birbirinden bağımsız cümleler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
birbirinden bağımsız cümleler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Sabahları 6da kalkıyorum.

**Rahatsızlık vermeye geldim a dostlar.

**Bazı insanlar tanıyorum, bumerang gibiler. Şöyle uzaklara güzelce savuruvermek bilek istiyor, defalarca deniyorsun hatta bazen canını acıtıyorsun; sonunda gözden uzağa fırlatmayı başardığında da gidip bir elips çizip geri geliyorlar. Ansızın.

**Teomanın karısı hamile kaldığından beri tadım tuzum yok, dizlerim filan ağrıyor. -apostrofu da öyle herkese kullanmıyorum...-

**İnsanlar one hit wonder diyorlar da ben yaklaşık 10 senedir düzenli aralıklarla The Rasmus dinliyorum ya. Rock n Coke'a geldikleri zamanı hatırlıyorum, o kadar. Geçen sene ekşi sözlük'teki başlığına bakmıştım, itin götüne sokmuşlar. Dedim dağıldılar herhalde. Üzüldüm, kırıldım. Sonra bugün yutupta 2012 çıkışlı albümlerini buldum, hazine bulmuş gibiyim. DAĞILMAMIŞLAR. OH OH. Ve resmen sekiz on yaşımın müziğini dinlemenin verdiği keyif. -buradan anlıyoruz ki ben yaşlanınca 'gençliğimin şusu gençliğimin busu hey gidiieh' diyen ihtiyar olacağım, kesin.-

**Yalnız bazen de bir nefret nöbeti geliyor, küçücük ufacık şeyleri gözümde büyütüp çok da iyi insanlardan tiksiniyorum. Geçen bir yerde okudum, kadın sevmek üzere, sevsin diye demişler. Hayır halbuki çok güzel nefret de eder kadın.

**ŞALOM. İbranice öğrenmeye karar verdim bu arada. 12. sınıf öğrencisi olarak yeterince sorumluluğum yok çünkü. Yiddish de çok değişik aslında. Kursu var mıdır?

**Bilkent Mütercim Tercümanlık tam burslu ;;;))))))) ;))););)));););;);)). -hepiniz amin deseniz kazanırım ha.-

**Etimolog olsam her gün işe giderken mutluluktan ağlarım. Ama bir etimolog işte ne yapar onu tam olarak bilmiyorum. Masasına oturup makale ve sözlük okur diye düşünüyorum. Yine güzel, yine ağlarım gibi.

**Beyoncé Amerika'nın kadırgalısı gibi. Sanki östrojenle kaplanmış delikanlılığıyla parçalayıvericekmiş insanı, o derece mert o derece kadın.

**Dershane yüzünden güneş üzerime doğmuyor artık. Yataktan kalktığımda üşüyorum. Memurlarla birlikte ilk otobüse biniyorum, benim çantam daha ağır ve daha çok saçım var ama onlar daha yorgunlar.

**Cep telefonuyla video çekerken telefonu dik tutuyorlar ya, tutmasınlar. İfrit oluyorum.

**Geçen gün otobüste teyzenin biri çantasını omzuma koydu. Kısayım ya, yürüyen sehpa sandıysa demek ki. Koyuverdi çantasını. 7 durak kadar öyle gittik, inmeden önce çantadan özür diledim.

**Eskiden her yere taksiyle gidiyordum, ne güzeldi. Şimdi araba almak için para biriktiriyorum, 30 kadar otobüs hattı ezberimde. 25 kadar da viraj alan körüklü otobüste düşme maceram, 40 kadar teyzeli maceram var.

**Grafik tablete alışmaya çalışıyorum. Dünyanın en güzel teknolojisi olduğuna karar verdim. ÇOK GÜZEL.

Sizi seviyorum, kendinize iyi bakın.

Get Up, Stand Up!

