Lianna'cım beni mimlediydi uzun zaman önce :) Yazmaya fırsatım olmadıydı, sonra da unuttum :)
Öhm, gelelim 7 ilginçliğime.
İlginçlik sayılır mı bilmem ama tatlıyla tuzlu yiyecekelri karıştırarak yemeyi çok severim. -örn. pizza ve vişne reçeli. turşu ve yoğurt. mayonez ve çilek. neyse dahaa fazla mide bulanırmadan bu örnekleri bitirelim.-
Bu aralar boş bulduğum her yere baykuş çiziyorum.
Bir şarkıya taktım mı arka arkaya saatlerce dinliyorum.
Unutkanım, veya dalgınım. Evden bir şey almak için çıkıyorum; apartman kapısını kapatırken n alacağımı unutuyorum.
Bağımlıyım. İnternet, çikolata ve Okan Bayülgen. Evet.
Okuyacak kitap bulamayınca annemin anestezi kitaplarını okuyorum.
Uykuya baylırım. Her an her dakika uyuyabilirim ve buna rağmen 'Çok uykum vaaağr.' diye gezinebilirim.
Bu mimi daha önce yaptığım için kimseye paslamıyorum, isteyen hiç çekinmeden alabilir ;))
Bu arada YANDAKİ ANKETİ Bİ OYLAYIVER OKURUM CANIM.
İstiyorum ki..
Bak okurcan, çok basit şeyler istiyorum ben aslında..
İnsanlar, sadece insan olsunlar. Nefes alıp versinler, itirazım yok. Ve dahi düşünsünler, evet; mümkünse düşünsünler.
Sistem, gün gelecek hiçbirimizin sana ihtiyacı olmayacak. Köşede veremli bir hasta gibi can çekişeceksin; yanına yaklaşmayacağız. O gün senden uzakta, çok uzakta olacağız. İşte bu yüzden, takmıyorum seni. Biliyorum ki bir gün mutlaka içinden çıkacağım, ama o güne dek lütfen benimle bu şekilde oynama.
Gölgeleri gölge yapan, iyi ki varsın.
Gözleri kapalı zar atan oyuncu, kendine gel; bak dünyaya, insanlar ölüyor. Senin yüzünden.
Ve para. Money, money, money; Must be funny. Hiç de eğlenceli değilsin; kanlı, pis bir kâğıttan öte hiçbir değerin yok. Hatırla. Benim için değil, kendin için.
Saf mıyım bilmiyorum. Ama artık dünyadan hiçbir şey beklemiyorum. Buradakiler o denli yamuk ki, düzeltebileceğime, düzelebileceklerine dair umudum yok. İnsan yaratanın yansımasıymış, belki bir gün bu unvanını hatırlar. Ama ben o günü görür müyüm, hiçbir fikrim yok.
15 yaşındayım artık, ama yoruldum. Sanırım ıstakamı deviriyorum. Kıyıdan izleyeceğim oyunu, taş çalanları görebilmek için.
Bu arda doğumgünüm için mail atan herkese tekrar teşekkür ederim ;)
İnsanlar, sadece insan olsunlar. Nefes alıp versinler, itirazım yok. Ve dahi düşünsünler, evet; mümkünse düşünsünler.
Sistem, gün gelecek hiçbirimizin sana ihtiyacı olmayacak. Köşede veremli bir hasta gibi can çekişeceksin; yanına yaklaşmayacağız. O gün senden uzakta, çok uzakta olacağız. İşte bu yüzden, takmıyorum seni. Biliyorum ki bir gün mutlaka içinden çıkacağım, ama o güne dek lütfen benimle bu şekilde oynama.
Gölgeleri gölge yapan, iyi ki varsın.
Gözleri kapalı zar atan oyuncu, kendine gel; bak dünyaya, insanlar ölüyor. Senin yüzünden.
Ve para. Money, money, money; Must be funny. Hiç de eğlenceli değilsin; kanlı, pis bir kâğıttan öte hiçbir değerin yok. Hatırla. Benim için değil, kendin için.
