He Benim Nicolas'ma, He Benim Sarkozy'me, HE!!

Muhtemel suretle hepiniz duymuşsunuzdur şu yasa tasarısı muhabbetini, duymadıysanız da bir defa daha anlatmaya benim içim el vermiyor, dear okurumun dear elleri bi google'lasın bir zahmet.


Şimdi buradan Sarkozy beyamcaya açık mektup şirinleyeceğim, sıkı durunuz.

Kafanıza ne yaptıysanız monşer, çok güzel olmuş. Tebrik ederim, muhteşem olmuş. Otuza saltık esnik börsum'dan beri böyle güzel bir kafa görmedim, görmem diye de düşünerek iyi halt etmişim üstünüze afiyet.
Carla Bruni'yle evlendiğinizde bir kıllanmadım değil, ne yalan söyleyeyim. Türkiye'yi AB'ye almama konusundaki inatçılığınıza da saygı duyuyor ve hatta anlıyordum da... Şu yaptığınıza diyecek söz bulamıyorum, sadece koccaman bir tebrik oturtuyorum.

Hani bir 'Fğansa ekönömisini ğevitalizeğ etme' planınız vardı ya.. Hah, şimdi onu alın ve..

Güzel bir rafa kaldırın canım, ne fesatsınız öyle!

Ola ki sözlerinden dönmezlerse, pek çok Türk yatırımcı ve şirket canınızı yakacak. Ayrıca biliyorsunuz ki Orta Doğu'da anlamlandırmakta zorlandığımız bir Türk sempatisi yükselişte. Arkamızdan geleceğini, en azından bir nebze de olsa moralinizi bozacağını umduğum petrol zenginleri var. Bu işin ekonomik boyutuydu.

Siyasi tarafından bakarsak.. Türkiye elçilerini muhtemelen geri çağıracak, bunu 15 yaşında bir lise öğrencisinden çok daha iyi bildiğinize eminim.
Bonus olarak da, 2006 sayımlarına göre ülkenizde yaşayan 400,000 kadar Türk vatandaşı var. Ve yine 2006 sayımına göre, 500,000 kadar da Ermeni vatandaşınız var.
Basit bir hesapla, sade ve sadece 100,000 oy kazandınız ve ufuu, çok para ve çok saygı kaybettiniz.
Bir de şunu söylemeliyim ki, güzel bir tepki koymalarını beklediğim 5 milyon kadar Avrupalı Türk var. Bir düşünün, bir düşünün monşer. İmeycın.

Tüm bunların yanında Fransa'nın UN'de faal bir sevgi pıtırcığı olma, düşünce özgürlüğüne saygı duyma, insan halkarına kol kanat germe, barış güvercini olma gibi ütopik misyonları vardı. Bilirsiniz değil mi, neticede büyük adamsınız, ha?
Var ya, şu yaptığınız düzenlemeyle artık 'sözde Ermeni soykırımı' diyen insanlar hapse girecekler. Ne özgürlük ama! Saygı duymamak elde değil.
Böylece Ermenilerin çektikleri acıları görmezden gelen kötü adamlar Fransa'nın kutsal topraklarından silinip gidecek mi? Bunu mu hayal ettiniz?
Ciddi ciddi böyle düşünüyorsanız size puanım dokuz. Zira herkes, her diktatör ve her adil yönetici bilir ki yasakların cazibesi karşı konulamazdır. Anlayacağınız dilden konuşayım, femme fatale gibi düşünün, peşinden giden çok olur. Yanacağını bile bile.

Sevdiğim adamları çıkartmakta üstüne olmayan bir ülke Fransa; Victor Hugo, Jean Ferrat, Chabrol, Baudelaire, Sartre vesaire vesaire.
Hepsi de insanlara ne düşünmeleri gerektiğini söylemeyen bir Fransa'dan çıktılar. Bilmem mesajı aldınız mı?


Bütün bu saydıklarıma ek, ne kadar önemsersiniz bilemem ama, bir genç kızın hayalleriyle oynadığınızı da bilmelisiniz. Sayenizde Türkiye, Fransa ile olan diplomatik ilişkilerini kesecek ve bu benim için korkunç bir şey.
Kim bilir ne kadar zorlaşacak bir Türk olarak orada yaşama izni almak. Ne hale getirdiniz sevgili Dr. Jekyll ve Mr. Hyde hayalimi. -gündüzleri paris sokaklarında kaybolan avare bir sanatçı olup, karanlıktan sonra stüdyo daireme çekilerek çeviriler yapacaktım tamam mı!!!1!-


Şu noktada diyebileceğim tek şey, he Nicolas'ma he.
Faaliyetlerinin devamını dilerim.
Bi de; kabız ol, Nutella'ya alerjin çıksın ve bir sürü sivilcen olsun. Oh.

