Bence çok da iyi çok da güzel oldu sesim. Pekala albüm yapabilirim, "Garage rock ekolündenim aslında. Snif snif." demek suretiyle de hühüüüv, popi olurum. Hatta Arabesque diye albüm yapsam bile tutar. Ama yapmıyorum, neden, çünkü entellerin arabeski sahiplenme şampiyonası sona erdi de ondan. -karikatürlerden de espri yürütmem çok pis bi şey değil mi. bence öyle yani, ayıp bu yaptığım.-
Grip Oluşumun Bile Sanatsal Bir Yanı Var
Bence çok da iyi çok da güzel oldu sesim. Pekala albüm yapabilirim, "Garage rock ekolündenim aslında. Snif snif." demek suretiyle de hühüüüv, popi olurum. Hatta Arabesque diye albüm yapsam bile tutar. Ama yapmıyorum, neden, çünkü entellerin arabeski sahiplenme şampiyonası sona erdi de ondan. -karikatürlerden de espri yürütmem çok pis bi şey değil mi. bence öyle yani, ayıp bu yaptığım.-
Delicesine Bir Mutluluktur Gidiyor Ahali, li li li
-Estetik Ceeerrah. -estetik bir cerrah olmak isteyen bir arkadaş. off iğrencim... yaşatmayın beni ya, şu yaptığım resmen espri terörü.. off, korkunçtu.. ben bile tiksindim.-
-Müyendiz.
inanilmaz mutluyum su anda!

Birinci fotografi ceken kamera kendinden utanmali. Ikinci fotografi ceken sahis da bir su terazisi edinmeli. Ama -cok afedersin dear okur- esssek kadar canon'a alisinca elcagizim, telefonu kavrayamiyor ve dahi titretiyorum. Bu ufak detaylar bir yana, su gordugun -her seye ragmen- bir sanat eseri. Fotografik olarak degil, olaya sanki bir enstalasyonmus gibi bakinca takdir ediyor insan.15 senedir bunu yapmaya calisip da basarisiz oldum. Ama su an var ya, dunyalar benim. Nevroz nevroz guluyorum, HELELELEEEEY mutluyum ya ben.
Bu arada FD gormus bi insanim ben. Hem de en onden. neyse, bu muhtesem mutlulugumu da baska bi postta anlatacagim.
SORU: Niye turkce karakter yok bu yazida?
CEVAP: ilk defa sevgili telefonumdan yazi yaziyorum bloguma. heleleleeey.
Eski Bir HBÇİKMİ Adayının Hıçkırığı: Bitki Çaylarını Koklayarak Seçmeyin!!1!
Sırf bu namım için yeşil çayın bitki çayı sayılmaması adına pek çok eyleme imza attım. -eylem dediğim de bir dizi homurtudan oluşan kuru gürültü.- Sayın çay üreticileri bu malum renkteki içeceği farklı bir klasmana yönlendirselerdi 'Her Bitkinin Çayını İçebilecek Kudretteki Muhteşem İnsan' olacak, üzerinde 'HBÇİKMİ' yazılı çay kupası baskılı t-shirtten oluşan süper kahraman üniforması giyebilecektim. -hemen her cümlede 'çay' demem bir vakit sonra kontrolden çıktı. ama kendimi durduracak değilim.-
Muhteşem olacaktı yahu dear okur, HBÇİKMİ öyle herhangi bir sıfat değil zira. Düşünsene, biçimsiz burunlu bir tip yerine bir süper kahraman sana iki üç paragrafta bir 'dear okur' diyecekti. Huuuhuv. -senin yerinde ben olsam burada çok heyecanlanırdım. evet.-
Ama son birkaç günde yaşadıklarımdan sonra bu ulvi amacımı -dünya barışı değil yahu, HBÇİKMİ olmak- rafa kaldırmak zorunda kaldım. Çünkü.. Çünkü... -hıçkırıyorum burada. flaş tivi'deki seyirci teyzeler gibi gözlerim doluyor. kıpkırmızı burnumu çekiyorum gürültüyle.-
..yeşil çay kendine habis bir ortak bulmuş. Evet, artık içemediğim tamı tamına 2 tane bitki çayı var! -hıçkırık. burun çekme efekti.-
Hiçkimseyi suçlamıyorum aslında, geçen gün marketteki çay reyonunda tazı gibi gezinmeseydim böyle olmayacaktı. Pek kıymetli ıhlamurlarım bittiği ve yeni bir şey denemek istediğim için kokusuna bayıldığım bu kayısı çayını almayacaktım ve midemi harap etmeyecektim. Algım bir parçacık açık olsaydı paketin üzerindeki 'form çayı' ibaresinden etkilenip dehşetle bir adım geriye sıçrar, başka bir şey alırdım. Ama kısfmet işte. Gittim ve kayısılı form çayı aldım. Kokusu hakikaten muhteşem yalnız. Koklamaya kıyamam benim güzel manolyam. Herneyse, burada bir karalama kampanyasının ortasındayım, iltifata yer yok.
