Tatilde nasıl bir ruh hali içindeysem artık, manyaklar gibi sabahladım dear okur. -4 am.-1 pm. arası uyku. oh.-
Bu da halihazırda trip atmakta olan uyku düzenimin "Tüm bu yaşananlardan sonra sana nasıl güveneceğimi bilmiyorum Geveze. Sorun bende değil sende. Ben daha iyilerine layığım. Yaşandı ve bitti saygısızca. Arkadaş kalmayalım. Fotoğraflarda benim olduğum kısımları da kesip aldım. Telefonundan da numaramı sildim. Havsalan da pek süper değil, ezberleyememişsindir zaten. Elveda." diyerek kapıyı çarpıp gitmesine yol açtı tabii.
E haklı tabii bi yerde.
Bu acı ayrılıktan sonra da şimdiye kadar yaşadığım 2. en büyük uyku problemimi yaşadım.
İlki geçen yazki saçma sapan somnifobiydi.
Ölmekten korkan biri değilim, ama ölümü yaşamak istiyorum. 'En güzel ölüm, uykuda ölüm.' falan filan muhabbetlerini saçma buluyorum, öldüğünden haberi olmalı yahu insanın; hapşırmıyorsun be adam, ölüyorsun!
İşte bu tribimden dolayı bir ara acayip bir şekilde uyuyamadım. Önceleri neden uyuyamadığımı da çözememiştim, yastığı yorganı görünce saçma bir korku kaplıyordu içimi. Ananemi yatırıp sabaha kadar Cnbc-e izliyordum. -jay leno filan neyse de gece gece yayınladıkları filmler müthiş yalnız. nice zamandır uyuyamıyorum, kafam bi milyon ve iran sinemasından güzide örnekler izliyorum. o kafayla karakterleri filan karıştırıyordum ha bire. aradan farsça kelime yakalamaya çalışıyorum her şeye rağmen. şimdi sorsan darbareye elly hakkında ne hatırlıyorsun diye, 'çok enteresan 'hanım' diyorlardı. haa bi de kız kayboluyordu ama oradaki metaforu anlamadım.' derim.-
Yaklaşık 3 uykusuz günün sonunda kendi kendime sorunun kaynağına inebildim de o zaman fark ettim uyurken ölmekten korktuğumu. Resmen ergen tribi atmışım diye çok güldüm kendime. Önceleri sabah uyumaya başladım, sonra da kendiliğinden çözülüverdi işte.
Ama o ara fark ettim ki uyku bozukluğu rezil bir şey. Yani bir defa dikkatin sürekli dağınık oluyor, mütemadiyen bir şeyleri döküyorsun, bir saçmalık yapıyorsun, düşündüğün şeyi aslında söylediğini fark ediyorsun ve gözlerin acayip acıyor.
Bu ara da uyku düzenimin çekip gitmesinden mütevellit, sürekli uykum var ama uyuyamıyorum. Şu saat oldu hiç uykum yok, saatlerdir kitap okumanın verdiği göz ağrısı var yalnızca. Ama işin fenası bu saatlerde kaçacak delik arayan uykumun sabahları yakamı bırakmaması. Derslerde filan açılıyor da o öğle arası yok mu o öğle arası.. Yağmurdan dolayı voleybol oynamaya filan da çıkamıyoruz, sınıf sıcak, karnım tok, ninni gibi sesler.. -amfi getirip elektro gitar çalıyorlar. yazarın ninni gibi dediği de bu hani.-
İşte böyle anlardan birinde arkadaşlar hiç ama hiç ilgimi çekmeyen bir konudan -yeteneksiz sizsiniz'den bi yarışmacı bişey yapmış da bişey olmuş da çok enteresanmış da..- bahsediyorlardı ki kafamı sıraya koyup yerdeki karoları saymaya başladım.. Sonra da uyudum. Ama bayağı bayağı bir uyumuşum. Sonra gitar çalan vatandaş Paint It Black çalmaya başladı ve ben gözlerimi sonuna kadar açtım. Hiç uyumamış gibi arkadaşların muhabbetine dahil oldum, ortaya da şöyle bir şey çıktı:
-Aslında klasik okumak istiyorum. Annem de Geveze de baskı yapı.. *adımı duyarım ve dalarım. ne var yani, fikrimi sordular sandım ve uyuduğumu anlamasınlar istedim.*
-Kalitesiz işlerden deli para kazanıyor, evet. Klasik olacak ama halk da bunu istemiyor/izlemiyor mu? Yani alakasız pop müziklerle ritmi uyuşmayan bir çaçayı, ne bileyim rumbayı izleyip de 'Hahhha, şarkı 6lık, ama dansın adımları 8lik.. Uc-cuuz, baya-ğııı!' diyor mu san..
-Aaahahahahahahhhahhaahaaa..
Ve ben de bunun üstüne uyuduğumu inkâr ettim pervasızca.. Yemediler tabii, ama en azından denedim.
Velhasıl kelâm, bu gece ne yapıp ne edip uyuyabilmek, yatakta dönüp durmayı, kalkıp kalkıp su içmeyi, portakal yemeyi başka bahara bırakmak istiyorum. Benim de bir muhitim, bir karizmam var, insomniaymış, somnifobiymiş.. Böyle şeylerle onları tehlikeye atamam ben!
