yörüngede mim bulundu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yörüngede mim bulundu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Kıtipiyoz Hatunun Mutsuzluk Krizi

Blogunu valhallaya göndermiş şeker insan -nedennn diye sorup sorup ağlıyorum.- Uykucu'm beni milattan önce mimlemişti. Ama yazmaya bir türlü fırsatım olmadı aziz okurlarım.
Konu şu, üzgünken ne yaparım?

Mıymıntılıkta sınır tanımadığımdan mütevellit, ben sık sık üzülürüm. Film izler üzülürüm, kitap okur üzülürüm, yağmur yağar üzülürüm, güneş açar üzülürüm. Genel itibariyle bir süre sessiz bir ortamda kalıp kendi kendime sorular sormam, üzülmem için gereken eser miktarda efordur. -sorular sorular ne gibi sorular: teoman müziği neden bıraktı? matematikten kaç alırım ki? genç adama niye öyle dedim ki? genç adam bana niye öyle dedi ki? haftasonuna kaç gün var? teoman müziği neden bıraktı? neden bu kadar salağım ki ben? dersin bitmesine kaç dakika var? çok sağlıklı beslensem 200 yıl yaşar mıyım? dali hakiyi sever miydi? teoman müziği neden bıraktı? bugün uyuyabilecek miyim? niye nefret etmeye bu kadar meyilliyim? yaşlanınca huzurlu olabilir miyim? teoman müziği neden bıraktı? sinema okuyabilir miyim? on yıl sonra ne yapıyor olacağım? benden ne olur ki? izlanda'ya gidebilecek miyim? bu kısa çizgi arası ne zaman bitecek?- Fark edilebileceği üzere mutsuzluk krizlerimin genel sebebi ergenlikten başka bir şey değil efendim. Ama arada gerçekten üzülmeye değer bir şey de oluyor hani. -sevdiğim biri ölüyor ya da embesil herifin teki kedi yavrusunun boynuna kırık camdan bir halka geçiriyor vesaire.- O zaman da üzülmek yerine sinirlenerek farkımı yine ortaya koyuyorum. -manyak gibi bağırıyorum. manyak gibi.- Ergenliğin de bir raconu, bir adabı var üzerinize afiyet. Hani kolay sanıyorsanız bu işi, bilin ki değil. Ben senelerimi verdim mesela, uzunca bir süre bu alandaki tecrübemi konuşturmayı planlıyorum; 30larıma kadar filan.


Ne diyorduk nereye geldik azizim. İşte böyle zamanlarda ben ne yapıyorum, hayvani uzunluktaki girizgahın ardından bunu irdeleyeceğiz. -irdelemek en tiksindiğim eylem. geçen seneki dil anlatım, bu seneki edebiyat öğretmenime sıpeyşıl tenks. ama insanın diline yapıştı mı da kurtulmak zor. annah.-

Ben üzgünkeeen, -böyle bir satır yapmalıydım ki ana-akım-gazete-köşe-yazısı mizansenini yaratabileyim.-

**Müzik dinliyorum. -ergenliğin hakkını verdiğim yerler.-
Mesela Teoman'ın Dursun Dünya'sı, Mika'nın We are Golden'ı ve We are Young'ı, Charlotte Gainsbourg'un Tel Que Tu Es'si ve Heaven Can Wait'i, Sigur Ros'un her şeyi bende başı gözü dağıtma etkisi yapıyor. Hönkürüyorum, o derece. Ağlayıp rahatlıyorum.
Kulaklıklarımı takıp oda yabanisi ya da pencere kenarı sinsisi oluyorum. Oh.

**Pilgrim filmlerimden birini izliyorum.
Pilgrim filmlerini nasıl açıklarım bilmiyorum. Tam bir tanımını şu an yapamam, biraz kafa yormam lazım. -en sevdiğim filmler gibi, ama değil. a clockwork orange en sevdiğim filmler listesine kafadan girer, ama bir pilgrim filmi değil. izlemekten bıkmadığım filmler gibi, ama değil. SW ya da LOTR izlemelere doyamam, random bir zamanda random bir SW ya da LOTR filmi izlemeye asla hayır demem, ama pilgrim filmleri için bu koşul geçerli değil. onların özel zamanları var.-
İsmini açarsam anlatmaya bir adım daha yaklaşırım sanıyorum, pilgrim malumunuz üzere hacı, seyyah, yolcu ya da ziyaretçi demek. -sesli sözlük terk.- Yani bu filmleri ziyaret ediyorum diyebiliriz. Evet, bu oldu. Zaman zaman bazı filmleri ziyaret etmek bana iyi geliyor, bu filmlere de Pilgrim Filmleri diyorum.

**Yazıyorum. Daktilo sesinden daha muhteşem bir antidepresan yok çünkü.
Genelde yazdıklarım bir naneye benzemediği için yırtıp atıyorum, çünkü beni rahatlatan bir şeyler üretmek değil; yazma eyleminin bizzat kendisi.

