ha bir de horoz şekeri yapma makinem olsun istiyorum.
15 yıla kadar bacak boyumda da bir atış bekliyorum.
Nicolas Cage'inki gibi bir ev istiyorum, böyle Yasak Orman gibi bir ormanın bağrında olsun ama içinde bissürüüüüğ insan yaşasın istiyorum. Büyükçe bi köy gibi. Ay çogzel olur. En sevdiğim insanları toplarım var ya ufff çogzel olur.
Simya öğrenmek istiyorum. Altın ya da ab-ı hayat için değil, çok mistik ve çok felsefi olduğu için. -felsefik diyen insanlar, size çok kıl oluyorum. ÇÜNKÜ FELSEFİK DİYE BİR SÖZCÜK YOK TÜRKÇE'DE. YOK.-
Bir de kendi parfümümü yapmayı başarmış olmak istiyorum. Her denemem ayrı bir fail, 15 yıl içinde sağlam bir formül yazmış olmalıyım bence.

Evet efendim, on beş yıl sonrasına dair hayallerim şimdilik bu kadar.
Realist başlamak istedim ama olmadı, aldı yürüdü adeta. Ama Cemiyet kurulacak, ciddiyim. -vakıf serisinin fanı olarak bu işler hakkında yeterince bilgi sahibi olduğumu düşünüyorum.-
Hepinizi kocaman kocaman öperün, hayırlı bayramlar :*

coming soon: bir mim daha! heleleyelele! Uykucu'ya teşekkürler ^.^

Lö yeni tema

Merhabalar en sevdiğim okurum.
Aylar önce dedimdi ya yeni tema yapıcam deyu. Ha işte o tema bu tema.
Bi ara popomu kaldırıp sağ sütunu düzenlemeyi planlıyorum, başka bi ara da -zira arka arkaya bu kadar verimli işler yapmak ficuuda zarar.- hoş bir header yapmayı düşünüyorum.
Hani benim de diyeceklerim var bu tema zımbırtısı hakkında diye galeyana geldiysen, yorum bırakabilirsin. Yok efendim ne yorumu, ben karda yürürüm de izimi belli etmem diyorsan da yana anket koydum; orada dilediğince at koşturabilirsin.

Bu arada kedicik sağ olsun beni mimlemiiş ^.^ Yıllar sonra mim yazacak olmak beni çok çok çok mutlu etti.
Lakin 15 yıl sonrasını hayal etme konusunda biraz fail'mışım, yazarken fark ettim. Baş ağrım geçer geçmez editleyip yayınlayacağım, hadbakalım.

Günlerdir başşşşım ağğğğrıyyyoooo, öylesine sinirliyim ki, ÖYLESİNE SİNİRLİYİM YANİ.
Siz sağlıcakla kalın, başınızı ağrıtmayın. Öptüm filler kadar.

Lie to Me



Bu aralar hayatımın fon müziği bu.

Lie to me, go ahead and lie to me!

Laf Olsun Torba Dolsun Efendim.

AY SİZİ ÇOK ÖZLEDİM BEN. HEPİNİZİ ÖPMEK İSTİYORUM, AMA HEPİNİZİ. DİZLİN Bİ' SIRAYA. DİZİLİN Bİ. HAH. SAĞDAN BAŞLIYORUM. ŞLOP. ŞLIP. (ve herkesi öptü.)

*Bi tatil yapayım dedim, üç günlüğüne ülkeden ayrılmamı fırsat bilen manyak insanlar neler yapmışlar yaa. Neler neler yapmışlar yaa. ÇOK AYIP.
Misal -ortama bir anadolu samimiyeti getiren kelimelerden biri: misal. şimdiye kadar hiç kullanmamıştım, kemçük jön türk ağzıma daha çok mesela ya da örneğin yakışıyor üstünüze afiyet de. bir deneyeyim dedim, çok beğendim. olmuş mu? bence olmuş. artık kullanırım ben bunu. misal.- 'sinema emekçisi', feministlere 'Çirkinsiniz boolum ohohohohohoho.' diye diklenen, steadycam'e 'el kamerası değil de öteki' diyen, tiyatro oyuncularına 'Baaarıyonuz ya siz şimdi. Hah. İşte o duygular hep ölüyo siz bağırınca. Ah-hah-hah-ha. Evet. Tiyatroyu bu yüzden sevmiyorum ben. Bağırmayın tamam mı? Kafam ağrıyo çünkü.' diyerek hayatlarının facepalm'ını yaptırtan, Türkiye'nin en zeki, ama öyle böyle değil en zeki, çok acayip zeki, das überzeki, güzellik abidesi kadını Hülya Avşar'ı gidip Altın Portakal'a jüri başkanı seçmişler.
Her konu hakkında lafın üstüne laf söylemek kimliğimin bir parçası olduğundan, pek tabii buna da itiraz ederim. Ama neticede Altın Portakal'dan bahsediyoruz, senelerdir düzenlenmesine rağmen ciddiye alınmayan ve bir yerlere gelememiş, -ciciii, çok cicii- ulusal film festivalimiz. O yüzden çenemi yormak istemiyorum.

Bu seçimi doğru, başarılı vesaire bulanlara lafım yok. Ama hayatımın erkeklerinden Rutkay Aziz, şaşırttınız beni. Gerçi ayıp olmasın diye 'he' dediğinizi düşünüyorum ben ama, yine de içim bi şey oldu bilesiniz. -Rutkay Aziz'im de çok taktı şimdi benim içimin şey olmasına. yaa, tabii.-
Ama eleştiren, beğenmeyenlere 'snob entel' diyenlere çok lafım var. Allallaaaa snob neymiş bi defa, SNOB NEYMİŞ?! BANA ÇEŞİT LAF SÖYLMEYİN ÖYLE, ADAM GİBİ ZÜPPE DİYİN, UKALA DİYİN. SNOB NEYMİŞ?!!!!


*Almanlar o kadar da soğuk değilmiş, yaşadım gördüm. Havaalanında pasaportuma 'GİRDİ' mührü -o şeye girdi mührü demek beni inanılmaz eğlendiriyor. orijinal adını öğrenmeyi de, kullanmayı da reddediyorum. ay lav girdi mührü.- basan amca mesela, turistlerin vatana adım attığı ilk dakikalarda bu önyargıyı yerle bir etmeye çok kararlıydı. Öyle ki, aramızda şu diyalog geçti:
-Are you alone? *çok ciddi yüz ifadesi*
-Huh? Me? No, I am not. *şaşkınlık.*
-Hmm, with who are you? *ciddiyet over 9000!*
-I'm with my ma and her bbfs. *şaşkınlık. hayır pasaporta bakarak üç günlük ömrüm kaldığını keşfetti de söyleyecek birini mi arıyor, diye düşünmedim değil.*
-Hmmm, zoooo, you are a tourist? *hala çok ciddi surat* -bravo kaptan obvious!-
-Yes, yes I am. *'allallaa' yüz ifadesi.*
-How long will you stay here? *çok ciddi. ohaaa çok ciddi.*
-Eeerrr, I don't know. For about a week or more, two weeks tops. *'anam mülteci sandı. vallaha mülteci sandı.' yüz ifadesi*
-No no, I zaid how long will you stay here? *taaane taaane sorar, çok ciddi.*
-I said a week, for about a week! *hayır aksanım acayiptir ama o kadar da değil yaa. değil yani. ama ufaktan tırsıyorum burada.*
-Oh, A WEEK. *nihayet idrak eder.* Zoo, why did you come here? *hâlâ insani olamayacak bir ciddiyette.*
-I am a tourist. *'hayır ne gerek var' yüz ifadesi*
-But why did you come here? *ciddi. oluuum çok ciddi?*
-I will travel?? *kaçakçı sandı. vallaha kaçakçı sandı. hemen uçağa geri göndericek. off yeşil pasaportum var ama benim. kaçakçı değilim yaa, valla.*
-Nooo, nooo, for what did you come here? *ciddiyetin dibi.*
-Eeeeeer, huh, mmm, I am on my holiday? *'herhalde bunu kast etmiştir, diye gökten gelen ilham. hayır for what'tan tatil için mi'yi çıkarışım bir iletişim gurusu olduğumu gösterir.' yüz ifadesi*
-Oh, yez. Which holiday? *'ben zaten anlamıştım, aynı kaynım' ciddiyeti*
-Summer holiday? Vacation? *'ne diyem mahmut mu diyem' yüz ifadesi*
-Noo noo, what holiday? *ciddiyet yeniden*
-Do you have to ask all these questions? I don't get the point. Just stamp it and let me go. *'olm derdin ne lan' yüz ifadesi.*
-Okay okay, where will you ztay? *işimi ciddiye alırım yüz ifadesi*
-Huh???? *aksanı burada tavan yaptıüı için hiçbir şey anlamadım, 'dumur' yüz ifadesi.* -derken benim on saniyede işimin bitmesi gereken yerde kırk dakika mahsur kalmam annemin arkadaşlarından birinin dikkatini çeker ve yan taraftan 'At a hotel.' diyerek hızır gibi yetişir. ciddi adam yine sorar, yer ayırttınız mı diye. annemin arkadaşı haklı olarak sinirli bir tonda 'YES.' der, adam susup pasaportuma 'girdi' basar.-
-I just like tourists. *'baş ucumdaki çekmecede turistlerin sağ serçe parmaklarından kurduğum bir turşum var.' tonlamasıyla söyler*
-Ehemhem. *korkuyor gibiyim*
-Have a nice holiday. *gülümsemeye çalışır ama kalp ritmi bozulmuş gibi kasılır.*
-Thanks. *ÖDÜM PATLADI*

Bir an ülkeye alınmayacağım sandım. Amca Interpol'den sandım. Pasaportumda bir yanlışlık var sandım. Kaçakçı sandılar sandım. Çok korkutucuydu. Sonra annemler güldüler ve amcanın muhabbet kurmaya çalıştığını söylediler. Ama ben çok korktum. Öyle böyle değil, çok korktum.


*'Yaani sen bilirsin.' cümlesindeki samimiyetsizlik çok fena bir şey.

*Bir adam hayal edin. Hiç yalan söylememesine rağmen güvenilmez biri. Korktunuz mu? Ben korktum.

*Bir şeye alerjim çıktı. Ne olduğunu bilmiyoruz ama vücudumun çeşitli yerlerinde -alnım, göbeğim, boynum, kollarımın içleri- pitik pitik kırmızı kabarcıklar vasıtasıyla benimle iletişime geçmeye çalıştığından emin gibiyiz. -son birkaç gündür azalıyor, gidici sanki.-

*Annem beni severken ısırdı. Bayaa, kolumdan haarrt diye ısırdı. Bunu yasaklayan bir kanun istiyorum.

