lise defterim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
lise defterim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Bugün Kime Sarıldım

   Okulum BAL'ım Ayran Günü haftasını festivalimsi bir şeye dönüştürme sancısında şu sıra. Koronun konserleri olsun, dandikliğini alegorik olduğunu iddiaa etmek suretiyle kamufle etmeye çalıştıkları tiyatro gösterisi olsun, 'Profesör geldiiiğğğ.' diye uğruna beni heyecanlara gark ettikleri ve sonradan geometri profesörü olduğu ortaya çıkan adam olsun pek faaliz şu sıra. -tam bir terbiyesizlik. oysa ki nasıl sevinmiştim, nasıl heyecanlanmıştım, ne hayaller kurmuştum. dilbilim profesörü olduğuna inandırmıştım filan kendimi. sonra salona girdik, aristo filan dedi, hee dedim ALLAAAAAAAH dedim, felsefe profesörü. sonra pisagor geldi, bi kımıldandım. sonra.. sonra geometri profesörü çıktı.. mütemadiyen ağlıyorum. fd seni seviyorum.-

   Bugün de Betûl Mardin geldi BAL'cığıma. Sırf konuşmasını dinleyebilmek adına Bay Yürüyen Ego'yla tartışıp dersinden çıktım, sonra bir baktım bütün sınıf arkamdan geliyor. Ta daa. -öyle popi insan da değilim hani ama içimde bir yerde çok pis bir retorik cevheri var. az zorlasam müdürü deviririm, öyle diyeyim dear okurum. hükumetler korksun benden. vendetta gibiyim adeta. bu arada da sözlü notumu 25 filan yaptım diye düşünüyorum bu hamleyle. asiliğin bedeli işte naapcaksın. şurda ne yazıyosa o. huzur, her şeyin başı huzur. bir de sağlık, sağlıkla huzur olmazsa vallahi karun olsan kaç yazar şükrancığım.-

  Söylemeliyim ki Betûl Mardin muhteşemliğin 85 yaşındaki hali. Sahneye çıkar çıkmaz koltuk değneğini bırakıp konuşması boyunca periyodik olarak 16 yaşımdan utanmama sebep bir enerjiyle oradan oraya seyahat etti durdu. Hayatından bahsetti biraz, ki bundan koskoca bir yazı çıkacağı için burada harcamıyorum. Sonr ahalkla ilişkiler hakkında zaten bildiğim şeyleri anlattı, ama öyle şirin anlattı ki :O şeklinde dinledim. -hatta bir önümde oturan ve saçlarını ağzıma sokmakta kararlı kızı azarladım tam bir nine gibi çık çık'layarak.-
  Soru sorma faslında eski mezunlardan biri mikrofonu içine sokmak suretiyle densizliğin doruklarına vardı. Betûlcüğüm lise mezunu oluşundan bahsettikten sonra The Eski BAL Mezunu inanılmaz bir atarla ve kahvehane üslubuyla 'Ben fakülte mezunuyum, bu işin okulunu okudum.' diyerek lafa girdi, bana da inmeler indi. İnsanlar nasıl bu kadar densiz oluyorlar cidden anlayamıyorum. The Eski Mezun, ben 'Elinden mikrofonu alııııığnhhh!' diye hönkürmeden önce epey de konuştu, epey de pot kırdı. Bir de bağırarak ve sinirle konuşuyor ki anlatamam:
"Ayakkabı satıyorum ben, fabrikağm var. Gözlemliyorum gençlerde bir marka manyaklığı var, hep bu küreseğl markalarığn imağjından kaynaklı bunnar. Ülkemizde üretiliyoğrlar, Edirne'den çıkıp marka damgasını yiyorlar, geri girdiklerinde de fiyatları kaç katına çıkıyoğr. Bunları bir yaz çıraklığa verse anneleri babaları, böyle olmazlar. Marka mağnyaklarığ. Fakültesinde okudum bu işin, gençlerin hep beyni yıkanıyğr reklamlarlağ, halkla ilişkilerleğ." -bu arada kalp krizi geçirdiğim için dinleyemedim.-
"İzmirliyim beğn, buralıyım beğn!!!!!1! *bağırmak, çok ama çok bağırmak*"

  Her türlü yorumdan önce, MARKA LOGOLARI ÜRETİMDE BASILIR, ürünler embesil gibi ülke dışına taşınmaz sırf bu işlem için. Oh, içim soğudu şu an.
  Evet, ne diyorduk? Hah, kadıncağız orada neler anlattı, hiçbirini mi dinlemedin be adam?
Ben orada soru sormak için ağzımı açmaya çekindim, sen Betûl Mardin gibi bir insanın yanında anlamadığın pazarlama ve halka ilişkiler konusunda ahkam kesmeye hiç mi çekinmedin?

  Herneyse, bunu anlatmayacaktım konu dağıldı. Söyleşi bittikten sonra salonda kalıp kendimi kulise attım ehe ehe ehe. Sonra müdür yardımcısına çekine çekine 'Hocaam bi merhaba desem olur muu *paçalardan şirinlik akması* lütfeeeeğn.' dedim, meğerse adam beni bekliyormuş. Sırtımı pıtpıtlayıp 'Run Forest, run!' dedi.
  VE BETÛL MARDİN BANA SARILDI OKUUUUUR, BAYAA ELİMİ SIKTI VE BANA SARILDI. HATTA İNANMAYACAKSIN, YANAKLARIMDAN ÖPTÜ.
  Pis korumalar hadilemeden önce muhabbet bile ettik, İstanbul'a yolum düşerse bir gün ehe ehe ehe. -burada hava atıyorum deliler gibi.-


   Velhasıl kelam, BUGÜN BETÛL MARDİN'E SARILDIM BEN YA. -el vermiş sayılır mı bana? bence artık sırtım yere gelmez-


editlerin en editi: The Eski Mezun aslında The Okul Aile Birliği velisiymiş. ben de kocaman şaşkınmışım.
http://gevezenindunyasi.blogspot.com/2012/05/gec-kalms-edit-vesaire.html

Matematik Yazılısından Önemli 100 Şey

Yazıya başlamadan önce içimde kalan bir haykırışı paylaşmam gerekli dear okurum: TEOMAN 2.0, BİZIMLA DEYILSIN. CEM TALU İN DI GQ, SEN NAAPTIN ABİ YAA?! -oh rahatladım. artık konumuza girebiliriz.-

Efendiim, geçen hafta perşembe günü matematik yazılım vardı. Ama ertelememin namümkün olduğu çok süpersonik programımdan dolayı yazılıya teşrif edemedim pek tabii. -ah ne gam!- -bu arada çok süpersonik programım hakikaten çok süpersonik. bir ara ballandıra ballandıra anlatmayı planlıyorum, hatta kalın.-
Yokluğuma çok alınan, çok darılan matematik öğretmenciğim atarlara gelmiş, bir sinirlenmiş bir sinirlenmiş, sineklere irtifa kaybettiren desibellere çıkmış. Huhuvv, hakkımda neler neler demiş. -biliyorsunuz magazin televizyonculuğu kurallarına göre bana sosyal medyadan cevap hakkı doğuyor bu şartlar altında.-

Müsaadenizle bir haykırış bir cevap hakkı düzeniyle gidelim istiyorum. Hadbakalım. Bissss.