**Sevdiğim resimlere bakıyorum. Bu inanılmaz iyi geliyor, çok deli kafa dağıtıyor. Dali'ciğimi de bu konuda tek geçerim. Börliğn'deyken sergisine gidip sulu gözlerle çıkmıştım. -burada tatilimin havasını atıyorum efendim.- Ha işte o serginin hediyelik ıvır zıvır bölümünde seçme eserlerinden oluşan bir albüm vardı. O hayatımın albümü şu sıralar. Bakıp bakıp dağılıyorum. Resim izlemek çok başka bir haz yahu.

**Harita inceliyorum. İzlanda'nın belli başlı akarsularını ezbere sayarım size, öyle diyeyim.
Resim izlemek gibi, harita incelemek de çok acayip kafa dağıtıyor. -şimdi arka arkaya sıralayınca fark ettim de ben üzgünken bildiğin sapıtıyormuşum ha.-

**Çikolata yiyorum.

**Sevdiğim insanlarla konuşuyorum. Mesela Macaron'um bu listenin tepesinde. Ne zaman konuşsak kahkahadan nefesim kesiliyor. Hatun iyi geliyor bana, net.

**Çiziyorum. Genelde doodle ayarında ya da pixel art kıvamında oluyorlar ama eheh. -büyüyünce picasso olucam. yek yeaa frida olucam ben. off çok seviyorum kadını yaa. ÇOK.-

**Suya dokunuyorum. Çocuk gibi oynuyorum-bardaktan bardağa transfer etmek, masanın üzerine tuhaf şekilli damlacıklar çizmeye çalışmak gibi.-, ya da üstümü ıslatıyorum-ıslak t-shirt giymişliğim çoktur.- En olmadı küveti doldurup içinde Buddha gibi oturuyorum bir süre.

**Düşünüyorum. Üzgün ve mazoşistken kendime yaptığım en acımasızca şey bu. Deli gibi düşünüyorum, halının altına attığım her korkumu ve kaygımı kanatana kadar düşünüyorum.
Bunu yapacak kadar kafam bozuksa üç dört gün ruh gibi dolanıyorum, bağıra bağıra itiraz edip çevremdekilere huysuzluklarımdan bir demet sunuyorum.
Yukarıdaki bütün alternatifler yolun buraya çıkmaması için icat edilmiş şeyler.

Evet okurlarım canlarım, bir hönkürüşümün daha sonuna geldik. Mim yazmaya bayıldığımı söyleyip yapımda ve yayında emeği geçen arkadaşlarıma teşekkür ederken sizi de yanacıklarınızdan öperim. Kendinize çok iyi bakın, inanılmaz iyi bakın.
Şimdi Mika'dan bana gelsin taam mıa.


You've got cucumbers on your eyes.

Var yaaa yıllar sonra mim yazıyoroooooolololo. Ehhey! -mutluluktan dili dolaşan insan ben. miribağ.-
kedicik'e kocaman teşekkürler :*

On yıldır filan reklamını yaptığım mimimin -hemen sahiplendim ama. mimim.- konusu, 15 yıl sonrası. Noolmuşuz ne kalmışız, naapmışız neetmişiz, maç kaç kaç, kırmızılılar mı bizim takım?

Önce müziğimizi koyalım, oynatalım Sam'cim!


Başlar başlamaz 'Björk mü abi bu yeaa?!' dedirten ama aslında biraz farklı olan elektronik müzik. -elektronik müzik deyince aklına hande yener gelenler, sizi var ya... aklına lady gaga gelenlerle çarpıştırırım, güvenli mesafeden izleyip eğlenirim.-


Şimdii, benim matematiğim çok korkunç olduğu için yeni andıroyit tilifonumun -nokia sizlere ömür...- hesap maakinaasından baktım -merak eden hasta ruhlu matematikseverler için işlem: 2012+15-1996=31 - ki, 15 yıl sonra ben ciddi ciddi, bildiğin 31 yaşında oluyormuşum. Vay anasını.

Büyük insan oluyorum ya ben 15 seneye kadar. Durumun ciddiyetinin farkında mısınız abilerim ablalarım? Büyüyorum ben, alovvv. Aaa yani. Aa.
Zevk-ü sefa içinde geçireceğim 15 yılım kalmış. İnsanı en verimli çağında büyütüyorlar abi yaa. Of.