İlk içtiğim günkü korkunç mide ağrısını yediğim 9 un kurabiyesine yordum. Sonraki gün de kurabiyelerin lanetinin peşimi bırakmadığını düşündüm. Daha sonraki gün içimde ufak bir şüphe uyandı ama bastırmasını bildim. Yüksek miktarda su kaybından başımın döndüğü gün annemin bağırsaklar ve kayısı efektiyle alakalı komplo teorisine kulak asmadım.
Derken gözlerimi odaklayamayıp da kapıyı ıskaladığım ve kasasına omuz attığım gün -sanırım 6. gün filan oluyor.- beynimeki temassızlık sorununu çözdüm ve gerçekleri görmeye başladım. Nnnalet kayısı çayı yüzünden nnnadeta kurumuştum. Bağırsakcağızlarım -bu kelimeye ne yaparsam yapayım sevimli bir hale gelmiyor, gelemiyor.- perperişandı.
Ve kutunun kapağını çarpıp çıktım. Bu ilişki böyle yürümezdi dostum. Sorun bende değil ondaydı. Ben ona güvenmiştim, onu sevmiştim. Ama o beni hasta etmiş, bununla da kalmayıp HBÇİKMİ olma hayallerimi yıkmıştı. O son kupayı içmeyecektim. Bir daha beni aramasındı, karşılaştığımızda yolunu değiştirsindi! Hepsi aynıydı işte, bilmeliydim ona güvenemeyeceğimi! HIÇK!!!
Artık hergün bir şişe Türk Kızılayı Doğal Zengin Mineralli Su a.k.a. Doğal Maden Suyu içiyorum. Kaybettiğim mineralleri kazanmama yardım ediyor olabilir ama kırık kalbim üzerinde hiçbir işe yaramıyor azizim.
Velhasılı kelam, kendine iyi bak dear okur; form çaylarından uzak dur, bitki çayını koklayarak seçme. Ve unutmadan, hastalığım sonucu askıda kalan bayram yazımı bekle ikinoktaüstüstePe.
Hey Tiçır, Buralara Buralara Yaz Günü Smoke on the Water!
-dumanları şeedersek burada.-
O ruh ki sizi uyarmak için bugün bloguna dönmüştür.
-dıpıtıstıs. duman lütfen!-
Zamanın ve diyarın birinde -ki merak edenler için son dört gün, izmir- kendini dünyanın en sabırlı insanı zanneden zavallı Geveze'cik görünen o ki yanılıyormuş. Alkışlarla Yaşıyorum'da dolanan bütün o korkunç Çinli -ya da Japon ya da Koreli, herkimse onların- videolarını sonuna kadar izlemek ve manyak arkadaşlara sahip olmak yeterince sınayıcı değilmiş..
Asıl sınayıcı olan, dostlarım, zavallı Geveze'nin son dört gündür yaşadığı kabusmuş..