"HEP BÖYLE YAPIYORSUNUZ, ÇALIŞMAYIP ÇALIŞMAYIP RAPOR ALIYORSUNUZ!!!!1!!!"
Öncelikle, tam 2 gün boyunca ağlayarak trigonometri çalıştım. Kalbimle ağladım, aklımla çalıştım. -ohoy, alüzyonu da yaptık son sürat devam edelim.- Her ne kadar 50'nin üstünde alamayacak olsam da, emeğe saygı +rep lütfen. Oturup çalıştım oluuuum!!!
Ve altını çizerek, antiparantez belirtmek istiyorum ki arkadaşlar; daha önce hiçbir matematik yazılısnı rapor almak suretiyle kaçırmadım, bilen bilir! -ufff iyice çirkinleştim farkında mısınız? tam bir ne-iş-yaptığı-bilinmeyen-ama-hernasılsa-meşhur-kişi oldum. yayks.-

"BENİM İŞİM GÜCÜM YOK ELLİ KERE YAZILI MI HAZIRLAYACAĞIM!!!!1!"
Canım canım canım. Titrini bir hatırlayalım mı öncelikle, matematik öğretmeni. İş tanımında gerekirse 50 defa yazılı hazırlamak var, bunu biliyorsun değil mi averaj üniversitenin averaj bölümünden mezun olmuş minik kuşum? Ah yerim yerim yerim. -merhaba ben twitter fenomeni. sever gibi yapıp laf sokarım, samimiyetsizliğin dibine vurmak en büyük hobim. ayrıca doktorum, elimde çok gizli belgeler var açıklarsam hepinizi yakarım. işin mutfağından çıktım.-

"GÖRÜŞÜCEZ AMA ONUNLA, ÇOK GÜZEL SORULAR HAZIRLAYACAĞIM ONA!!!!!!1!!"
Bir defa beni tehdit edemezsiniz, dava ediciiim sizi!!! Avukatımla konuşun, benimle değil!!!
Ayrıca bu piyasa hep böyle, herkes birbirinin ayağını kaydırmaya çalışıyor işte. Podyumda omuz atanlar, posterini billborad'dan indirtenler, yapımcıyı doldurup çekimleri iptal ettirenler. Ah hepsi böyle. Şöhret zehirli bal. Zor yani, çok zor. -duayen sanatçı oldum şu an. saksı değilim neticede, atarımı da yaparım, derdimi de yanarım. heheyyy.- -ayrıca hakikaten zor hazırlar mı ki? offf çok mu zor olur ki? hayır ne kadar zor olur ki?-

"MATEMATİK YAZILINDAN ÖNEMLİ NE İŞİ OLABİLİR Kİ?!!!!!!1!!!"
Ama bunu demeyecektiniz işte. Öncekiler neyse, hatta az bile demişsiniz ama bu.. Ama bu.. Resmen 15 senelik nefretimin nirvanasını yaşıyorum şu an. Ne demek yaa matematik yazılısından önemli ne işi olabilir ki? Bi dakka hocaaaam, John Nash olsanız söyleyemezsiniz bunu bana. -sinirden elim ayağım titredi yahu.-
Matematik yazılısından önemli 100 şey sayarım size, şu sempatik okur kitleme de rezil rüsva ederim sizi!

*challenge accepted!*

Gaf Gaf Gaf

  Gogol Bordello'yu tanımayan kaldıysa eğer, koşa koşa tanısın lütfen. Böyle yenilesi, bıyıkları ısırıları şirin Gypsy'ler, hanimiş hanimiş! -yaa bazen çok çirkinleşiyorum siz de fark ediyor musunuz?-

 

  Şu sıralar hayatımın jenerik müziği budur efendim. Hayır, beni aşırı mutlu edecek bir durum da yok fakat afedersiniz şeyimde kurt kaynıyormuşcasına zıplıyorum ortalıkta. Yehiyeh. -ama o yazılılar başlayınca göreceğim ben. uu gelsin şemsiyeler.-

  Proje yapıyorum ayağına 2 haftadır filan matematik dersi görmüyorum. -burada annemi tanıyan okurlarımı sağduyuya çağırıyorum: aramızda kalsın olur mu? *şirin sırıtış*- Öyle ki, Pollyanna in Wonderland ayarında yaşıyorum: "Hava mı soğuk? Olsun, atölyede ufo var!", "Matematik quizi mi var? Olsun atölyede olcam ben!", "Bugün okul mu var? Olsun, atölyeye gideceğim ben!". -atölye: vaad edilmiş topraklar.-
  Tam bu muaf olma durumuna alışmışken perşembe günü üst üste iki ders matematik görmek beni derinden yaraladı. Olaya iyi tarafından bakarsak matematikçimiz beni yamacına oturtup parabol anlattı. -buna da inatla polinom diyorum niyeyse.- Ve fark ettim ki direk muhattap alınınca matematiği bile anlıyorum. -derdim buymuş meğersem.-


   Konuyu nasıl da dağıtıyorum fakat. Bugün burada pek sevgili hocacıklarımın yaptığı gaflardan bir seçki irdeleyecektim halbuse.

Unutulmaz Gaflar Vol. 1
bu yazıdaki olayların ve karakterlerin olması gerektiği kadarı gerçektir vesaire vesaire. gaflardan tamamen arındırılmış üçüncü kişileri -ben mesela.- olası şemsiyelerden korumak amacıyla kodlanmştır falan filan.