*Annem demişken, yeni gözde dizisi Sultan. Birinci bölümünden itibaren indirmemi buyurdu. Bilgisayarı televizyona bağlayıp izleyecekmişiz.
Nerden bulurum bilen varsa, bir de bildirirse kocama öperim. Öpücük manyaa yaparım.

*Ananem kendi evinde tatilde. Çok özlüyorum yaa. -varlığı hor yokluğu zor yemnederim.-

*İşler Güçler izlerken olayların muhteşemliği karşısında gözlerim doluyor. Ve Ahmet Kural'ın muhteşemliği.... Öhm ne diyorduk? İşler Güçler izleyin tamam mı.

*Bazen boş bulunup 'Let's go to the mall.' diye mırıldanıyorum, kimse beni anlamıyor. Hayır, avm'ye gitmek istemiyorum; şarkı söylüyorum!

*Depresyon aylarım geldiğine göre gidip saçlarıma çok fena şeyler yapmalıyım.

*Rock A'ya gidecek var mı içinizde ciğerler? Varsa bana haber etse, birbirimizi bulsak filan. Ne güzel olurdu değil mi? Evet!

*Risk mi Büyük Risk mi öyle bir yarışma var ya hani. Keşke olmasa.

*Rock A'ya gideceklere selam ederim.

*Geceleri Skype'ta saçmalamak. Sevdirdin ha.

*Warcraft oynadığımı öğrenince kalp krizi geçirmeyen bir erkek istiyorum. Ya da şaşkınlıktan iki ton açılmayan. Çok şey mi istiyorum?

*Teoman bugünün Cumhuriyet Gazetesi'ne röportaj vermiş. Müziğe geri dönmeyecekmiş, hayatındaki yaratım sürecini bitirmiş, şarkı filan yazmıyormuş, tüple dalıyormuş.
TÜRKİYE'DE NERDE TÜPLE DALINIR ACİL YARDIM PLSSS.



Çok acayip gezi yazısıyla geliyorum, sonra taslaklarda toz tutmuş sinema yazım var. Bekleyin. Hepinizi çok seviyorum. -şu sıra yönlendiremediğim bir sevgi var içimde. kelebekler gibiyim.-

Riders on the Storm



The Doors sevmeyen kendini piçahlayabilir mi lütfen? Yormayın beni sıcakta, lütfen diyorum bak.

Bi de yazar burada NFS başında geçen çocukluğuna selam çaktı. Haydin sağlıcakla.

Leona ya da Bir Perspektif Kayması

Sınav zamanları hortlamasına alışkın olduğum insomnia'cığım bu sefer bir değişiklik yapmak istemiş ki güzide yaz gecelerimi Ajda Pekkanlamak için geldi sağ olsun. Ben de boş durmadım, Amerikan Banliyö Vampiri'ne dönüştüm. Her gece elimde abur cuburlarla televizyon koltuğuma yapışıp kendini kapatmamakta direnen beynimi Flash Tv televizyonculuğunun ellerine bırakıyorum.

Lale Devri izlemeye başladım mesela. Genç Kurt a.k.a. Teen Wolf izliyorum muhteşem dublajla. -teen wolfun esas karakteri, ki o kadar bölüm izledim adını hâlâ öğrenemedim, bizim sınıftaki bir arkadaşın AYNISI. resmen AYNISI. bu kadar benzer. bizim sınıfta bir de yusuf güney var mesela. o da AYNISI. resmen AYNISI. bir de inanılmaz aile'deki uzun siyah saçlı, hani görünmez olabilen kızın AYNISI var. resmen AYNISI. bir de kendini hürrem sanan iki kız var. -bundan bir yazı çıkartırım ben, irdelemeyi burada bıraksam iyi.- fark ettim ki çok saçma bir sınıfmışız biz.-

Ve geçen gün, couch potato kariyerimin zirvesine çıkıp doğrudan satış izledim, Ana Aslan'ın gençlik iksiri. Doktor Ana Aslan'ın mucizevi kremi. Bize özel fırsatları varmış. Kapıya teslim, ödeme kolaylığı. Beynimin hayati bir bölümünün deforme olduğuna emin gibiyim.
Onun üstüne halay çekmeli Flash Tv programı izleyecektim ki, hayret, bulamadım. Derken Haber Türk diye bir kanalda Neye Göre Kime Göre diye abuk bir konuşma anlatma tartışma programına denk geldim. Kadro çok acayip. Pelin'im Batu'm var, biliyorsunuz kendisini pek severim. -"vücudum attı."- Mavi saçlı bir kadıncağız var, soyadının Kato olduğuna eminim, isminin Günseli oluşuna dair şüphelerim var. Cem Mumcu var. Cemil İpekçi var. -"kısrak gibi kadınları giydirmek istiyorum."- Başörtülü bir hanım var, ismi sanırım Esra'ydı, soyadına dair de hiçbir fikrim yok. Bir de masanın ortasında oturan işlevsiz kadın var. Moderatör diyesim var ama hakikaten işlevsiz.
İşte bu güruh geçen gece güzellik nedir ne değildir diye tartışıyordu. Bir tartıştılar, bir tartıştılar. Hiçbir yere varamadılar. Çok da saçmaladılar. Ama olsun, Pelin Batu'nun olduğu her programı bağrıma basarım ben, ilgiyle izlerim, ailecek izlerim. Çünkü Pelin Batu. Bir diplomat çocuğu, klişe olacak ama bir dünya vatandaşı, bir mükemmeliyetçi, bir diplomat çocuğu sendromu sahibi, bir şair, Güney Afrika'da kitabını bitirmek isteyen biri. Çünkü Pelin Batu.
Derken programın sonu geldi, bir seyirci mikrofonu kapıp nasıl saçmaladı. Allah'ım, nasıl saçmaladı. Flash Tv müdavimi bu gözler, bu kulaklar ömürlerinde böyle saçmalama görmediler, duymadılar.
Sonra ben de üstad Musil'in kaleme aldığı Niteliksiz Adam eserinin birinci cildinde geçen güzellik bahsini hatırladım. -burada dil anlatım öğretmenimin taklidini yaptım ama hiçbiriniz onu tanımadığı için reaksiyon alamadım. mizah elimde patladı. gördünüz mü ha gördünüz mü. nooldu şimdi. hastayım ben hastayım dedim, inanmadınız, nooldu şimdi. gördünüz mü.-
Evet efendim, tüm bu yazı girizgâhtı. Asıl amacım alıntı yapmaktı. Bu kadar şeyi haybeye okudunuz ha. Kusura bakmicanız artıh. -ne zamandır yazı yazmaya fırsatım olmuyordu, biraz daha bekletseymişim roman olarak doğuracakmışım efendim.-

Elbet her dönemde her tür çehreye rastlanır; ama bunların içinden ancak birer tanesi o zamanın zevki düzeyine yükseltilip mululuğa ve güzelliğe dönüştürülürken, bütün ötekiler de bu çehreye benzemeye çalışırlar; çirkin olanlar bile saç biçimleri ve modanın yardımıyla bunu neredeyse başarırlar; bunu başaramamak ancak ender başarılara aday olmak için doğmuş olan, daha eski bir zamanın soylu ve sürülüp atılmış güzellik idealini ödünsüz dile getiren yüzlere özgüdür.

Robert Musil, Niteliksiz Adam, YKY Yayınları, İstanbul, 2012
sayfa 95 ve 96'dan


çiçeklerinden hiç vazgeçmez.
Bunu okuduktan sonra aklıma ilk gelen Frida oldu. Alameti farikası kaşları -daha doğru bir ifadeyle kaşı- ve bıyıkları. Zamanın sözümona güzel algısına başkaldıran tavrı, sırf ataerkil toplumun yücelttiği embesillerin arzuladığı güncel kadın modeline uymak adına şekilden şekle girmeyişi. Frida Kahlo oluşu yahu, hiç çaba sarfetmeden.
Frida, eski bir zamanın soylu güzeli.

Tanışsaydık, oturup iki lafın belini kırsaydık -yaa içimdeki gün teyzesi ağlatıyo ama beni yaaa. FRIDA KAHLO'YLA İKİ LAFIN BELİNİ KIRMAK. ağluyom geceleri.- nasıl mutlu olurdum anlatamam. Bu arada Diego'yu da hiç sevememiştim, biliyor musun? Kıl herif. Hak etmedi seni.


Haydi bakalım, yarın Ankara'dayım. Üç dört gün yoğum hacılar, allaa emanet olun, dinimiz amin.

Delilah in My Heart



An itibariyle tam yirmi altı dakikadır bu yazıyı yayınlamak için cebelleşiyorum sevgili gönül dostları. Biraz daha  freeze görürsem aşka gelip dizimde kıracağım ha bu laptop'u. Çok sinirliyim. Bir alet google'a bağlanmak için 3 dakika ıkınır mı ha, ıkınır mı?! Allahını seven yeni bilgisayar atsın üstüme, süpaneke dinimiz amin.
Pazartesi Ankara'ya gidiyorum; inanılmaz gergin, bir hayli heyecanlıyım. Matematik sınavı öncesi stresi yaşıyorum adeta. İyi dileklerinizi esirgemeyin benden.
Bir de Tom Jones'u sevin. Günlerdir vaaay vaaaay vaaaay dilaaylaaaaa maaay maaay maaaaaaay dilaylaaa diye gezinmemin sebebidir kendisi.



Günlerdir yokum ama boş durmadım, yeni yazı dizileri planladım. Çok yakında burada;
dıpı dıpı dıp dıbıııı
Temsili Karakter Ece
Empresyonizm: Resimden Anlamak İçin Bilmeniz Gerekenler
geceleri ağlıyom
Vikipedi bi köşede ağlıyodu en son
Love Guru

Evet efendim, pis televizyon kanalları gibi reklamımı da yaptım, stay tuned diyerek kaçıyorum.

Üstüme Gelmeyin!

 Chabrol'den beri yeminliyim, sevdiğim adamları gömmeyeceğim. Bir daha 'Bir kerecik görseydim, bir anlığına sarılsaydım, en azından nasıl koktuğunu bilseydim.' demeyeceğim. Mümkün değil. Yapmacağım işte. Hayır efendim. Sevdiğim adamlar müziği de bırakmıyorlar, yaşamayı da. Yok öyle bir dünya. Ben hâlâ istesem Salinger'ın omzunda küfredebilirim, Chabrol'ün yemek masasında aforizma kasabilirim. Aksini mümkün kılacak bir şey yaşanmadı bu embesil dünya üzerinde.