Birinin ahını almış olduğundan şiddetle şüphelendiğimiz kahramanımız çarşamba gününü odasında, kendi kendine eğlenerek -'bakalım en fazla kaç bölüm himym izleyebiliyorum arka arkaya? ahihohoh, çok eğlenicem. löl.'- geçiredursun, yaklaşık 2,5 metra kadar üstünde bir başka ruh, varlık, sabır sınayıcı, kısaca Üst Kat, eline bir gitar almış. -'asuahasasuhahah ben şimdi eğlendiricem seni. iiiiiiiiiiiihahasuasahaha.'-
Güzide rock eserimiz, kültür mozaiğimizin bir parçası, eline gitar alan her 'akdeniiğz akşamları' insan evladının la minörden sonra çalmaya çalışacağı Smoke on the Water'ın ilk birkaç akorunu çalmaya çalışan Üst Kat, fena hâlde başarısız olmuş. Ama yılmaya niyeti yokmuş, azimle yeniden denemiş. Yeniden. Yeniden. Yeniden.
Dıp dıp dııııııp dıpdıpdırııı dıp dıp dııııııp dıııı rıııı şeklinde kodlayabileceğimiz -evet gitar çalamıyorum!!!1!- bölümün 'dıp dıp' kısmını çalıp da 'dııııııp' kısmına ulaşamamadaki kararlılığı hayret vericiymiş.
---CANLANDIRMA---
"Dıp dıp dıı.. Hay allah nereye basıyoduk şimdi? Dıp dıp dııı.. Ay yine kaçırdım. Dur bakayım, dıp dıp dııııııptstsf. Tam da olmuştu yahu.. Dıp dıp dıp dıp dıbı dıbı dıp. Solo atabiliyorum aslında ben. Dıdıtıdı dıp dıp dııııp dıtıdı. Böyle de güzel aslında he. Deep Purple olucak insanmışım beaa! Dirırıröraradııııııııı. Vays, yetenek on the floor.. Dıpdıbı. Dıp dıp dıııt. Dıt. Dıt. DIT. Dıt. Bi' şe' oldu gitara. Ohannesburgerking, bi' şe' oldu gitara!!"
---CANLANDIRMA---
Üst Kat denemiş, çok denemiş şarkıyı düzgünce çalmayı. Birkaç saat denemiş. Hatta yüksek sesle denemiş. Denemiş yani. Sonra ne olduysa sesler kesilmiş. Geveze sabırlı insan, hoşgörülü komşu olduğu için bir yerden sonra takip etmeyi bırakmış çünkü. Zaten vakit de gündüzmüş, ne isterse yaparmış Üst Kat. Hohoy, geniş insanmış Geveze.
Derken aynı akşam aynı üst kat aynı gitarı aynı eline almış. -sanki 'aynı kelimesini yeni öğrenmişim de cümle içinde kullanırken çok heyecanlanmışım gibi oldu değil mi?- Fekat şaşırtıcı bir ilerleme gösterip dırıı kısmına kadar gelmiş...
---CANLANDIRMA---
"Hadi bakalım, olucak bu sefer. Elime kuvvet, hadi bakalım. Başlıyorum, başlıyorum. Evet. Dıp dıp dııııııp dıpdıp.. Eee, şimdi nooluyodu? Dıp dıp dııııııp dıpdıp... Dıp dıp dııııııp dıp... Hay aksi.. Dıp dıp dııııııp dıpdıp dııp dııp dııp. Böyle değildi sanki?"
---CANLANDIRMA---
Kahramanımız o akşam için tahammül sınırlarına geldiğinden elinde kitaplarıyla odasını terk etmiş. Ertesi akşam Üst Kat yine eline gitarını almış. Bir üstteki ---CANLANDIRMA--- kısmını tekrar ve tekrar yaşamışlar. Ama Geveze pek takılmamış, yanında pek sevgili misafiriyle internette çok eğlenmiş çünkü.
Sonraki zavallı akşam Üst Kat bir cover yapma kararı almış. Geveze de elinde kocaman bir bardak Fanta'sıyla minderine kurulmuş. Her 'dııııııııp' sesinde bir yudum içmek suretiyle koca bir şişenin dibini bulmuş. -şişe yarımdı ama olsun, midemde delikler var artık.-
Ve nihayet bu sabah, o kırılası gitar yeniden ortaya çıkmış. Smoke on the Water ile başlayan sınama süreci ne idüğü belirsiz bir şarkıyla devam etmiş. Ne yazık ki sabırlı insan Geveze, agresif insan Geveze'nin kulakları tarafından hunharca boğulmuş.