Şimdi benim belli kriterlerim var, büyüyünce olmam gereken şeyler. -kriterleri neye göre mi belirledim sayın okurlarım? -sorarım da cevaplarım da. öyle bir samimiyet yakaladık burada.- tabii ki izlediğim filmlerdeki ve okuduğum kitaplardaki badass karakterlere göre belirledim. evet. olgunluk, over 9000!!!-

Kitap ve film ihtiyacımı karşılayacak paramı İzlandaca'dan ve İspanyolca'dan çeviri yaparak kazanayım, hangi coğrafyayı aşerirsem orada yaşayayım. Bir bakmışşın Küba'dayım, bir bakmışsın Moskova'da. Ahay. -saçımı savurdum.-
İnsanlar yapmaktan en çok zevk aldığım işi yapmam için bana çuvallarca para ödesinler, ben de İngiltere yakınından ada satın alıp -çünkü sıcak iklim sevmiyorum.- Dünyayı Değiştirme Cemiyeti'ni -yararlı cemiyetlerden.- oradan yöneteyim. -dünyayı değiştirme cemiyeti on yıldan fazla zamandır hayalim de. ehe. ajan olamayacağımı keşfettikten sonra -insan öldüremem, haliyle dandik bi ajan olurum. yaş iş.- dedim o zaman gizemli ve faydalı bi insan olayım. oh yes.-
Ha bi de nihayet doğru düzgün bi Brit aksanına sahip olacağım 15 yıl sonra. Üzerinde çalışıyorum. Ağzımda kalemle.
Ayrıca petrol yeşili bi Volvo C30'um olacak. Bir de açık mavi Vosvos'um Eheey.
Embesil Amerika'nın Ortadoğu'yu ve Afrika'yı rahat bırakması için de saman altından su yürütmeyi planlıyorum. Karanlık işler. Uuu beybi.
Afrika'ya temiz su sağlayacak işlere sponsor olacağım, Dünyayı Değiştirme Cemiyeti sağ olsun ^.^
Ha bir de horoz şekeri yapma makinem olsun istiyorum.
15 yıla kadar bacak boyumda da bir atış bekliyorum.
Nicolas Cage'inki gibi bir ev istiyorum, böyle Yasak Orman gibi bir ormanın bağrında olsun ama içinde bissürüüüüğ insan yaşasın istiyorum. Büyükçe bi köy gibi. Ay çogzel olur. En sevdiğim insanları toplarım var ya ufff çogzel olur.
Simya öğrenmek istiyorum. Altın ya da ab-ı hayat için değil, çok mistik ve çok felsefi olduğu için. -felsefik diyen insanlar, size çok kıl oluyorum. ÇÜNKÜ FELSEFİK DİYE BİR SÖZCÜK YOK TÜRKÇE'DE. YOK.-
Bir de kendi parfümümü yapmayı başarmış olmak istiyorum. Her denemem ayrı bir fail, 15 yıl içinde sağlam bir formül yazmış olmalıyım bence.

Evet efendim, on beş yıl sonrasına dair hayallerim şimdilik bu kadar.
Realist başlamak istedim ama olmadı, aldı yürüdü adeta. Ama Cemiyet kurulacak, ciddiyim. -vakıf serisinin fanı olarak bu işler hakkında yeterince bilgi sahibi olduğumu düşünüyorum.-
Hepinizi kocaman kocaman öperün, hayırlı bayramlar :*

coming soon: bir mim daha! heleleyelele! Uykucu'ya teşekkürler ^.^

√49

Uykucu'm sağ olsun beni mimleyivermiş. Ödülmüş mü neymiş bu. Öyle bi şeymiş bu.
Teşekkürlerimi ilettikten sonra hakkımda 7 gerçek yazmam gerekiyormuş.
Bundan gayrı yeni mottom az laf çok iş. -bir demet ucuz ironi.- O yüzden hemen başlıyorum.

:1: Ortalama bir günde yatağa yatmamla uykuya dalmam arasında geçen süre yaklaşık 40 dakika. Evet, 40 dakika. Zira beynim kendi kendini kapatma konusunda ciddi sıkıntılar yaşıyor.
Işıkları söndürüyorum, yorganıma sarılıyorum ve aman Tanrım! Gözümün önünde bir karnaval beliriyor. -bu konuyu detaylarıyla anlatıp koskoca bir yazı çıkartabileceğimi fark ettim tam bir fırsatçı olarak.-
Velhasıl kelam, kolay kolay uykuya dalamıyorum ve bunu yapan insanlara da muhteşem bir hasetle bakıyorum.

:2: Beynim adeta bir bilgi çöplüğü. Omuzlarımın üstünde devasa bir 'Bunları biliyor musunuz?' arşivi taşıyorum. Örnek vermek gerekirse..
*Roald Dahl Charlie'nin Çikolata Fabrikası'nı ilk yazdığında oompa-loompa'lar simsiyahlarmış. Sonra 'Irkçı oldu ya bu.' diyerek bukalemuna çevirmişler pigmeleri. -bir ara beyaz oluyorlar, bir ara turuncu oluyorlar filan.-
Şimdi söyleyin bana bu bilgiyi nerede kullanabilirim? Nerede işime yarar? -sessizlik.. buz gibi bir sessizlik..-

:3: Karamelden hoşlanmam. Hem de hiç.