Gaf Sahibi: Coğrafya Öğretmenim
Genel Bakış: Kendisi yaşıtlarından iki yaş büyük olmakla birlikte 'S' harfini söyleyemediği için 'PANAMA KANALI' diyemiyor.
Gaf Highlight: Derste konuşurken yakaldığı kod adı İ olan arkadaşla minik bir sürtüşme yaşadıktan sonra -minik sürtüşme: 'oğlom susun artık!'a cevap olarak aldığı 'ben konoşmoyorom kie!'- sarf ettiği unutulmaz cümle:
"Konuşuyordun işte, yalan söyleme. Bak her yerin uzadı, hissediyorum ben."


Gaf Sahibi: Okul Müdürüm
Genel Bakış: Konuşurken kelime aralarında ortalama 4'er, cümle aralarında 7'şer saniye duraklamasının yanında okuldan kaçan öğrencileri arabasıyla takip ediyor. -şimdiye kadar yakalamaya muvaffak olamadı.- Proje yapan öğretmenlerden kendilerini yormamalarını güzel bir üslupla rica ediyor: 'BENİ KULLANIN HOCAM! *tuhaf sessizlik* Maşa olarak... Yormayın yani kendinizi.'
Gaf Highlight: Projemizin ön hazırlık çalışmaları esnasında bizi odasına çağırıp karşısına dizdikten sonra hepimizin aklına mıh gibi çakılan o konuşmayı yaptı:
"Biliyorsunuz ki projeniz İtalyanlarla. Hepsi sizden büyük, hadi yaşıt olsa neyse. Bana sorsanız küçük olsalar bile daha iyi. Ama büyükler sizden. Bir de İtalyanlar rahat millet bu konularda. Çok rahatlar yani. Bu proje bizim için çok önemli tabii. O yüzden İtalyanlarla.. *şaşkın duraksama* Projenin gidişatına zarar verebilecek... *dramatik duraksama* İkili ilişkilerden... *bir şey unuttuğunu bilen duraksama* İKİLİ VE ÜÇLÜ İLİŞKİLERDEN sakının." 
-kahkahalarım içimde bir heyelana sebep oldu. arkadaşların bizans oyunu sonucu beni adamın TAM karşısına oturttular. aman yarabbi, kahkaha atmamak için yanaklarımı kanattım, gözümden yaş geldiğini gören şahitlerim var.-


Gaf Sahibi: Müdür Yardımcımız
Genel Bakış: Bas sese sahip olduğu için güzel türkü söylüyor, bas gitar çalmak istiyor. Azınlıkta kalan acayip öğrencilerini seviyor ama değişik tiplerden hazzetmiyor.
Gaf Highlight: Boş dersini doldurmaya geldiği R sınıfını överken kurduğu cümle, R SINIFI OLARAK, hâlâ övünç kaynağımız:
"Bu sınıfı çok seviyorum ben. Bu sınıf diğerlerinden çok başka, hep öğretmenlerden de methini duyarım. Göz bebeğim bu sınıf. Hani diğer sınıflar bir yana, BU L SINIFI BİR YANA."
Bunun yanında bir çalışma sebebiyle bulunduğum K sınıfındaki methiyeleri de aklımdadır:
"Bu sınıf çok güzel, bu sınıf çok iyi. Bu sınıf benim göz bebeğim!" -üfür üfürebildiğin kadar.-


Gaf Sahibi: Geçen sene kısa süreliğine derslerimize giren matematikçi
Genel Bakış: Derste 'Niye bir sayıyı sıfıra bölemiyoruz?', 'Sayılar niye iki yönde de sonsuza kadar gidiyor?' ayarında sorular soran the-en-ön-sıra'nın adını öğrendikten sonra kendi kendine 'Hem Bilge, hem Han.. Böyle adı olan çocuk nasıl zeki olmasın ki, hem Bilge, hem Han.. Bravo vallaha..' diye mırıldanmışlığı; 9. sınıfların çömez oluşunu doğum tarihleri, diploma notları, ortalama arkadaş sayıları gibi birbirinden bağımsız verileri içeren bir fonksiyonla ispat etmişliği vardır.
Gaf Highlight: Defter tutmayan bir arkadaşa öylesine kızmıştır ki; elleri titremiştir, aklı yerinden oynamıştır. Ona sayıları kullanarak vermeye çalıştığı ders ise aradan geçen bir yıla rağmen ara ara kafamızda çınlamaktadır:
"Ben biliyorum bunu, sen öğren diye uğraşıyorum. Sen sen sen kaç yaşındasın sen?! Sen 15, 14 yaşındasın! Ben senin yaşının iki katı kadar yıldır bu işi yapıyorum! Senin gibileri çok gördüm ben! 28 SENELİK MESLEK HAYATIMDA ELLENMEDİK YERİM KALMADI BENİM!!!"





yazıyla alakası olmayan dip not:
bakın burda ne var: http://paperlions.com/free-download
çok seviyorum bu çocukları ben *-* siz de sevin olur mu?

Matematiğe İnanmıyorum Ama Bir Kazık Var

Yine bir "Geveze'yi Nasıl Hayattan Soğutabiliriz?" temalı projenin analiziyle karşındayım dear okur. Deprem vergisiydi, terördü, haksızlıktı, usulsüzlüktü, duyarsızlıktı, faaliyette aptallıktı zaten nefretle fokur fokur kaynıyorum, bir de bunun üstüne kelimenin tam manasıyla re-za-let bir matematik sınavı geçirdim ve cinayete gerçekten ama gerçekten ÇOK yakınım.


Şimdi iki hafta öncesine gidiyoruz ve benim ağlaya zırlaya matematik çalışmamı acıyan gözlerle seyrediyoruz.. -duman duman duman, sır kapısı ses efekti, dıpı dıpı dıp-

-"Şimdi bütün konuları tekrar ediyorum. Yapıyorum bunu. Paralel evrende Teoman'la İzlanda sokaklarını keşfettiğimi ya da Salinger'la Amerika'ya küfrettiğimi hayal etmiyorum. Brecht'le röportaj yaptığımı de pek tabii ki hayal etmiyorum. Ya da Offret'in setinde olduğumu.. HAYAL ETMİYORUM!!!!1! Matematik çalışıyorum, evet. Teoman yok, İzlanda yok, sinema yok, müzik yok, kitap yok, tiyatro yok. Matematik var. Ühüvaaaaa... Ühü. Hüüü.. Poli.. Polinom.. Hüüü..."

