Üstüme Gelmeyin!
Tam da bu yüzden, eğer bir kişi daha gelir de, sadece bir kişi daha, ağzını açıp 'Ray Bradbury...' derse, şimdiye kadar biriktirdiğim olanca öfkemi o haddini bilmezin üstüne boşaltacağım. Öyle canını yakacağım ki, onunla işim bittiğinde saksı bitkisi gibi olacak. Öyle canını yakacağım ki, acı şokundan hafzasını kaybedecek. Öyle canını yakacağım ki, hiç doğmamış olmayı isteyecek.
Tam da bu yüzden, çenenizi kapalı tutun ömründe Montag adını işitmemiş, internetten haber takip ederek entel olduğunu sanan geri zekalılar.
Tam da bu yüzden, çenenizi kapalı tutun felaket tellallığından zevk alan psikopatolojik vakalar.
Tam da bu yüzden, çenenizi kapalı tutun geceleri yastık üstü hayallerine dalan çakma realizm kumkumaları, ellerinizi beynimden çekin.
Tiradım bitti, dağılırsanız gözüme kaçan çöpü çıkartacağım da. Sağlıcaklan.
Bir de Sen Vur Mayın Tarlası

Matematiğe İnanmıyorum Ama Bir Kazık Var
'Gaddım siideee. Nüfus, Rakım, sins bindokuzyüzbilmemney. Hoşçakalın. Yine bekleriz.' tabelasının altında 'Geveze was here.' yazı..
Eski Bir HBÇİKMİ Adayının Hıçkırığı: Bitki Çaylarını Koklayarak Seçmeyin!!1!
Sırf bu namım için yeşil çayın bitki çayı sayılmaması adına pek çok eyleme imza attım. -eylem dediğim de bir dizi homurtudan oluşan kuru gürültü.- Sayın çay üreticileri bu malum renkteki içeceği farklı bir klasmana yönlendirselerdi 'Her Bitkinin Çayını İçebilecek Kudretteki Muhteşem İnsan' olacak, üzerinde 'HBÇİKMİ' yazılı çay kupası baskılı t-shirtten oluşan süper kahraman üniforması giyebilecektim. -hemen her cümlede 'çay' demem bir vakit sonra kontrolden çıktı. ama kendimi durduracak değilim.-
Muhteşem olacaktı yahu dear okur, HBÇİKMİ öyle herhangi bir sıfat değil zira. Düşünsene, biçimsiz burunlu bir tip yerine bir süper kahraman sana iki üç paragrafta bir 'dear okur' diyecekti. Huuuhuv. -senin yerinde ben olsam burada çok heyecanlanırdım. evet.-
Ama son birkaç günde yaşadıklarımdan sonra bu ulvi amacımı -dünya barışı değil yahu, HBÇİKMİ olmak- rafa kaldırmak zorunda kaldım. Çünkü.. Çünkü... -hıçkırıyorum burada. flaş tivi'deki seyirci teyzeler gibi gözlerim doluyor. kıpkırmızı burnumu çekiyorum gürültüyle.-
..yeşil çay kendine habis bir ortak bulmuş. Evet, artık içemediğim tamı tamına 2 tane bitki çayı var! -hıçkırık. burun çekme efekti.-
Hiçkimseyi suçlamıyorum aslında, geçen gün marketteki çay reyonunda tazı gibi gezinmeseydim böyle olmayacaktı. Pek kıymetli ıhlamurlarım bittiği ve yeni bir şey denemek istediğim için kokusuna bayıldığım bu kayısı çayını almayacaktım ve midemi harap etmeyecektim. Algım bir parçacık açık olsaydı paketin üzerindeki 'form çayı' ibaresinden etkilenip dehşetle bir adım geriye sıçrar, başka bir şey alırdım. Ama kısfmet işte. Gittim ve kayısılı form çayı aldım. Kokusu hakikaten muhteşem yalnız. Koklamaya kıyamam benim güzel manolyam. Herneyse, burada bir karalama kampanyasının ortasındayım, iltifata yer yok.
İlk içtiğim günkü korkunç mide ağrısını yediğim 9 un kurabiyesine yordum. Sonraki gün de kurabiyelerin lanetinin peşimi bırakmadığını düşündüm. Daha sonraki gün içimde ufak bir şüphe uyandı ama bastırmasını bildim. Yüksek miktarda su kaybından başımın döndüğü gün annemin bağırsaklar ve kayısı efektiyle alakalı komplo teorisine kulak asmadım.