Saf mıyım bilmiyorum. Ama artık dünyadan hiçbir şey beklemiyorum. Buradakiler o denli yamuk ki, düzeltebileceğime, düzelebileceklerine dair umudum yok. İnsan yaratanın yansımasıymış, belki bir gün bu unvanını hatırlar. Ama ben o günü görür müyüm, hiçbir fikrim yok.
15 yaşındayım artık, ama yoruldum. Sanırım ıstakamı deviriyorum. Kıyıdan izleyeceğim oyunu, taş çalanları görebilmek için.
Bu arda doğumgünüm için mail atan herkese tekrar teşekkür ederim ;)
Sopalanan St. Valentine ise, Bize Ne Oluyor ki?
Ben bir sorumsuz, tembel ve utanmazım; haklısınız okurlarım. Ama var yaaa, insan tembel olmayagörsün, bütün tatil ödevlerini bir haftada yetiştirmek için kendini paralar durur. Sonra da 'Eyvah deneme. Eyvah dershane. Eyvah anne. Eyvah eyvah.' diye diye dolanır durur.
O değil de yine bir 14 Şubat daha geride kaldı. Yaşa kapitalizm der, neredeyse benim kadar sap dostlarıma selam ederim :P
Efeenim, 14 Şubat günü dershanem vardı benim. Öğle sularında evden çıktım ki eyvahlar üstüne eyvahlar. Sanki canavarın biri geçen seneki tüüüm 14 Şubat süslerini yemiş, üstüne de tatlı olarak yılbaşı süslerini mideye indirmiş ve hazımsızlık sonucu her bir yana kusmuş. Pembe, pembe, pembe, pembe, kalp, pembe, kalp, pembe, çift, pembe, kalp, çift, çift, çift, kalp, kalp, kalp, hediye paketi, kırmızı, pembe, kırmızı, sap, pembe, çift, sap, sap, kırmızı, kalp, kalp, kalp, sap, kırmızı, çift, sap.
Ahtapot gibi birbirine sarılmış sevgililer sokakta 'Minnoşuuuuuğğğm!' diye diye yürüyorlar. Önümde emomsu tikimsi -tamlamaya bak breh :))- bir hatun kişisi telefonda kankisiyle konuşuyor:
-Var yaa, Sevgililer Günü'nde terk etti beni dangoooooz. Pislik şeeeay. Ühühühüh. Hem de 14 Şuğbuuuuuuaaaat! Ben onu yanlığş tanımışığm, öyle dedi. Sorun da ondaymış, HAH. Bağlanma sorunu kızım, ühühühü. Türlerin Gelişimi'nde yazıyormş, bu erkekler doğaları gereeeği bağlanamıyomuş. Ühüh. O değil dee, hediyem elimde kaldı yaaa. Napcam ki ben onuuğ. Hıçk. Yaa evet, kontör paralarım gitti. O değil de Hüsamettin'e versem kesin yanlış anlar di mi pis sapııııığk. Hıçk.
Gerisini duymaya katlanamayacağımı fark ettim ve adımlarımı hızlandırmak suretiyle ortamı terk ettim dear okur. Ve bendeki şansa bak ki, 14 Şubat'ta sevgilisinden ayrılan bir kızı pat diye yolda yakaladım. Hayır nasıl bir şanssa bu, denemelerde salladığım sorularda da gelsin beni bulsun lütfen.
Aslında bu bahsi geçen kızcağızla oturup uzun uzadıya konuşmak, Freudyen kişilik analizleri yapmak isterdim ki vaktim yoktu. Kader.
Ama benim asıl öğrenmek istediğim şey şu:
Zopayı yiyen St. Valentine, asi olan St. Valentine, gençleri evlendiren St. Valentine. İyi hoş da bize ne oluyor?
St. Valentine kim ola?