Çalışıyorum. Ciddi ciddi elimde kitap ve defter, çalışıyorum. Hatta bir ara matematiğin belki de o kadar da gereksiz olmayabileceğini düşünüyorum ama çabuk kendime geliyorum.

-şimdi kafanızda the final countdown çalarsa.. buradan.. yutup açamıyorsanız da buradan.. bi zahmet.. çünkü ambiyans filan.. malum.. önemli şeyler.-
Ertesi gün, daha ertesi gün, daha da ertesi gün.. Günlerce çalışıyorum. Azimle çalışıyorum. Ezberlemediğim formül, çözmediğim örnek soru kalmıyor. Her tarafım post-itlere karalanmış notlarla dolu. Sağda solda yığın yığın karalama kağıdı var. Burnum kalemden siyah olmuş ama muhteşem bir gazla çalıştığım için farkında değilim. Kitabı yırtarcasına işlem yapıyorum.

Muhteşem bir hızla işlem yapıyorum. Kalemin sürtünmesinden kağıttan duman çıkmaya başlıyor. Gaza gelip kitabı kalemi elime alıyorum, çalışma masamı devirip sokağa çıkıyorum.

"Oooo, hoooo, its dı faynıl kaaaaaunt daaaaaavn!! Dı faynıl kantaaaaaaaaavn!!!" diye bağırmak suretiyle dağları tepeleri aşıyorum. Yamaçlardan atlıyorum, otobanlara dalıyorum. Bu arada arka planda hafif soluk sayılar işlemler filan akıyor. Yoluma çıkan çöp kovalarını tekmeliyorum, trafikte arabaların üstünden atlıyorum. Hatta bazı trafik levhalarının üzerine polinom yazıyorum. Ağaçları köklüyorum, çevreye dehşet saçan sapık bir vandal oluyorum adeta. Röaaarrr!! Bir iki binanın boyunu kısaltıyorum. Rögar kapalarını söküp frizbi gibi fırlatıyorum. Gözümden şiddet saçılıyor etrafa, huhuv beyyyybi.

Bu gazla Gotham City'ye kadar yardırıyorum. Gökdelenlerin tepesinden atlıyorum ve yere dimdik düşüyorum. Chuck Norris gibi yürüyorum. Dırırırırırırırırırırırırırırıııııııım. Bi ara gitarı elime alıp 0.7 Rotring Tikky'ciğimi pena yapmak suretiyle çalıyorum.
Hobaaa, hey. Gotham City'de yağmur filan yağıyor, gök gürlüyor. Ama bana vız geliyor tabii. Yalnız yağmur da iyi yağıyor hani. Uhuuv, gök yarılmış dostum.

Ara sokaklaara girip çıkıyorum. Birini arıyorum deli gibi. Nerde olabilir? Dırıdıt dıt dım.

Elimdeki matematik kitabıyla Batman'i alaşağı ediyorum. 'Buruscum bebeğim, otur sen soluklan acık şurda.' diyip manik bir kahkaha atıyorum.
Faaaynıııl kaaaaaaaunt daaaaaauun!!! Heleey.
Kaaaaaunt daaaaaun. Ohoooovvv.
Joker ve Vantrilok'u kovalıyorum. Uuu, manyak bir savaş geçiyor aramızda. Ağzına burnuna senin joker gibi var ya ooolm seni.
İçimdeki Jackie Chan açığa çıkıyor. Matematik kitabımdan kopattığım sayfalarla kötü adamları birbirlerine bağlıyorum. POLİNOMUN GÜCÜ ADINAAAAA!! RESPECT!!1!
Su birikintilerine basa basa caddeleri aşıyorum. Şehrin çıkışına gelip
'Gaddım siideee. Nüfus, Rakım, sins bindokuzyüzbilmemney. Hoşçakalın. Yine bekleriz.' tabelasının altında 'Geveze was here.' yazı..

Hoba. Şarkının bitmesiyle kendime geliyorum pek tabii.
Tamam diyorum, matematik benim için bitmiştir. Muhteşemim ben. Harikuleytim ben.


-duman, duman, duman. dıbı dıbı dıp dıııırı dııırı.-
Eveet, şimdi de perşembe gününe gidiyoruz. Elimde kalemimle kendi kendime mırıldanıyorum, keyfim gıcır. Bon Jovi benmişim meğersem! -müzik önemli tabii.. yutup. fi fi fizy.-
"Shot through the heart and you're to blame! Darlin' you give love a bad name! Dıırıııı dırırırım dım hımnım dırım dım dım dırım dım. An angel's smile is what you sell. You promise me heaven, then put me through hell. Chains of love got a hold on me. When passions a prison, you can't break free!!!! Hehey.. Oh, I am a loaded gun, yeaaah. Yeiyeyi yeaa."
Derken kağıtlar dağıtılıyor. İlk soruya bir girişiyorum.. Off. O kadar profesyonelim ki.. Üzerime tek damla kan sıçratmadan, tek bir tıkırtı çıkartmadan işimi bitiyorum, bulduğum sonucun altına iki şirin çizik atıp sonraki soruya geçiyorum.
HIK.
-burada aniden müziği durduruyorsun dear okurum. çot diye.-
Uğraşıyorum, uğraşıyorum ama 10/kök 5 gibi korkunç bir şey buluyorum. WTF?

Üçüncü soruya atlıyorum.
HÖNK.
Dörüdüncü soru.
OBAAAA.
Beş.
ANNEEEEEE!
Altı.
ÜHÜVAAAA.
Yedi..
HIÇK.

Sonraki üç soruya bakamıyorum bile. Hayatımın en rezil matematik sınavını geçirdiğimi rahatlıkla söyleyebilirim. Ve en kötüsü de, SAATLERİMİ MATEMATİK ÇALIŞARAK HARCAMIŞ OLMAM! O sürede tam 6 film izleyebilir, kim bilir kaç tane kitap okuyabilirdim.
Ve sınavım bundan daha kötü geçmezdi :/ Geçemezdi yani.