Peehh... Yaparım bir cmd+alt+eject, uyurum işte tamam mı!
-buna inandım ama.-
ps. 18 Şubat benim doğumgünümdü. Takvime göre 15 -bence 16- yaşındayım artık.
Haddini Bil Triko
Çok düzenli biri olduğum için bugün soyunma odasında sevgili triko hırkamı düzenli, katlanmış bir biçimde kıyafet çantama yerleştirdim.
Bunun verdiği huzurla Beden Eğitimi dersinde hopladım, zıpladım, voleybol oynadım, futbol oynadım.
Ders bitiminde yeniden soyunma odasına döndüğümde ne göreyim! Benim özenle katladığım triko hırkam çantanın içinde hunharca buruşmuş, yüzsüzce kat izi olmuş, terbiyesizce dağınık duruyordu. O sahneyi gördükten sonra sinirden elim ayağım titredi. Bu nasıl bir terbiyesizlik, bu nasıl bir serkeşlik, bu nasıl bir işgüzarlıktı, bu nasıl bir!!!
Müsaadenle dear okur, buradan triko hırkama sesleneceğim..
Sen ki ne kumaşsın, ne de eli yüzü düzgün bir örgü.. Sen ki ne kışlıksın ne de yazlık.. Sen ki ne kalınsın ne ince.. Buruşmak senin ne hadddine! Ütülesem ütülenmezsin, çekiştirsem düzelmezsin; behey ıspanakzade şimdi geri geri çık huzurumdan.. -sülüman'ın huzurundan çıkarmış gibi, popo gidilen istikameti gösterecek şekilde. trikosun, anlamazsın diye bir de açıklama yapıyorum.-
Meclis uğraştığı boş işleri bırakıp trikoların buruşmasını yasaklayacak yasa tasarısı üzerinde çalışmalı. Evet, doğru duydunuz alçak trikolar, buruşmanız kanunen yasaklanmalı. -buruşmuş bir triko görünce insanda ne moral kalıyor ne de yaşama sevinci..-
Bunun verdiği huzurla Beden Eğitimi dersinde hopladım, zıpladım, voleybol oynadım, futbol oynadım.
Ders bitiminde yeniden soyunma odasına döndüğümde ne göreyim! Benim özenle katladığım triko hırkam çantanın içinde hunharca buruşmuş, yüzsüzce kat izi olmuş, terbiyesizce dağınık duruyordu. O sahneyi gördükten sonra sinirden elim ayağım titredi. Bu nasıl bir terbiyesizlik, bu nasıl bir serkeşlik, bu nasıl bir işgüzarlıktı, bu nasıl bir!!!
Müsaadenle dear okur, buradan triko hırkama sesleneceğim..
Sen ki ne kumaşsın, ne de eli yüzü düzgün bir örgü.. Sen ki ne kışlıksın ne de yazlık.. Sen ki ne kalınsın ne ince.. Buruşmak senin ne hadddine! Ütülesem ütülenmezsin, çekiştirsem düzelmezsin; behey ıspanakzade şimdi geri geri çık huzurumdan.. -sülüman'ın huzurundan çıkarmış gibi, popo gidilen istikameti gösterecek şekilde. trikosun, anlamazsın diye bir de açıklama yapıyorum.-
Meclis uğraştığı boş işleri bırakıp trikoların buruşmasını yasaklayacak yasa tasarısı üzerinde çalışmalı. Evet, doğru duydunuz alçak trikolar, buruşmanız kanunen yasaklanmalı. -buruşmuş bir triko görünce insanda ne moral kalıyor ne de yaşama sevinci..-
Saatleri Ayarlama Enstitüsü
Benim kol saatim de, telefonumdaki saat de masa saatim de her daim 5 veya 6 dakika ileri olur, sebebini inan ben de bilmiyorum dear okur. Ama tam doğru olduğunda kendimi böyle bir gergin, sıkıntılı hissediyorum. Bir şeyleri kaçırmışım gibi. Freudyen bir saplantı işte..
En son yeni telefon alınca -2 ay kadar önce- saat ayarladım. O zamanki hesabıma göre hem kol saatim hem masa saatim hem de telefonumdaki saat 10 dakika ileriydi. Tatile kadar da bununla ilgili bir problem yaşamadım. 10 dakika erkenciydim zaman zaman.. demek isterim ama iflah olmaz bir tembel, korkunç bir uyuşuk olduğum için her işe ucu ucuna yetiştim.
Ama tatilde fark ettim ki bu COCO, Geveze saatiyle 10 dakika değil, çok dakika geç başlıyor. Annemin saatiyle kıyasladım -ki kendisi müthiş dakiktir. öyle bi annenin böyle bir kızı olması da kriz sebebidir. ruhum uyuşuk yahu.- ve sevgili saaatimin 15 dakika ileri olduğunu fark ettim.