**Bir milenyum sonra yine birlikteyiz okurum canım. Nassın burnunu ısırdığım?

**Geçen gün söylemesi ayıp Starbucks'a giriyorum, yine söylemesi ayıp kahve alacağım. Kapıyı açtım, sağ ayağım ulu Starbucks sınırları içerisinde, sol ayağımsa hâlâ halktan kopmuş samimi bir parça gibi kaldırımda duruyor, sen Bob Marley çalmaya başlamasın mı? Get up, stand up! Stand up for your rights! Benim gözler nasıl yaşardı, nasıl duygulandım, kendimi tutamayıp önlükleri emek kokan baristalara sarıldım, ağlamaya başladım. Bir yandan da kapitalizm, proletarya, amağrika, ironi, ezilmiş halklar, kahve çekirdeği, muz cumhuriyeti anahtar kelimelerini savuruyorum ama görmen lazım, bütün entelijansiya ayakta. -merhaba ben yılmaz özdil'in aktivist yeğeni. bu mikro köşe yazısı aracılığıyla tanıştığımıza memnun oldum. izmir'e beklerim, ege'nin incisi, türkiye'nin birincisi. izmir <3- br=""> **Benim kedim var bu arada. Birkaç aydır bizimle, şapşal bir Ankara oğlanı. Gölgesini yakalamaya çalışıyor filan. Adı da Yulaf. -norveç krallarının en şahanesi olaf olacağıdı ama kısmet yulaf'mış. ananem sağ olsun-

**Teoman evlendiğinden beri ben eski ben değilim. Hayat bir boş, bir manasız. Allah aşkına söyleyin bütün o şarkıları o kadına mı yazmış? Ona mı yani? Ya da hayır, söylemeyin. Beni acımla baş başa bırakın................... -atarlı çok nokta.-

**Yulaf tam bir ayak fetişisti. Bazen düşünüyorum adını Quentin koysaydık daha mı isabetli olurdu diye. -blogger burda üstad tarantino'ya selam çakmış. swh swh- Cidden, bütün ayak parmaklarımı birkaç tur dişlemiştir sabahtan beri.

**Şu an yanımda bir termos dolusu çay var. Bir emmiye doğru evrilişimin 4. fazındayım. Alnıma okey taşı yapıştırdığım gün faz 5'e geçeceğim. Kasket takıp yelek giydiğimde benden korkun sizi keratanın damatları sizi. Zira o vakit gün benim günümdür.

**Her yıl düzenlediğimiz, artık geleneksel hale gelen 'Ben tel taktırayım diyorum.' şenliğiyle 'Ben rasta yaptırayım diyorum.' şenliği bu yıl aynı vakitlere denk geldi. Tamamen sizin göz sağlığınızı düşünerek söylüyorum ki gelecek bir ay boyunca ne rasta ne de diş teli hakkında güzel şeyler söylemeyin. -örnek vermek gerekirse: "diş teli takan kızları sevimli buluyorum.", "rasta çok marjinal değil mi baabi yaa.", "diş telinin böyle bir 'nee düşündüğünüzü iplemiyorum, ağız sağlığım söz konusu.' havası yok mu, bayılıyorum."- Cidden, bir cümleye bakar kemik çerçeveli gözlük takan, telli ve rastalı aktiviste dönüşmem. Sonrası bana şenlik size post-apocalyptic. -tam bir boğaziçili gibi kafiye yaptım.-

**Yazmayı özlemişim sevgilim okur. Valla bak.

**Bazen kendimi aptal aptal sırıtırken yakalıyorum. Ne hoş şey sırıtmak. Macaronum'un da dediği gibi, 2013 bana geldi azizim.

**Fringe ne şahane dizi fakat. Bölümleri çok uzun, popom uyuşuyor oturmaktan ama güzel yani.

**Midnight in Paris'i her izleyişimde 'hığğğğğğğğğğ' demekten içime kaçıyorum. Dakika başı bir bomba abi yaa, Dali'ye kadar iki defa ara vermeden çıkamıyorum. Gergedanları sever misiniz? Bence bu durum tam bir gergedan. Woody Allen nasıl bir herif öyle, adeta bir gergedan. Hayat çok tuhaf, gergedanlar filan.

**Şimdi bir sorum olacak. Kate Moss neden bu kadar güzel? Yani, NE-DEĞĞN?
Yüzünü parçalara ayırıp inceleyince -sakatatçı hikmet emmiye selam çakıyorum yaa, bi durum allaseniz.- böyle ahım şahım bir şey yok, ama birleştirince aman tanrım çok güzel yahu. Bayaa da güzel. Mango'nun yüzü olunca çok sevinmiştim ben, şimdi Miranda Kerr olmuş, tam bir hayal kırıklığı. Macaronum'la da yaptık bunun muhabbetini, Kate Moss bir hayli Mango iken Miranda Kerr markanın imajına, popi tabirle 'Mango kadını'na hiçbir şekilde yakın değil ki. Iıı, cık.