:4: Arkadaşlarımın ortak kanısına göre bazen açık sözlülük olayını abartabiliyormuşum.
Halbuki entel bir tartışma ortamında herkes mutlu olmak için yalan dinlemenin saçma olduğunu kabul eder. Pratiğe gelince niye yamuluyorlar anlamıyorum. Ayrıca üzülmesin diye yüzüne söyleyemedikleri şeyi o gittikten sonra aralarında konuşmaları ve dahi gülmeleri, sorarım sana dear okurum, daha mı etik?!
Adını hatırlamadığım birinin dediği gibi, gerçek sizi özgürleştirebilir ama önce çok kızdırır. -ufuu, tanık göstermeye kadar gittim.-

:5: Sinesteziden muzdaribim. Şarkıları koklayabilirim, fotoğrafların tadını alabilirim, kelimelerin dokularını hissedebilirim.
Bundan kötü bir şeymiş gibi bahsediyorum, evet. Çünkü çoğu zaman filmlerden, müzikten, kitaplardan bir başkasının alabileceğinden daha fazla zevk alsam da bazen çok yoruluyorum.
Kötü bir şarkı duyduğunuzda ne hissettiğinizi düşünün bir. İşitsel olarak rahatsız oluyorsunuz, değil mi? Bense iğrenç bir yüzeye dokunuyorum, plastik kokusu alıyorum.
Ayrıca sayılarda hiçbir şey hissedemiyorum. Sonsuz bir siyah beyazlık. Matematikten nefret etmek için devasa bir sebep daha.

:6: Şimdiye kadar şöyle ya da böyle bir muhabbetimin olduğu herkesi ellerinden tanıyabilirim. Herkesi.

:7: Eğimli yerlerde fevkalade rahatsız oluyorum. Öyle böyle değil, ÇOK rahatsız oluyorum. İçim sıkılıyor.
Engebeli arazi değil, eğimli arazi. Yokuş gibi.
Uff, iğrenç bir şey yaa.


Eveet, bir mimimizin daha sonuna gelmiş bulunmaktayız. Şimdi el ele tutuşuyoruz, gözlerimizi kapatıyoruz ve yüksek sesle tekrar ediyoruz:
"Geveze coğrafyadan 100 alsın.. Geveze matematikten de 100 alsın.. Geveze coğrafyadan 100 alsın.. Geveze matematikten de 100 alsın.. Geveze coğrafyadan 100 alsın.. Geveze matematikten de 100 alsın.."

Pinokyo'yla Ben, Sadece Arkadaşız!

Deep'in yolladığı mimlerden birini yazıyorum pek tabii :) Konu yine başlıktan da anlaşılamayacağı gibi yalan hakkındaki düşüncelerim.


Yüksek Ökçeler'i hepiniz bilirsiniz herhalde. Olay bir konakta geçer. Evin hanımı kısa boyundan şikayetçi, hep yüksek ökçeli pabuçlar giyer. Ve sevgili yüksek ökçeleri navigasyon cihazıymışcasına evin namuslu çalışanlarına hanımın nerede olduğunu bildirir ki onlar da namuslu hayatlarına devam edebilsin.
Bir gün sağlık nedenleri dolayısıyla yüksek ökçeler rafa kalkar, yerine pofidik terlikler gelir. Hiç ses çıkarmaz bu terlikler, hanım nerede ne yapıyor anlamak mümkün olmaz. Haliyle konaktaki namuslu, dürüst çalışanlar kendilerini muhafaza edemezler, namusları da dürüstlükleri de elden gider. Sessizce onları izleyen hanımları konakta fır dönen dolaplar yüzünden çok daha rahatsız olduğunu fark edip güzel yüksek ökçelerine geri döner.


Yalanla aramızdaki çalkantılı ilişkiyi bundan daha iyi anlatan bir öykü bulamam sanıyorum.
Evet, bazen ben de bazı gerçekleri saklama ihtiyacı duyuyorum. Ama berbat bir yalancı olduğum için genelde retorik denen muhteşem sanat yardımıma koşuyor.
Yalanı yaklama konusunda pek başarılı değilim, ama rasyonalizme duyduğum büyük tutku bazı gerçekleri bir şekilde bilememe olanak sağlıyor. Yine de ayakta uyutulmaya hayli müsaitim.

Eğer yalanı performe eden zat benim için pek de kıymetli değilse öyküdeki gibi yaşamaya devam ederiz. Ama sevdiğim, değer verdiğim biri bana yalan söylerse bir parça şirretleşirim. Elm Sokağı'nda kabus görürüz birlikte. Zira birini seviyorsam güvenebilmem gerekir, güvenemiyorsam zaten sevmiyorumdur.

Yaş Odunla Ağızlarına Ağızlarına Vurulasıcalar!

Deep'in sponsorluğunda bir yazıyla daha karşındayım dear okur. En son geçen yüzyılda yazı yazdığımın farkındayım, komşunun batmasından istifade ada görmeye gittim.
Malum, 2015'e kadar adaları elden çıkartacaklarmış. Dedim Kos'u alsam ne güzel olur. Şimdilik 461 liram var, destek çıkarsanız adayı aldıktan sonra bulvarlara sokaklara isminizi veririm. -politika damarlarımda akıyormuş, şu an keşfettim.- Birkaç milyon dolar tek ihtiyacım. Orada Geveze Cumhuriyeti'ni, ya da ne cumhuriyeti yaaa Geveze Krallığı'nı kurmayı planlıyorum. Oh.