Smith & Wesson & Lennon

Tematik şarkımız The Cranberries'den tüm sevip de yüz bulamayanlara gelsin: I Just Shot John Lennon. -vj olabilirim bence. olur ki bence.-



  Hafızamın kusuruna bakmayın; John Lennon'ı ilk nerede gördüm, adını ilk nerede işittim hiç hatırlamıyorum.
  Ama böyle eski mi eski bir Beatles anım var. Anaokulundayım sanırım, Obla di Obla da çalıyor -çalıyor ama radyo mu televizyon mu yoksa başka bir şey mi hiç ama hiç hatırlamıyorum.- ve elimde oyun hamurları var. Bir şey yapmaya çalışıyorum, görkemli bir şey. Büyük ve güzel bir şey. Bu müziğin hamurdan şeyi. Pembe. Belki de kırmızı. Ve yeşil. Çok çok güzel olmalı. Çok acayip güzel.
  O zamandan belliymiş heykelde başarılı olamayacağım ki bir salatalığa çarpmış teletabiden daha görkemli bir şey yapamıyorum.
  Ama müzik kulaklarımda çalmaya devam ediyor. Alkışlar.
  Kafam bu kadar karışık değilmiş ki ritmini uzun zaman saklayabilmişim hiç bozulmadan. Bir yerde daha duyuyorum ve "Ben bunu biliyorum!" diyorum, "Biidıls. Biidıls bu!"

  Arkasından gelen yıllar boyunca şurada burada biidıls'ı duydum, evdeki eski kasetleri karıştırırken Genesis albümü altında muhteviyatında birkaç biidıls şarkısı olan 'karışık kaset'i buluşumsa bir nevi nirvanaydı John ile olan ilişkimizde. -burada kurt cobain anısına 10 saniye boyunca buğulu gözlerle karşımızdaki duvara bakıyoruz.-

  Pek tabii kocaman müzik setimizin içine tepiştirip dinlemeye başladım. -ben küçükken daha büyüktü bu müzik seti. koccamaaaan kolonları vardı. en üstündeki pikap çok gizemli bir şeydi, boyum yetişmediği için istediğim gibi kurcalayamayışım da pek hüzünlüydü.-
  Şimdi hatırlamıyorum neler vardı ama, benim en sevdiğim Strawberry Fields Forever'dı.

  Araya bir 'Rakçıyım herkes bilsin yaneeeğ.' dönemi girdikten sonra elimin altında limewire vardı, youtube vardı, şu vardı bu vardı, teknoloji durmuyor ki azizim. Bulabildiğim bütün Beatles şarkılarını zamane tineyçleri olarak adetimiz üzere tükettim.

  Fotoğraf biriktirmekten hoşlandığımı söylemiş miydim bilmiyorum. -söyledim yaa bence. off o kadar çok şey söyleyince insan unutuyor neyden bahsedip neyden bahsetmediğini yahu.-
Minik koleksiyonuma John Lennon'ı eklerken epey bir bilgiye ve İngilizce kelimeye vakıf olduğumu söylemeliyim okurcuğum.

  Tuhaf bir adamdı ki bu John amca. Her fırsatta hippi mesajlar vermesi, 'Dünya barışığğ!' demesi, gözlüğü, favorileri, aforizmaları... Enteresandı.
  Ayrıca Amerika'ya kafa tutuşuna bayılmıştım doğrusu. Nixon yönetiminin başını ağrıtmış, Vietnam Savaşı hakkında bağıra bağıra konuşabilmiş, FBI'cıların sinirlerini zıplatmıştı. Cesaret bu değildi de neydi?
  Hele ki embesil Amerikalıları uyandırma yolundaki çabasını çok takdir etmiştim.

  Hadi yeri gelmişken bir gazeteci aracılığıyla verdiği ibretlik ayarı da anlatıvereyim:
'War is over, if you want.' yazısını embesillerin gözüne gözüne dayayışı sırasında bir gazeteci abi John beyamcaya sormuş: "Bunların parasını siz mi karşılıyorsunuz yoksa yardımcı olanlar var mı?"
Lennon'cığım da ufuu, durur mu vermiş ayarı: "Yardımcı olmak isteyenler var tabii de şimdilik kendimiz karşılıyoruz. Ama sorun değil çünkü bir insan hayatından daha ucuz."

  Etkileyiciydi. Sivri dili, hazırcevaplığı. Ama hepsinden önemlisi istikrarla barış çağrısı yapması. Hemen her röportajında tacını giyen bir Miss World edasıyla barışı anması komikti. Ama bu yolda çaba harcaması, işte bu hayli ciddi olduğu kadar muhteşemdi de.
  '69'da "Hiç kimse barışa tam olarak bir şans vermedi. Gandhi denedi, Martin Luther King denedi ama ikisi de vuruldu." demesi ise, vay anasını, ironikti.