**Yalnız Radikal neler yapmış öyle.

**Beni Paris'in yağmurlarında yıkasınlar.

**Ölüm sebebim üşengeçlikle sakarlığın mükemmel karışımından olacak. Bir hayli eminim bundan.

**Bazı t-shirtleri çamaşır makineleri dişliyor. Pintik pintik yırtıkcıklar oluşuyor. İşte o zaman o t-shirtlerle aramızda bir sevgi bağı kuruluyor ki sorma. Alıp bağrıma basasım, öpücüklere boğasım geliyor. O t-shirt ki çileli, o t-shirt ki cefakar, o t-shirt ki Scarface'deki Al Pacino. -şu an üzerimdeki ev tişörtünde dört tane diş izi var. bunu bi şekilde karizmatik hale getirmem gerekiyordu yani.-



Hadi bana müsaade, tez zamanda görüşmek üzere. Yokluğumda sizi mutlu etmesi için adamın hası Bob Marley'yi bırakıyorum buraya, kalın sağlıcakla.

Love Love Love Me Do

Hep berbaber dinliyoruz, hadbakalım dear okurum hadbakalım! -yaa diyorum ben size, kafkas balkan yunan gypsy böyle komple karışığım ben. hepisine deli oluyorum böyle bi muhteşemlik yok yaa. herneyse dinliyoruz efendim.-



*Geçen gün bir arkadaşım (16) 'yüzüp yüzüp kuyruğuna gelmek' deyimindeki 'yüzme' olayının deri yüzme olduğunu öğrendi. Oh mon dieu, çocuğun yüzünde bir aydınlık, bir aydınlık amanın yahu. Arkasında dans eden havariler, 'hoooo' diye vokal yapan keşişler, kafasındaki hale. Amanın yani. Aydınlandı çocuk.

*Layf iz layf.

*İki yazıdır Uganda diyorum da, ufaktan bir tırsmıyor değilim hani dear okurum. Bir durum olursa birbirimizi tanımıyoruz tamam mı.

*İkili üçlü ilişkiler projemizde -evet adı bu hallalllaaa. müdür öyle uygun gördü.- son düzlüğe geldik. Vatana millete hayırlı olsun.

*Şu sıra beklentisi içinde olduğum şeyler 'Hoca sözlülere 100 100 verse...' ayarında. Bir gerçek olursa var yaa.. Uhuuvv diyorum sana okurum canım. UHUVVVV.

*Yaptığım playlistteki özellikle sevdiğim şarkıları en az üç defa dinlemeden sıradakine geçemiyorum. -listede sadece çok sevdiğim şarkılar varsa bitiş çizgisini göremiyoruz. zırt pırt 'şunu bi daha dinleyeyim yeaaa' diyorum çünkü.-

*John Travolta da tipsiz adam halbuse.

*Yeşil gözün de mavi göze yakın bir gideri olduğunu tespit ettim geçenlerde. Ama o muhteşemsonik yeşil gözleri olan çocuk tam bir embesil çıkınca vazgeçtim. -off bu olay var ya.. tam bi hayal kırıklığı. sen o kadar yakışıklı çocuk git.. hofff yaa.. talihsiz beyanat resmen, içim yanıyo içim. neyse bundan bir yazı çıkarırım ben, burada heba etmeyeyim. devir ekonomi devri.-

*Sinema okulları niçün bu kadar pahalı anlamıyorum. Yani çıkışta -dizginlenemeyen şiddetin okul çıkışına çağrısı gibi oldu ama onu kast etmiyorum şu anda.- bir Truffaut oluşumuzu garanti ediyorsunuz sanıyordum, geçen sordum yokmuş öyle bir şey. E ne ayaksınız o zaman siz?