İşte olay bundan sonra rayından çıktı. En son yaptığım rot balans ayarından sonra 3 saatimin de pimine dokunmadım bile. Her nasıl olduysa tatilde benim sevgili saatlerim -'saatim' değil, 'saatlerim' dikkat edersen. sadece biri de değil- 5 dakika daha önden gitmeyi münasip bulmuşlar. Ya da TRT ve annem 5 dakika geriden gelmeye karar vermişler. -ki bunun ihtimal değerini bile tartışmaya gerek yok kanımca.-
Ve bu gün sıra arkadaşım Memur'un -halk- saatiyle kıyasladığımda benim -sanatçı- saatimin tam 20 dakika ileri olduğunu -toplumdan tam 20 dakika ilerden gidip onlara ışık tutu... 20 dakika bu iş için az değil mi yahu? hani Leonardo yıllar, yüzyıllar öndeydi?! onun takvimi bahse girerim halkınkiyle aynıydı, peheyyy.. nasıl bir ilerilikse artık.. sen yüz yıl önden git ama takvimin halkınkiyle aynı yılı göstersin.. halbuki benim ileriliğim de facto ilerilik, ooh sefam olsun. Leonardo'ymuş, Galilei'ymiş, Michelangelo'ymuş; hepsinin ileriliği de jure ilerilik. anca lafta, yasada zaten; nerde icraat?- fark ettim.
İlk defa saatim 20 dakika ileri, pek rahatım pek huzurluyum. -sanırım bir psikoloğa anlatmam gerek bu konuyu dear okur. saatim ileri gittikçe ferahlıyorum, rahatlıyorum yahu. vay bana vaylar bana.- Ama işin en enteresan kısmı benim bu süreç dahilinde saatlerime hiç dokunmamam ve her nasıl olduysa 2 saatimin birden aynı anda ileri gitmesi.. -telefonum uf oldu, serviste. onun saaatinin akıbetini bilmiyorum- 2 yanılıyor olabilir mi yoksa halkım mı geriden gelme kararı aldı anlayabilmiş değilim..
Neyse efendim, siz siz olun saatinizin ileriliğini/geriliğini/fevkalade dakikliğini arada bir kontrol edin de bazıları -benim bi arkadaş- gibi 15 dakika servis beklemeyin ayazda.
nöt: düşündükçe daha garipleşiyor. kim oynadı benim saatimle? hayır kendiliğinden geri kalan saati duydum da kendiliğinden ilerleyen saat de olmaz ki..
En son yeni telefon alınca -2 ay kadar önce- saat ayarladım. O zamanki hesabıma göre hem kol saatim hem masa saatim hem de telefonumdaki saat 10 dakika ileriydi. Tatile kadar da bununla ilgili bir problem yaşamadım. 10 dakika erkenciydim zaman zaman.. demek isterim ama iflah olmaz bir tembel, korkunç bir uyuşuk olduğum için her işe ucu ucuna yetiştim.
Ama tatilde fark ettim ki bu COCO, Geveze saatiyle 10 dakika değil, çok dakika geç başlıyor. Annemin saatiyle kıyasladım -ki kendisi müthiş dakiktir. öyle bi annenin böyle bir kızı olması da kriz sebebidir. ruhum uyuşuk yahu.- ve sevgili saaatimin 15 dakika ileri olduğunu fark ettim.
İşte olay bundan sonra rayından çıktı. En son yaptığım rot balans ayarından sonra 3 saatimin de pimine dokunmadım bile. Her nasıl olduysa tatilde benim sevgili saatlerim -'saatim' değil, 'saatlerim' dikkat edersen. sadece biri de değil- 5 dakika daha önden gitmeyi münasip bulmuşlar. Ya da TRT ve annem 5 dakika geriden gelmeye karar vermişler. -ki bunun ihtimal değerini bile tartışmaya gerek yok kanımca.-
Ve bu gün sıra arkadaşım Memur'un -halk- saatiyle kıyasladığımda benim -sanatçı- saatimin tam 20 dakika ileri olduğunu -toplumdan tam 20 dakika ilerden gidip onlara ışık tutu... 20 dakika bu iş için az değil mi yahu? hani Leonardo yıllar, yüzyıllar öndeydi?! onun takvimi bahse girerim halkınkiyle aynıydı, peheyyy.. nasıl bir ilerilikse artık.. sen yüz yıl önden git ama takvimin halkınkiyle aynı yılı göstersin.. halbuki benim ileriliğim de facto ilerilik, ooh sefam olsun. Leonardo'ymuş, Galilei'ymiş, Michelangelo'ymuş; hepsinin ileriliği de jure ilerilik. anca lafta, yasada zaten; nerde icraat?- fark ettim.
İlk defa saatim 20 dakika ileri, pek rahatım pek huzurluyum. -sanırım bir psikoloğa anlatmam gerek bu konuyu dear okur. saatim ileri gittikçe ferahlıyorum, rahatlıyorum yahu. vay bana vaylar bana.- Ama işin en enteresan kısmı benim bu süreç dahilinde saatlerime hiç dokunmamam ve her nasıl olduysa 2 saatimin birden aynı anda ileri gitmesi.. -telefonum uf oldu, serviste. onun saaatinin akıbetini bilmiyorum- 2 yanılıyor olabilir mi yoksa halkım mı geriden gelme kararı aldı anlayabilmiş değilim..