  Pek sevdiğim Cannes'da bile bir macerası vardı bu adamın. Erkin koray ne dedi, birlikte ne konuştular, hangi sinema akımından hoşlanır, en sevdiği film hangisi, Nutella'nın gizli tarifi ne? Bunlar hep merak ettiğim şeyler.

  Şarkı sözleri iyiydi, güzeldi de kime yazmıştı bunları? Yoko-oh-no'ya mı?
İşte bu kadını hiç sevemedim. Benimle aynı gün doğmasıysa büyük bir üzüntü kaynağı. Hele ki pek beğendiğim, bir ev satın almak istediğim Mallorca'mı şu sıralarda mesken etmiş olmasınaysa diyecek laf bulamıyorum.
  Gitti biidıls'ı dağıttı -kim ne derse desin, biidıls'ın dağılma sebebi benim için bu kadındır.-, John'a da sağlam yapıştı hani. Bir dönem fotoğraflarında Yoko-oh-no'suz tek karesi yok adamcağızın. -her yoko-oh-no yazışımda paul mccartney'nin kulakları bir kez çınlıyormuş meğersem.-
  Hele ki bir şapşal fotoğrafları var, her görüşümde kıl oluyorum. John'u kapak yapmak için hangi dergiydi hatırlamıyorum şimdi, geliyorlar apartman dairelerine. John, "Yoko-oh-no'suz olmaz. Yoko-oh-no'suz tuvalete gitmem ben." diye tutturunca -eh be con yani. yok sanki başka kadın. anlıyorum aşık adamsın da. yoko-oh-no nedir yaa.. neyse sonra homurdanırım.- mecburen ikisinin birden fotoğrafını çekiyorlar. John zavallı bir cenin gibi Yoko-oh-no'ya yapışmış. Yoko-oh-no hayli sinir bozucu bir ifadeyle tavanın derinliklerine dalmış, bakıyor. Mutlaka bir yerde görmüşsünüzdür. -şimdi bulmaya da üşeniyorum.- Aralarındaki ilişkinin özeti budur herhalde. -ki bu fotoğrafı bir ara analiz etmeyi çok istiyorum. kısfmet.-

  Bu Yoko-oh-no'ya kıl oluşumu da açıklayamıyorum fakat. Niye bilmiyorum, öylesine sinir oluyorum ki ona.
  'because the sky is blue and it makes me cry.' Na böyle.
   Belki de kıskanıyorumdur ne bileyim. Lennon sözlerinde selam edilen kadın... Kıskanılmaz mı?

  New York'ta yaşamak konusundaki ısrarınıysa hiç anlayamadım. Geveze Ünlü Skalası'nda bu kadar yüksek puan yapan birisi nereye gitse muhteşem bir sevgiyle, hayranlıkla karşılanırdı. Neydi ki NYC ısrarı? -bu merakımı gidermem için mutlaka new york'a gitmem lazım. yoksa hayatım boyunca kafamı kurcalayan bir soru olarak kalacak. duy sesimi anne. anneeee.- 

  Hakkında çok şey öğrendim, büyüdükçe ilgilendiğim şeyler değişti ve bu değişime paralel bilgiler depoladım  Lennon hakkında. Aktivist hali, sanat anlayışı, 'high' kafası, LSD'si, stili, Maherishi Mahesh macerası, şusu busu...
  Elinin değdiği her şeyi görmek, bilmek için epey hırpaladım interneti de kitapları da.
  Ama bazı şeyler vardı, öbürlerinden daha çok sevdiğim. Aksanı, Imagine, Lucy in the Sky with Diamonds, Strawberry Fields Forever, Liverpool, devrim, Mao, Working Class Hero, Beatles.
  -hep Lennon diyorum da Beatles'a pek göz kırpmıyorum. evet, Paul yakışıklıydı, Harrison cool'du, Ringo Starr muhteşemdi. Ama Beatles'ın en özel parçası Lennon'dı, bunu tartışmayalım.-

  Önceki yaz zordu benim için. Epey zordu. Niyeydi nedendi boşverelim, gidip saçlarımı kıpkırmızıya boyattım. Domates kırmızısına. Kuaföre giderken Octopus's Garden dinliyordum.
  Kuaförden çıktıktan sonra 'Strawberry Fields' oldum.
Sınıfta biri "Strawberry Shortcake'e benzemiyor mu ki Geveze?" dedi. Sonra başka bri arkadaş daha çok 007'deki Agent Strawberry Fields olduğumu iddia edince resmen üstüme yapıştı bu nick.
  Evet, ben Strawberry Fields oldum. -saçlarım artık kırmızı değil ama hâlâ bana strawberry fields diyen arkadaşlarım var.-