O değil de yine bir 14 Şubat daha geride kaldı. Yaşa kapitalizm der, neredeyse benim kadar sap dostlarıma selam ederim :P
Efeenim, 14 Şubat günü dershanem vardı benim. Öğle sularında evden çıktım ki eyvahlar üstüne eyvahlar. Sanki canavarın biri geçen seneki tüüüm 14 Şubat süslerini yemiş, üstüne de tatlı olarak yılbaşı süslerini mideye indirmiş ve hazımsızlık sonucu her bir yana kusmuş. Pembe, pembe, pembe, pembe, kalp, pembe, kalp, pembe, çift, pembe, kalp, çift, çift, çift, kalp, kalp, kalp, hediye paketi, kırmızı, pembe, kırmızı, sap, pembe, çift, sap, sap, kırmızı, kalp, kalp, kalp, sap, kırmızı, çift, sap.
Ahtapot gibi birbirine sarılmış sevgililer sokakta 'Minnoşuuuuuğğğm!' diye diye yürüyorlar. Önümde emomsu tikimsi -tamlamaya bak breh :))- bir hatun kişisi telefonda kankisiyle konuşuyor:
-Var yaa, Sevgililer Günü'nde terk etti beni dangoooooz. Pislik şeeeay. Ühühühüh. Hem de 14 Şuğbuuuuuuaaaat! Ben onu yanlığş tanımışığm, öyle dedi. Sorun da ondaymış, HAH. Bağlanma sorunu kızım, ühühühü. Türlerin Gelişimi'nde yazıyormş, bu erkekler doğaları gereeeği bağlanamıyomuş. Ühüh. O değil dee, hediyem elimde kaldı yaaa. Napcam ki ben onuuğ. Hıçk. Yaa evet, kontör paralarım gitti. O değil de Hüsamettin'e versem kesin yanlış anlar di mi pis sapııııığk. Hıçk.
Gerisini duymaya katlanamayacağımı fark ettim ve adımlarımı hızlandırmak suretiyle ortamı terk ettim dear okur. Ve bendeki şansa bak ki, 14 Şubat'ta sevgilisinden ayrılan bir kızı pat diye yolda yakaladım. Hayır nasıl bir şanssa bu, denemelerde salladığım sorularda da gelsin beni bulsun lütfen.
Aslında bu bahsi geçen kızcağızla oturup uzun uzadıya konuşmak, Freudyen kişilik analizleri yapmak isterdim ki vaktim yoktu. Kader.
Ama benim asıl öğrenmek istediğim şey şu:
Zopayı yiyen St. Valentine, asi olan St. Valentine, gençleri evlendiren St. Valentine. İyi hoş da bize ne oluyor?
St. Valentine kim ola?
Kayıt Neyin İşte
Doğduğumdan beri kaloriferli evde yaşıyoruz biz. Arada bir ananemin İzmir'deki evine geliyoruz ama nadiren o ziyaretler kışı buluyor.
O nadir anlarda ise ev halkının beynini şikayet etmek suretiyle mıncırıyorum. Çünkü ev sobalı!
Kapıdan dışarı çıkmaya korkuyorum. Çıktığımdaysa kapıyı kapatmayı unutuyorum :)) İçeri kar ve buzdan yapılmış bir tornaaaado giriyor ki ne sen sor ne de ben söyleyeyim dear okur.
İşte bu yüzden bir haftadır kayıplara karıştığım için özür dilerim. Liannacığım, mimi unutmadım; yazmak için ilhamilerimi bekliyorum ;)
Ve sobalı evlerde yaşayan, ısınmak için kömür kovaları taşıyan güzel yurdumun sabırlı vatandaşlarına hayranlığımı defalarca kere belirtiyorum. Bir düşünsenize köyleri, içinde yüzdüğümüz lüksten çok uzak yerleri..
Minicik vücutları soğuktan titreyen çocuklar belki de o kadar uzak değildir bize, bilmiyorum. Ama bilmek; gitmek, görmek, elimden gelen yardımı yapmak istiyorum.
Bu Yazıdan Çıkarılacak Dersler
**Dünyanın bir yerlerinde senden çok çok çok kötü durumda insanlar olduğunu hatırlamak önemli bir şey.
**Sobalı evlerde kapılar her daim kapatılır.
**Yardımlaşmak güzeldir.
**Fazla soğuk Geveze'ye yaramıyor.
**Bu gidişle Geveze'nin İzlanda hayalleri yatar.
O nadir anlarda ise ev halkının beynini şikayet etmek suretiyle mıncırıyorum. Çünkü ev sobalı!