Olaya iyi tarafından bakarsak eğer, sanırım dördüncü soruda çarpanlara ayırmaya yeni bir bakış getirdim. Sonucum doğruysa matematikte devrimsel nitelikte bir hareketin öncüsü olacağım. John Nash gibi meşhur olurum belki, 'Kelime Oyunları' diye biyografik filmimi çekerler filan. -off.. bir anda gelen kötü espri. kendimden utandım. ibret olsun diye de silmiyorum. belki meb feyz alır.- Olamaz mı? 12 saatten fazla matematik çalışıp da zayıf aldıktan sonra her şeye inanabilirm artık. Mesela bana MJ ölmedi desen inanırım. Ya da ne bileyim, 'Arabam yok, unicorn kullanıyorum.' desen 'Vaay, ne renk?' diye sorabilirim. Olabilir yani.

Ve son olarak, öğrenci dostlarım.. O şemsiye açılıyormuş efendim. Tecrübeyle biliyorum, bayağı açılıyormuş yani. Kanmayın bu züğürt tesellisine.

Haydi esen kalın gönül dostları. xo xo

Delicesine Bir Mutluluktur Gidiyor Ahali, li li li

Merhaba en sevdiğim okurum. Var ya muhteşemsin sen. Harikasın, tek kelimeyle mükemmelsin. İyi ki varsın yahu, süpersoniksin.

Off, o kadar mutluyum ki daha da methiyeler sıralarım sana. Hani karma is a bitch diyenin ağzına terlikle vururum, karma is a saint!! Bütün dünya duysun ay lav yu karmaaa!! -suyunu çıkartmadan bırakmıyorum fekatt.-

Son birkaç gündür öyle muhteşem şeyler geliyor ki başıma. -beynim adeta bir çöplük fekat. çağrışımlar filan.- Hayatımda ilk defa KARTLARDAN KULE YAPTIM YAAA! OMG YAPTIM BUNU RESMEN! Ellerimin titrememesi ayrıca gönendirdi beni. Muhteşemim yahu. Koccaman bir kule yaptım.


Sonra pek sevgili arkadaşlarımı görmek için Aydın'a gittim bugün. Hayatımda ilk defa tek başıma yolculuk yaptım ki o da ballandıra ballandıra anlatılcaklar listesinde bekliyor ikinoktaüstüstePe.


Ve dahi yaz başından beri karnımı ağrıtan büyükçe bir mesela çözüldü. "Eşit ağırlık istiyorum beğan!" diye inatla anadolu lisesi yazdım tercihlere ama bilmiyordum ki İzmir'in ens ayısal sapığı anadolu lisesine düştüğümü. İlk hafta öğretmenler bir klasik olarak herkese "Ne olcağn genş?" diye sorduğunda sırayla şu cevapların verilmesinden kıllanmalıydım aslında...
-Mühendis.
-Doktor.
-Mühendis.
-Doktor.
-Müüendis.
-Doktur.
-Estetik Ceeerrah. -estetik bir cerrah olmak isteyen bir arkadaş. off iğrencim... yaşatmayın beni ya, şu yaptığım resmen espri terörü.. off, korkunçtu.. ben bile tiksindim.-
-Müüendiz.
-Müyendiz.
-Miyendiz.
-Doktur.
-Miyendiz.
-Dohtur.
-Tohtor.
-TabiB!
-Kimyager.
-CSI'cı.
-Baytar.
-Beyn Cerraaa.
-Miyendiz.
-Tohtor.
-Yönetmen!
hep birlikte: HÖNK?!

Resmen basiretim bağlanmış.. Ama sene sonunda müdür yardımcısı "Yeterli sayıya ulaşılmazsa TM sınıfı açılmayabilir. Sizi başka bir okula yollarız ama yine BAL mezunu olursunuz.." dediğinde acayip açıldım, uykudan uyandım. Hayatıma bir mana geldi adeta. Yaz boyunca içim içimi kemirdi desem yalan olur, tatile Yunanistan'a gidince yandı dertleeer bitti tasaaa ben kurbanım bu kos'aaa. -anneler için espri..- İşte bir eller havaya yeyoeeyeee durumu oldu. Derken geçtiğimiz haftaya bir flash back yapıyoruz. Okulların açılmasına şuncaacık kaldığı kafama dank ediyor. Ve mideme kramplar girmeye başlıyor. Şimdi o kramplar esnasında beynimin inanılmaz bir hızla çalıştığına şahit olman için burnumdan kafamın içine giriyoruz...

"Hayır başka okul dedikleri Yunus Emre bişey lisesi, adını duymadım daha. -aslında izmir'de st. jo, aci, bal, atatürk ve türk koleji hariç hiçbir okulun adını duymadım. şaşırtıcı bir olay değil yani. ben asosyalim, cahilim.- 3 yıl orada okuyup da kendime BAL mezunu dedirtmem yani. Ayrıca 'ın okulumun korusu yeter beaa heheheeey. -ne çok nida kullandım bu yazıda değil mi?-
"Oraya gitmem, ı-ıh. Atatürk? Yer yok orada.. Türk Koleji? Sevemedim orayı da. Hem ne artısı olacak bana? St. Jo'ya geçsem? Hazırlık okumadım, namümkün.. aci'in hazırlığını geçebileceğime iddiaya girebilirim. Ama onun da yıllığı çok fazla. 4 yıllık aci parasına le cordon bleu'de okurum ki bleu aci'dan daha muhteşem ve saygın bir okul..
"Sayısala geçip BALa kalsam.. Müyendiz olmam. Dohtur da olmam. E ne olacağım? Mimar? Eheheh ay lav ted mosby ama hayır, orada da çok sayı var. Beni bozar..
"Öff ne yapacağım ki ben yaa... TM sınıfı açılsın inşallah amin."

Karnım o kadar ağrıdı ki mide duvarlarımı filan sindirdim sandım sıkıntıdan. Bir Geveze klasiği olarak çok deli stres yaptım ve olaylar hayal edemeyeceğim bir muhteşemlikte gelişti. 14 kişilik şipşirin TM sınıfı açıldı. yuppii!


Ve dahi FD konserine gittim. Resmen Feridun Düzağaç'ı parfümünün kokusunu duyacak kadar yakından dinledim. Eheh, bi ara da göz göze gelmiş olabiliriz. Heheeey! Neyse, bunu da ballandıra ballandıra anlatacağım.