Tam da bu yüzden, eğer bir kişi daha gelir de, sadece bir kişi daha, ağzını açıp 'Ray Bradbury...' derse, şimdiye kadar biriktirdiğim olanca öfkemi o haddini bilmezin üstüne boşaltacağım. Öyle canını yakacağım ki, onunla işim bittiğinde saksı bitkisi gibi olacak. Öyle canını yakacağım ki, acı şokundan hafzasını kaybedecek. Öyle canını yakacağım ki, hiç doğmamış olmayı isteyecek.
Tam da bu yüzden, çenenizi kapalı tutun ömründe Montag adını işitmemiş, internetten haber takip ederek entel olduğunu sanan geri zekalılar.
Tam da bu yüzden, çenenizi kapalı tutun felaket tellallığından zevk alan psikopatolojik vakalar.
Tam da bu yüzden, çenenizi kapalı tutun geceleri yastık üstü hayallerine dalan çakma realizm kumkumaları, ellerinizi beynimden çekin.

Tiradım bitti, dağılırsanız gözüme kaçan çöpü çıkartacağım da. Sağlıcaklan.

M.Ö. #1 : Mutluluk

Efendiiim, biliyorsunuz ki bir zaman önce pek sevdiğim matematik öğretmenime kendi çapımda challenge yapmıştım. -challenge yapmak olayını meydan okuma diye çevirince de anlam kaybı oluyor, bir barney stinson olamıyorum; çevirmeyince de ağzına ağzına vurulası insan oluyorum. hayat neden böyle acımasız?-
Bunun sonucu olarak da x zamanda matematik yazılısından önemli 100 şey sayacağım pek tabii. O zaman az laf çok iş değil mi azizim, öyle vallahi. Arka dörtlü, ayır'cam sizi evladım. Size anlatıyorum değil mi, bir dinleyin yahu. Ayıp.

Mutsuzluk Krizi ve Matematikle İlişkisi

Nedir?
Kişinin kesinlikle istemediği bir şeyi yapmaya zorlanması veya asla istemediği bir durumla karşılaşması sonucu meydana gelen ruhsal çökkünlük durumudur. -ruhsal çökkünlük a.k.a. depresyon, psikoloji kitabımızda geçen muhteşem bir terim. kullanmak için can atıyordum, bugüne kısmetmiş.- Bu süreçte kişi çevresini sepya efektiyle görür, -herkes bilir ki sepya dünyanın en dandik ve işlevsiz renk filtresidir. ne siyah beyazın sanatsallığına, ne diğer boost filtrelerin (kırmızı, mavi, yeşil vs.) canlılığına, ne de normal renklerin alışılagelmişliğine sahiptir. kısaca ne saçma şeydir sepya.- yaşama isteğini kaybeder, bir köşede oturup kaderi sillesini yemeye dair aforizmalar yazarken derinlere sakladığı 'Emmi the Alter Ego' bağırarak küfreder.

Neden Tehlikelidir?
Karakteri ayakta tutan id, o minnak haz sapığı, mutlulukla beslenir. Beslenmezse ölür. Ölürse de bitki oluruz. Bu kadar net, bu kadar sığ anlatılabilirdi. On puan bana, en birinciyim.

Yaygın Semptomlar
Surat asma, 'ağır' müzikler dinleme, kendine acıma, kontrolsüz nefret ve öfke, çevreyi dengesizlikle sınama, baş ağrısı, tırnak kemirme, uykusuzluk ya da aşırı uyku, fiziksel aktivitelerde azalma, su kaybı, iştahsızlığa rağmen nutellaya abanma, ağlatma garantili filmler izleme, onca güzel anının arasından en üzücülerini bulup çıkarma, stres, gerginlik, yorgunluk.

Tetikleyiciler
Matematik, geometri, sayılar, matematik, reddedilmek, matematik, başarısızlığa uğramak, matematik, herhangi bir stres kaynağı, Acun'un durduk yere yaptığı servet, matematik, Teoman'ın müziği bırakmış olması, matematik.

Tedavi
Matematik yazılısına girmeyin ve atarlı insanlara kulaklarınızı tıkayın sevgili gönül dostları.


Alınacak Ders: Hayatımız boyunca mutlu olmak için çabalarız. Ve mutluluğumuz, matematik yazılısından önemlidir.





geç kalmış edit vesaire

Merhabalar davşan okurum. İzlanda'nın yine birinci olamadığı bir örovizyon sabahı iyisindir umarım. -ben mesela hiç iyi değilim. gelecek birkaç gün içinde en sevdiğim derslerin sınavlarını olacağım. oley. yaşasın. heyo. ahey ahey aheeey.-

Yine bi arkadaşa bakıp çıkacak bir yazı yazma amacıma gelirsek, geçenlerde ballandıra ballandıra anlattığım Betül Mardin maceramda -linki koyacağım yeri şaşırmam bence o kadar da belirgin değil.- inanılmaz bug varmış ki. Pek sevdiğim, canımdan bir can The Eski Mezun, aslında eski mezun değil de okul aile birliği veliymiş. -sevincimi gizleyemiyorum fakat.-

Bug'ın keşfi için, Betül Mardin'in okulum BAL'a gelmesini sağladığı için ve okurum olduğu için -nepçim kibir yaptım öyle.- Serhat Ağabey'e devasa teşekkürler. Devasadan da büyük teşekkürler.
Şaşkınlığımdan ve maillerime on yılda bir bakmamdan dolayı da özürler.


Son olarak, içimdeki Oblomovu söküp atabilmirem.
alt metin: yeni yazıdır yeni temadır zor be anne, zor.

Sağlıcakla kalın gönül dostları, ağlama İzlanda.

Chitty Chitty Bang Bang



All engines talk!


Ha bunun kadar stres alan bir şarkı yok dünyada. Dün bütün günümü koridorda bağırmak suretiyle Chitty Chitty Bang Bang icra ederek geçirdim. Böylece güzide okulumun güzide onuncu sınıfları da zeka düzeyim hakkında yorum yapma fırsatı yakaladılar, ay keratalar, ay şirin şeyler. Yerim.

Burada sözlerini bulabilir, ezberleyebilir, iyi bir çocuk olursanız Geveze'nin Gezici Kabaresi'ne katılabilirsiniz.

Oh Chitty You Chitty
Pretty Chitty Bang Bang
Chitty Chitty Bang Bang
We love you.
And Chitty, in Chitty
Pretty Chitty Bang Bang
Chitty Chitty Bang Bang what we'll do.


p.s.: yine yazı yazar gibi yapıp kaçtım fakat. yeni tema yapıyorum az bekleyin, sonra çokoş sürprizlerim olucek. meh meh meh.

Bugün Kime Sarıldım

   Okulum BAL'ım Ayran Günü haftasını festivalimsi bir şeye dönüştürme sancısında şu sıra. Koronun konserleri olsun, dandikliğini alegorik olduğunu iddiaa etmek suretiyle kamufle etmeye çalıştıkları tiyatro gösterisi olsun, 'Profesör geldiiiğğğ.' diye uğruna beni heyecanlara gark ettikleri ve sonradan geometri profesörü olduğu ortaya çıkan adam olsun pek faaliz şu sıra. -tam bir terbiyesizlik. oysa ki nasıl sevinmiştim, nasıl heyecanlanmıştım, ne hayaller kurmuştum. dilbilim profesörü olduğuna inandırmıştım filan kendimi. sonra salona girdik, aristo filan dedi, hee dedim ALLAAAAAAAH dedim, felsefe profesörü. sonra pisagor geldi, bi kımıldandım. sonra.. sonra geometri profesörü çıktı.. mütemadiyen ağlıyorum. fd seni seviyorum.-

   Bugün de Betûl Mardin geldi BAL'cığıma. Sırf konuşmasını dinleyebilmek adına Bay Yürüyen Ego'yla tartışıp dersinden çıktım, sonra bir baktım bütün sınıf arkamdan geliyor. Ta daa. -öyle popi insan da değilim hani ama içimde bir yerde çok pis bir retorik cevheri var. az zorlasam müdürü deviririm, öyle diyeyim dear okurum. hükumetler korksun benden. vendetta gibiyim adeta. bu arada da sözlü notumu 25 filan yaptım diye düşünüyorum bu hamleyle. asiliğin bedeli işte naapcaksın. şurda ne yazıyosa o. huzur, her şeyin başı huzur. bir de sağlık, sağlıkla huzur olmazsa vallahi karun olsan kaç yazar şükrancığım.-

  Söylemeliyim ki Betûl Mardin muhteşemliğin 85 yaşındaki hali. Sahneye çıkar çıkmaz koltuk değneğini bırakıp konuşması boyunca periyodik olarak 16 yaşımdan utanmama sebep bir enerjiyle oradan oraya seyahat etti durdu. Hayatından bahsetti biraz, ki bundan koskoca bir yazı çıkacağı için burada harcamıyorum. Sonr ahalkla ilişkiler hakkında zaten bildiğim şeyleri anlattı, ama öyle şirin anlattı ki :O şeklinde dinledim. -hatta bir önümde oturan ve saçlarını ağzıma sokmakta kararlı kızı azarladım tam bir nine gibi çık çık'layarak.-
  Soru sorma faslında eski mezunlardan biri mikrofonu içine sokmak suretiyle densizliğin doruklarına vardı. Betûlcüğüm lise mezunu oluşundan bahsettikten sonra The Eski BAL Mezunu inanılmaz bir atarla ve kahvehane üslubuyla 'Ben fakülte mezunuyum, bu işin okulunu okudum.' diyerek lafa girdi, bana da inmeler indi. İnsanlar nasıl bu kadar densiz oluyorlar cidden anlayamıyorum. The Eski Mezun, ben 'Elinden mikrofonu alııııığnhhh!' diye hönkürmeden önce epey de konuştu, epey de pot kırdı. Bir de bağırarak ve sinirle konuşuyor ki anlatamam:
"Ayakkabı satıyorum ben, fabrikağm var. Gözlemliyorum gençlerde bir marka manyaklığı var, hep bu küreseğl markalarığn imağjından kaynaklı bunnar. Ülkemizde üretiliyoğrlar, Edirne'den çıkıp marka damgasını yiyorlar, geri girdiklerinde de fiyatları kaç katına çıkıyoğr. Bunları bir yaz çıraklığa verse anneleri babaları, böyle olmazlar. Marka mağnyaklarığ. Fakültesinde okudum bu işin, gençlerin hep beyni yıkanıyğr reklamlarlağ, halkla ilişkilerleğ." -bu arada kalp krizi geçirdiğim için dinleyemedim.-
"İzmirliyim beğn, buralıyım beğn!!!!!1! *bağırmak, çok ama çok bağırmak*"

  Her türlü yorumdan önce, MARKA LOGOLARI ÜRETİMDE BASILIR, ürünler embesil gibi ülke dışına taşınmaz sırf bu işlem için. Oh, içim soğudu şu an.
  Evet, ne diyorduk? Hah, kadıncağız orada neler anlattı, hiçbirini mi dinlemedin be adam?
Ben orada soru sormak için ağzımı açmaya çekindim, sen Betûl Mardin gibi bir insanın yanında anlamadığın pazarlama ve halka ilişkiler konusunda ahkam kesmeye hiç mi çekinmedin?