*97liler, evladım çok afedersiniz de salak mısınız ya siz? Salak mısınız doğru söyleyin çocuğum. Hayır geçenlerde sizden bir grup okuldaki banklara çöreklenmiş teneffüste. Bildiğin çöreklenmiş çünkü, oturmamış. Öyle oturulmaz, oramızla oturmuyoruz biz. Dedim ne yapıyor ya bunlar böyle, ne biçim oturuyorlar. Meğersem biraz yüksek sesle söylemişim bunu ben. Duyan 97liler popolarıyla oturmak yerine.. GÖMLEKLERİNİN YAKALARINI DÜZELTTİLER. Yavrucum evlatcım bir daha soruyorum, siz salak mısınız? Aklınızı başınıza toplayın rica edicem. Haydi bunu sineye çektim diyelim, 'Telefonunu ver o zaman bana, ben seni ararım." diyerek ad aktarması yaptığım 97li niye telefonunu elime tutuşturdu? NİYE?
GDO mu yedirdiiler evladım size? Nesil git gide bozuluyor dedilerdi de inanmadımdı. Doğruymuş. Tüm bunların üstüne bugün Yoko Ono'nun gayet de iyi biri olduğunu söyleyip, Teoman'ın müziği bırakmasının mantıklı olduğunu savunan akranınız ayar etti beni. Bozulmuşsunuz evladım siz.
Tedavülden kalkmanız lazım ha artık. ÇOK OLUYORSUNUZ ÇÜNKÜ SİZ. BİR BÜYÜĞÜN YANINDA BÖYLE TERBİYESİZCE ŞEYLER SÖYLENMEZ. BİR BÜYÜK BÖYLESİNE SİNİRLENDİRİLMEZ. ADAM OLUN.

*Sirtaki yapasım var şu anda.

*Tanımadığım numaralar arayınca o çağrıya cevap vermem. Bu konuda da çok ama çok inatçıyım. Yemekteyken biri 8 defa aradı ve açmadım. Yine olsa yine açmam. Mesaj atsın okurum. Ama bizzat numaramı vermediğim insanın telefonunu açmam. Manyağım çünkü. Açmam arkadaşım yaa.

*Pipo istiyorum.

*Tırnaklarım kestikten sonra acıyor yahu.

*Dedikoduyu bırakmaya karar verdim. Nalet şey nasıl kanıma işlemiş öyle. Öksürsem dedikodu çıkıyor ağzımdan. Ne pis bir insan oldum böyle yarabbi.

*Bana trip atan maceracı. Ağzının yerini değiştiririm senin. Şu hayatta en katlanamadığım şey bana trip atılması. Öyle iğneli laflar, ucuz ucuz sataşmalar. Kızmakta haklı olabilirsin, ama trip atmakta asla haklı olamazsın. Çok pis bozarım seni. Gerçekten. Bil diye söylüyorum, tehdit filan değil yani. Öperim.

*Uff ne atarlandım ha. Ağır abla oldum adeta. Ama çok sinirleniyorum okurcum yaa böyle tiplere. Acayip sinirleniyorum yani. Bak elim ayağım titredi.

*Fransızcacı yokluğumu fırsat bilip fütür proş işlemiş. Selamlar.

*Bahar da geldi ciddi ciddi.

*Sevgilisinden ayrılacak arkadaş yardım istedi. Dedim aktörün arkasındaki ses olayım, ayrılma metnini yazayım. Tamam dedi. Uğraştım didindim de eserimi beğendiremedim.
"Ay bu In Love'ın frambuazlısını da pek severim. Hay bin kunduz, görüyor musun bitiverdi. Vallahi her şey bitiveriyor. Lost bitti mesela. Nasıl bitirecekler dedik dedik de, vakti gelince nasılını düşünmeden bitiriverdiler. Harry Potter bitti keza. Koskoca kış bitti mesela. Düşün, kış yani. Sen git onca ağacı soy, kar yağdır bizi maymuna çevir. Sonra da bit. O ihtişam, fısss diye sönüverdi. Bitti yani. Bitiyor çünkü her şey.
Bil bakalım başka ne bitti? :))))))) :))))))))) :))))))))) :))))) ehehe"
Hayır çok da güzel olmadı mı? Bence gayet güzeldi yani. Hah.

*Antivirüs programımın lisans süresi dolmak üzere. Çok gerginim çok.

*Odamın perdeleri değişti, bir ferahladım.