Son olarak, belki de en güzeli en harikası...
Biz Ankara'dayken, annemin tiyatrodaki arkadaşlarından biri bana süpersonik resimli, kuşe kâğıda baskılı öykü kitapları göndermişti. Puşkin'in, Gogol'ün filan hikayelerinin sadeleştirilmiş versiyonlarıydı ki onlara ba-yı-lır-dım! -itinayla sakladığım çocukluk kitaplarımdandır kendileri kalpkalpkalp.-
Geçen gün de D&R'da Gogol'ün Petersburg Öyküleri'ni görünce nasıl sevindim, bağrıma bastım anlatamam. İçinde o çocukluğumun Burun'u vardı! Ama dört parfüm, bir rimel, üç albüm, bir çift ayakkabı ve bir çift eldiven aldığım için kendimi durdurdum. -o gün ne alışveriş yaptım ama ya.. güzel alışveriş yaptım yani.- Ekonomi yaptım ki çok sık yaptığım bir şey değildir.
Derken dün annem bu örnek tavrımı duyunca acayip duygulanmış, Isla Fisher'ın Confessions of a Shopaholic'indeki gibi bir insan olmayacağıma karar kılmış olacak ki gidip bana Petersburg Öyküleri'ni almış.
Ya benim annem dünyanın en harika annesi yaa.. Of, yirim onu ben.

O Burun'u nasıl bir zevkle okuduğumu tarif etmem sanırım mümkün değil. Her bir paragrafta gözümün önüne öykü kitabımdan sayfalar gelmesi şimdiye kadar tattığım en güzel duygulardan biriydi. Palme D'Or almak gibi bir şey.




Yaa işte böyle. Çok mutluyum bu aralar. Hani pazartesi de yeni sınıfımla tanış olur da onlarla kaynaşırsam, bir ay boyunca dünyanın en mutlu insanı olacağım. Ola ki Mösyö Mystery'le de -okuldan bir eleman. bro'yla ona verdiğimiz mahlas bu. komik bi maceramız var onunla da ilgili. off anlatılacaklar nasıl da birikti böyle ya. ödevelrimi pazar gecesine bırakmışım gibi hissettim.- tanışırsam daha güzel şeyler gelemez başima. -bi de bunu deneyelim: daha güzel şeyler bulamaz vuku!-
Kendine iyi bak en kıymetli okurum. Ben çok mutluyum, sen ultra çok mutlu ol. Acccayip mutlu ol.

BAL'ın Ayranını İçtim de Geldim Heleley

İhtiyar bir bunak olma yolunda emin adımlarla ilerliyorum efendim. Ayran günü olalı neredeyse bir ay oldu ve yazısını yeni yazıyorum. Kınayın beni rica ediyorum.

Ayran Günü nedir, ne değildir?
Ayran Günü, BAL'da -Bornova Anadolu Lisesi, okulum. *küçüktürüç*- her sene yaza beş kala yapılan güzide bir etkinliktir. Bir nevi pilav günü gibi, ama okula bir kamyon ayran geliyor. Dünyayı akça pakça görene kadar ayran içilebilir, müessesenin ikramıdır. Mezunlar gelir, bazıları biz minik BALlılara mektup bırakır, bazıları tavsiye verir. -mesela ben birinden müthiş bir 'kaçma yeri' öğrendim. bug gibi düşün, tellerden sorumlu beyamcanın dalgınlığına gelmiş bir yer.-

Ayrıca bir müzik grubu filan gelip konser verir. Festival gibi. Bahçenin -dönümlerrrce bir arazi- muhtelif yerlerinde bizim mutlu olmamız için türlü eksantriklikler yapılır. Mesela bu sene -her sene geliyor da olabilir, bilmiyorum. çömezim ben daha.- devasa bir langırt kurulmuştu koruya yakın bir yere. Takım arkadaşlarınla birlikte mil benzeri şeylere bağlıyorsun kendini. İzlemesi çok keyifli.


Bu sene ne oldu ne kaldı Gevezeciğim, anlatır mısın lütfen?
Ah, çok naziksin benim dear okurum. Tabii ki anlatırım, sen yeter ki iste. Ah, yirim bu kibarlığı.

Bu sene epey yağmur yağdı. Hızlı değil, ince ince ama çok uzun bir süre.
Pinhani devat edilmişti, ne kadar istediği konusunda epey spekülasyonlar var. Bir grup 2.000 tl gibi komik ötesi bir rakamdan bahsederken, daha realist kesim 12.000 lira ile 20.000 lira arasında bölünmüş durumda.
Ama eğer Pinhani'ye, PİNHANİ'YE gidip 20.000 lira verdiyse BALEV, çok gülerim. -çok densizce bir açıklama yaptım sanırım. öyle böyle değil.-

Gönül isterdi ki bir Teoman gelsin, günler öncesinde okul kapısında yerimi alırdım. GÜNLER diyorum bak.

Pinhani'nin bildiğim tek şarkısı Kavak Yelleri'nde dur durak bilmeden çalan o malum şarkısı. Bu yüzden birbirlerine ahtapot gibi sarılıp koyun gibi bir suratla şarkılara eşlik edenlerden olamadım. Ama dürüst olayım, ortalama üstü diyebilirim şarkılar için. Müzikal anlamda performanslarını da beğendim, detone filan değillerdi.
Ama biraz agresiftiler, hatta bir ara yağmur sebebiyle yapılan fizibilite çalışmalarına trip attılar. Sanatçı huysuzluğuna veriyorum.

Bu arada çok çok çok geç sahneye çıktıklarını da belirtmekte fayda var sanırım. Onlar gelmeden en az 45 dakika önce ön gruplar şarkılarını bitirmişlerdi..


Ön gruplar! Oh la la.
Evet, ön gruplar. Kendileri BAL öğrencilerinden oluşmuş olup, toplamda 3 taneydiler. Sahnede parladıklarını söyleyemem. Şarkı seçimleri ve cover çabaları yersizdi. Ama özgüvenlerine diyeceğim yok, şu mitiş müzikal yeteneğimle ben, mümkün değil oraya çıkamazdım. Yani Teoman elini uzatıp 'Gelsene Geveze, bi düet yapalım.' dese bile..

Yalnız epey stil sahibiydiler, haklarını yemeyelim. Sanırım 2. sırada çıkan grubun vokali iyiydi. Ama genel olarak bir ritim duygusu eksikliği ve beceriksizlik hakim. Olucak olucak onlar da.
Bir gün albüm filan çıkartmalarını isterim ama. Ömrümün geri kalanında dahil olduğum her 'lise yılları' muhabbetinde araya sıkıştırırım: 'Falanca grup var ya.. Hani şu çok meşhur olan.. İşte o elemanların hepsi benim okulumdan. Hahah, evet benim okulumdan.. Ekihkih.'