Neyse efendim, siz siz olun saatinizin ileriliğini/geriliğini/fevkalade dakikliğini arada bir kontrol edin de bazıları -benim bi arkadaş- gibi 15 dakika servis beklemeyin ayazda.
nöt: düşündükçe daha garipleşiyor. kim oynadı benim saatimle? hayır kendiliğinden geri kalan saati duydum da kendiliğinden ilerleyen saat de olmaz ki..
Liseli Gencin Takdirname Sevinci
e-okul sağ olsun, artık karne heyecanı yaşayamıyoruz filan derken bu sene sağlam bir şok geçirdim. Okul ve şehir konusunda devrim niteliğinde değişiklikler yapmam ve 9. sınıf olmamdan mütevellit, -bir de sorumsuzluk faktörü var, şşt, aramızda kalsın.- hayatımda ilk defa 4leri gördüm. Azıcık korktum, depresyona girmeye çalıştım ama beceremedim.
Haliyle karne günü de ortalamamın takdire şayan olmadığında karar kılıp karalar bağlamış, teşekkür belgesinin o kadar da büyük bir hakaret olmadığına -takdir karizmatik bir şey. ama teşekkür.. 'hadi yine uğraşmış, bişeyler yapmış.. emeğe saygı + rep, bi de teşekkür..' resmen aşağılama.- kendimi alıştırmıştım. Adım nihayet okunduğunda hüzünle öğretmen masasına doğru yol aldım... Aldım.. Dım.. Dım.. Dım....
*reji, okuyucuyu sise boğar..*
Ama, fekat ve de lâkin kader ağlarını örmüştü.. Zira Geveze'nin dil derslerinde ortalaması dehşetengiz derecede yüksekti ve dil derslerinin kredisi sayısalları döverdi..
Bundan haberi olmayan Geveze'cik safça karnesini alıp sırasına dönerken o korkunç şoku yaşadı..
Oh my dear, Geveze takdir almıştı! -hay bin pelin batu!-
O sevinçle hırkayı gömleği çıkartıp elinde sallayarak bir halaybaşı oldu. Ve dahi öğretmenin sınıftan çıkmayıp kapıdan onu gözlediğinin farkına varmadı.
Sınıf arkadaşları da ona katıldı, 'Sancak alabanda!' gibi komutlar vererek onu yönlendirmekle kalmayıp 'Mardin kapı şen olaaa', 'Urfalıyaam eezelden', 'Pınarbaşı burma burma' gibi güzide eserlerde vokal yaptılar.
Kan ter içinde kalana kadar Geveze önderliğinde halay çektiler, horon teptiler, misket oynadılar. Bir ara apaçi dansı bile yapmaya kalktılar ancak o vakit Geveze kapıda gülmekten perişan olmuş öğretmenin ayrıdına vardı ve hiçbir şey olmamış gibi çantalarını toplayıp sınıftan ayrıldılar.
Tören alanında, olay esnasında çekilen fotoğraflara bakıp gülmekten köpürdüler. Geveze'nin ikinci dönem tamamen 5lerden oluşan -ders isimlerinin bile yazmadığı- bir karne alma kararını alkışladılar ve bu dileğin gerçekleşmesi halinde Geveze'nin tamtam dansı mı kolbastı mı yapacağı konusunda tartışmaya daldılar.. -hem de Geveze'ye ne yapacağını sormayı akıl etmeksizin..-
Geveze eve takdirle gittiğindeyse ev ahalisinden beklediği tepkiyi -ilgiyi- göremedi. Alışkanlıkların gözü kör olsundu, onlar da çok sevinmelilerdi.. -ama anane yorumuyla son noktayı koydu: 'Aman Geveze, yeter artık. Sanki hiç yapmadığın bir şey.. Her zamanki gibi süper işte.'-
Yaa dear okurcum, öğretmene de böyle rezil oldum. Ama anladım ki, şuncacık çalışsaymışım bu kadar stres yapmayacakmışım. Neyse, erimiş dondurma geri dondurulmaz; dondurulsa da eskisi gibi olmaz. -atasözü yaptım, olmamış mı? bence oldu yani. çok da güzel çok da iyi oldu.- İkinci dönem çalışırım artık. -anane bağırır: 'ikinci dönem diyor yahu, tatilde sakın tes kitabı açma!'-
Mardin'den bildirdim, iyi tatiller bütttüüüün dear okurlarıma..
Haliyle karne günü de ortalamamın takdire şayan olmadığında karar kılıp karalar bağlamış, teşekkür belgesinin o kadar da büyük bir hakaret olmadığına -takdir karizmatik bir şey. ama teşekkür.. 'hadi yine uğraşmış, bişeyler yapmış.. emeğe saygı + rep, bi de teşekkür..' resmen aşağılama.- kendimi alıştırmıştım. Adım nihayet okunduğunda hüzünle öğretmen masasına doğru yol aldım... Aldım.. Dım.. Dım.. Dım....
*reji, okuyucuyu sise boğar..*
Ama, fekat ve de lâkin kader ağlarını örmüştü.. Zira Geveze'nin dil derslerinde ortalaması dehşetengiz derecede yüksekti ve dil derslerinin kredisi sayısalları döverdi..