  Herneyse, bunu anlatmayacaktım konu dağıldı. Söyleşi bittikten sonra salonda kalıp kendimi kulise attım ehe ehe ehe. Sonra müdür yardımcısına çekine çekine 'Hocaam bi merhaba desem olur muu *paçalardan şirinlik akması* lütfeeeeğn.' dedim, meğerse adam beni bekliyormuş. Sırtımı pıtpıtlayıp 'Run Forest, run!' dedi.
  VE BETÛL MARDİN BANA SARILDI OKUUUUUR, BAYAA ELİMİ SIKTI VE BANA SARILDI. HATTA İNANMAYACAKSIN, YANAKLARIMDAN ÖPTÜ.
  Pis korumalar hadilemeden önce muhabbet bile ettik, İstanbul'a yolum düşerse bir gün ehe ehe ehe. -burada hava atıyorum deliler gibi.-


   Velhasıl kelam, BUGÜN BETÛL MARDİN'E SARILDIM BEN YA. -el vermiş sayılır mı bana? bence artık sırtım yere gelmez-


editlerin en editi: The Eski Mezun aslında The Okul Aile Birliği velisiymiş. ben de kocaman şaşkınmışım.
http://gevezenindunyasi.blogspot.com/2012/05/gec-kalms-edit-vesaire.html

Matematik Yazılısından Önemli 100 Şey

Yazıya başlamadan önce içimde kalan bir haykırışı paylaşmam gerekli dear okurum: TEOMAN 2.0, BİZIMLA DEYILSIN. CEM TALU İN DI GQ, SEN NAAPTIN ABİ YAA?! -oh rahatladım. artık konumuza girebiliriz.-

Efendiim, geçen hafta perşembe günü matematik yazılım vardı. Ama ertelememin namümkün olduğu çok süpersonik programımdan dolayı yazılıya teşrif edemedim pek tabii. -ah ne gam!- -bu arada çok süpersonik programım hakikaten çok süpersonik. bir ara ballandıra ballandıra anlatmayı planlıyorum, hatta kalın.-
Yokluğuma çok alınan, çok darılan matematik öğretmenciğim atarlara gelmiş, bir sinirlenmiş bir sinirlenmiş, sineklere irtifa kaybettiren desibellere çıkmış. Huhuvv, hakkımda neler neler demiş. -biliyorsunuz magazin televizyonculuğu kurallarına göre bana sosyal medyadan cevap hakkı doğuyor bu şartlar altında.-

Müsaadenizle bir haykırış bir cevap hakkı düzeniyle gidelim istiyorum. Hadbakalım. Bissss.

"HEP BÖYLE YAPIYORSUNUZ, ÇALIŞMAYIP ÇALIŞMAYIP RAPOR ALIYORSUNUZ!!!!1!!!"
Öncelikle, tam 2 gün boyunca ağlayarak trigonometri çalıştım. Kalbimle ağladım, aklımla çalıştım. -ohoy, alüzyonu da yaptık son sürat devam edelim.- Her ne kadar 50'nin üstünde alamayacak olsam da, emeğe saygı +rep lütfen. Oturup çalıştım oluuuum!!!
Ve altını çizerek, antiparantez belirtmek istiyorum ki arkadaşlar; daha önce hiçbir matematik yazılısnı rapor almak suretiyle kaçırmadım, bilen bilir! -ufff iyice çirkinleştim farkında mısınız? tam bir ne-iş-yaptığı-bilinmeyen-ama-hernasılsa-meşhur-kişi oldum. yayks.-

"BENİM İŞİM GÜCÜM YOK ELLİ KERE YAZILI MI HAZIRLAYACAĞIM!!!!1!"
Canım canım canım. Titrini bir hatırlayalım mı öncelikle, matematik öğretmeni. İş tanımında gerekirse 50 defa yazılı hazırlamak var, bunu biliyorsun değil mi averaj üniversitenin averaj bölümünden mezun olmuş minik kuşum? Ah yerim yerim yerim. -merhaba ben twitter fenomeni. sever gibi yapıp laf sokarım, samimiyetsizliğin dibine vurmak en büyük hobim. ayrıca doktorum, elimde çok gizli belgeler var açıklarsam hepinizi yakarım. işin mutfağından çıktım.-

"GÖRÜŞÜCEZ AMA ONUNLA, ÇOK GÜZEL SORULAR HAZIRLAYACAĞIM ONA!!!!!!1!!"
Bir defa beni tehdit edemezsiniz, dava ediciiim sizi!!! Avukatımla konuşun, benimle değil!!!
Ayrıca bu piyasa hep böyle, herkes birbirinin ayağını kaydırmaya çalışıyor işte. Podyumda omuz atanlar, posterini billborad'dan indirtenler, yapımcıyı doldurup çekimleri iptal ettirenler. Ah hepsi böyle. Şöhret zehirli bal. Zor yani, çok zor. -duayen sanatçı oldum şu an. saksı değilim neticede, atarımı da yaparım, derdimi de yanarım. heheyyy.- -ayrıca hakikaten zor hazırlar mı ki? offf çok mu zor olur ki? hayır ne kadar zor olur ki?-

"MATEMATİK YAZILINDAN ÖNEMLİ NE İŞİ OLABİLİR Kİ?!!!!!!1!!!"
Ama bunu demeyecektiniz işte. Öncekiler neyse, hatta az bile demişsiniz ama bu.. Ama bu.. Resmen 15 senelik nefretimin nirvanasını yaşıyorum şu an. Ne demek yaa matematik yazılısından önemli ne işi olabilir ki? Bi dakka hocaaaam, John Nash olsanız söyleyemezsiniz bunu bana. -sinirden elim ayağım titredi yahu.-
Matematik yazılısından önemli 100 şey sayarım size, şu sempatik okur kitleme de rezil rüsva ederim sizi!

*challenge accepted!*

Yaza Giriş 101

-----------bilgilenelim-----------
  Hepinizin bildiği gibi yılın en beklenen, en sevilen mevsimidir yaz a.k.a. çok-acil-kilo-vermem-lazım-o-elbiseye-sığmam-lazım. Yazlık maceraları, deniz kenarı, tuz, ter, vıcık, tatil, miskinlik, seyahat, sıcak hep anahtar kelimelerimiz.

Yaz Nedir, Ne Değildir?
Vallahi nnnnnalet bi' şeydir. Herkes miskin miskin yatar, turistlere yavşar, verandada pişti, terasta okey oynar, bahçede mangal yapar, yüzer, ortamlara akışta belirgin bi artış olur, bir kısım büte girer, bir kısım ayran gönüllülük eder. Anafikir bütün kış çalışan, ot gibi yaşayan o sıkıcı insan sen değilmişsin gibi davranmaktır.
Güzeldir yaz, bütün sorumlulukları sallayıp saçma eylemlerde bulunmak, sonbaharda da 'Sarhoştum hatırlamıyorum.'a nazire yaparak 'Yaz tatiliydi işte abi yeaa.' demektir.

Ne Zaman Gelir, Nereden Gelir?
Kışın hemen arkasından yaz gelir, çünkü herkes bilir ki aslında bahar diye bir mevsim yoktur; yaratıcılıkta çıkmaza girmiş orta yaşlı şairler tarafından kendilerini tatmin etmek için uydurulmuş çakma bir mevsimdir bahar. Aslolan yazdır.
Yazı getiren birkaç önemli öge vardır, bu konunun turnusol kağıdı ise pek tabii evinizin sevimli blogger'ı Geveze'dir. Şöyle ki, yazın üç belirtisi vardır:
    1. Geveze'yi kana susamış bir sineğin ısırması. -ki iki gece önce gerçekleşti. sağ yanağımda iki savaş yarası taşıyorum, çok havalı ve kaşınıyor.-
    2. Geveze'nin saçma sapan aşık olması. -ki sanatçımın özel hayatı hakkında mülakat vermiyoruz tamam mıa-
    3. Kuzey Yarımküre'nin tenis turnuvalarının başlaması. -ki Monte Carlo'da finale giden son düzlükteyiz, VAMOS RAFAAAA. öhm, turnuva diyorduk diy mi.-
-----------bilgilenelim-----------


Uzun lafın kısası, BAYAA BAYAA YAZ GELDİ OLUUUUUUM!!!BİR!!1!!
Bu da demek oluyor ki The Ultimate Hipster Catcher Trap Project artık bitmeli. Vaktim git gide azalıyor zira.

Şimdi sizi tüm zamanların yaz şarkısı Bananarama - Cruel Summer ile başbaşa bırakıp matematik ödevi yapmaya gidiyorum, zalım dünyaağğğ.


hipster!


benim bir tezim vardı: sahip olmadığın bir şeyi özleyemezsin. yalanmış ya o.



röyksopp - you don't have a clue.
minnak video, kime geldiğini filan hep bildiğini düşünüyorum.
bi de şarkının bir davşan, ciddi ciddi bir davşan tarafından söylendiğini düşünüyorum. bu bir davşan sesi yaa, vallaha öyle.

Mia Magnifica Presenza, Arrivederci!