Derken gözlerimi odaklayamayıp da kapıyı ıskaladığım ve kasasına omuz attığım gün -sanırım 6. gün filan oluyor.- beynimeki temassızlık sorununu çözdüm ve gerçekleri görmeye başladım. Nnnalet kayısı çayı yüzünden nnnadeta kurumuştum. Bağırsakcağızlarım -bu kelimeye ne yaparsam yapayım sevimli bir hale gelmiyor, gelemiyor.- perperişandı.
Ve kutunun kapağını çarpıp çıktım. Bu ilişki böyle yürümezdi dostum. Sorun bende değil ondaydı. Ben ona güvenmiştim, onu sevmiştim. Ama o beni hasta etmiş, bununla da kalmayıp HBÇİKMİ olma hayallerimi yıkmıştı. O son kupayı içmeyecektim. Bir daha beni aramasındı, karşılaştığımızda yolunu değiştirsindi! Hepsi aynıydı işte, bilmeliydim ona güvenemeyeceğimi! HIÇK!!!
Artık hergün bir şişe Türk Kızılayı Doğal Zengin Mineralli Su a.k.a. Doğal Maden Suyu içiyorum. Kaybettiğim mineralleri kazanmama yardım ediyor olabilir ama kırık kalbim üzerinde hiçbir işe yaramıyor azizim.
Velhasılı kelam, kendine iyi bak dear okur; form çaylarından uzak dur, bitki çayını koklayarak seçme. Ve unutmadan, hastalığım sonucu askıda kalan bayram yazımı bekle ikinoktaüstüstePe.
Bu Postta Türkçe Bilmeyen Çevirmenlere ve Arlanmaz Redaktörlere Çemkiriyoruz
2012'ymiş, Teoman konseriymiş, Fatih Akın'la film çekmekmiş, güzeel bir Zenit'miş, Cannes'da jüri üyeliğiymiş, oeeh.. Hiçbir şey beni yerimden kaldıramaz.
Beceriksiz çevirmenler hariç.
Evet dear okur, Türkçe bilmeyen ama Türkçe'ye çeviri yapma yüzsüzlüğünde bulunan zatlara duyduğum nefretin yanında geometriye duyduğum nefret devede kulak kalır.
Neden mi? Basit.
*Kim Rus Edebiyatı ile kafayı bozmuş birini Anna Karenina'dan soğutabilir? Cevap veriyorum, saçma sapan bir çevirmen!
*Kim Jane Eyre'ın arka kapağına kitabın sonunda Bay Rochester'ın akıl hastası karısının öldüğünü ve Bay Rochester ile Jane Eyre'ın evlendiğini yazarak muhteşem bir epic fail'a imza atar? Cevap veriyorum, tabii ki işini bilmeyen bir çevirmen! -burada ayrıca durumun vahametinin farkına varmayan editörü de fırçalıyorum, oh evet!-
*Kim deyimleri Tarzan Türkçesiyle çevirmek suretiyle okuma keyfinize limon sıkar? Tabii ki çeviri yapmayı bilmeyen bir çevirmen!
*Kim yazarın anlatım dilini beğenmeyip son derece büyük bir pervasızlıkla kitabın bağrına kalem batırır? Cevabı biliyorsunuz, tabii ki amatör bir çevirmen!
*Kim her sözcükten sonra yıldız (*) koymak suretiyle asıl metinden daha uzun ve GEREKSİZ dipnotlar çıkartır? Sıkı durun, söylüyorum: Çevirmen olduğunu sanan bir çevirmen!
*Kim muhteşem çalışma disipliniyle bir okuru bir yayınevinden soğutur? Haydi, hep beraber: İşini bilmeyen bir çe-vir-meen!
Gelelim arlanmaz redaktörlere..
Düşününce, bir redaktörün işi de, bir çevirmenin işi de neredeyse yazarın işinden daha zor, bu sebele işlerini iyi yapan çevirmen ve redaktörlere saygım okyanuslardan daha engin. -bazı beceriksizleri gördükçe mesleğinin hakkını verenlere duyduğum saygının enginliği daha da katlanıyor-
Sayın arlanmaz redaktörler,
Tamam, yüzlerce sayfa kitap okuyup hata aramak zor, ama yanlış yazıldığı bariz belli olan, bağırmakla kalmayıp adeta opera yapan kelimleri görmek de mi gerçekten zor?
Apostrofun kullanım yerlerini hatırlamak, olur olmaz yerlerde ^ işareti kullanmamak da mı zor ha, bu da mı zor?!