Bundan haberi olmayan Geveze'cik safça karnesini alıp sırasına dönerken o korkunç şoku yaşadı..
Oh my dear, Geveze takdir almıştı! -hay bin pelin batu!-
O sevinçle hırkayı gömleği çıkartıp elinde sallayarak bir halaybaşı oldu. Ve dahi öğretmenin sınıftan çıkmayıp kapıdan onu gözlediğinin farkına varmadı.
Sınıf arkadaşları da ona katıldı, 'Sancak alabanda!' gibi komutlar vererek onu yönlendirmekle kalmayıp 'Mardin kapı şen olaaa', 'Urfalıyaam eezelden', 'Pınarbaşı burma burma' gibi güzide eserlerde vokal yaptılar.
Kan ter içinde kalana kadar Geveze önderliğinde halay çektiler, horon teptiler, misket oynadılar. Bir ara apaçi dansı bile yapmaya kalktılar ancak o vakit Geveze kapıda gülmekten perişan olmuş öğretmenin ayrıdına vardı ve hiçbir şey olmamış gibi çantalarını toplayıp sınıftan ayrıldılar.
Tören alanında, olay esnasında çekilen fotoğraflara bakıp gülmekten köpürdüler. Geveze'nin ikinci dönem tamamen 5lerden oluşan -ders isimlerinin bile yazmadığı- bir karne alma kararını alkışladılar ve bu dileğin gerçekleşmesi halinde Geveze'nin tamtam dansı mı kolbastı mı yapacağı konusunda tartışmaya daldılar.. -hem de Geveze'ye ne yapacağını sormayı akıl etmeksizin..-
Geveze eve takdirle gittiğindeyse ev ahalisinden beklediği tepkiyi -ilgiyi- göremedi. Alışkanlıkların gözü kör olsundu, onlar da çok sevinmelilerdi.. -ama anane yorumuyla son noktayı koydu: 'Aman Geveze, yeter artık. Sanki hiç yapmadığın bir şey.. Her zamanki gibi süper işte.'-
Yaa dear okurcum, öğretmene de böyle rezil oldum. Ama anladım ki, şuncacık çalışsaymışım bu kadar stres yapmayacakmışım. Neyse, erimiş dondurma geri dondurulmaz; dondurulsa da eskisi gibi olmaz. -atasözü yaptım, olmamış mı? bence oldu yani. çok da güzel çok da iyi oldu.- İkinci dönem çalışırım artık. -anane bağırır: 'ikinci dönem diyor yahu, tatilde sakın tes kitabı açma!'-
Mardin'den bildirdim, iyi tatiller bütttüüüün dear okurlarıma..
İroni Budur Genç Adam
Size bir masal anlatmak isterdim bu konuyla ilgili ama ne ben masal anlatmayı bilirim ne de siz yorganı tepesinden aşırmış minik çocuklarsınız.
inci sözlük nedir ne değildir hepinizin aşağı yukarı bir fikri vardır elbet. -olmayan google'de aratır, üşenirse bi brutal vokal patlatır.-
Samimiler mi, saçmalıyorlar mı, anarşistler mi, beyinleri mi sulanmış, bir davaları mı var yoksa bir avuç vandal mı siz karar verin. Bugünlük sadece bir link verip gideceğim..
İlk üç maddeyi sabırla okuyun demeyeceğim zira benim okurum bana bile katlanıyorsa o üç maddeyi havada karada okur. Sadece sonraki entry'lere de bir göz atıverin..
linklinklinklinkinparklinklinklink.
Alter egom Peter Pan olsa da belki bi gün masalcı nine olurum. Keyfimin güzel olduğu bi gün..
inci sözlük nedir ne değildir hepinizin aşağı yukarı bir fikri vardır elbet. -olmayan google'de aratır, üşenirse bi brutal vokal patlatır.-
Samimiler mi, saçmalıyorlar mı, anarşistler mi, beyinleri mi sulanmış, bir davaları mı var yoksa bir avuç vandal mı siz karar verin. Bugünlük sadece bir link verip gideceğim..
İlk üç maddeyi sabırla okuyun demeyeceğim zira benim okurum bana bile katlanıyorsa o üç maddeyi havada karada okur. Sadece sonraki entry'lere de bir göz atıverin..
linklinklinklinkinparklinklinklink.
Alter egom Peter Pan olsa da belki bi gün masalcı nine olurum. Keyfimin güzel olduğu bi gün..
Tivit Tivit
-Twitter'lı hesabım olacağına Twitter'lı yazım olsun istedim. Maddeli neyin.
-Geveze'nin geleneksel salyalı sümüklü kış gribi tüm dünyada coşkuyla kutlanıyor.
-Önce el bileğim sonra ayak bileğim. Yemin ediyorum bu bir sabotaj, bi insan bu kadar da voleybol özürlü olamaz.
-Aldous Huxley ne hoş bir isim. Söyledikçe söyleyesim geliyor.
-Serdar Ortaç aksanıyla Billie Jean söyleyip kendi kendime halay çekiyorum. Evet, Fransızca çalışmamak için kendine meşgale bulma konusunda bu denli aşmış bir insanım.