Son on gündür yanımda bağıra bağıra İtalyanca konuşulmasına doyamadım, dün akşam annemle gidip Magnifica Presenza'yı izledim efendim.
Bu arada çok basit İtalyanca cümleleri anlayabildiğimi de ilan etmekten gurur duyuyorum. -tam bir 'anlıyorum ama konuşamıyorum' oldum. allora diyorum cevaben.- -ciccio 1'e de selamımı çakarım, çocuk on gün boyunca allora diye diye beynime kazıdı zira.-

Herneyse, kısa çizgi arası kaosundan önceki konumuza dönersek, Ferzan'cığım yine güzel eylemiş.
Film bir 'ev bakma' ile başlıyor ki şu hayatta en sevdiğim şeyler listesinde hipster'ların hemen arkasından 5 numarada yer alır malum seremoni. -seranomi diyerek de morfofobik bir sarışını anmak geldi içimden.-
Neden diyecek olursanız, -demeseniz bile paragrafın akışı gereği demiş gibi yapıyorsunuz dear okurlarım- eşyasız evler hayal kurmak için koca koca alanlar demektir. Sizden önce eve bakanları hayal edersiniz, şu pencerenin önünde gülümsediklerine dair bahse girersiniz. Eski sahipleri düşünür, tam buraya bir televizyon izleme koltuğuyla tonton bir dedecik kondurursunuz. -fesat seni. onca zamandan sonra bile dedecik deyince bıyık altından gülüyorsun ha. ayıp. şurda tumblr kızıcılık oynatmadın iki dakika, hemen boz atmosferi.- Sonra sizin olduğunu hayal edersiniz, en sevdiğinizle çekirdek çitleyip Juno izlediğiniz köşecik belirir salonun orta yerinde. Vesaire vesaire.
İşte bu süpersonik girişle olaya hemen dahil oldum, eski evin damask desenli muhteşem duvar kağıtlarına dokundum, tozlu aynalara burnumu dayayıp gözlerimi kısarak baktım. Böyle başlayan bir film kötü olamaz bile demiş olabilirim.

İlk yarı müthiş bir tempoyla aktı. Müzikler, güzel oyunculuklar, minik minik alüzyonlar, travestiler. Aptal bir sırıtışla izliyorsunuz işte. Hani o ana karaktere sarılıp 'Oh, canııııım!' demek istediğiniz filmlerden.
İkinci yarı da tempolu başlasa da ortalara doğru bir parça sarkıyor. Sanki fazla olan bir şey var, makas atıvermek istiyorsun.

Ferzoşumun -samimiyiz imajı vermeye çalışıp tiki kız olmak. ibret için silmiyorum. ferzoşmuş. te allaam.- deyimiyle 'varlık'lar ve ana karakterimizin hayatına sızışları çok başarılı işlenmiş. Kurguda birkaç oyun yapılabilir miymiş, evet yapılabilirmiş. -atilla dorsay sanıyorum kendimi.- Filmin ambiyansı gereği birkaç sahne daha şöyle hoppidi müzikleri kaldırabilirmiş, ama Ferzancığımın dikkati başka yöne çekmemek adına böyle yaptığını düşünüyor ve takdir ediyorum.
Fatihciğimin (Akın) ve Ferzancığımın (Özpetek) bu Sezen Aksu sevdasını pek anlayabilmiş değilim, ama kadın hangi filme bir şeyler yapsa off kıskanmıyorum hayır, fazlasıyla güzel oluyor. Demem o ki Sezen'siz eksik kalırmış biraz.

Oyunculuklara gelince, Cem Yılmaz'ın olduğu her sahnede kıhı kıhı gülen embesil kalabalık sinirimi bozsa da, cast'ta yer alışı bir hoşluk olmuş. Yusuf Antep.
Başroldeki amcamız zaten Ferzancığımın kadrolu oyuncusu. -yine bu kadrolu oyuncu muhabbetinden dolayı gözlerim bir Serra Yılmaz aramadı değil.-
Tiyatro ekibine, kıyafetlerine, mimiklerine ba-yıl-dım. -atilla dorsay strikes again.-
Kuzen çok sağlamdı, onu da beğendim. Café'deki kikirdek kızları bile beğendim.

Sonuç olarak, 8/10. Gidin ve izleyin.


Kübler-Ross Modeli

Çok uzun zamandır bayaa gideri olduğunu düşündüğüm, turkuaz gözlü vatandaş (a.k.a. Mr. Mystery) Star Wars hakkında der ki...
"yha ben onları pek sevmiormda."

 Sonrasında kederin kara perdeleri matem tutan Geveze için Elizabeth Kübler-Ross tarafından açılır...

1. İnkâr
"Yok canıım, Mr. Mystery öyle demedi yaa, yanlış okudum ben. Uykusuzluktan filan da dikkatim acayip dağınık zaten. Gözüm kaydı yanlış okudum, numaram da ilerledi gibi hissediyoruö çünkü. MR. MYSTERY ÖYLE DEMEDİ TAAM MIAAAA!!!1!"

2. Öfke
"EMBESİL HERİF NASIL DERSİN SEN BUNU OOLUM YAA!! O KADAR GİDERİ OLAN Bİ İNSAN STAR WARS HAKKINDA İLERİ GERİ KONUŞAMAZ. ÖYLE APTAL SAPTAL DA MESAJ YAZAMAZ. GİDERİN VAR DİYE İSTEDİĞİNİ YAPABİLECEĞİNİ Mİ SANIYORSUN ANLAMIYORUM. MAL. NEANDERTHAL KILIKLI ŞEY. STAR WARS'A BİR ŞEY SÖYLEMEDEN ÖNCE DÜŞÜNÜP TARTMAN LAZIM TAMAM MI. SENİ VAR YA BEN ÇOK PİS YAPARIM HA."

3. Pazarlık
"Olaya iyi tarafından bakarsak Nickelodeon'un Clone Wars mallığını da sevmiyordur.
Bağlacı bitişik yazmış ama belki de telefonunun boşluk tuşu takıldı o da farkına varmadı. Evet evet aynen böyle oldu. Hatta var ya y tuşu da takılıyor arada, ikisi aynı mesaja denk gelmiş. Ve dahi y tuşu takılıyor diye mesajın başında çok sert bastı, eli kaydı h tuşuna da bastı; yha oldu. Aceleden de ne yazdığını kontrol edemedi, bu haliyle yollayıverdi. Sonra pişman olmuştur zaten.
Hem belki 4-5-6-1-2-3 sırasıyla izlemediği için, öyle zınk diye 1'den başladığı için sevmedi, kalanını da izlemedi. Tabii. Yoksa hepsini izlese sever. Sever çünkü yoksa. Gideri de var ynai, sevmesi lazım."

4. Depresyon
"Hühühüüüü. Gidin başımdan bi yaa. Hüğaaa. Çok mutsuzum. Sen tam git yeterince zeki ve gideri olan bi erkekle tanıştım de... Çocuk bağlaçla hal ekini ayıramayan, sinema zevkinden yoksun, eline imla kılavuzu değmemiş bir hödük çıksın. Kendimi kandırılmış hissediyorum. Çikolata yemem lazım. Hğüğaaa. İnanamıyorum yaa.
Piyasada adam yok adam. Yok yani. Dedim önce insan olsun, sanattan anlasın. Gitti odun çıktı ha. Hühüvaaağ. Beni taşıyabileccek birini arıyorum, sezonluk tiyatro biletleri olan biri. Yok ama yaa yok mık yok yani. Ühüüüüüüühahüühaaaaa. Çikolatam da bitti zaten. Kimse beni anlamıyor. Çok çirkinim. Kafka da öldü zaten. Chabrol öldü yaa Chabrol. ADAM GİBİ ADAM YOK BU DEVİRDE ÜHÜHÜÜHÜHÜHÜHÜHÜHÜ.ÇİKOLATALAR DA GÜZEL DEĞİL ZATEN MIK!"

5. Kabul
"Tamam yaa. Bu sefer de olmadı. Onun suçu değil, ben standartları hayvani yüksekte tutuyorum. Zerdüşt'ten alıntı yaptığımda bilecek, yaptığım esprileri anlayacak biriyle tanışsam hayat daha güzel olurdu; evet. En azından hal ekiyle bağlacı ayırabilen biriyle tanışsam uuu hayat tam süper olurdu. Ama bu haliyle de yetinebilirim sanıyorum. Yani son 16 senem pek de kötü geçmediğine göre idare edebilirim.
İnancımı kaybetmiyorum, daha zeki erkekler var piyasada. Sadece default kızlardan korkup kamufle olmuşlar. Nihohahah, kaçabilirler ama benden saklanamazlar!"



Mr. Mystery'yi harcayış öykümü okudunuz efendim.

Love Love Love Me Do

Hep berbaber dinliyoruz, hadbakalım dear okurum hadbakalım! -yaa diyorum ben size, kafkas balkan yunan gypsy böyle komple karışığım ben. hepisine deli oluyorum böyle bi muhteşemlik yok yaa. herneyse dinliyoruz efendim.-



*Geçen gün bir arkadaşım (16) 'yüzüp yüzüp kuyruğuna gelmek' deyimindeki 'yüzme' olayının deri yüzme olduğunu öğrendi. Oh mon dieu, çocuğun yüzünde bir aydınlık, bir aydınlık amanın yahu. Arkasında dans eden havariler, 'hoooo' diye vokal yapan keşişler, kafasındaki hale. Amanın yani. Aydınlandı çocuk.

*Layf iz layf.

*İki yazıdır Uganda diyorum da, ufaktan bir tırsmıyor değilim hani dear okurum. Bir durum olursa birbirimizi tanımıyoruz tamam mı.

*İkili üçlü ilişkiler projemizde -evet adı bu hallalllaaa. müdür öyle uygun gördü.- son düzlüğe geldik. Vatana millete hayırlı olsun.

*Şu sıra beklentisi içinde olduğum şeyler 'Hoca sözlülere 100 100 verse...' ayarında. Bir gerçek olursa var yaa.. Uhuuvv diyorum sana okurum canım. UHUVVVV.

*Yaptığım playlistteki özellikle sevdiğim şarkıları en az üç defa dinlemeden sıradakine geçemiyorum. -listede sadece çok sevdiğim şarkılar varsa bitiş çizgisini göremiyoruz. zırt pırt 'şunu bi daha dinleyeyim yeaaa' diyorum çünkü.-

*John Travolta da tipsiz adam halbuse.

*Yeşil gözün de mavi göze yakın bir gideri olduğunu tespit ettim geçenlerde. Ama o muhteşemsonik yeşil gözleri olan çocuk tam bir embesil çıkınca vazgeçtim. -off bu olay var ya.. tam bi hayal kırıklığı. sen o kadar yakışıklı çocuk git.. hofff yaa.. talihsiz beyanat resmen, içim yanıyo içim. neyse bundan bir yazı çıkarırım ben, burada heba etmeyeyim. devir ekonomi devri.-

*Sinema okulları niçün bu kadar pahalı anlamıyorum. Yani çıkışta -dizginlenemeyen şiddetin okul çıkışına çağrısı gibi oldu ama onu kast etmiyorum şu anda.- bir Truffaut oluşumuzu garanti ediyorsunuz sanıyordum, geçen sordum yokmuş öyle bir şey. E ne ayaksınız o zaman siz?