  İşte bu kadaaar bir yer kaplıyor John Lennon ve Beatles hayatımda.
  31 sene olmuş Mark David Chapman müziğe Smith & Wesson 38'le dört mermi isabet ettireli.
  Hâlâ Yoko-oh-no'nun üzerinde olduğu bir dünyada yaşıyor, barış diye sayıklıyoruz.
'Az önce John Lennon'ı vurdum!' diyen salak maşa olmasaydı çok daha farklı bir yerde olur muyduk? Gerek hipster kulislerinde gerekse ciddi mecralarda yeterince tartışıldığını varsayıyorum ama Geveze olduğum için fikrimi de belirtmem gerek: Olurduk. Evet efendim, olurduk.
  Sonsuza dek genç John Lennon'ım, sen hayattayken seni yaşayanları nasıl kıskanıyorum bilemezsin.


Bu şirin ayılı fotoğrafla da yazıyı bitirmeyi planlıyordum ki...




Bu videoyu da eklemezsem olmaz dedim. 8 Aralık'ınız ve John Lennon Haftanız biterken ennnnnnn iyi dileklerimle selamlıyorum sizi sevgili gönül dostları.

ps. bundan bahsetmeyi de unutmuşum fakat.

Geveze'yi Harcayacaklar Matmazel!

Gördüğünüz üzere sağ kolona bir anket oturtturmuş idim. Oylama süresi bittiğine göre bir değerlendirsek de neçe zamandır boynu bükük duran anket zımbırtısı etiketim şenleniverse değil mi?

Sorumuz şöyleydi:

Okurum canım, sence Fransızca kökenli kelimeleri deli gibi etrafa saçıyor muyum?

Seçeneklerimiz ise şöyleydi:
* Evet. Yani ne zamandır söylemek istiyorum fırsat olmuyor. EVET, fütursuzzzca kullanıyorsun Fransızca kökenli kelimeleri.
3 (23%)
* Hayır. Ne alakası var?! Entelijansiyaya mensup biri olarak pek tabii anlıyorum seni monşer. İyi böyle, bozma.
4 (30%)
* Çekimsiyorum ben.
2 (15%)
* Amcamgile selam söylemek istiyorum.
4 (30%)

Toplamda 13 oy kullanılmış -toplama işlemi yapabilenlerin de kendi kendilerine fark edebilecekleri üzere-. Birinci ve ikinci seçeneği işaretleyen dear okurlarım, görüşlerinizi dikkate alacağımı itinayla belirtmek isterim. Neticede sizin dimağlarınızdaki fikirler benim için fevkalade kıymetli. Bilesiniz.

Üçüncü seçeneği işaretleyen okurlarım, siz de zannımca birinci seçenekte belirtilen fikirdesiniz ama benim şerrimin afakınızı sarması fikrinden hoşnutsuz olduğunuz içün olayı çekimsediniz. Değil mi? Sizi de seviyorum, çekimsemek yerine böyle daan diye, damdan düşer gibi, domdoğru dosdoğru fikrinizi açık etmeniz beni ziyadesiyle memnun eder.

Amcasıgile selam iletmek için bu mecrayı kullanan okurlarımın blogumun sanal jurnalcığımın günlüğümün bu denli popi oluşuna okunuşuna olan sarsılmaz güvenleri beni çok mesut ediyor. -ama burada bir kısa çizgi açayım. amca yeğen blogumu okuyan bir kitle varsa lütfen, n'olur ve lütfen bana ulaşın. çünkü siz en asil duygunun okurlarısınız cancağızlarım.-

Velhasılkelam, diyeceklerim bunlardan ibaret. Bu kadar Bülent Ersoy fevkaladenin fevkinde rol modelimdir, konuşması kafidir umarım. Zira;
Olmaya cihanda bu denli ızdırab,
Yordunuz beni haşmetmeab.

Beyit bile yazdığıma göre erdim ben, oldum ben.
Con lenın yazısı geliyor, yolda. Yarın matematik sınavı II var, sağ salim atlatabilirsem sayın yazımı da yayınlayacağım.
Haydi esen kalınız.

Beatles'ın Değil, Benim John Lennon'ım

Na bu blogun sınırları içinde, buna ek benim sözümün geçtiği ortamlarda resmi takvim ilan edilen Gvezeryen Takvimi'ne göre bu hafta, -1 aralık ve 8 aralık arası. 8 aralık dahil evlatcığım. - John Lennon Haftası.