-Saatlerce kitap okumak, öyle bir okumak ki gözlerinin akı değil alı olması, parmakların sayfa çevirmekten aşınması, dünyayı Times New Roman görmek. Sonra da düşünmek: 'Ben niye flu görüyorum? Aslında ne zamandır doğru düzgün meyve yemiyorum, sanırım vitaminsizlikten. Evet evet, kesin vitaminsizlik abi, ya ne olacağıdı?!'
-Odamın pencerelerinden biri tarla manzaralı. Sahibi ve atı düzenli olarak bakımını ve çapasını yapıyor. Onlar ufukta göründü mü ben de makinemi elime alıp hastalıklı bir biçimde röntgencilik yapıyorum. Fakat farkıma vardıkları gün olacaklar beni korkutuyor.
-An itibariyle kafamda dolanan kelimeler: Terebentin, Pfizer, Memphis. Aralarındaki anlam bağını çözen Chuck Norris'e komşu olacak diyollaa.
-Üçüncü defa başladığım 1000lik Galata Kulesi puzzle'ı bu sefer bitecek, kararlıyım.
-Matematikten 92 alan Geveze sevinçten klavye sehpasını düşürdü. Allah hepimizi Palme D'Or alan Geveze'nin sevincinden korusun..
-Bir kâtip tarafından kopyalanmış bir Osmanlıca kitap bulmak bu kadar zor olmamalı dear okur..
-Mısırlılar kadar işgüzar bir millet görmedim. Halka hanedan malı toprağı üleştirmek için geometriyi icat etmek kadar büyük bir işgüzarlık yok dünyada yahu, yok işte..
-2010'dan nefret etmek için 2 yazar:
*J. D. Salinger
*José Saramago
2010'dan daha çok nefret etmek için 3 Fransız:
*Éric Rohmer
*Claude Chabrol
*Jean Ferrat
Sevdiğim adamlar niçin benimle tanışmadan ölüyor?
-Geveze'nin geleneksel salyalı sümüklü kış gribi tüm dünyada coşkuyla kutlanıyor.
-Önce el bileğim sonra ayak bileğim. Yemin ediyorum bu bir sabotaj, bi insan bu kadar da voleybol özürlü olamaz.
-Aldous Huxley ne hoş bir isim. Söyledikçe söyleyesim geliyor.
-Serdar Ortaç aksanıyla Billie Jean söyleyip kendi kendime halay çekiyorum. Evet, Fransızca çalışmamak için kendine meşgale bulma konusunda bu denli aşmış bir insanım.
-Saatlerce kitap okumak, öyle bir okumak ki gözlerinin akı değil alı olması, parmakların sayfa çevirmekten aşınması, dünyayı Times New Roman görmek. Sonra da düşünmek: 'Ben niye flu görüyorum? Aslında ne zamandır doğru düzgün meyve yemiyorum, sanırım vitaminsizlikten. Evet evet, kesin vitaminsizlik abi, ya ne olacağıdı?!'
-Odamın pencerelerinden biri tarla manzaralı. Sahibi ve atı düzenli olarak bakımını ve çapasını yapıyor. Onlar ufukta göründü mü ben de makinemi elime alıp hastalıklı bir biçimde röntgencilik yapıyorum. Fakat farkıma vardıkları gün olacaklar beni korkutuyor.
-An itibariyle kafamda dolanan kelimeler: Terebentin, Pfizer, Memphis. Aralarındaki anlam bağını çözen Chuck Norris'e komşu olacak diyollaa.
-Üçüncü defa başladığım 1000lik Galata Kulesi puzzle'ı bu sefer bitecek, kararlıyım.
-Matematikten 92 alan Geveze sevinçten klavye sehpasını düşürdü. Allah hepimizi Palme D'Or alan Geveze'nin sevincinden korusun..
-Bir kâtip tarafından kopyalanmış bir Osmanlıca kitap bulmak bu kadar zor olmamalı dear okur..
-Mısırlılar kadar işgüzar bir millet görmedim. Halka hanedan malı toprağı üleştirmek için geometriyi icat etmek kadar büyük bir işgüzarlık yok dünyada yahu, yok işte..
-2010'dan nefret etmek için 2 yazar:
*J. D. Salinger
*José Saramago
2010'dan daha çok nefret etmek için 3 Fransız:
*Éric Rohmer
*Claude Chabrol
*Jean Ferrat
Sevdiğim adamlar niçin benimle tanışmadan ölüyor?
Oturduğum Yerden Fevkalade Konuşurum Aslında
Merhaba okur. Lise iğrenç bir şey. Devlet lisesi, hakikaten iğrenç bir şey. Ya da iğrenç olan benim, senelerdir sözlü notu kaygısı çekmediğim için, bilmiyorum. Aslına bakarsan şu sıralar ne bilip ne bilmediğimden de fevkalade şüpheliyim.
Fizik yazılılarından birinden 97 birinden 65 alarak tarihe geçmeyi bile planladım. Kendimi salak gibi hissediyorum zira şimdiye kadar hep zorla çalıştırıldım; şimdiyse insanlar benden kendi kendime düzenli olarak çalışmamı bekliyor. Çok beklerler, ben şimdiye kadar hiçbir şeyi düzenli yapmadım.