*97liler, evladım çok afedersiniz de salak mısınız ya siz? Salak mısınız doğru söyleyin çocuğum. Hayır geçenlerde sizden bir grup okuldaki banklara çöreklenmiş teneffüste. Bildiğin çöreklenmiş çünkü, oturmamış. Öyle oturulmaz, oramızla oturmuyoruz biz. Dedim ne yapıyor ya bunlar böyle, ne biçim oturuyorlar. Meğersem biraz yüksek sesle söylemişim bunu ben. Duyan 97liler popolarıyla oturmak yerine.. GÖMLEKLERİNİN YAKALARINI DÜZELTTİLER. Yavrucum evlatcım bir daha soruyorum, siz salak mısınız? Aklınızı başınıza toplayın rica edicem. Haydi bunu sineye çektim diyelim, 'Telefonunu ver o zaman bana, ben seni ararım." diyerek ad aktarması yaptığım 97li niye telefonunu elime tutuşturdu? NİYE?
GDO mu yedirdiiler evladım size? Nesil git gide bozuluyor dedilerdi de inanmadımdı. Doğruymuş. Tüm bunların üstüne bugün Yoko Ono'nun gayet de iyi biri olduğunu söyleyip, Teoman'ın müziği bırakmasının mantıklı olduğunu savunan akranınız ayar etti beni. Bozulmuşsunuz evladım siz.
Tedavülden kalkmanız lazım ha artık. ÇOK OLUYORSUNUZ ÇÜNKÜ SİZ. BİR BÜYÜĞÜN YANINDA BÖYLE TERBİYESİZCE ŞEYLER SÖYLENMEZ. BİR BÜYÜK BÖYLESİNE SİNİRLENDİRİLMEZ. ADAM OLUN.

*Sirtaki yapasım var şu anda.

*Tanımadığım numaralar arayınca o çağrıya cevap vermem. Bu konuda da çok ama çok inatçıyım. Yemekteyken biri 8 defa aradı ve açmadım. Yine olsa yine açmam. Mesaj atsın okurum. Ama bizzat numaramı vermediğim insanın telefonunu açmam. Manyağım çünkü. Açmam arkadaşım yaa.

*Pipo istiyorum.

*Tırnaklarım kestikten sonra acıyor yahu.

*Dedikoduyu bırakmaya karar verdim. Nalet şey nasıl kanıma işlemiş öyle. Öksürsem dedikodu çıkıyor ağzımdan. Ne pis bir insan oldum böyle yarabbi.

*Bana trip atan maceracı. Ağzının yerini değiştiririm senin. Şu hayatta en katlanamadığım şey bana trip atılması. Öyle iğneli laflar, ucuz ucuz sataşmalar. Kızmakta haklı olabilirsin, ama trip atmakta asla haklı olamazsın. Çok pis bozarım seni. Gerçekten. Bil diye söylüyorum, tehdit filan değil yani. Öperim.

*Uff ne atarlandım ha. Ağır abla oldum adeta. Ama çok sinirleniyorum okurcum yaa böyle tiplere. Acayip sinirleniyorum yani. Bak elim ayağım titredi.

*Fransızcacı yokluğumu fırsat bilip fütür proş işlemiş. Selamlar.

*Bahar da geldi ciddi ciddi.

*Sevgilisinden ayrılacak arkadaş yardım istedi. Dedim aktörün arkasındaki ses olayım, ayrılma metnini yazayım. Tamam dedi. Uğraştım didindim de eserimi beğendiremedim.
"Ay bu In Love'ın frambuazlısını da pek severim. Hay bin kunduz, görüyor musun bitiverdi. Vallahi her şey bitiveriyor. Lost bitti mesela. Nasıl bitirecekler dedik dedik de, vakti gelince nasılını düşünmeden bitiriverdiler. Harry Potter bitti keza. Koskoca kış bitti mesela. Düşün, kış yani. Sen git onca ağacı soy, kar yağdır bizi maymuna çevir. Sonra da bit. O ihtişam, fısss diye sönüverdi. Bitti yani. Bitiyor çünkü her şey.
Bil bakalım başka ne bitti? :))))))) :))))))))) :))))))))) :))))) ehehe"
Hayır çok da güzel olmadı mı? Bence gayet güzeldi yani. Hah.

*Antivirüs programımın lisans süresi dolmak üzere. Çok gerginim çok.

*Odamın perdeleri değişti, bir ferahladım.

*Reosta dünyanın en güzel şeyi olabilir. Evet evet, dünyanın en güzel şeyi. -fazla ışıktan nefret ediyorum. loş olsun her yer. loploş. lomloş. lokloş losloş.-

*Fazla ışık asabiyet yapıyor bende.

*Erken kalkmak da asabiyet yapıyor bende.

*Çikolatayı çok seviyorum.

*Ece tuhaf bir isim. Şimdiye adar tanıdığım bütün Ece'ler tuhaftı.

*Gülten Dayıoğlu'nun Ece'li bir kitabı vardı ay ne kötü kitaptı o ya. Off çok fenaydı. Başka Gülten Dayıoğlu'na dokunamdım ben o kitap yüzünden. Of diyorum, çok kötüydü.

*Kız Kardeşimin Hikâyesi'nin filmi kitabından çok değişik mi?

*Çok sesli şeyleri çok seviyorum.

*Teoman'ın son albümünün bir şifresi olduğunu iddia edişim beni hasta ruhlu bir manyak yapmaz. Hiç de yapmaz efendim. İddia ediyorum albümde bir tuhaflık var. Hakikaten var.

*Teoman da nice zamandır ortalıklarda yok değil mi.

*Burada Teoman'dan yeterince bahsedersem tanışabileceğimize inanıyorum.

*Tırnaklarım acıyor.

*Rüyamda Rachmaninoff'u gördüm ama fonda Beatles'ın Love Me Do'su çalıyordu. Nasıl yorumlanır acaba?

*Simsiyah bir kedi istiyorum. Simmmsiyah, kadife gibi. Velvet çok muhteşem bir kelime değil mi? Kadifeye uyuyor gibi, ama uymuyor gibi de. Acayip güzel bir hissi var. Velvet. Söyledikçe söyleyesin gelmiyor, bir kere söylüyorsun ve çok güzle hissettiriyor. Ay iyice Feriştahland oldu bu madde.

*Kedimin adını Bertold koyabilirim. Ya da Franz. Bilemedim şu an.

*Bertold güzel bir isim aslında.

*Geçen gün -iyi ki geçen gün var yoksa zamanda kaybolacakmışım.- yine işsiz güçsüzüm, elimde çiçekle geziniyorum. Sen Ömer gel, dann diye 'Cherry blossom!!!!!!' de ve kaç. Çiçekten soğudum.

*Aynı Ömer fondotenle göz altı kapatıcısını da ayırt edebiliyor. Gayet de maskülen, hetero bir arkadaşımız. Korkutucu değil mi?

*Gecenin bu saatlerinde saçım harikulade görünüyor. Sabahları da medusa gibiyim, ne hoş ne hoş.

Afrika'yı Keşfettik, Koşun!!1!

  Efendiiim, üstünüze afiyet inanılmaz bir şey olmuş ya geçtiğimiz aylarda. Vay anasını dedim yani, bravo. Dedim teknoloji filan hep almış yürümüş yani, bizim zamanımızda hiç yoktu bunlardan. Sen git.. Hay allaam yani. Şaşkınlığımı gizleyemiyorum yahu.
   Sen git, elin Amerikalısı bizden önce davran... Kaç kilometre öteden dibimize gel... Hayallaaaamyaniii.. Okyanusun te ordan gel.. Afrika'yı keşfet!!!!1!
21. yüzyılın 2012'sinde olacak iş değil yahu. Olacak iş değil.
Dumurlardan dumurlara demir atıyorum şu anda. Vay anasını yahu, vay anasını. Amerikalılar Afrika'yı keşfetmiş!






Şaka bir yana; evet, Kony ilk değil. Ama elimizden geleni yapalım ki son olsun.
Videonun maalesef Türkçe altyazısı yok. -aslına bakarsanız hiçbir dilde altyazısı yok. madem dünya çapında farkındalık yaratmak istiyorsunuz, dil desteği bulun kendinize. o kadar da zor değil hani. ben mesela türkçe ve ispanyolca altyazı desteği sağlarım.-
Ama ailenizin blogger'ı, şirinlik muskası ben şimdi özetliyorum kısaca.


Efendim, Afrika'nın göbeğinde faaliyet gösteren LRA diye bir oluşum var. -burada vikipedi maddesi var ama ingilizce. aslında bunu çevirebilirim ben. evet yaa çevireyim bunu ben.-
Açılımı Lord's Resistance Army. Tanrı'nın Direniş Ordusu.
Vikipediciğimize göre bir grup Acholi'nin Uganda devletine karşı, daha doğrusu Uganda devletinin onları diğer etnik gruplardan tecrit etmesine karşı oluşmuş bir orduymuş. İdeolojileri mistizm, Acholi milliyetçiliği ve Hristiyan köktendinciliği -fundamentalism- imiş.
Buraya kadar sana öyle aman aman yamuk gözüken bir şey olmadığ değil mi dear okucuğum? Ahay, sürprizi sona sakladım ben: Ordu, ailelerinden ve evlerinden zorla koparılmış ÇOCUKLARDAN oluşuyor.


Evet, bu hasta herifler köylere baskın yaparak çocuk topluyorlar. Daha doğru bir söyleyişle, çocukları kaçırıyorlar.

Victims of LRA attacks
bu kızcağızın köyüne saldıran LRA yeterince tatmin olmamış olacak ki,
miniğe bir hatıra bırakmış: yanık bir kol.


kony dediğimiz sapık, manyak, hasta herif bu.
  Evet evet, bayaa kalem tutamayan çocukların silah tuttuğu bir direniş ordusundan bahsediyoruz burada. Sapık bir herifin (Kony, solda) teki tarafından sahip oldukları her şeyden uzaklaştırılmış, saçma sapan amaçlar için kullanılan çocuklardan bahsediyoruz.
Evet, sapık herifimiz Kony, The International Criminal Court'ta -manyak suçlular süperligi- bir numara.
  Ama adam hak etmiş yani, iyi çalışmış. Ciddi çalışmış hasta herif, LRA hakkındaki raporlarda cinsel taciz, yamyamlık, cinayet, adam kaçırma, mutilasyon -mutilasyon: vücudun belli bölümlerini bozma, tahrip etme, sakat bırakma. özellikle önemli bir organı çıkarma veya bozma sonucu kişiyi sakatlama. gözünüzde canlanmadıysa ha burada ve burada birer örneği var. okurlarımın yaş ortalaması pek de yüksek olmadığından buraya koymamayı uygun gördüm.- gibi maddeler bulunuyor.

asker. kurban. çocuk. asker çocuk. kurban çocuk asker.

tipe bak yaa. aferin joseph kony, aferin. iyi halt ediyosun. embesil.