Kahramanımız neredeyse beline kadar gelen devasa amplifikatörleri bilgisayarına bağlamış ve sevgili Üst Kat'ı Deep Purple'la tanıştırmış. Peki işe yaramış mı? HAYIR.
Evet dear okur, Üst Kat hâlâ gitar çaldığını sanıyor. Artık duvarlara kafa atma evresine geldim. İşin fenası annem elinde buhar zımbırtısıyla temizlik yapıyor ve ben odama hapsolmuş durumdayım. Ola ki gelecek bir hafta içinde benden haber alamazsanız bilin ki pencereden atlayıp İzlanda'ya kaçtım..
Başlık ne öyle?
Serdar Ortaç - Another Brick in The Wall | alkislarlayasiyorum.com
Smoke on the Water kim? Deep Purple ne?
Teoman Şimdiye Kadar Sevdiğim En Büyük Yalancıdır! Ve Ben Lanetliyim..
Sevgili Teo,
Teo diyorum, bozulmazsın herhalde. Ya da bozul yahu, benim kadar bozulamazsın istesen de.. Evet efendim, o kadar iddialıyım bu konuda. Zira lanetli bir insanım ben.
Evet evet, bayağı lanetliyim. Yo hayır, yanlış anladın; New York Times çoksatarları cinsinden bir lanet değil benimkisi. Az biraz sanatsal az biraz mistik..
Geveze'yim dediğime bakma, aslında asosyalin ve dahi sosyal özürlünün tekiyim ben. Kitaplarla arkadaşlık ediyorum, konuşmak yerine yazıyorum. Pencereden kafamı uzatmak yerine çizik bir DVD'den seyrediyorum hayatı. Dinlediklerimse notalardan ibaret.
Bunları niye mi anlatıyorum? Bardağını doldur da dinle yahu, 15 senedir ben seni dinliyorum durmaksızın, şimdi sıra sende...
Evet, ne diyordum? Sanat.. İşte bu yüzden sıradan insanları sevmedim ki ben, kaale almadım da.. Sıradandılar işte; benim gördüklerime bakmıyor, dinlediklerimi duymuyorlardı.
Birlikte Play-Doh sihri yapabileceğim bir arkadaş yerine bana masallar anlatan arkadaşları seçtim. Önce Gogol'le tanıştım sanıyorum, Burun'uyla.. Evet dedim, bu adamla konuşmalıyım! Ama öğrendim ki aynı yüzyılda bile yaşamamışız hacı.
Sonra sanıyorum On İkinci Gece'siyle Shakespeare geldi. Hay aksi, onunla da sohbet edemiyordum! Adalete bak!
Derken Mick Jagger, John Lennon, Nietzche, Edith Piaf, Tolstoy, Freud, Kubrick, Pasolini, Dante, de Sade, Kafka... Sevdim hepsini ama dedim ya, yıl farkıyla kaçırdım.. Yani ne eksiğim vardı Milena'dan, bir deyin bana?!
Sonra Salinger'ı keşfettim, Marquez'i, Alan Rickman'ı, Bob Dylan'ı ve Amerikan aksanınla seni. Kararlıydım; siz ölmeyecek, sanatı bırakmayacak, alzheimer olmayacaktınız çünkü benim sanatçılarımdınız. Ben de ısrarlı bir hayran olarak hepinizle tek tek tanışacaktım, ve dahi konuşacak, kaale alacaktım. Hoş manzaralı bir yerde karşılıklı oturacaktık, şundan bundan, sanattan felsefeden konuşacak; adeta demlenecektik.