2000 küsur kişilik okulda var olmak için savaş vermen gerekiyor, kimse bir birey olduğun için seninle ilgilenmiyor. Sıradansan sıradan kal. İçinde ne tuttuğunla kimse ilgilenmiyor sen açana kadar.
Halbuki ben şimdiye dek hep şımartıldım, hep rehberlikçilerle koşuşturdum. Bana planlar yaptılar çalışmam için, bana testler verdiler çözmem için, bana yüksek notlar verdiler okulun reklamını yapmam için, bana lokma verdiler çiğnemeden yutmam için.
Bir de, benimle gerçekten ilgilendiler. Ne sevdiğimi, ne sevmediğimi, ne giydiğimi, ne düşündüğümü, ne yediğimi, ne okuduğumu, ne izlediğimi hep bildiler. Bunu belki maaş kaygısı için yaptılar, belki de gerçek meslek aşkından dolayı. Ama yine de kendimi değerli hissetmeme yaradılar. Bana bir şey öğretirken onlar da bir şey öğrendiler.İsterseniz şımarık olarak addedin beni, ama ben orada değerli olduğumu hissediyordum.
Devlet okulunda eğitim görmek ise her an yeni bir şaşkınlık -hadi canım.. her gün yerleri silmiyorlar mı? tahtayı da mı ıslak bezle temizlemiyorlar? biz gidince sınıfla ilgilenmiyorlar yani? ara karne de vermiyorlar.. sene başında akademik takvim oluşturulmuyor mu? her hafta 2 saat kulüp çalışması da yok diyorsun yani.. okuldan sonra etüt yoksa ödevleri nasıl yapacağız?-, her dakika öğrenme ve var olma telaşesi demek. Zira hiçbir öğretmen sen öğren diye kendini paralamıyor, öğrenirsen öğrenirsin; bu kadar. Hiçbir ayrıcalığın yok, sözlüler her zaman 100 gelmez.
Halktan birisin sadece, Katalanca bilsen, Rembrandt manyağı olsan, Mika Kaurismaki filmlerinin her karesini ezberlemiş olsan da aynı kişisin, Black Eyed Peas fanboy'u olsan, vulevukuşeavekmuğa diyebilecek kadar mükemmel Fransızcan olsa da, ömründe bir roman, bir şiir kitabı bitirmemiş olsan da, Vivaldi ile Bach'ı ayırt edemiyor olsan da aynı kişisin tamam mı, aynı kişi: sadece bir öğrenci.
Zaman zaman kendimi salak hissediyorum. Senelerim bir fanusun içinde geçmiş, burnum kalkmış. Şu anda da geri zekalı gibiyim, çalışmayı, derse girmeyi, not tutmayı, var olmayı yeniden öğreniyorum. Oturduğum yerden 'Eğitim devletin tekelinde olmalı bencağ. Ben devlet lisesine gidicağm.' demek pek de kolaymış, aldım boyumun ölçüsünü, hoop 1.57.
Saçmaladım ve gidiyorum, kendimi de hakikaten alık hissediyorum. Kendine iyi bak, ağzım yüzüm çikolatalıyken öpüyorum ki Chokella reklamındaki gibi olasın dear okur, çok eğlen çok mutlu ol..
xo xo, koca kafalı gevezeee
Fizik yazılılarından birinden 97 birinden 65 alarak tarihe geçmeyi bile planladım. Kendimi salak gibi hissediyorum zira şimdiye kadar hep zorla çalıştırıldım; şimdiyse insanlar benden kendi kendime düzenli olarak çalışmamı bekliyor. Çok beklerler, ben şimdiye kadar hiçbir şeyi düzenli yapmadım.
2000 küsur kişilik okulda var olmak için savaş vermen gerekiyor, kimse bir birey olduğun için seninle ilgilenmiyor. Sıradansan sıradan kal. İçinde ne tuttuğunla kimse ilgilenmiyor sen açana kadar.
Halbuki ben şimdiye dek hep şımartıldım, hep rehberlikçilerle koşuşturdum. Bana planlar yaptılar çalışmam için, bana testler verdiler çözmem için, bana yüksek notlar verdiler okulun reklamını yapmam için, bana lokma verdiler çiğnemeden yutmam için.
Bir de, benimle gerçekten ilgilendiler. Ne sevdiğimi, ne sevmediğimi, ne giydiğimi, ne düşündüğümü, ne yediğimi, ne okuduğumu, ne izlediğimi hep bildiler. Bunu belki maaş kaygısı için yaptılar, belki de gerçek meslek aşkından dolayı. Ama yine de kendimi değerli hissetmeme yaradılar. Bana bir şey öğretirken onlar da bir şey öğrendiler.İsterseniz şımarık olarak addedin beni, ama ben orada değerli olduğumu hissediyordum.