Düşünün bir, seks kölesi yapılan çocuklar, cinayete zorlanan çocuklar, ameliyat edilerek yüzleri gözleri dağıtılan çocuklar. Kanınız donmadı mı? -ben makaleyi okurken birkaç paragrafta bir küfür etmek için ara vermiştim. ne manyaklar var dünyada yaa. hof.-
Tüm bunların arkasında olan -en azından öyle olduğu iddia edilen- Kony, kendini mistik ruh, Tanrı'nın eli, Tanrı'nın gölgesi, mukaddes ordunun kumandanı gibi bilimum sıfatlarla yücelterek insanların beynini yıkıyor.

Kony kimdir nedir öğrendiğimize göre Invisible Children Inc. nedir, onu konuşalım. 2004'te LRA'ya karşı çalışmak için kurulmuş, gönüllülük esasına dayanan aktivist grup. Kısaca bu.
http://www.youtube.com/user/invisiblechildreninc  Youtube kanalları.
http://www.invisiblechildren.com internet siteleri.
http://www.facebook.com/invisiblechildren fbook sayfaları.
Grup ABD hükumetini taciz ederek -mektupla, maille, telefonla vesaire.- Afrika'ya operasyon düzenlenmesini sağladı. ABD tarihinde ilk defa, devlet halkın isteği doğrultusunda askeri operasyon düzenledi ki bu kesinlikle küçümsenemeyecek bir olay. Amerika, Kony'yi tutuklamak için Afrika'ya asker gönderdi.
Operasyonun başarıya ulaşabilmesinin önünde de ufak bir engel var: İnsanlar Joseph Kony'yi, o manyak sapığı tanımıyorlar. Adam bir nevi görünmez. Bu yüzden kolaylıkla Afrika'nın ormanında, dağında taşında takılıyor. Belki de ülkeden ülkeye kopuşlarda.
Bu yüzden Invisible Children Inc. KONY2012 diye bir eylem başlattı.
Benim de dear okurumun kafasını ütüleme sebebim bu. Kony'yi meşhur yapıyoruz!
Twitter'da bir hashtag başlatıldı, #MAKEKONYFAMOUS
Kony 2012 için bir internet sitesi kuruldu: http://www.kony2012.com/
Bir de Action Kit'ler satıyorlar efendim, 30$ idi yalnış hatırlamıyorsam. İçinde bileklikler ve posterler var, sağa sola asıyoruz Kony'yi.

Bildiğim kadarıyla deli gibi para topladı bu Invisible Children Inc. Dilerim ki o paralar hakikaten iyiye kullanılsın, Amerika'nın haldır huldur barış harekatı yapışı öncelikler gibi olmasın.
Tamam, hepimiz biliyoruz ki kimse çıkarı olmadan bir işe girişmez.
Ama an itibariyle bu istismar edilen çocuklar için yapabileceğimiz en faydalı iş Kony embesilini meşhur yapmak ve dua etmek.
Haydin selametle kalın.



Dünyanın En Tatlı Macaron'u

if you know what i mean
Bakın burada dünyanın en tatlı macaron'u var.
İlk sayısından beri Vogue Türkiye koleksiyonu yapıyor, tanıdığım en yetenekli insanlardan biri, Gossip Girl seviyor, doğum günü 7 Mart'tı ve ben hâlâ hediyesini vermedim -burada beni acayip kınıyorsunuz-, süpersonik fotoğraflar çekiyor, Paris'ye bayılıyor -pari diye okuyoruz, entel hali bu çünkü.-, kahveye çok aşık, ve modadan gerçekten anlıyor. Bir gün Diana Vreeland'in tahtını sallayacak, gelmiş geçmiş ennnn harikuleyt moda editörü olacak.
Hani 'I read Meltem before it was cool.' demek isterseniz diye şeediyorum, taptaze blogu burada.
http://coffeedust.blogspot.com


Bir de kendisi üç doğum günü dileğinden birini benim için kullandı ^.^ Yerim onu :*



Buradan Leprechaunlara sesleniyorum, sizi minik İrlandalılar, Meltem'imi duyarsanız ziyadesiyle mutlu olacağız.

Jack - 3 o'clock in the morning



Duydum ya ben bunu bir yerde, ayy çok tanıdık biliyorum bunu. Off biliyorum bunu. -teomancığıma selam olsun. sen geri dönme daha müziğe, dönme sen. daha neler yapıcam burda var yaa ufuu. neyse bebeğim, öperim seni. dünya turunda da başarılar. hani bil diye söylüyorum cibuti'ye de gitsen bulabilirim seni. bu kısa çizgi arası kontrolden çıkmadan durmam lazım da sen ayağını denk orta yaşlı ergenciğim. haydi selametle.-

p.s. deneyimlerime dayanarak söylüyorum -deneyim demiyorum yalnız. çoğul görünsün güvenilir olsun.- ki bu şarkı iç bulantısına da iyi geliyor.

Gaf Gaf Gaf

  Gogol Bordello'yu tanımayan kaldıysa eğer, koşa koşa tanısın lütfen. Böyle yenilesi, bıyıkları ısırıları şirin Gypsy'ler, hanimiş hanimiş! -yaa bazen çok çirkinleşiyorum siz de fark ediyor musunuz?-

 

  Şu sıralar hayatımın jenerik müziği budur efendim. Hayır, beni aşırı mutlu edecek bir durum da yok fakat afedersiniz şeyimde kurt kaynıyormuşcasına zıplıyorum ortalıkta. Yehiyeh. -ama o yazılılar başlayınca göreceğim ben. uu gelsin şemsiyeler.-

  Proje yapıyorum ayağına 2 haftadır filan matematik dersi görmüyorum. -burada annemi tanıyan okurlarımı sağduyuya çağırıyorum: aramızda kalsın olur mu? *şirin sırıtış*- Öyle ki, Pollyanna in Wonderland ayarında yaşıyorum: "Hava mı soğuk? Olsun, atölyede ufo var!", "Matematik quizi mi var? Olsun atölyede olcam ben!", "Bugün okul mu var? Olsun, atölyeye gideceğim ben!". -atölye: vaad edilmiş topraklar.-
  Tam bu muaf olma durumuna alışmışken perşembe günü üst üste iki ders matematik görmek beni derinden yaraladı. Olaya iyi tarafından bakarsak matematikçimiz beni yamacına oturtup parabol anlattı. -buna da inatla polinom diyorum niyeyse.- Ve fark ettim ki direk muhattap alınınca matematiği bile anlıyorum. -derdim buymuş meğersem.-


   Konuyu nasıl da dağıtıyorum fakat. Bugün burada pek sevgili hocacıklarımın yaptığı gaflardan bir seçki irdeleyecektim halbuse.

Unutulmaz Gaflar Vol. 1
bu yazıdaki olayların ve karakterlerin olması gerektiği kadarı gerçektir vesaire vesaire. gaflardan tamamen arındırılmış üçüncü kişileri -ben mesela.- olası şemsiyelerden korumak amacıyla kodlanmştır falan filan.





Gaf Sahibi: Coğrafya Öğretmenim
Genel Bakış: Kendisi yaşıtlarından iki yaş büyük olmakla birlikte 'S' harfini söyleyemediği için 'PANAMA KANALI' diyemiyor.
Gaf Highlight: Derste konuşurken yakaldığı kod adı İ olan arkadaşla minik bir sürtüşme yaşadıktan sonra -minik sürtüşme: 'oğlom susun artık!'a cevap olarak aldığı 'ben konoşmoyorom kie!'- sarf ettiği unutulmaz cümle:
"Konuşuyordun işte, yalan söyleme. Bak her yerin uzadı, hissediyorum ben."


Gaf Sahibi: Okul Müdürüm
Genel Bakış: Konuşurken kelime aralarında ortalama 4'er, cümle aralarında 7'şer saniye duraklamasının yanında okuldan kaçan öğrencileri arabasıyla takip ediyor. -şimdiye kadar yakalamaya muvaffak olamadı.- Proje yapan öğretmenlerden kendilerini yormamalarını güzel bir üslupla rica ediyor: 'BENİ KULLANIN HOCAM! *tuhaf sessizlik* Maşa olarak... Yormayın yani kendinizi.'
Gaf Highlight: Projemizin ön hazırlık çalışmaları esnasında bizi odasına çağırıp karşısına dizdikten sonra hepimizin aklına mıh gibi çakılan o konuşmayı yaptı:
"Biliyorsunuz ki projeniz İtalyanlarla. Hepsi sizden büyük, hadi yaşıt olsa neyse. Bana sorsanız küçük olsalar bile daha iyi. Ama büyükler sizden. Bir de İtalyanlar rahat millet bu konularda. Çok rahatlar yani. Bu proje bizim için çok önemli tabii. O yüzden İtalyanlarla.. *şaşkın duraksama* Projenin gidişatına zarar verebilecek... *dramatik duraksama* İkili ilişkilerden... *bir şey unuttuğunu bilen duraksama* İKİLİ VE ÜÇLÜ İLİŞKİLERDEN sakının." 
-kahkahalarım içimde bir heyelana sebep oldu. arkadaşların bizans oyunu sonucu beni adamın TAM karşısına oturttular. aman yarabbi, kahkaha atmamak için yanaklarımı kanattım, gözümden yaş geldiğini gören şahitlerim var.-


Gaf Sahibi: Müdür Yardımcımız
Genel Bakış: Bas sese sahip olduğu için güzel türkü söylüyor, bas gitar çalmak istiyor. Azınlıkta kalan acayip öğrencilerini seviyor ama değişik tiplerden hazzetmiyor.
Gaf Highlight: Boş dersini doldurmaya geldiği R sınıfını överken kurduğu cümle, R SINIFI OLARAK, hâlâ övünç kaynağımız:
"Bu sınıfı çok seviyorum ben. Bu sınıf diğerlerinden çok başka, hep öğretmenlerden de methini duyarım. Göz bebeğim bu sınıf. Hani diğer sınıflar bir yana, BU L SINIFI BİR YANA."
Bunun yanında bir çalışma sebebiyle bulunduğum K sınıfındaki methiyeleri de aklımdadır:
"Bu sınıf çok güzel, bu sınıf çok iyi. Bu sınıf benim göz bebeğim!" -üfür üfürebildiğin kadar.-


Gaf Sahibi: Geçen sene kısa süreliğine derslerimize giren matematikçi
Genel Bakış: Derste 'Niye bir sayıyı sıfıra bölemiyoruz?', 'Sayılar niye iki yönde de sonsuza kadar gidiyor?' ayarında sorular soran the-en-ön-sıra'nın adını öğrendikten sonra kendi kendine 'Hem Bilge, hem Han.. Böyle adı olan çocuk nasıl zeki olmasın ki, hem Bilge, hem Han.. Bravo vallaha..' diye mırıldanmışlığı; 9. sınıfların çömez oluşunu doğum tarihleri, diploma notları, ortalama arkadaş sayıları gibi birbirinden bağımsız verileri içeren bir fonksiyonla ispat etmişliği vardır.
Gaf Highlight: Defter tutmayan bir arkadaşa öylesine kızmıştır ki; elleri titremiştir, aklı yerinden oynamıştır. Ona sayıları kullanarak vermeye çalıştığı ders ise aradan geçen bir yıla rağmen ara ara kafamızda çınlamaktadır:
"Ben biliyorum bunu, sen öğren diye uğraşıyorum. Sen sen sen kaç yaşındasın sen?! Sen 15, 14 yaşındasın! Ben senin yaşının iki katı kadar yıldır bu işi yapıyorum! Senin gibileri çok gördüm ben! 28 SENELİK MESLEK HAYATIMDA ELLENMEDİK YERİM KALMADI BENİM!!!"





yazıyla alakası olmayan dip not:
bakın burda ne var: http://paperlions.com/free-download
çok seviyorum bu çocukları ben *-* siz de sevin olur mu?