Kitabın kapağında Ölü Canalr yazdığını görmemenin açıklaması nedir ha, nediiir?!! -duy sesimi zambak yayınları, elimde belgeler var; jullian assange ile müzakere hâlindeyiz.-
Mesleğine redaktör deyip de ayrı yazılan de ve da'ları, ki'leri bilmemenin açıklaması var mı ha, var mı?!
Arşidük yazmak bu kadar mı zor ha, bu da mı zor?!
BU DA MI GOL DEĞİL HA, BU DA MI!!1!
Büyük bir iç rahatlamasıyla bu postu bitirirken Can Yayınları'na ve sayın Celâl Üster'e ilan-ı aşk eder, -o Celâl Üster ki hem yazarın üslubuna dokunmamış hem de ucuz amerikan filmi izliyormuş hissi yaşatmamış bir çevirmendir, 1984'ün başındaki 'Orwell: Büyük Biraderimiz' ile beni benden alandır, eli sıkılmak istenendir. bu kısa çizgiyi kapatmadan önce şunu da söylemezsem arkamdan ağlar: 'bütün kitaplar eşittir, ama bazı kitaplar öbürlerinden daha eşittir.'- Vedat Günyol'a, Aydın Emeç'e, Ümit Tosun'a, Gürol Koca'ya, Aykut Derman'a, Şadan Karadeniz'e ve adını unuttuğum ama sevdiğim, takip ettiğim diğer çevirmenlere -evet, çevirmen takip ediyorum ben. noolmuş?- selam ederim. Ayrıca onları yukarıda çemkirdiklerimden tenzih ederim.
Dip not olarak çevirmenin adını kitabın kapağına yazan -ve dahi Çevirmen:xxx şeklinde değil de Türkçesi xxx şeklinde yazan- yayınevlerini çok sevidiğimi söylemek istiyorum.
Hazır Credits'e girişmişken, İspanyolca Fiil Çekimleri kitabını hazırlayan İnci Kut ve Güngör Kut'a da teşekkürler. İspanyolca ile kafayı yediğim şu günlerde acayip işime yarıyor.
IQ Meselesi
Sean: Esas oğlan
Geveze: Esas kız
Elieen: Eski esas kız -bu isme neden kıl olduğumu buldum galiba-
Geveze: Aaa, bu fotoğraftaki kız kim? Az daha boğuyormuş seni sarılırken, ehi ehi...
Sean: O mu, Elieen, eski kız arkadaşım... -korku dolu bakışlar Geveze'ye yollanır-
Geveze: Hani şu hâlâ mesaj atan kız mı? Bi cevap ver ama, güzel kızmış...
Sean: Yok canım, sen daha güzelsin.
Geveze: Merci ama kızın gözleri yeşil, tipik Türk kızı göz rengi değil...
Sean: Olabilir, İngiltere'de kahverengi daha revaçta...
Geveze: Bacakları da uzunmuş, Rusa benziyo di mi Dan?
Dan: Evet ya, Sean, abi bana ayarlasana sen bu kızı, ehi ehi ehi!
Geveze: Ehi ehi ehi...
Sean: Hıh!
Geveze: Valla ama, sarışın.. -tam bu sırada vefakar ve aynı zamanda cefakar bir arkadaş Geveze'nin karnını dirseklemek suretiyle deşer-
Sean: Efendim?
Geveze: Diyodum ki bu kızda kaşar tipi var, E5'e çıksa paraya para demez...
Sean: E5?
Geveze: Hiç, hiç... Ne diyorduk?
Vefakar Cefakar Arkadaş: Diyorduk ki Geveze'nin IQ'su kaç?
Utanmazlar!
Peki, Angelina Jolie yaşlı mıdır? 'Hadi ordan!' dediğinizi duyuyorum, ve diyorum ki bunu bir de buradakilere anlatın... Eğer Megan Fox orada oynarsa asla ve asla izlemeyeceğim... İz-le-me-ye-ce-ğim! DVD koleksiyonuma da almayacağım bu filmi, ooh olsun!!!
Daha da Tomb Raider izlemem, bitmiştir benim için!!!
Ayrıca alın bakın, Megan Fox'un elleri güzel değil! Ama Angelina'nın her metrekaresi düzgün :P
Temizlik Çanları
Az önce gidip bizim zaten bahar temizliği yaptığımızı söyledim ve yedim fırçayı... Meğersem temizlik denen meret öyle mevsimden mevsime yapılmazmış... Yoksa evi pislik götürür, boğazımıza kadar toza batarmışız... Hastalıktan kaykılır, bir daha iyileşemezmişiz...
Daha çok şey söyledi de, bilgisayarın yanına gelene kadar unuttum...
Velhasıl, temizlik tehlikeli, ciddi ve pis bir işmiş...