2010 ne uğursuz, lanet olası -bak amerikan küfrü ettim, bence sevimli oldu.- bir yıldı yahu! Salinger'ım, Chabrol'üm, Éric Rohmer, Blake Edwards, José Saramago, Jean Ferrat, Dio.. Pervasız bir sayı tarafından katledildiler. Hepsi birden! Yani oha demek geliyor içimden ama şu açık mektubun elit havasını bozmak istemediğim için tutuyorum kendimi.
En sevdiklerimi kaybetmiştim, galiba lanetliydim.. Kimi çok sevsem ya aramızda yüzyıllar oluyordu ya da gözümün önünde, henüz benimle tanışamadan, sorularımı cevaplayamadan ölüyordu. Bu haksızlık değil de neydi sevgili Teo?
Ama içimdeki Helen Keller dur durak bilmiyordu, dedim ki 2011 böyle olmayacak. En azından bir Teoman konserine gideceğim, kulisi işgal edeceğim; bir Alan Rickman oyunu izleyeceğim Londra'da, yazmaktan vazgeçme kararından dönen Marquez'i Ciudad de Mexico'da basacağım, Quentin Tarantino'yu zorla bir bara sokup fıkra anlattıracağım, Feridun Düzağaç'ın fularlarından birini çalacağım. Ömür kısa, yeşil pasaportum var, annem Mardin'den döndü.. Şartlar iyi gibiydi. Uhuuuv, bir heyecanlandım ki sorma gitsin.
Sonra öğrendim ki birileri utanmadan arlanmadan müziği bırakmış! Sen var ya Teoman, sevdiğim en büyük yalancısın! Evet, büyük harflerle de yazabilirim; YALANCISIN!
Röportajlarında kendini roman yazarlarına yakın hissettiğini, onların sanata daha yakın olduğunu söylemekle, bir çeşit şair olduğunu iddia etmekle sanatçı olunmuyor tamam mı beyefendi. Sen bir söz verdin, daha ilk albümünü yaparken hem de. Teoman'ı 1996 yılında, benim doğduğum muhteşem yılda çıkartman bence bir tesadüf değildi, oturur Devlet Bahçeli hesabı bile yaparım bunun üstüne.
Farklıydın tamam mı? Salinger seviyordun yahu! O kadar çok şey okudum, dinledim ve izledim -tamam o kadar da çok değil, burnu büyüklük yapmayayım- ama kimseden 'Kayıp bir bavul gibiyim havaalanında/ Ya da boş bir yüzme havuzu sonbaharda...' gibi bir cümle duymadım.
Tamam, biraz düz mantık biriyim; çok da duygusal sayılmam ama sanatı ayırt edebiliyorum çok şükür.
İşte bu yüzden seni de kişisel 'Hall of Fame' sanatçılarıma dahil ettim, dinledim ama dinlettirmedim. -evet bencilim, çok sevdiğim filmleri kimseye tavsiye etmem, çok sevdiğim şarkıları kimseye dinletmem. çünkü onlar benim, bana özel. hoşlanmıyorum paylaşmaktan.-
Yahu Balans ve Manevra gibi bir film yaptın da sesimi çıkarmadım, fan'ın olmaktan vazgeçmedim. bu muydu karşılığı? Müziği bırakmak nedir Teo'cum yahu, NEDİR?!!!
Bundan böyle her yıl ayrı bir heyecan yaşayamayacak mıyım ben? 'Teoman ne yapacak acaba?' diye düşünme hakkımı benden alıyor musun yani? 'Bu sefer annemi ikna edip konserine gideceğim.' de diyemeyeceğim?
Hani sanat uzun hayat kısaydı? Bitirdin mi şimdi müziği? Pis yalancı. Yalancısın işte tamam mı, hep var olacaktın benim için, söz vermiştin oolum ya! Nedir şimdi bu Bob Dylan tripleri? Ergen olan benim yahu, odaya kapanma ve kimseyle konuşmama hakkım saklı.
Rica ediyorum silkelen ve kendine gel. Annemin doğumgününde müziği bırakacağını öğrenmek benim için çok ağır bir tecrübe oldu, yapma bunu genç dimağlara.