Trois couleurs: Rouge

Efendiim, size yine çok mühim bilgiler sunduğum yepyeni bir blog girdisinde buluştuk. -mühim bilgilerle yeterince dolmadığınızı düşünüyorum. şimdi bir sözlü yoklama yapsam hanginiz gülben ergen'in çocuklarının adını ezbere sayabilir? hiçbiriniz.. yaa işte. ben sayabiliyorum ama. atlasaresgüney. heheeyy- Merhabalar, merhabalar.
Dedim geçen gün Geveze, ne iş?! Blogum var diye pek bir burnun büyüdü senin. Laf çok, icraata gelince yok. Bir tumblr kızından neyin eksik ki?! Nerede yersiz, kötü ışıklı fotoğrafların? Nerede manasız teşhirlerin? Nerede ha, nerede?
Dedim. -azar istiyorum bazen. hayır yoksa dağıttı mı dağıtıyor hayta, bi kulağını çekip hizaya getirmek lazım canım. cık cık cık.-
Sonra da sanatçı ellerimi bekleyen bir sinopsis ve bir logoyu unutup, sizin için güzide okurlarım, oturdum son on gündür elimden düşmeyen ıvır zıvırlarımın fotoğraflarını çektim. BURANIN BİR TUMBLR KIZI BLOGUNDAN BİR FARKI OLMAYACAK!!! O KADAR!!1!

dı dağınıklık in dı ruum
Bu genel planda da gördüğünüz üzere son günlerde dağınığım. Ondan önce de dağınıktım. Sonra da dağınık olacağım muhtemelen. Uff, haber elimde patladı.

şu ara okuduklarım kalp kalp çiçek böcek filan.
Efendiim, soldan sağa doğru:
Tolstoy, Anna Karenina -bunu okuyup okuyup dertleniyorum.-
Fono Fransızca Sözlük -afedersiniz eşşek kadar. bir cildi var aman yarabbi. daha miniğini yapsalar güzel olacak da o zaman da puntosu ufalıyor, bir nine olarak okuyamıyorum.-
Dostoyevski, Budala
Amsterdam Rehberi -inceledikçe efkarlanıyorum be blog. oy anam oy.-
Nietzsche -bunu google'lamadan yazabiliyorum, on entel puanı bana!-, Böyle Buyurdu Zerdüşt -bunu da okuya okuya ezberleyeceğim, hadbakalım.-
Dostoyevski, Ezilenler -dostoyevski krizi mi tutmuş beni yahu.-
Fono İspanyolca Sözlük -sıkıldıkça okuyorum, şirin şey.-
Beckett, Üçleme

*bu arada kitaplara tünemiş elma kurdu Aylin'imin, zebra da Arda'cığımın hediyesi.

muhtelif kalemler ve ford ka
Telefon kulubeli kalemi Heathrow Airport'tan aldımdı.
Kukuletalı kalemi anneme reprep -ilaç mümessili- getirmişti, 12 yıllık filan. Bitmesin diye kullanmıyorum, diğer kalemlerin yanına dikiyorum kendisini. Arada bir muhabbet ediyoruz, düzeyli bir ilişkimiz var.
Ford Ka'nın arkasındaki kalemi evin aşaaaasındaki kırtasiyeden almıştım. Sınıfta birileri benden mütemadiyen kalem ödünç alıyor ve geri getirmiyor. Kalemsiz kaldığım bir gün tepem attı ve kimsenin ödünç almak istemeyeceği ve aynı zamanda kağıtta sürtünmeyen bir kalem arayışına girdim, bu çıktı karşıma. Rengi fotoğrafta göründüğünden çok çok çok daha iflah olmaz bir pembe ve hayli uzun süredir benimle. -nihahahah.-
Parti üfürüğünün yanındaki beyaz kalem aslında sıkıştırılmış kağıt. Orijinal adı mixer mi öyle bir şey. Karakalem çalışmalarında gölge yapmak, boyut kazandırmak vesaire için silgiye uğraşmak zor geldiğinde bunu kullanıyorum. Biraz sihirli olduğunu düşünüyorum.
Parti üfürüğünün öte yanındaki -bir referans noktası olarak parti üfürüğü.- kutucuk da harikuleyt bir şey. Teyzeciğim Konya seyahatinden dönerken almış, içinde minnak kuru boyalar var. Kapağını kapatınca da kurşun kalem gibi görünüyor. Über şirin.
Keçe uçluyu da anneciğim Ankara'dayken almıştı. Anasınıfında filandım. Ben kalem setindeki kırmızıyı bitirip -küçükken kırmızı sapığıydım.- mızmızlanınca annem onlarca kırmızı keçe uçlu kalem almıştı. Bu sanırım sonuncusu. Stok yapmalıyım.
Asetat kaleminin bir numarası yok. Her bir yanı kırmızıya boyadığım şu günlerde sevgili saz arkadaşlarım olmaktan öteye geçemedi.
Ford Ka da çocukluğum. En sevdiğim oyuncaklarımdan biriydi. -aramızda kalsın hâlâ oynuyorum onunla-
Annem pipo almama müsaade etmediği için de parti üfürüğüne pipo muamelesi yapıyorum, her yere taşıyorum.
Great Bite drajeler de tarçınlı oldukları için gönlümde büyük bir yere sahipler. Çünkü ben bir tarçın manyağıyım.


makyaj malzemelerimin büyük bir bölümü.

Hahayy, kozmetik işlerine girmeden bir post biritereceğimi sandıysanız yanıldınız a dostlar. Bir tumblr kızı yazısı yazıyorum, ya ne olacağıdı ha!
En tepedeki rimel. Maskara. Rimel markaydı yaa, maskara diyoruz bunlara. Evet. Max Factor'ün mor, güzel fırçalı bir rimeli. Üzerinde o kadar çok şey yazıyor ki hangisi ürünün ismi bilemiyorum.
-a. false lash effect
b. fusion
c. volume & length. benim kafam çok karıştı şu an. saatin de etkisi büyük zannımca.-
Avon magix denen hede de bana sorarsanız koyu kıvamlı yüz kremi, satış temsilcisine sorarsanız mucizevi bir şeffaf kapatıcı. Şeffafsa nasıl kapatıcı oluyor diye sorduğumda error verdi, ben ettim siz etmeyin. Ama sürünce güzel oluyor. Ya da placebo etkisi. Tanrım ne kadar çok bilinmeyen var bu yazıda yahu.
She Lippy Lollipop da helyumlu ama elektriğe maruz kalmış balon pembesinde bir ruj. Şu an fark ettim ki fotoğrafı çekmeden önce bu rujların filan hep kapağını açmamız gerekiyor. Yoksa rengini benden başka kimse anlamıyor. Herneyse, burada kara mizah yapıyoruz, makyaj postu değil. Ünlem ünlem.
Ve son olarak klasik, her genç kızın çekmecesinde bulunan Nivea lipstick.
Denizkabuklarının ise makyajla bir alakası yok bildiğim kadarıyla.


bu puzzle da binlik yalnız. ayıks.

Puzzle Ecem ve İdil'in bana doğumgünü hediyesi. Paris'te olduğunu iddia ettikleri bir sokağın manzarası. Tamamını çekmedim çünkü tumblr blogları puzzle'ın nasıl göründüğüyle değil, kim tarafından hediye edildiğiyle ilgileniyor. İkisiyle birden ilgilenenleri de kınıyoruz gereksiz detaylarla yazıyı boğduğu için. Ya da fotoğrafları sanatsal olmadığı için.
Dikkatli gözlerin görebileceği, kötü ışıklanmış fotoğraftan midesi bulananların farkına varamayacağı minik pembe sarkıntılar balansı iğrenç olmasına rağmen okulum BAL'da bir anda popi olan Philips kulaklıklar. -şimdi burada iki büyük soru göz kırpıyor. birincisi, "balansı kötüyse niye ısrarla kullanıyorsun?" ikincisi de "madem popi, niye aldın? hani antipopülisttin kuzum?".
1-> sennheiser olmayan bütün kulaklıkları veto ettiğim için yenisini alacak finansmanım yok, sebep bir.
müzik dinlerken rahatsız edilmekten nefret ediyorum ve bazı körler siyah, hatta bazen beyaz kablolu kulaklıkların farkına varamıyor ve ısrarla bana birşeyler anlatıyor. 'ğefendüm?' dediğimde de 'dinlemiyor muydun yaaa ama ben burda ne diyorum ama yaa homur homur trip trip atar atar.' diyorlar. şimdiye kadar pembe kablolu kulaklıkların farkına varmayan biriyle tanışmadım, sebep iki.
2-> inanılmaz ama ilk defa bir şeyi popi etmiş olabilirim. çünkü ben aldıktan bir buçuk hafta filan sonra mantar gibi türediler. her yerde şikayet etmeme rağmen.-
Ve en dipteki korkunç sarı yığın da sargı bezi. Düzenli olarak bileklerimi incitiyorum, üstünüze afiyet. O yüzden sıklıkla aziz dostum sargıya koşuyorum.


Bugünlük de bu kadar dear okurum. Başlığı görünce harikuleyt bir sinema yazısı geliyor sandın ama hayııır; çok pis, çok habis bir oyun yaptım sana. Mehe mehe.
Şimdi gidip uyumalıyım, esen kalın gönül dostları. Alnınızın çatından öperün..