John Lennon Haftası, çünkü ben sizin Papa Gregor'unuzum, ben ne dersem o olur. -ou yea. ay lav tevazu very very tevazu.-
Şaka bir yana, bildiğiniz ya da bilmediğinizi çaktırmadığınız gibi 8 Aralık 1980 John Lennon'cuğumun ölüm günü.
Beatles dinlemiyor olabilirsiniz, John Lennon'u sevmiyor olabilirsiniz, daha fenası Yoko Ono'nun iyi bir insan olduğunu düşünüyor olabilirsiniz, ama bilin ki Gvezeryen Takvimi'nin kullanıldığı mecralarda ben kafanızı ütülüyor olacağım. Aynen şöyle:
"Liverpool ülkü ocakları.. Parish.. bik bik geyik geyik.. John Lennon.. bik bik geyik.. Yoko Ono.. Nefret nefret nefret, 18 Şubat'ı geri ver.. Imagine.. bik bik bik.. Savaş çok gereksiz.. bik bik bik.. Yuvarlak gözlük.. Harry Potter.. bik bik.. J. K. Rowling, Pottermore, Ölüm Yadigarları çok kıytırık.. bik bik bik.. Severus Snape.. Friendzoned lvl 1234122313.. bik bik bik.. Voldemort.. Yoko Ono.. Kıl oluyorum.. Beetles kelime oyunu.. New York.. bik bik.. Salak Amerikalılar.. Suikast.. Bik bik.. Holden.. Salinger.. bik bik.. Smith & Wesson 38.. bik.. Favorili erkekler.. bik bik.. Matthew MacFadyen.. bik bik.. Dünya barışı.. bik.. Strawberry Fields Forever.. bik bik. LSD.. bik bik.. Lucy in the Sky with Diamonds.. bik bik.. Jelibonlar.. bik bik.. Hoffman.. Halisünojen.. Kaleydoskop.. bik bik.. biiiiiiik.."



İşte böyleyken böyle. Eylemlerim sürecek. Haftasonu vektörlerden başımı kaldırdığım zaman da ha burayı donatıciim.
Bu arada psikolojiden tamı tamına 96 puanla sınıfın en yüksek notunu aldığımı, matematikte de içler acısı olduğumu belirtmeden geçemeyeceğim. mehe meh.







Burayı da vidyo manyağı yaptım.

Bir de Sen Vur Mayın Tarlası

Bunun olma olasılığı hakkında konuşmak istemiyorum.. Mutluluğu Microsoft'un software'deki yetkinliğinde arayacak kadar düştüğümde bunu yaşamak.. Ah.. Kime teşekkür edeceğimi bilemiyorum pek tabii.. Gözlerim doldu şu an.. Her şeyden önce bana inanan aileme ve dostlarıma.. Beni bu ödüle layık gördüğü için Akademi'ye.. Nutella desteği için Ferrero Spa'ya.. Hıçk.. Yetenekli ekibime ve yapımcıma.. Ve pek tabii.. Pek tabii.. MUHTEŞEM ŞANSIMA.. Teşekkür ederim.. Çok teşekkür ederim.. Hıçk.. Çok duygusalım şu an.. Daha fazla konuşamayacağım.. Hıçk.. Teşekkürler Akademi..

Matematiğe İnanmıyorum Ama Bir Kazık Var

Yine bir "Geveze'yi Nasıl Hayattan Soğutabiliriz?" temalı projenin analiziyle karşındayım dear okur. Deprem vergisiydi, terördü, haksızlıktı, usulsüzlüktü, duyarsızlıktı, faaliyette aptallıktı zaten nefretle fokur fokur kaynıyorum, bir de bunun üstüne kelimenin tam manasıyla re-za-let bir matematik sınavı geçirdim ve cinayete gerçekten ama gerçekten ÇOK yakınım.


Şimdi iki hafta öncesine gidiyoruz ve benim ağlaya zırlaya matematik çalışmamı acıyan gözlerle seyrediyoruz.. -duman duman duman, sır kapısı ses efekti, dıpı dıpı dıp-

-"Şimdi bütün konuları tekrar ediyorum. Yapıyorum bunu. Paralel evrende Teoman'la İzlanda sokaklarını keşfettiğimi ya da Salinger'la Amerika'ya küfrettiğimi hayal etmiyorum. Brecht'le röportaj yaptığımı de pek tabii ki hayal etmiyorum. Ya da Offret'in setinde olduğumu.. HAYAL ETMİYORUM!!!!1! Matematik çalışıyorum, evet. Teoman yok, İzlanda yok, sinema yok, müzik yok, kitap yok, tiyatro yok. Matematik var. Ühüvaaaaa... Ühü. Hüüü.. Poli.. Polinom.. Hüüü..."

Çalışıyorum. Ciddi ciddi elimde kitap ve defter, çalışıyorum. Hatta bir ara matematiğin belki de o kadar da gereksiz olmayabileceğini düşünüyorum ama çabuk kendime geliyorum.