*Reosta dünyanın en güzel şeyi olabilir. Evet evet, dünyanın en güzel şeyi. -fazla ışıktan nefret ediyorum. loş olsun her yer. loploş. lomloş. lokloş losloş.-

*Fazla ışık asabiyet yapıyor bende.

*Erken kalkmak da asabiyet yapıyor bende.

*Çikolatayı çok seviyorum.

*Ece tuhaf bir isim. Şimdiye adar tanıdığım bütün Ece'ler tuhaftı.

*Gülten Dayıoğlu'nun Ece'li bir kitabı vardı ay ne kötü kitaptı o ya. Off çok fenaydı. Başka Gülten Dayıoğlu'na dokunamdım ben o kitap yüzünden. Of diyorum, çok kötüydü.

*Kız Kardeşimin Hikâyesi'nin filmi kitabından çok değişik mi?

*Çok sesli şeyleri çok seviyorum.

*Teoman'ın son albümünün bir şifresi olduğunu iddia edişim beni hasta ruhlu bir manyak yapmaz. Hiç de yapmaz efendim. İddia ediyorum albümde bir tuhaflık var. Hakikaten var.

*Teoman da nice zamandır ortalıklarda yok değil mi.

*Burada Teoman'dan yeterince bahsedersem tanışabileceğimize inanıyorum.

*Tırnaklarım acıyor.

*Rüyamda Rachmaninoff'u gördüm ama fonda Beatles'ın Love Me Do'su çalıyordu. Nasıl yorumlanır acaba?

*Simsiyah bir kedi istiyorum. Simmmsiyah, kadife gibi. Velvet çok muhteşem bir kelime değil mi? Kadifeye uyuyor gibi, ama uymuyor gibi de. Acayip güzel bir hissi var. Velvet. Söyledikçe söyleyesin gelmiyor, bir kere söylüyorsun ve çok güzle hissettiriyor. Ay iyice Feriştahland oldu bu madde.

*Kedimin adını Bertold koyabilirim. Ya da Franz. Bilemedim şu an.

*Bertold güzel bir isim aslında.

*Geçen gün -iyi ki geçen gün var yoksa zamanda kaybolacakmışım.- yine işsiz güçsüzüm, elimde çiçekle geziniyorum. Sen Ömer gel, dann diye 'Cherry blossom!!!!!!' de ve kaç. Çiçekten soğudum.

*Aynı Ömer fondotenle göz altı kapatıcısını da ayırt edebiliyor. Gayet de maskülen, hetero bir arkadaşımız. Korkutucu değil mi?

*Gecenin bu saatlerinde saçım harikulade görünüyor. Sabahları da medusa gibiyim, ne hoş ne hoş.

Merhaba ve Oruvar

  • Merhaba dear okur. Sevgili telefonumu internetle buluşturduğum şu dakikalarda muhtemel suretle kotamın ağzını yüzünü dağıtmaktayım. 


  • Neden telefondan internete girmek gibi bir saçmalık peşindeyim? -burada soruları ben sorarım. soruları sorduğum gibi de cevaplarım- Çünkü sağ olsun bornova belediyesi ve telekom -dikkat ettiysen küçük harf kullandım.- el ele verip beni mutsuz etmek adına kablo döşemek kisvesinde habis planlara girişmişler. Sinirliyim. ÇOK.



  • Geçen dönem kötü olan derslerimi düzeltirken iyi olanların dengesini bozmam beni derinden yaralıyor.


  • Teoman'ın bana konser vermesi temalı dualarımın arasına hepimizin digiturk -bak yine küçük harf. Aldın sosyal mesajı devam ediyorum- ayarında bir kendine güven, küfür ve kınamalara karşı bir vurdumduymazlık, iflah olmaz bir pervasızlık, her şeye rağmen 'Hayallerine dokun.' temalı birbirinden ucuz reklamlar yapabilme genişliğine sahip olması temalı dualar da sıkıştırıyorum. Amin.


  • BAL koşusu yaklaştıkça biz 9ların birbirine kenetlenmesi, köşeleri dönerken etrafı kolaçan etmesi. iyi dilek ve duygularını sevgili 12lerle paylaşması, göze batmamak için ellerinden geleni yapması gözlerimi yaşarttığı kadar romatizmalarımı da azdırıyor.