Konuyu dağıta dağıta nerelere geldim fekat. Mimim var, onu yazacağım: Gıcık olduklarım.



  • Matematik. En saf haliyle, gerek dört işlem gerek modüler aritmetik. Nefret ediyorum, gıcık oluyorum.

  • Naylon poşet insanları. Onlar ki küresel ısınmayı hiç ciddiye almaz, onlar ki 'Ben öldükten sonra penguenleri kim takar oolum yeeeaaa' der. Geveze ki onları yaş odunla döver.

  • B sınıfı filmler. Bugün bir sinema endüstrisinden söz edebiliyorsak sebebi bu filmlerdir kanımca.

  • Amerika. Hakikaten, Kafka'cığım yazsa bile sevemiyorum. Bir soğukluk var ki içimde, sorma gitsin. -o da bana bayılıyordu zaten olanca 250 milyon nüfusuyla..-

  • El bileklerim. Özellikle de sol. Zira durduk yerde inciniyor ve beni deli ediyor. Sorumluluklarının farkında olmaması da cabası. Saat taktığım bilekte bir oturaklılık, bir saygı arıyorum efendim. -oturaklılık dedim ya, ananem resmen gururdan ağlayacak şu anda.-

  • Sabahları uyanmak. Evet, sabah uyanmak istemiyorum ben, gece uyanmak istiyorum. Gün ışığını göre göre uyanmak çok sinir bozucu. Saat 9 da olsa 12 de olsa az uyumuşum gibi geliyor.

  • Kabuğu soyulmamış domates. Yerken o kabuk öylesine gıcık ediyor ki beni.

  • Fransızca ve/veya İspanyolca bildiğimi bir şekilde duyduktan sonra benden o dilde küfür öğrenmeye çalışan insanlar. Öylesine deli ediyorlar ki beni..
    'Fransızca/İspanyolca konuşsana biii..' diyenlere gıcık olmuyorum mesela, onlar öylesine naif, şirin insanlar ki. En güzel duygunun insanı onlar! Sırf onlar için ezberimde 11 İspanyolca, 6 Fransızca şiir var. Okuyorum, mutlu oluyorlar.
    Ama o küfür insanları fıtık ediyorlar beni. Günlük konuşmayla böylesine ilintili bir şeyde yetkin olmam için o ülkede en azından birkaç ay bulunmam gerektiği gerçeği bir yana -ki ben ne fransa'ya ne ispanya'ya gittim. ühü.- neden küfür öğrenmek isteyeyim ki yahu!

  • Öğrencileri SBS puanlarıyla sınıflandıran manyaklar. Yerleştirme puanımın 491 olması beni Albert Einstein yapmıyor, sakin olun lütfen! -ama onun kadar güzel dil çıkartırım, o ayrı.-

  • Notla tehdit eden öğretmenler. Çölde kaybolmuş yolcuyu susuzlukla tehdit etmekle aynı şey bu yaptığınız.

  • Aşırı duygusal insanlar. Ama çok aşırı böyle. 'Gevezee, elbisem nasııl?' diye çirkiiiin mi çirkin bir elbiseyle çıkıp geldiklerinde 'Eehem, fena değil :)' gibi bir yanıt alıp da 'Sen beni hiç sevmiyorsun ama yaa, hep bana soğuk davranıyorsun zaten.' diyen korkunç insanlar. Gıcık ediyorlar beni.

  • Kaybolan eşyalar.

  • Heyecanla yaptığım programımın dış etkenler yüzünden bozulması.

  • Sabit fikirlilik.

  • Yüzmek. Çok sıkıcı. Bir sporda heyecan ya da rekabet olmaması uykumu getiriyor.

  • Sarı.

  • Fırfır.

  • Odamı toplamak zorunda kalmam.

  • Diplerimin çıktığını göre göre 'Saçının kendi rengi mi buu?' diye soran insanlar.

  • Bembeyaz ayakkabılarını her daim temiz tutan insanlar. Çok kısıkanıyorum onları, öyle böyle değil.

  • Kırılan ucun kalemin içine sıkışıp kalması. Kanser bile eder insanı.

  • Ütüsü bozulmuş gazete. Sayfaları cetvelle ayarlanmışcasına muntazam bir düzene sahip değilse bir gazeye okunmaz bence. Hep diyorum benim gibi takıntılılar için zımbalasınlar şu gazeteleri diye ama kimsecikler duymuyor sesimi. Sırf bu yüzden kapıda pusu kuruyorum evdeki herkesten önce gazeteye ulaşmak için.

  • Kağnı hızında bilgisayarlar.

  • Şiir okuduğunu zannedip aslında bağıran, ağlayan, sümküren ve tükürenler. İçim sıkışıyor onları görünce.