-şimdi kafanızda the final countdown çalarsa.. buradan.. yutup açamıyorsanız da buradan.. bi zahmet.. çünkü ambiyans filan.. malum.. önemli şeyler.-
Ertesi gün, daha ertesi gün, daha da ertesi gün.. Günlerce çalışıyorum. Azimle çalışıyorum. Ezberlemediğim formül, çözmediğim örnek soru kalmıyor. Her tarafım post-itlere karalanmış notlarla dolu. Sağda solda yığın yığın karalama kağıdı var. Burnum kalemden siyah olmuş ama muhteşem bir gazla çalıştığım için farkında değilim. Kitabı yırtarcasına işlem yapıyorum.

Muhteşem bir hızla işlem yapıyorum. Kalemin sürtünmesinden kağıttan duman çıkmaya başlıyor. Gaza gelip kitabı kalemi elime alıyorum, çalışma masamı devirip sokağa çıkıyorum.

"Oooo, hoooo, its dı faynıl kaaaaaunt daaaaaavn!! Dı faynıl kantaaaaaaaaavn!!!" diye bağırmak suretiyle dağları tepeleri aşıyorum. Yamaçlardan atlıyorum, otobanlara dalıyorum. Bu arada arka planda hafif soluk sayılar işlemler filan akıyor. Yoluma çıkan çöp kovalarını tekmeliyorum, trafikte arabaların üstünden atlıyorum. Hatta bazı trafik levhalarının üzerine polinom yazıyorum. Ağaçları köklüyorum, çevreye dehşet saçan sapık bir vandal oluyorum adeta. Röaaarrr!! Bir iki binanın boyunu kısaltıyorum. Rögar kapalarını söküp frizbi gibi fırlatıyorum. Gözümden şiddet saçılıyor etrafa, huhuv beyyyybi.

Bu gazla Gotham City'ye kadar yardırıyorum. Gökdelenlerin tepesinden atlıyorum ve yere dimdik düşüyorum. Chuck Norris gibi yürüyorum. Dırırırırırırırırırırırırırırıııııııım. Bi ara gitarı elime alıp 0.7 Rotring Tikky'ciğimi pena yapmak suretiyle çalıyorum.
Hobaaa, hey. Gotham City'de yağmur filan yağıyor, gök gürlüyor. Ama bana vız geliyor tabii. Yalnız yağmur da iyi yağıyor hani. Uhuuv, gök yarılmış dostum.

Ara sokaklaara girip çıkıyorum. Birini arıyorum deli gibi. Nerde olabilir? Dırıdıt dıt dım.

Elimdeki matematik kitabıyla Batman'i alaşağı ediyorum. 'Buruscum bebeğim, otur sen soluklan acık şurda.' diyip manik bir kahkaha atıyorum.
Faaaynıııl kaaaaaaaunt daaaaaauun!!! Heleey.
Kaaaaaunt daaaaaun. Ohoooovvv.
Joker ve Vantrilok'u kovalıyorum. Uuu, manyak bir savaş geçiyor aramızda. Ağzına burnuna senin joker gibi var ya ooolm seni.
İçimdeki Jackie Chan açığa çıkıyor. Matematik kitabımdan kopattığım sayfalarla kötü adamları birbirlerine bağlıyorum. POLİNOMUN GÜCÜ ADINAAAAA!! RESPECT!!1!
Su birikintilerine basa basa caddeleri aşıyorum. Şehrin çıkışına gelip
'Gaddım siideee. Nüfus, Rakım, sins bindokuzyüzbilmemney. Hoşçakalın. Yine bekleriz.' tabelasının altında 'Geveze was here.' yazı..

Hoba. Şarkının bitmesiyle kendime geliyorum pek tabii.
Tamam diyorum, matematik benim için bitmiştir. Muhteşemim ben. Harikuleytim ben.


-duman, duman, duman. dıbı dıbı dıp dıııırı dııırı.-
Eveet, şimdi de perşembe gününe gidiyoruz. Elimde kalemimle kendi kendime mırıldanıyorum, keyfim gıcır. Bon Jovi benmişim meğersem! -müzik önemli tabii.. yutup. fi fi fizy.-
"Shot through the heart and you're to blame! Darlin' you give love a bad name! Dıırıııı dırırırım dım hımnım dırım dım dım dırım dım. An angel's smile is what you sell. You promise me heaven, then put me through hell. Chains of love got a hold on me. When passions a prison, you can't break free!!!! Hehey.. Oh, I am a loaded gun, yeaaah. Yeiyeyi yeaa."
Derken kağıtlar dağıtılıyor. İlk soruya bir girişiyorum.. Off. O kadar profesyonelim ki.. Üzerime tek damla kan sıçratmadan, tek bir tıkırtı çıkartmadan işimi bitiyorum, bulduğum sonucun altına iki şirin çizik atıp sonraki soruya geçiyorum.
HIK.
-burada aniden müziği durduruyorsun dear okurum. çot diye.-
Uğraşıyorum, uğraşıyorum ama 10/kök 5 gibi korkunç bir şey buluyorum. WTF?