  • Sen kendine iyi bakarken dear okur, ben telefonumu şarj edip annemi beni Sir Elton John'un konserine götürmesi için ikna etmeye çalışacağım. Bir ara da 19 Mayıs programlarından kaçışımın epik, destansı hikayesini anlatabilmem için ananemden lira hacılayacağım.
    Oruvar.

kafam çok güzel rerörerö

Blogspot'u açmamakta inat eden denyolar, klavyem girsin hepinize. Oturdukça suratınızda asdasdasd qweqweqweqwe gibi saçma ifadeler belirsin.

Anne zoruyla girdiğim Mango'dan kot tulumla çıktım dün. Nasıl bir mutluluktur şu yaşadığım, tarifi mümkün değil.

Annem bugün -hatta şu anda- ÜDS'ye girmekte. 40 alacağına dair bir his varmış içinde. Dün dedim ama ben, Çılgın Cuma'daki gibi yapalım, ruhlarımız beden değiştirsin; ben senin yerine sınava gireyim, diye. Gerilip gerilip birbirimize çarptık ama olmadı yani.

Geçen gün Sarı Öküzümle birbirimizin üstünden atlıyoruz. Üç beş ekşından sonra yine bucali oturuşu yaptı, ben de üstünden atlayacağım. Gerilip gerilip koştum, tam zıplarken ayağa kalktı saf. Tabii birbirimize girdik, sahada yuvarlandık, bir süre havada durduk ve şahitlerimiz var. Off, çok rezil ve dahi komik bir andı. Hatta güvenlik kamerasından bu görüntüleri alıp bir DVD'ye kaydetti müdür amca. Üzerinde 'Acil Durumu Kurtarma' yazılı kasaya koydu. Kendisinden sonraki müdüre de mektup yazdı:
-Doğal Afet
-Moralman çöküş
-Kantinde çikolata kalmaması
-Bütün öğrencilerin ÖSS'de sıfır çekmesi
-Dünya savaşı
gibi hallerde kasayı açınız. Şifresi xxxxx. İçinden çıkan DVDyi okulcak izleyiniz. İçinde bulunduğunuz durumu unutana kadar başa sarpı tekrar tekrar izleyiniz.

O değil de blogspot da hâlâ kapalı. Levyeyle dalarım ben onlara ya. Çok sinirliyim.

Hâlâ 'hâlâ' yazamayan insanlar var içimizde. Bu insanlara İmlâ Kılavuzu yutturmadıkça ne AB'ye girebiliriz, ne de muasır medeniyetler seviyesine çıkabiliriz bence.

Nicedir bir emo görmüyorum sokakta; bodrumlarda kilerlerde toplanıp anadilde eğitim konulu eylenler düzenlediklerinden korkmuyor değilim. Düşünsene okulların hâlini; 'Anneğ, Emo Dili ve Edebiyatı'ndan kaldım bhen yhaa :(( shu HæL!mLe T@m biR HuZunLu CHoJuq DeG!l m!Y!m?!'

Geçen gün Ankara'dan misafirlerimiz geldiğinde fark ettim ki ben Ankara'yı çok özlemişim ya. Çok çok özlemişim hatta. Bir gitsem, Ulus'ta neyin gezsem, Kızılay'a filan gitsem. Hatta Ulus'a gitmişken DT'de bi oyun izlesem mesela. Gerçi Şinasi de güzel ama Ulus'taki DT'nin anısı büyük bende.

Ananem dört misafirdir filan hep aynı yemekleri pişiriyor. İçimdeki o masum 'misafir geliyooooeee, bissürü değişik yemek yapcaklar heyoooo' heyecanı topraklandı.

Blogspot'u açmayan adamlardan birini gördüm geçen gün. Sen bunun beyni kafasından fırla, 'Bu rezil yerde bir dakika daha durmam ben! Saksı değilim ben, bana saksı muamelesi yapamazsınız! Beni yok saymak ne demek öyle, saksı mıyım ben burada!' diye.. Adam-cağız demiyorum dikkat ettiysen- kalakaldı orada öyle. Boşuna dememiş evrim teorisyenleri 'Kullanılmayan organ vücudu terk eder.' diye.