Bu arada en son öğretmenlerden biri sahneye çıktı, hah dedim, nitelikli bir müzik duyacağız. Ama olmadı sayın seyirciler, bu sefer güldürmedi..


Eee sen ne yaptın Geveze?
Bir süre bahçedeki ekşınları takip ettim, sonra da sıkıldım. Mezunlarla konuştum, öğretmenlerle konuştum, üst dönemden birkaç kişiyle tanıştım, fondü yedim. Benim kadar sıkılan bir grupla erik çekirdeği sektirme yarışması yaptım.

Ben bunlarla oyalanırken Pinhani teşrif ettiler. Gidip onları dinledim, arkadaşlarımla über-ergen muhabbetler ettim. Ayran içtim.

Çevremdeki kızların onları ya dehşetengiz ya da 25 yaşında gösteren makyajlarını, yüksek topuklu ayakkabılarını, kıyafetlerini inceleyip puanlama yaptım. Bir ara da bundan bahsederim unutmazsam.


İvit. BAL'daki ilk Ayran Günü'm böyleydi. Unutmazsam ilk koşu maceramı da yazmayı planlıyorum. Ve Deep beni bir kere daha imlemiş, çocukluğumu yazacağım. Stay tuned!

Liseli Gencin Takdirname Sevinci

e-okul sağ olsun, artık karne heyecanı yaşayamıyoruz filan derken bu sene sağlam bir şok geçirdim. Okul ve şehir konusunda devrim niteliğinde değişiklikler yapmam ve 9. sınıf olmamdan mütevellit, -bir de sorumsuzluk faktörü var, şşt, aramızda kalsın.- hayatımda ilk defa 4leri gördüm. Azıcık korktum, depresyona girmeye çalıştım ama beceremedim.

Haliyle karne günü de ortalamamın takdire şayan olmadığında karar kılıp karalar bağlamış, teşekkür belgesinin o kadar da büyük bir hakaret olmadığına -takdir karizmatik bir şey. ama teşekkür.. 'hadi yine uğraşmış, bişeyler yapmış.. emeğe saygı + rep, bi de teşekkür..' resmen aşağılama.- kendimi alıştırmıştım. Adım nihayet okunduğunda hüzünle öğretmen masasına doğru yol aldım... Aldım.. Dım.. Dım.. Dım....

*reji, okuyucuyu sise boğar..*

Ama, fekat ve de lâkin kader ağlarını örmüştü.. Zira Geveze'nin dil derslerinde ortalaması dehşetengiz derecede yüksekti ve dil derslerinin kredisi sayısalları döverdi..
Bundan haberi olmayan Geveze'cik safça karnesini alıp sırasına dönerken o korkunç şoku yaşadı..
Oh my dear, Geveze takdir almıştı! -hay bin pelin batu!-
O sevinçle hırkayı gömleği çıkartıp elinde sallayarak bir halaybaşı oldu. Ve dahi öğretmenin sınıftan çıkmayıp kapıdan onu gözlediğinin farkına varmadı.
Sınıf arkadaşları da ona katıldı, 'Sancak alabanda!' gibi komutlar vererek onu yönlendirmekle kalmayıp 'Mardin kapı şen olaaa', 'Urfalıyaam eezelden', 'Pınarbaşı burma burma' gibi güzide eserlerde vokal yaptılar.
Kan ter içinde kalana kadar Geveze önderliğinde halay çektiler, horon teptiler, misket oynadılar. Bir ara apaçi dansı bile yapmaya kalktılar ancak o vakit Geveze kapıda gülmekten perişan olmuş öğretmenin ayrıdına vardı ve hiçbir şey olmamış gibi çantalarını toplayıp sınıftan ayrıldılar.

Tören alanında, olay esnasında çekilen fotoğraflara bakıp gülmekten köpürdüler. Geveze'nin ikinci dönem tamamen 5lerden oluşan -ders isimlerinin bile yazmadığı- bir karne alma kararını alkışladılar ve bu dileğin gerçekleşmesi halinde Geveze'nin tamtam dansı mı kolbastı mı yapacağı konusunda tartışmaya daldılar.. -hem de Geveze'ye ne yapacağını sormayı akıl etmeksizin..-

Geveze eve takdirle gittiğindeyse ev ahalisinden beklediği tepkiyi -ilgiyi- göremedi. Alışkanlıkların gözü kör olsundu, onlar da çok sevinmelilerdi.. -ama anane yorumuyla son noktayı koydu: 'Aman Geveze, yeter artık. Sanki hiç yapmadığın bir şey.. Her zamanki gibi süper işte.'-


Yaa dear okurcum, öğretmene de böyle rezil oldum. Ama anladım ki, şuncacık çalışsaymışım bu kadar stres yapmayacakmışım. Neyse, erimiş dondurma geri dondurulmaz; dondurulsa da eskisi gibi olmaz. -atasözü yaptım, olmamış mı? bence oldu yani. çok da güzel çok da iyi oldu.- İkinci dönem çalışırım artık. -anane bağırır: 'ikinci dönem diyor yahu, tatilde sakın tes kitabı açma!'-

Mardin'den bildirdim, iyi tatiller bütttüüüün dear okurlarıma..

Geveze Bi Espri Yapar ve Yedi Düvele Anlatır

Bir lise anısıyla daha karşındayım dear okur.


Mekan: Okul
Zaman: İngilizce dersi, herkesin beyninin sulandığı vakitler. Love/hate ile cümle kuruyoruz.
Kişiler: Sınıftakiler işte yahu.

Ve Olay..
Kitapta jazz, pop, arabesque gibi müzik türleri var ve sevip sevmediklerimizi nedenleriyle söylüyoruz. İçerisi haddinden fazla sıcak olduğu için, bir de benim arabesk nutuğum öğretmen ile aramızda bir diyaloga dönüştüğü için millet uyumaya başladı.
-*I am embarassed because of Turkish people's arabesque yavşakliiik.
^Ehihh. Why, Geveze?
*I play piano, they should listen to me. I am cool and complex. I am an artist.. I want to be a popular hero. I am teenage. I am the Feazıl... I should stop making silly jokes, you know, people have aims, future plans and hopes. Arabesque is kind of murder for them.. Imm, soul destroying. Ehihirihi..-

Derken o an geldi, pek sevgili sınıf arkadaşım dedi ki,
-I hate Turkish pop. All the songs are the same.
Ve ben üstad Serdar Ortaç'ı yâd ettim:
-Topu topu yedi tane nota var, kaç farklı beste yapılabilir ki?