Kapıdan dışarı çıkmaya korkuyorum. Çıktığımdaysa kapıyı kapatmayı unutuyorum :)) İçeri kar ve buzdan yapılmış bir tornaaaado giriyor ki ne sen sor ne de ben söyleyeyim dear okur.
İşte bu yüzden bir haftadır kayıplara karıştığım için özür dilerim. Liannacığım, mimi unutmadım; yazmak için ilhamilerimi bekliyorum ;)
Ve sobalı evlerde yaşayan, ısınmak için kömür kovaları taşıyan güzel yurdumun sabırlı vatandaşlarına hayranlığımı defalarca kere belirtiyorum. Bir düşünsenize köyleri, içinde yüzdüğümüz lüksten çok uzak yerleri..
Minicik vücutları soğuktan titreyen çocuklar belki de o kadar uzak değildir bize, bilmiyorum. Ama bilmek; gitmek, görmek, elimden gelen yardımı yapmak istiyorum.
Bu Yazıdan Çıkarılacak Dersler
**Dünyanın bir yerlerinde senden çok çok çok kötü durumda insanlar olduğunu hatırlamak önemli bir şey.
**Sobalı evlerde kapılar her daim kapatılır.
**Yardımlaşmak güzeldir.
**Fazla soğuk Geveze'ye yaramıyor.
**Bu gidişle Geveze'nin İzlanda hayalleri yatar.
Mastar Eki Patlaması
Ben var fiilimsilerden çok etkilenmek.
İsim fiili kullanmalara doyamamak.
Kimya çalışmaya çalışmak.
Çünkü fen yazılısı günü hasta olmak, öğle arasında eve gelmek, öğretmeni kandırıp yarın için yazılı tarihi almak.
Spor ayakkabıların halini hatırlamak, sanki titiz biriymiş gibi rahatsız olmak, gidip onları fışır fışır temizlemek.
Beyazlamadıklarını görüp 'Aman gülüm Domestooos..' diye banyo dolabına koşmak.
Gözlüğe bile domestos sıçratmak, gülerken dengeyi kaybetmek.
Coşaraktan ayakkabıların bağcıklarını sökmek, onları da çitilemek.
Canhıraş durulamak, üzerinde bebek resmi olan Yumoş'tan azıcık aşırmak.
Kurumaları için balkona götürmek.
Kırk yılın başı yapılan French manikürlerin halini görüp üzülmek, üzüle üzüle silmek.
Kimya testlerinin başına oturmak, oturulan anda kalkmak ve susamak.
Mutfağa giderken halı üzerindeki Domestos'a maruz kalmış noktaları görmek.
Yusuf yusuf olmak.
Korkmak, hem de çok korkmak.
Gidip çikolata yemek. -kendinden iğrenmek, korktuğunda çikolata yemeyi engelleyememek-
Yağlı boyalarla halının rengini tutturmak için uğraşmak, anneye çaktırmadan halıyı boyamak ve altına peçete koymak. Maksat yere geçmesini engellemek.
Sonra tekrar kimya ödevine dönmek.
Eşofmanın üzerindeki beyaz noktaları fark etmek, 'I love Domestooos.' diye mırıldanmak ve yeniden yağlı boyaları çıkartmak.
Eşofmanı kurtarmak, gidip Durgun Don okumak.
Kimya çalışması yalan olmak.
Ama yine de mutlu olmak, çünkü ayakkabıları temizlemek gibi acil bir işi bitirmek ve eşofmanla halının renk tonunu öğrenmek.
Domestos'u yakından tanıma fırsatı bulmak, French manükürü de zaten silecek olmak. Sonra da tüm bu olanları hiçkimseye anlatmama kararı almak ve ortamı terk etmek.
Bütün okuyucuları tembihlemek, hiçkimse bunları Geveze'nin annesine anlatmayı düşünmemek bile.