Geçen dönemden beri zırt pırt burnum kanıyor benim. Strestenmiş, öyle dedi doktorum. -pöh. beeen, streees.. pöh.. sen bilirsin dear okur benim gamsız tasasız yaşantımı..- İşte yaklaşık 2 ay kadar önce burnumun kanamasıyla lavaboya koştum, geri döndüğümde bir apaçi ağlıyor gözleri yaşlı.. Yok canım sen de, bir Nokia C6 çatlak bir ekranla çantamda oturuyor kurumlu kurumlu.. Servise yolladık, 2 ay sonra geldi. Bu süre zarfında Nokia servisi neredeyse Blogspot'u şişleyen -fişleyen?- ademoğlu kadar küfür yedi. Bir ekran çıkartacaksın be adam, bir ekran!! 2 ayda Nokia C7 yaparım ben ya, 2 ay ne gözüm 2 ay!! -böçyle azarladım adamları, nasıl rahat ettim bilemezsin. telefonsuz geçirdiğim süre boyunca servisi kaçırp mahsur bile kaldım ya.. o sinirle ömrüm boyunca kurmak istediğim cümlelerden birini bile kurmuşum, mutluluğunu yaşayamadım doğru düzgün.. 'yetkili biriyle görüşmek istiyorum!'-

Okulun bahçesinde beslediğim bir köpeğim var benim, adını da Sirius koydum. Kapkara bir şey. Nasıl tasasız, nasıl gamsız anlatamam. Başka bir postta maceralarını anlatacağım.



Mim için mail atın bana, mimi cevaplayıp mail atın bana, mail atın bana mail atın bana. Bana mail atın, atın mail bana. Bana atın mail mail mail mail.
chatty_cat@windowslive.com

Tivit Tivit

-Twitter'lı hesabım olacağına Twitter'lı yazım olsun istedim. Maddeli neyin.

-Geveze'nin geleneksel salyalı sümüklü kış gribi tüm dünyada coşkuyla kutlanıyor.

-Önce el bileğim sonra ayak bileğim. Yemin ediyorum bu bir sabotaj, bi insan bu kadar da voleybol özürlü olamaz.

-Aldous Huxley ne hoş bir isim. Söyledikçe söyleyesim geliyor.

-Serdar Ortaç aksanıyla Billie Jean söyleyip kendi kendime halay çekiyorum. Evet, Fransızca çalışmamak için kendine meşgale bulma konusunda bu denli aşmış bir insanım.

-Saatlerce kitap okumak, öyle bir okumak ki gözlerinin akı değil alı olması, parmakların sayfa çevirmekten aşınması, dünyayı Times New Roman görmek. Sonra da düşünmek: 'Ben niye flu görüyorum? Aslında ne zamandır doğru düzgün meyve yemiyorum, sanırım vitaminsizlikten. Evet evet, kesin vitaminsizlik abi, ya ne olacağıdı?!'

-Odamın pencerelerinden biri tarla manzaralı. Sahibi ve atı düzenli olarak bakımını ve çapasını yapıyor. Onlar ufukta göründü mü ben de makinemi elime alıp hastalıklı bir biçimde röntgencilik yapıyorum. Fakat farkıma vardıkları gün olacaklar beni korkutuyor.

-An itibariyle kafamda dolanan kelimeler: Terebentin, Pfizer, Memphis. Aralarındaki anlam bağını çözen Chuck Norris'e komşu olacak diyollaa.

-Üçüncü defa başladığım 1000lik Galata Kulesi puzzle'ı bu sefer bitecek, kararlıyım.

-Matematikten 92 alan Geveze sevinçten klavye sehpasını düşürdü. Allah hepimizi Palme D'Or alan Geveze'nin sevincinden korusun..

-Bir kâtip tarafından kopyalanmış bir Osmanlıca kitap bulmak bu kadar zor olmamalı dear okur..

-Mısırlılar kadar işgüzar bir millet görmedim. Halka hanedan malı toprağı üleştirmek için geometriyi icat etmek kadar büyük bir işgüzarlık yok dünyada yahu, yok işte..

-2010'dan nefret etmek için 2 yazar:
*J. D. Salinger
*José Saramago
2010'dan daha çok nefret etmek için 3 Fransız:
*Éric Rohmer
*Claude Chabrol
*Jean Ferrat
Sevdiğim adamlar niçin benimle tanışmadan ölüyor?