Sonra bi 20 saniye kadar güldük ve derse devam ettik. -gönül isterdi ki şuraya 'gülmekten derse devam edemedik..' yazayım.. ama bi 'hapşuuuaa' sesine bile gülsek de yok öyle bi dünya.-
-bu kadar girizgâh, bu kadar basit bi diyalog içindi, evet. öyle de ballandırırım.-

Birleştirmemiz Lazım Bunları, Toplayalım Bunları

Bir Geometri zırvalayışı sonrası tutarsız bir ruh haliyle İzmir'den bildiriyorum. Yooooaaargunum.
Hocanın dağıttığı fotokopiyi neredeyse ezberlemem ve sınavda fotokopiyle tamamen alakasız soru tiplerinin çıkması sonucu bir ihtimal 70 alacağım; hocam, sevgiler. Hayatımda hiç bu kadar rüsva bir not almamıştım; ananecim, hürmetler. -fonda da Teoman 'kadıın ağlaar, erkeek bakaar...' diye bağırmaktadır. kendimi kolera günlerinde aşk'taki zavallı florentino ariza gibi hissediyorum şu anda. kandırıldım yahu.-


Yeterince şikayet edip başını şişirdiğime göre dear okur, şimdi geçen hafta sınıfımızda yaşanan bir olayı anlatabilirim. Öncelikle belirtmeliyim ki, bu olaydan sonra sınıfımız meşhur oldu, olay sonrasında el çabukluğuyla çekilen video da facebook'ta dolaşmakta.

-Hangi sınıftansın?
-9xx. -sırıt.-
-Haa, o sınıf. -şaşır. küçümse ya da daha çok şaşır.-

Olayın kahramanları yazının devamında kendilerine mahlas bulacağım iki arkadaş ve bir masa. Bu arkadaşlardan biri okul ortalamasına göre biraz ufak tefek. -benimle kıyaslayınca değil tabii.- Diğeri de aksine devasa, enine boyuna; bir nev'i bodyguard. Hadi ucuz ironi yapayım, bu arkadaşa Minik diyeyim. Ötekine de sınıfta seslendiğim şekliyle Evkaf Memuru diyeyim. -çok feci ifşa ediyorum kendimi ya, öhm.-

Olay teneffüste geçiyor. Evkaf Memuru arkadaşımız öğretmen masasında kambur kambur oturmakta, sınıftakilerle geyik neyin yapmakta. Neşeli, mutlu filan. Ama o sırada kapıda bir rüzgâr esiyor, bir baykuş ötüyor ve Matrixvari havasıyla Minik içeri giriyor.
-'Aaa, ortam var burdaa!' diyor ve muhabbete dahil olmak amacıyla Memur'un yanına doğru seğirtiyor. Şöyle bi merhabalaşmadan sonra Memur'un hâlihazırda oturduğu öğretmen masasına yaslanıyor ve olaylar gelişiyor:

Önce kulakları sağır eden bir gümbürtü oluyor; etrafı toz duman kaplıyor. Dumanlar dağıldıktan sonra bir de bakıyoruz ki Minik ve Memur diz dize, öğretmen masasının legoyu andırır biçimde yere dağılmış parçaları üzerinde yeni gelin gibi süzünüyorlar. Önce sınıftakiler ve ben boş boş bakıyoruz, sonra manyak gibi gülmeye başlıyoruz. Bu arada da Red Kit hızında kamera çeken -kamera çekmek(f) : görüntü kaydetmek değil, kamerayı ortaya çıkarmak.- arkadaş olayları kaydediyor.

Minik telaşla ayağa kalkıyor, çevreye kızıyor, gülmemelerini söylüyor. Sonda da bağlantı yerlerinden ayrılmış masanın parçalarına bakarak acele ve panikle, bizi sandalyelerden düşmeye, anıra anıra gülmeye gark eden cümleyi kuruyor:
-"Birleştirmemiz lazım bunları, toplayalım bunları!"

Evet, evet; Minik, sadece yaslanarak öğretmen masasını parçalara ayırıyor, Memur'un bileğini incitmesine sebebiyet veriyor ve üstüne üstlük Türkiye güzeli seçilen kütle 27, iq 17 kızları gibi 'inanırsak olur bencağ!' diyor.
Yahu yazarken bile gülüyorum, 'Birleştirmemiz lazım bunları!' nedir? Peligomla yapışabilir mi o parçalar ey Minik?

-burada gözümün önüne Minik'in yerde otururkenki 'ama gururlu, ama mağrur' hali geldi; ara verdim, gittim bi su içtim geldim.-

Sonra ben nefes almak için sınıftan çıktım, zira o kadar gülmüştüm ki fena olmuştum. Geri döndüğümde de parçaları toparlayıp duvara dayamışlar, Geç Dönem Stonehenge'i kurmuşlardı. Ona bakarak da ayrı bi sırıttım.


Şimdi dilerseniz olayları bir de sınıf öğretmenine durumu açıklayan Minik'in ağzından dinleyelim: -trt'deymişsiniz gibi gibi duru bir Türkçe-

-"Yani öğretmenim, ben sınıfa geldiğimde Memur arkadaşımız masanın üzerine oturmuştu, ben de onu uyardım; gel dedim, arkadaşım dedim, oturma oraya dedim. Kaldırmak için Memur arkadaşımı çekerken de masa dağılıverdi."


Bu savunmadan sonra aklıma geçen sene dershanede arka arkaya iki katın merdivenlerinden uçuşum geldi. Ohş, çok komikti. Neyse, konu bu değil tabii ki.
Bir dahaki sefere de size Geveze'nin Top 20 Dallamalıklar Listesi'ne 7 numaradan hızlı bir giriş yapan bir macerayı anlatıciim. Unutmazsam koridorda bir vatandaşı çevirip sorguya çekmek suretiyle nasıl kaçırttığımı da anlatırım :P

Bu arada git gide kendimi ele veriyorum, sınıfta ve çevrede blog kültürüne sahip bir sürü kişi var, bir gün birinin gelip de 'Ahhaan da Gevezee!' demesinden çok korkuyorum.