Daha benim filmlerimin soundtrack'ini yapacaksın, bizim salonda mini konser vereceksin, hatta ayran gününde BAL'a geleceksin. Ölünceye kadar sanatçısın işte, şarkı yazmaktan zaten alamayacaksın kendini. Biliyorum, her maceran bir şarkı olacak, benim sanat lanetim gibi bu da senin lanetin. Gel kendini de bizi de yorma.
3 paragrafta 10 defa hayal, 1 defa sanat, 4 defa yogunluk geçen basit, avam bir yazıyla veda edemezsin. Diğer hayranlarını bilmiyorum ama bana bunu yapamazsın. Çok ciddi söylüyorum evini filan basarım Teo, bunu yapamazsın işte.
Sevdiğim birinin böyle gitmesine göz yummak istemiyorum, Chabrol'ü gömmüş biri olarak. Teşekkürünü de kabul etmiyorum. Muhtemelen ruhun duymayacak ufak çaplı isyanımı ama olsun artık.
Kendine iyi bak, yalancı.
-iş bu yazıyı yazmama, bu kadar atar yapmama sebep na burada. daha duygusal bir şey yazabilirim sanıyordum, ama yine saçmaladım. hadi görüşürüz.
formspring.me
Magazinsel Bir Mucizenin Analizi
Na burda diyor ki Galatasaraylı milli futbolcu Arda Turan'ın sevgilisi Sinem Kobal nihayet gözlerimize Clockwork Orange stili işkence çektirmekten vazgeçip kamera arkasına yol alıyormuş.
Parmaklarım olması gibi ulvi bir haslete sahip olduğum için konu hakkında yorum yapmam gerektiğini hissediyorum.
Küçük Sırlar’ın başrol karakteri Su’ya hayat veren (1) Kobal, kendi yapım şirketiyle televizyonlara program yapıp, satacak. (2) Ve çok özel oyunculuk projelerinin dışında, (3) kamera arkasına geçerek hayalindeki projeleri gerçekleştirecek.
Ayakligazete.com’ın haberine göre, Hatta ilk projesi için TRT’yle (4) masaya oturdu bile. Genç yıldız, şu sıralar ünlü oyuncularla röportajların ve kamera arkası özel görüntülerin (5) yer alacağı programının görüşmeleri için İstanbul-Ankara arasında mekik dokuyor.
Sevilen gençlik dizisi Küçük Sırlar’ın başrolünde yer alan Sinem Kobal, sezon boyunca dizideki öpüşme sahneleri yüzünden Arda Turan’la yaşadığı krizlerle hep gündemdeydi. Galatasaraylı milli futbolcu Arda Turan’la (6) evliliğe yelken açan bir ilişki yaşayan Kobal, sevgilisinin de karşı çıkmasının etkisiyle dizinin senaryosundaki öpüşme sahnelerinde oynamamıştı. (7)
Arda Turan da Sinem’in yapımcılığa geçmesine destek veriyor. Güzel yıldızın, kameranın önünde olmasındansa, arkasında bir iş seçmesini telkin ediyor. (8)
1. hayat veren: Şimdi burada ufak bir problem var. Yani ben ve normal insanlar 'hayat vermek' gibi bir tabiri gerçekten yetenekli oyuncular için sarf ederiz.
Mesela; "Severus Snape'e hayat veren Alan Rickman, '97 yılında The Winter Guest isimli filmde de yönetmen koltuğuna oturmuştur." doğru ve onaylanan bir cümleyken; "Sinem Kobal, Küçük Sırlar'ın baş karakteri Su'ya hayat veriyor." cümleciği eşyanın tabiatına aykırı olup, pek çok çevrede tepki gören, onaylanmaz bir cümledir.
Arka sıra, evladım gülünecek bir şey varsa söyleyin hep beraber gülelim. Hallah hallaaaaah. Evet nerede kalmışık; 'İlla ki bu cümleyi kuracağım, bu cümlesiz yaşayamam, hayatım boyunca bu cümleyi söylemek için yanıp tutuştum.' diyorsanız uygun bir noktalamayla bu gramer faciasını lehinize çevirebilirsiniz: "Sinem Kobal, Küçük Sırlar'ın baş karakteri Su'ya hayat veriyor(!)" ya da, "Sinem Kobal, Küçük Sırlar'ın baş karakteri Su'ya hayat veriyor."