Devlet okulunda eğitim görmek ise her an yeni bir şaşkınlık -hadi canım.. her gün yerleri silmiyorlar mı? tahtayı da mı ıslak bezle temizlemiyorlar? biz gidince sınıfla ilgilenmiyorlar yani? ara karne de vermiyorlar.. sene başında akademik takvim oluşturulmuyor mu? her hafta 2 saat kulüp çalışması da yok diyorsun yani.. okuldan sonra etüt yoksa ödevleri nasıl yapacağız?-, her dakika öğrenme ve var olma telaşesi demek. Zira hiçbir öğretmen sen öğren diye kendini paralamıyor, öğrenirsen öğrenirsin; bu kadar. Hiçbir ayrıcalığın yok, sözlüler her zaman 100 gelmez.
Halktan birisin sadece, Katalanca bilsen, Rembrandt manyağı olsan, Mika Kaurismaki filmlerinin her karesini ezberlemiş olsan da aynı kişisin, Black Eyed Peas fanboy'u olsan, vulevukuşeavekmuğa diyebilecek kadar mükemmel Fransızcan olsa da, ömründe bir roman, bir şiir kitabı bitirmemiş olsan da, Vivaldi ile Bach'ı ayırt edemiyor olsan da aynı kişisin tamam mı, aynı kişi: sadece bir öğrenci.
Zaman zaman kendimi salak hissediyorum. Senelerim bir fanusun içinde geçmiş, burnum kalkmış. Şu anda da geri zekalı gibiyim, çalışmayı, derse girmeyi, not tutmayı, var olmayı yeniden öğreniyorum. Oturduğum yerden 'Eğitim devletin tekelinde olmalı bencağ. Ben devlet lisesine gidicağm.' demek pek de kolaymış, aldım boyumun ölçüsünü, hoop 1.57.
Saçmaladım ve gidiyorum, kendimi de hakikaten alık hissediyorum. Kendine iyi bak, ağzım yüzüm çikolatalıyken öpüyorum ki Chokella reklamındaki gibi olasın dear okur, çok eğlen çok mutlu ol..
xo xo, koca kafalı gevezeee
Geveze Bi Espri Yapar ve Yedi Düvele Anlatır
Bir lise anısıyla daha karşındayım dear okur.
Mekan: Okul
Zaman: İngilizce dersi, herkesin beyninin sulandığı vakitler. Love/hate ile cümle kuruyoruz.
Kişiler: Sınıftakiler işte yahu.
Ve Olay..
Kitapta jazz, pop, arabesque gibi müzik türleri var ve sevip sevmediklerimizi nedenleriyle söylüyoruz. İçerisi haddinden fazla sıcak olduğu için, bir de benim arabesk nutuğum öğretmen ile aramızda bir diyaloga dönüştüğü için millet uyumaya başladı.
-*I am embarassed because of Turkish people's arabesque yavşakliiik.
^Ehihh. Why, Geveze?
*I play piano, they should listen to me. I am cool and complex. I am an artist.. I want to be a popular hero. I am teenage. I am the Feazıl... I should stop making silly jokes, you know, people have aims, future plans and hopes. Arabesque is kind of murder for them.. Imm, soul destroying. Ehihirihi..-
Derken o an geldi, pek sevgili sınıf arkadaşım dedi ki,
-I hate Turkish pop. All the songs are the same.
Ve ben üstad Serdar Ortaç'ı yâd ettim:
-Topu topu yedi tane nota var, kaç farklı beste yapılabilir ki?
Sonra bi 20 saniye kadar güldük ve derse devam ettik. -gönül isterdi ki şuraya 'gülmekten derse devam edemedik..' yazayım.. ama bi 'hapşuuuaa' sesine bile gülsek de yok öyle bi dünya.-
-bu kadar girizgâh, bu kadar basit bi diyalog içindi, evet. öyle de ballandırırım.-
Mekan: Okul
Zaman: İngilizce dersi, herkesin beyninin sulandığı vakitler. Love/hate ile cümle kuruyoruz.
Kişiler: Sınıftakiler işte yahu.
Ve Olay..
Kitapta jazz, pop, arabesque gibi müzik türleri var ve sevip sevmediklerimizi nedenleriyle söylüyoruz. İçerisi haddinden fazla sıcak olduğu için, bir de benim arabesk nutuğum öğretmen ile aramızda bir diyaloga dönüştüğü için millet uyumaya başladı.
-*I am embarassed because of Turkish people's arabesque yavşakliiik.
^Ehihh. Why, Geveze?
*I play piano, they should listen to me. I am cool and complex. I am an artist.. I want to be a popular hero. I am teenage. I am the Feazıl... I should stop making silly jokes, you know, people have aims, future plans and hopes. Arabesque is kind of murder for them.. Imm, soul destroying. Ehihirihi..-
Derken o an geldi, pek sevgili sınıf arkadaşım dedi ki,
-I hate Turkish pop. All the songs are the same.
Ve ben üstad Serdar Ortaç'ı yâd ettim:
-Topu topu yedi tane nota var, kaç farklı beste yapılabilir ki?
Sonra bi 20 saniye kadar güldük ve derse devam ettik. -gönül isterdi ki şuraya 'gülmekten derse devam edemedik..' yazayım.. ama bi 'hapşuuuaa' sesine bile gülsek de yok öyle bi dünya.-
-bu kadar girizgâh, bu kadar basit bi diyalog içindi, evet. öyle de ballandırırım.-
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)