  • Yazılı olmak. Çok geriyor beni.

  • Sıcak hava. Sırf bu nefret yüzünden emeklililk günlerimi İzlanda'da geçireceğim. Hatta manyaklığın dibine vurup tanıdıklarımı İzlanda'daki yazlığıma davet edeceğim. -şair burada ne demek istemiş: kimse gelemeyeceği için bir başıma serin havada björk dinleyip aurora izleyeceğim. nihohoh-

Gorki'nin Çocukluğu Halt Etmiş!

Dikkat: ÇOK u z u n bir yazı.

Merhabalar dear okurum, canım ciğerim, bir tanem. Bugün burada bulunuş amacım yine bir mim, hep bir mim. Deep ve Uykucu beni yaklaşık 6 ay kadar önce mimleme inceliğini göstermişler, ama ben o incelikten yoksun bir odun olduğum için daha yeni cevap veriyorum.

Konu, -başlıkta hiçbir ipucu vermememe rağmen kolaylıla tahmin edebileceğini bildiğim- çocukluğum. Az laf çok iş -bunu benim söylemem tabii ki ucuz ironiden başka bir şey değil-, başlıyorum.

*****

Konuya tabii ki Geveze'nin doğumuyla başlıyoruz.. Yanımda Senirkent Doğumevi'nden bir ebe var. Kendisi izlenimlerini bizimle paylaşacak.

"Yıl 1996. Takvimler 18 Şubat'ı gösterir, saat gece 10'u geçerken süpersonik bir insan, aynı zamanda bir doktor hanfendi doğumhanemize teşrif etti. Kendisi Geveze'nin annesiydi.
"Saat 11'e 20 kala o kış gecesi birden ısınıverdi, gökteki yıldızlar daha bir parlak; ay ise daha bir tabbak gibiydi. Etraf birden sessizleşmiş, bütün dünya bir bekleyiş içine girmişti. Derken doğumhanemizin etrafı bir ışık halesiyle kaplandı.

"Tam o heyecanlı bekleyiş anında Fransa'da kendini bilmez bir çikolata şefi işini yapmaya devam ettiği için zavallı çocukcağız bir çikolata bağımlısı olarak dünyaya geldi. Tabii ki o muhteşem sessizlik bozuldu, zira küçük, sevimli ve huysuz Geveze'cik doktora 'Neaaber moruk! Agugahahahah!' diyerek hepimizi şaşkınlığa gark etmişti.

"Bu şaşkınlığın ardından birkaç gün geçti geçmedi ki, Isparta'ya bir bolluk bir bereket çöktü. İnsanlar daha mutlu, güller daha kokuluydu. Bense tüm bunlar arasındaki bağlantıyı aradan geçen 16 yıldan sonra kurabiliyorum. Geveze sağ olsun, Isparta'mızın tarhinide bir mihenk taşı. Bugün Isparta'yı Isparta yapan o muhteşem şubat gecesidir..."

-evet, böyle mübarek bir insan olduğumdan daha önce size hiç söz etmediğimi biliyorum. tevazu başka bir şeye benzemez tabii-

Bu harika doğumdan sonra sarılık olmuşum. Kanımın değişmesi gerekmiş, ve benim kahraman ananem bana kan vermiş. Başka bir deyişle, ananemle ben kan kardeşiyiz.
Belki de bu yüzden, ananemle aramdaki ilişki klasik bir anane-torun ilişkisinden çok daha fazlası oldu hep.
Ananem bana bakmak için doğduğumdan beri bizimle kalıyor. Ki kendisi benim ilk öğretmenim, ilk sırdaşım, ilk arkadaşım ve birçok şey daha.

Çocukluğum da bu motiflerin etrafnda dönüyor zaten. Kelimenin tam manasıyla bir apartman çocuğu olduğum için hiçbir zaman etten kemikten arkadaşlarımın sayısı çok olmadı. Daha çok boyalarım ve kitplarımla eğlendim diyebilirim.
Bir sürü hikâye kitabım vardı, anneme, ananeme, dayıma ve teyzeme okuta okuta ezberlemiştim. -ki bu ezberlerin okumayı öğrenmemde büyük bir payı var- Birinden birini kıstırdığımda bütün kitaplarımı baştan sona okuturdum ve bu da malum, saatler sürerdi. Birkaç defa dayım satır, sayfa filan atlayarak okumayı denemiş ama yememişim yani: 'Hayıır, orada şu vardı!!!11! Hayır, yanlış okuyorsun!1!!!'