Üçüncü soruya atlıyorum.
HÖNK.
Dörüdüncü soru.
OBAAAA.
Beş.
ANNEEEEEE!
Altı.
ÜHÜVAAAA.
Yedi..
HIÇK.

Sonraki üç soruya bakamıyorum bile. Hayatımın en rezil matematik sınavını geçirdiğimi rahatlıkla söyleyebilirim. Ve en kötüsü de, SAATLERİMİ MATEMATİK ÇALIŞARAK HARCAMIŞ OLMAM! O sürede tam 6 film izleyebilir, kim bilir kaç tane kitap okuyabilirdim.
Ve sınavım bundan daha kötü geçmezdi :/ Geçemezdi yani.

Olaya iyi tarafından bakarsak eğer, sanırım dördüncü soruda çarpanlara ayırmaya yeni bir bakış getirdim. Sonucum doğruysa matematikte devrimsel nitelikte bir hareketin öncüsü olacağım. John Nash gibi meşhur olurum belki, 'Kelime Oyunları' diye biyografik filmimi çekerler filan. -off.. bir anda gelen kötü espri. kendimden utandım. ibret olsun diye de silmiyorum. belki meb feyz alır.- Olamaz mı? 12 saatten fazla matematik çalışıp da zayıf aldıktan sonra her şeye inanabilirm artık. Mesela bana MJ ölmedi desen inanırım. Ya da ne bileyim, 'Arabam yok, unicorn kullanıyorum.' desen 'Vaay, ne renk?' diye sorabilirim. Olabilir yani.

Ve son olarak, öğrenci dostlarım.. O şemsiye açılıyormuş efendim. Tecrübeyle biliyorum, bayağı açılıyormuş yani. Kanmayın bu züğürt tesellisine.

Haydi esen kalın gönül dostları. xo xo

Ne İş Olsa Yaparım, Sponsora İhtiyacım Var!

Merhabalar benim en muhteşem okurum. Steve Jobs'un öldüğü şu gün -feysbuk hesabım olmamasına rağmen- ortalıkta gezen 'Gitti yıvrım, daşş gibi dahi gitti.' paylaşımlarından bunaldığımı belirtmemem zevzek kimliğimle örtüşmediği için bir koşu bu görevimi yerine getiriyorum.

Şu sabaha kadar Jobs'un kim olduğunu bilmeyen sevgili gönül dostları, lütfen ama lütfen bir hafta süreyle muhteviyatında 'apple', 'ipod', 'iphone' gibi tematik
kelimeler bulunan cümlelerden sakının. Daha bu sabah gözü dönmüş bir kızın, gözü yaşlı bir gönül dostunu, sırf keder dolu cümlesinde bulunan mini mini bir mantık hatasından dolayı toplum içinde ve dahi yüksek sesle küçük düşürdüğüne şahit oldum. Etmeyin eylemeyin.

Oh, 'ağzım var konuşurum' faslı da bittiğine göre sadede gelebilirim. Her ne kadar bir Wizard of Woz hayranı olsam da, öteki Steve'i daha sevilir bulsam da ben de çok üzüldüm efendim. Ama ölenle ölünmüyor ki. Olmuyor yani, doğanın kanunu sonuçta; değil mi efendim! -burada hıhıı, pek tabii, of course mealinde kafa sallamalar olsun istiyorum. olmadı bir dakikalık headbang. yani sonuçta ben de gazla yazan bi insanım. bir çoşku gelmeli ki yazayım değil mi.. evet, çoşku. yanlış yazdım ve düzeltmek zor geliyor. ve bir evet daha, onu düzeltmek zor geliyor ama hakkında birkaç cümle yazmak kesinlikle zor gelmiyor. şurada iki lafın belini kırıyoruz ki bu da bana pek egzantrik, pek maceralı bir eylemmiş gibi geliyor.- Kısa çizgiler arasında boğulmama dair bir şey söylemeden Jobs hakkında üzülüyorum şu anda.