Yoksa Geveze'nin annesi kızmak, kızmak, çok kızmak. Geveze'yi kuleye kapatmak, saçlarını sıfır numara yapmak. Geveze çikolatasızlıktan depresyona girmek. Fen yazılısına girememek, karneden korkmak, kabuslar görmek.
Ayrıca halıdaki Domestos lekesi tamamen kaybolmak.
İsim fiili kullanmalara doyamamak.
Kimya çalışmaya çalışmak.
Çünkü fen yazılısı günü hasta olmak, öğle arasında eve gelmek, öğretmeni kandırıp yarın için yazılı tarihi almak.
Spor ayakkabıların halini hatırlamak, sanki titiz biriymiş gibi rahatsız olmak, gidip onları fışır fışır temizlemek.
Beyazlamadıklarını görüp 'Aman gülüm Domestooos..' diye banyo dolabına koşmak.
Gözlüğe bile domestos sıçratmak, gülerken dengeyi kaybetmek.
Coşaraktan ayakkabıların bağcıklarını sökmek, onları da çitilemek.
Canhıraş durulamak, üzerinde bebek resmi olan Yumoş'tan azıcık aşırmak.
Kurumaları için balkona götürmek.
Kırk yılın başı yapılan French manikürlerin halini görüp üzülmek, üzüle üzüle silmek.
Kimya testlerinin başına oturmak, oturulan anda kalkmak ve susamak.
Mutfağa giderken halı üzerindeki Domestos'a maruz kalmış noktaları görmek.
Yusuf yusuf olmak.
Korkmak, hem de çok korkmak.
Gidip çikolata yemek. -kendinden iğrenmek, korktuğunda çikolata yemeyi engelleyememek-
Yağlı boyalarla halının rengini tutturmak için uğraşmak, anneye çaktırmadan halıyı boyamak ve altına peçete koymak. Maksat yere geçmesini engellemek.
Sonra tekrar kimya ödevine dönmek.
Eşofmanın üzerindeki beyaz noktaları fark etmek, 'I love Domestooos.' diye mırıldanmak ve yeniden yağlı boyaları çıkartmak.
Eşofmanı kurtarmak, gidip Durgun Don okumak.
Kimya çalışması yalan olmak.
Ama yine de mutlu olmak, çünkü ayakkabıları temizlemek gibi acil bir işi bitirmek ve eşofmanla halının renk tonunu öğrenmek.
Domestos'u yakından tanıma fırsatı bulmak, French manükürü de zaten silecek olmak. Sonra da tüm bu olanları hiçkimseye anlatmama kararı almak ve ortamı terk etmek.
Bütün okuyucuları tembihlemek, hiçkimse bunları Geveze'nin annesine anlatmayı düşünmemek bile.
Yoksa Geveze'nin annesi kızmak, kızmak, çok kızmak. Geveze'yi kuleye kapatmak, saçlarını sıfır numara yapmak. Geveze çikolatasızlıktan depresyona girmek. Fen yazılısına girememek, karneden korkmak, kabuslar görmek.
Ayrıca halıdaki Domestos lekesi tamamen kaybolmak.
Lösev ve Kemik İliği Bilmecesi
Merhabalar dear okur.
Seninle aklıma takılan bir mevzuuyu paylaşmak istiyorum, beni aydınlatabileceğini umuyorum.
Malum, artık dizilerde lösemi, kanser vb. konuları işlemek moda haline geldi. Az önce zap yaparken Makber'de gördüm, kemik iliği bulmak için seferberlik ilan edildi.
Öncelikle;
Lösemide kemik iliğine ihtiyaç duyulma oranı %5 olmasına rağmen bu konuyu işleyen her dizide bir kemik iliği arama furyasıdır gidiyor. Neden? Kemik iliğine olduğu kadar bilinçlenmeye, lösemiye ayrılmış hastahanelere, lösemili çocuklar için eğitim merkezleri ve vakıflara da ihtiyacımız yok mu? -bu ironiyi de verdikten sonra asıl soruma geçebilirim.-
Ülkemizde iki tane kemik iliği bankası bulunuyormuş. Bunlardan biri İbn-i Sina'da, diğeri Çapa Tıp'taymış. Buradan öğrendim.