Sokak maceralarım hiç olmadı. Evde legolarım, yapbozlarım, teletabilerim ve ananemle zaten çok eğleniyordum, eksikliğini hissetmedim diyebilirim.
Hatta onların yerine ballandıra ballandıra anlattığım tiyatro anılarım oldu. -ben küçükken annem ankara dt'de kurum doktoruydu ve bu benim için zamanın en forslu işiydi.- Arkadaşlarıma hâlâ Rüştü Asyalı'nın başımı okşayışını, benimle muhabbet edişini bir Oscar töreniymişcesine anlatırım :))

Sanırım arada manyaklaşmamın sebeplerinden biri de küçükken yüksek dozda aldığım Esra Ceyhan. Zira küçüklüğümde tam bir televizyon bağımlısıydım. Sırf bu yüzden mutfakta duran televizyonu uyuduğumuz odaya taşımıştı annem, televizyonsuz uyumuyordum çünkü.

Fazla hareketli olduğum için pek zapt edilemediğimi anlatır annem hep. Ananem evde beni oyalamak için daha 4 yaşındayken filan matematik öğretmişti bana. Durmadan sayıları birbiriyle çarpıp çıkartıp oyalanmışım bir süre. Ama ondan da sıkılmışım. 4,5 yaşındayken fiilan da okumayı keşfedişimi buna bağlıyorum: uğraşsızlık.
Ama bu bilimsel çalışmalar enerjimi harcamamda bana pek yardımcı olmadığı için spora başlatmaya karar vermişler. Byoum da hayli kısa olduğu içn basketbolun iyi bir seçim olacağı kanısına varmışlar.
İyi de yapmışlar. Zira Efes'te çok ama çok eğlendiğimi hatırlıyorum. Bayılırdım oraya. Tiyatrodan sonra en büyülü yerdi benim için.

Derken okula başlamışım işte. Anaokulunun yeri ayrı olsa da genel itibariyle belli saatler arasında belli bir mekanda bulunup bana söylenenleri yapmak pek hoşuma gitmiyordu. Etrafımdakilerin de bu kadar yavaş öğrenmesi pek yardımcı olmuyordu, ÇOK sıkılıyordum. Bu yüzden müdür yardımcısı annemle konuşup bana sınıf atlatmayı teklif etmiş. Ama annem kabul etmemiş.
İyi de yapmış aslında, yaşıtlarımla birlikte okumam daha mantıklı bence.


Evet, bu çocukluğumun Ankara'da geçen kısmı. Bir de Aydın var pek tabii.
Ankara'da Aydın'dakienden daha sosyal olduğumu söyleyebilirm. Daha çok arkadaşım vardı ve özellikle birkaç tanesiyle frekansımız tutuyordu, her şeyi konuşabiliyorduk ve birlikte çok eğleniyorduk.
Ama Aydın çok farklıydı. Şehir ufacıktı, mabedim tiyatro yoktu, insanlar değişikti, iklim değişikti. Suları bile kireçliydi! Kimse beni anlamıyordu, kimse okuduğum kitapları okuyup izlediğim filmleri izlemiyordu. Haldun Dormen'i tanımıyorlardı bile.
Okul değiştirene kadar epey asosyaldim Aydın'da. Yazıp çizmeye abandığım dönemlerdi. Yetenekli olduğumu keşfedişim çok güzel bir duyguydu. Demek ki farklıydım, o yüzden böyle oluyordu. -egom boyumdan büyükmüş yahu-

Günlük tuttum, defterler doldurdum. Ama birilerinin okumasını istiyordum, defterler bana yetmiyordu. Derken blogumu açtım.
Bu sıra okul değiştirdim. Öğretmenlerimi çok ama çok sevdim; beni dinliyor, benimle vakit geçirmekten hoşlanıyorlardı. Sınıfımdakilerle kaynaşmam için epey uğraştılar. Büyümenin de getirdiği bir sosyalleşme çabasıyla pek çok arkadaş edindim, dünya gözüme daha güzel görünmeye başladı.


Çocukluğumun özeti budur herhâlde. Şimdi uykucu'mun mimine geçeyim o halde. 'Ben çocukken .... sanırdım'


  • Ben çocukken çikolatanın bir element olduğunu sanırdım.

  • Ben çocukken dünyada hâlâ keşfedilmemiş kıtaların olduğunu sanırdım.

  • Ben çocukken herkesin Türk olduğunu sanırdım. Mesela İngilizler de Türk'tü, İngiliz demek o dilde Türk demekti aslında. Yani hepimiz aynıydık, ifade ediş biçimimiz farklıydı.

  • Ben çocukken birini ikinciye öptüğümde öpücüklerini geri verdiğimi sanırdım.

  • Ben çocukken Rusya'nın hâlâ Puşkin'in, Gorki'nin veya Dostoyevski'nin anlattığı gibi bir yer olduğunu sanırdım. -çok ütopikti benim için. ideal ortam gibi düşün-

  • Ben çocukken insanların ölünce lavabodaki su gibi kaybolduğunu sanırdım.

  • Ben çocukken 'McDonald'a klipsi yook' diye bir reklam metninin olabileceğini sanırdım.

  • Ben çocukken Prens Charles'ın kral olduğunu sanırdım.