Velhasılı kelam dear okurcuğum, Steve gibi Jobs gibi bir insanın yeri kolay doldurulmuyor. -jobs ne saçma bir soyadı aslında. he benim soyadım çok mu mantıklı? ata mesleği sonuçta, bir şey diyemiyorsun.-
Ama ben, pek değerli blogger'ınız, evinizin Geveze'si olarak bu işe talibim. Balıkçı yaka siyah kazaksa, balıkçı yaka siyah kazak. Kot pantolonsa, kot pantolon. Gözlükse gözlük. Kambur duruşsa kambur duruş. Ukalalıksa ukalalık. Gaza getirme potansiyeliyse gaza getirme potansiyeli. Elli kollu konuşmaysa, elli kollu konuşma. Hin fikirse hin fikir. Bill Gates'ten hoşlanmamaysa Bill Gates'ten hoşlanmama. Pazarlama dehasıysa pazarlama dehası. -ipin ucunu kaçırmaysa ipin ucunu kaçırma.- Külliyatı bende mevcut.
Şimdi soruyorum, benden de pek ala bir Steve amca olmaz mı? Oluur. Yani tamam, CV'si benimkinden ÇOK ama ÇOK daha parlak, boyu benden ÇOK ama ÇOK uzun, teknik bilgi muhabbbetine de girmiyorum zaten. Ama neden olmasın ki? Yani, neden?
CV'lerin çağı bitiyor bence. Bir beş yıla CV filan kalmaz. Boya da takılmamak lazım. Ve koskoca epıl'ın Steve Jobs jr.'ı da teknik ekipsiz çalışmaz.

Ortada sorun kalmadı bence.

Ki iddia ediyorum, yaşayan hiçkimse Apple ürünlerini benim kadar iyi pazarlayamaz. -gelecek yazı dizimde de bu iddiamı kanıtlamayı planlıyorum zaten.-
İşbu sebepler yüzünden öncelikle Apple'a, gerekirse HP'ye, Casper'a, Toshiba'ya, olmadı Samsung'a, Nokia'ya filan sesleniyorum. Hiçbiri olmadı Microsoft olsun, ona da sesleniyorum.
Çok kalifiye bir elemanım, hayatımda ilk defa diyet müessesesinin içinde olduğumdan büyük bir ciddiyetle az yiyip içiyorum şu sıra, az uyumayı alışkanlık haline geitrdim. Çok çalışırım, çok konuşurum. Verimli çalışırım, kendi çapımda yerel bir dahi sayılırım. Etnik kökenim Çerkes,
Yörük, pek karışık olsa da bir parça Kayserili oluşumdan şüpheleniyorum. -etnik demişken aramızda otuza saltık esnik dörsun'u bilmeyen var mı? mümkünse kalmasın.- Home office olur, bildiğin normal kübikli neyin office olur; ayırt etmeden çalışırım. Sigorta istemem, -ananem çok pis baktı burda, hadi şey diyelim.. ımm.. sigorta konusunda pazarlığa açığım. hıh, bu oldu.- ücretim kesinlikle yüksek değildir. Servis istemem, öğle yemeği istemem, kahve neyin istemem.

Ne iş olsa yaparım. İngilizce, İspanyolca, Fransızca, Türkçe çapraz, atlamalı zıplamalı çeviri yaparım, sokağa iner halkın nabzını tutarım, ellerine apple ürünleri verdiğim tiki gençleri lise çıkışlarında sokağa salarım -ki bu muhteşem bir pazarlama taktiği olmasına rağmen hiçkimse tarafından kıymeti bilinmiyor. patenti bana ait.- Yeni ürün geliştirme çalışmalarında faal olurum. şirket çalışanlarını kaynaştırırım. Ya işte başta da söylediğim gibi ne iş olsa yaparım.

Aranılan elemanım yani. Tek istediğim taksitle ya da tek seferde 5000 - 5500 türk lirası.
Ki onu da hayli güzide bir amaç için istiyorum.
Ha bu şirin şey için istiyorum. Tek kaygım sanat. Şimdi bu muhteşem, süpersonik, objektifi değiştirilebilir, 4 kapsüllü dahili mikrofonu olan, bionz işlemcili, optical steady shot'lı, harikuleyt Sony NEX-VG20EH benim olsa. Bir iki de filtre alsam.
Dünyanın en mutlu Geveze'si olurum.
Filmlerimi çekerim.
Festivallere yollarım.
Ödül almayı beklemem ama mutlu olurum.
Kameracığıma sarılıp uyurum.
Bana sponsor olana duacı olurum.


Tekliflere açığım. Çeviri konusunda da iddialıyım. 'Kapağı güzel olsun, Modigliani gibi olsun da kitap satsın, içinde meymenet yok zati' kategorisindeki kitaplar için de kapak resmi çizebilirim pek ala.
Ama yok, ben muhteşem hayırseverlikte bir insanım, sanata katkıyı bir borç bilirim, Geveze sağlığıma duacı olsun isterim, diyorsan da ulaş yani bana.
chatty_cat@windowslive.com


Son olarak, rest in peace Steve beyamca. Özleyeceğiz seni de yahu.