Elimden geldiğince araştırma yaptım ama yeterli kaynak sayısı gerçekten az. Verdiğim link de Lösev'e ait olduğu için biraz yanlı bir bakış açısı olduğunu düşünüyorum.
Kemik iliği nakli kullanılmaya çok müsait bir durum olduğu için Sağlık Bakanlığı'nın yönetmelikleri bir yere kadar doğru. Tamamen doğru mu tartışılır. -şu anda o yönetmeliği arıyorum, kendimle tartışacağım :)- Ayrıca iliğin hastanın vücudu tarafından reddedilme ihtimali, donör ve hastanın enfekte olma ihtimali kesinlikle çok yüksek. Hassas bir konu.
***
Takıldığım noktalardan ilki şu;
*Lösev'e giden insanlar Lösev'in kendi hastahanesi olan Lösante'de kemik iliği bankası olmadığını ve nakil yapamadığını öğrenince eğer gerçekten bağış yapmak istiyorsa Çapa'ya ya da İbn-i Sina'ya gitmez mi? Ben şahsen giderim.
Öyleyse Lösev niye kasabın önündeki kedi gibi boynunu büküyor? İnsanları niçin bu işlemi yapabilen tıp fakültelerine yönlendirmiyor? Niçin işbirliği yapmıyorlar? Tanıtımları için o kadar broşür basılıyor, hiçbirinde Çapa Tıp veya İbn-i Sina'ya ilik bağışı yapılabileceği yazmıyor mu?
İkinci sorum da şudur ki;
*Lösev Çapa'nın ve İbn-i Sina'nın yetersiz olduğunu inceden inceden söylüyor sitesinde.. Eğer amacı lösemili çocuklara yardım etmekse oturup bir anlaşma yapsalar, fon neyin açsalar; fakülteleri yeterli hale getirseler olmaz mı? Sonuçta Lösev'in adı bile yeter. Her şeyden önce güvenilir bir kurum olduğunu düşünüyorum.
Eğer amaçları lösemili çocuklara yardım etmekse basit bir yönetmelik nedeniyle vaz mı geçecekler yani? Birşeyler yapmıyorlar mı?
Lösev'de gönüllü olarak çalışanınız, bilgisi olanınız varsa beni aydınlatabilir mi? Lösev zaten bu çalışmaları yapıyor mu? Yapmıyorsa niye yapmıyor? Yapıyorsa nasıl destekleyebiliriz?
Bu arada Lösev'e bağışta bulunmak isterseniz;
Avea, Turkcell veya Vodafone'dan 3406'ya SMS atabiliyormuşsunuz. Mesaj bedeli 10 YTL + 2 SMS'miş. Hani aklınızda olsun diye..
Seninle aklıma takılan bir mevzuuyu paylaşmak istiyorum, beni aydınlatabileceğini umuyorum.
Malum, artık dizilerde lösemi, kanser vb. konuları işlemek moda haline geldi. Az önce zap yaparken Makber'de gördüm, kemik iliği bulmak için seferberlik ilan edildi.
Öncelikle;
Lösemide kemik iliğine ihtiyaç duyulma oranı %5 olmasına rağmen bu konuyu işleyen her dizide bir kemik iliği arama furyasıdır gidiyor. Neden? Kemik iliğine olduğu kadar bilinçlenmeye, lösemiye ayrılmış hastahanelere, lösemili çocuklar için eğitim merkezleri ve vakıflara da ihtiyacımız yok mu? -bu ironiyi de verdikten sonra asıl soruma geçebilirim.-
Ülkemizde iki tane kemik iliği bankası bulunuyormuş. Bunlardan biri İbn-i Sina'da, diğeri Çapa Tıp'taymış. Buradan öğrendim.
Elimden geldiğince araştırma yaptım ama yeterli kaynak sayısı gerçekten az. Verdiğim link de Lösev'e ait olduğu için biraz yanlı bir bakış açısı olduğunu düşünüyorum.