Yazı dilinde uygun kullanım böyleyken, konuşma dilinde yükleme kazandıacağınız alaycı bir dudak bükme sizi muhabbet ortamının kralı yapabilir. Duydunuz zilin sesini, ders bitmiştir. Yazılıda da çıkar bunlar.
2. satacak: Eğer ki bir daha kameranın önüne geçmeyeceğine söz verirse çok deli satar söyleyeyim. Ben kendi adıma bütün kopyalarını satın alabilirim. Ama dizide güzel kız kontenjanından yer aldığını -oynadığını demiyorum dikkat ettiysen- düşünürsek, görünmediği yapımlarının elinde patlaması da pek tabii muhtemel, sevinemk için bekleyip görmek lazım.
3. çok özel oyunculuk projelerinin dışında: Şimdi bana herhangi biri 'çok özel oyunculuk projesi' derse fesatlaşırım. Acayip fesatlaşırım. Ama söz konusu Sinemciğim olduğunda aklıma naif şeyler geliyor. Mesela Oyunculuğa Giriş 101 dersi alması gibi. Ya da balmumu heykelini yaptırıp kamera karşısına onu koyması gibi -ki galatasaraylı milli futbolcu arda turan'ın kıskançlık krizlerine birebir- sempatik şeyler.
Bir bunları düşünün, sevinin. Sonra da bunların dışında bir şeyler yapmak istediğini düşünün, üzülün.
4. TRT'yle: TRT'nin tiyatro oyuncularıyla çalıştığı yapımları pek seven biri olarak bu gelişme karşısında küçük dilimi yutmaktan kendimi alamadım.
5. kamera arkası özel görünütüler: Bak yine fesatlaşıcam ama fesatlaşamıyorum. Zira gözümün önüne prompterdan okurken satır atladığını fark edip kahkaha atmaya başlayan, yüzündeki birtakım fondöten zerrecikleri yok olduğu için panikle kulise kaçan, ne söyleyeceğini unuttuğunu otuz saniye kadar sonra fark eden sempatik bir sarışın geliyor. Hehe. Yirim.
6. Galatasaraylı milli futbolcu Arda Turan: Koskoca haber metinndeki kayda değer tek edebi partikülü buldum çıkardım. Nasıl uzun bir tamlamadır Yarabbi, futbolcu Arda Turan de geç. Hatta futbolcu bile deme, hepimiz Arda Turan'ı tanıyoruz. Bu ne etiket kaygısıdır yahu. Resmen sanatlı bir anlatım söz konusu.
7. oynamamıştı: İşte bu Türk halkının şansıydı. Hatırlar mısınız bilmiyorum, -ki niye hatırlayasınız saçma bir dizinin saçma bir sahnesiydi ya, usulen soruyorum.- bir bölümünde -yalnız hatırlar mısınız diye başlayıp araya bir kısa çizgi sokuşturmamla sıkıntıya girdiğini fark etmedim değil dear okur.. *hatırlar mısın? *neyi?!!!- bu baş kahraman Su depresyonlara girip girip çıkmış, kendini bir fotoğrafçının kollarına atmıştı. Sonra da sözde şuh bakarak poz vermişti.
İşte o bakışlar var ya, günlerce kabuslarımın baş kahramanı oldu. Yani oyunculuk yeteneği böyle bir şey, nasıl da etkilendim.. Düşündükçe tüylerim ürperiyor.
İşte bu şuh bakamayışlı oyucunun bir öpüşme sahnesinde oynaması fikrinin bile eline hiçbir Alfred Hitchcock filmi su dökemez.
8. Arda Turan da Sinem’in yapımcılığa geçmesine destek veriyor. Güzel yıldızın, kameranın önünde olmasındansa, arkasında bir iş seçmesini telkin ediyor. : Yazıyı burada bitirip yorumu okuyucuya bırakıyor, Arda Turan'a hınzır bir gülüş yolluyorum.