Kemik iliği nakli kullanılmaya çok müsait bir durum olduğu için Sağlık Bakanlığı'nın yönetmelikleri bir yere kadar doğru. Tamamen doğru mu tartışılır. -şu anda o yönetmeliği arıyorum, kendimle tartışacağım :)- Ayrıca iliğin hastanın vücudu tarafından reddedilme ihtimali, donör ve hastanın enfekte olma ihtimali kesinlikle çok yüksek. Hassas bir konu.
***
Takıldığım noktalardan ilki şu;
*Lösev'e giden insanlar Lösev'in kendi hastahanesi olan Lösante'de kemik iliği bankası olmadığını ve nakil yapamadığını öğrenince eğer gerçekten bağış yapmak istiyorsa Çapa'ya ya da İbn-i Sina'ya gitmez mi? Ben şahsen giderim.
Öyleyse Lösev niye kasabın önündeki kedi gibi boynunu büküyor? İnsanları niçin bu işlemi yapabilen tıp fakültelerine yönlendirmiyor? Niçin işbirliği yapmıyorlar? Tanıtımları için o kadar broşür basılıyor, hiçbirinde Çapa Tıp veya İbn-i Sina'ya ilik bağışı yapılabileceği yazmıyor mu?
İkinci sorum da şudur ki;
*Lösev Çapa'nın ve İbn-i Sina'nın yetersiz olduğunu inceden inceden söylüyor sitesinde.. Eğer amacı lösemili çocuklara yardım etmekse oturup bir anlaşma yapsalar, fon neyin açsalar; fakülteleri yeterli hale getirseler olmaz mı? Sonuçta Lösev'in adı bile yeter. Her şeyden önce güvenilir bir kurum olduğunu düşünüyorum.
Eğer amaçları lösemili çocuklara yardım etmekse basit bir yönetmelik nedeniyle vaz mı geçecekler yani? Birşeyler yapmıyorlar mı?
Lösev'de gönüllü olarak çalışanınız, bilgisi olanınız varsa beni aydınlatabilir mi? Lösev zaten bu çalışmaları yapıyor mu? Yapmıyorsa niye yapmıyor? Yapıyorsa nasıl destekleyebiliriz?
Bu arada Lösev'e bağışta bulunmak isterseniz;
Avea, Turkcell veya Vodafone'dan 3406'ya SMS atabiliyormuşsunuz. Mesaj bedeli 10 YTL + 2 SMS'miş. Hani aklınızda olsun diye..
This is a BAŞLIK.
Yazılı.. Yazılı.. YAZILI.. Yazılı..
S.. S.. O.. S..
Beynim pörsüdü. Gün itibariyle favori dersim olan matematik yazılısını olduk, bitti. Yarın Türkçe. Ahey ahey ahey..
Bu arada saatlerdir internette manyak manyak geziyorum; perspektif algımı yitirdim. Ekran bi uzak, derin; bir de acayip yakın. Yanımdaki ceviz kabına televizyon ekranının arkasından bakıyormuşum gibi. Geçer di mi?
Bir de ne var biliyor musun dear okur, ananemle Pictureka oynadık.
Kendime geldikten sonra yazacağım.
Yahşi Batı'yı da izledim. Kötü. Neyse benim daha 130 ink. tar. sorusu çözmem lazım.
Siii yu.
S.. S.. O.. S..
Beynim pörsüdü. Gün itibariyle favori dersim olan matematik yazılısını olduk, bitti. Yarın Türkçe. Ahey ahey ahey..
Bu arada saatlerdir internette manyak manyak geziyorum; perspektif algımı yitirdim. Ekran bi uzak, derin; bir de acayip yakın. Yanımdaki ceviz kabına televizyon ekranının arkasından bakıyormuşum gibi. Geçer di mi?
Bir de ne var biliyor musun dear okur, ananemle Pictureka oynadık.
Kendime geldikten sonra yazacağım.
Yahşi Batı'yı da izledim. Kötü. Neyse benim daha 130 ink. tar. sorusu çözmem lazım.
Siii yu.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)