  • Ben çocukken sayların birer karakteri olduğunu sanırdım. -bir Pisagor olma potansiyeli taşıyormuşum-

  • Ben çocukken Amerika'nın ,AB'ye üye olduğunu sanırdım. -coğrafyam zayıfmış.-

  • Ben çocukken başkenti İstanbul sanırdım. -Ankara olduğunu öğrenince çok gururlanmıştım.-

  • Ben çocukken bir Kelt'in reekarnasyonla 2000lere gelmiş hali olduğumu sanırdım.

  • Ben çocukken Cüneyt Arklın'ın isminin Cüney Tarkın olduğun sanırdım. -ulamanın suçu-

  • Ben çocukken Peter Pan'in gerçekten varolduğunu sanırdım.

  • Ben çocukken Tarkan'ın gelmiş geçmiş en süper şarkıcı olduğunu sanırdım.

  • Ben çocukken Enflasyon Canavarı'nın elinde bono ve çeklerle gezen, canı itediğinde her şeyi enflasyona uğratan manyak bir ekonomist olduğunu sanırdım.

  • Ben çocukken yavru kedilerin hiç büyümediğini, hep yavru kaldığını sanırdım. Enikler büyür, yavru kediler öyle kalır.


Evet, bu devasa yazının da sonuna geldik dear okur. Buraya kadar gelebildiysen alnından öptüm.
Deep beni çok mimlemiş, daha bir sürü mim yazacağım. Takipte ol.

Back to the Future Gibi Mim

Deep beni mimlemiş, o da olmasa mim düşmeyecek bloguma; az önce fark ettim :))


Şimdi zaman makinem varmış gibi davranıyorum ve nereye/ne zamana gitmek istediğimi anlatıyorum. Olay bu. -zaten başlığa bakınca kafanda en küçük bir fikir bile oluşmadı diy mi dear okur-

Profilimde de bahsettiğim gibi Keltlere ve Vikinglere karşı acayip bir takıntım var. Haliyle zamanda seyahat edebiliyor olsaydım 8. yüzyıl Man Adası güzergahım olurdu. Kelt ayinlerini izler, Druidlerle sohbet eder, Vikinglerle engin denizlerde seyahat ederdim.

















Keltler Zamanına Gidince Yapmadan Dönülmemesi Gerekenler




  • Keltçe başta olmak üzere o dönemde konuşulan dilleri öğrenmek

  • Stonehenge ve Newgrange ile ilgili soru işaretlerini aydınlatmak

  • Kelt müziğine dair ne varsa öğrenmek

  • Seyahate çıkmaya hazırlanan bir Viking gemisinin gövdesinde şişe kırmak

  • Halk hikayelerini ve mitolojiyi ezberlemek ya da kaleme alıp geleceğe getirmek

  • Fotoğraf çekmek ambiyansı rezil edeceğinden bol bol resim çizmek

  • Efsane/destan konusu olma potansiyeline sahip olaylarda önemli rollerden birini üstlenmek, 2010lara dönünce Vikipedi'yi açıp kendi kendine gururlanmak

  • Tapınak yapımında çalışmak

  • Önce adanın sonra Viking topraklarının her santimini gezmek, beyne kazımak. Adeta binaları ezberlemek.

  • Birkaç deniz olayına karışmak.

  • O zamanın modasına uymak, o zamanın yemeklerini yemek, o zamanın adetlerine göre yaşamak.

  • Şehir kütüphanesinde ne var ne yoksa okumak.

  • Halkın içine karışmak, öyle karışmak ki kendini bir aileye orada bulunduğun süre boyunca evlatlık vermek.

  • Saçları iki yandan örüp boynuzlu miğfer takmak.

  • Kılıç kullanmada usta olmak.

  • Birkaç sefere katılmak.

  • Saraya kaçak giriş yapmak.

  • Halka petrolü tanıtıp ondan uzak durmaları gerektiğini anlatmak.

  • Aşka gelmek, maddenin yapısından başlayıp nükleer enerjinin ve savaşın dehşetinden bahsetmek.

  • Savaşın hiçbir şeyi çözmediğini beyinlerine kazımak, barutu tedavüle girmeden kaldırmak.

  • Zavallı halkın beynini püre kıvamına getirmekle kalmayıp tarihin akışını yamru yumru etmek.

  • Kömürü hayatlarına sokmasınlar diye manyak mucit ayarında yenilenebilir enerji kaynaklarını zamana uyarlamak, küresel ısınmaya fevkalade bir kroşe çakmak.

  • Sanatçılarla kanka olmak, onlarla yatıp kalkmak.

  • Druidleri canlarından bezdirmek, peşlerinden ayrılmamak.

  • Bir mimara çırak olmak.

  • Bir şaire ilham perisi olmak.

  • 2010lara dönmekten vazgeçmek, anneyi ananeyi dayıyı teyzeyi yanına aldırtmak. İstemezlerse zorla getirtmek, ailecek orada yaşamak.

  • Okula gitmek.

  • Gelecek, çok gelecek nesillere bir iyilik yapıp matematiğin önünü almak.

  • Vücudun dört bir yanını sembollerle süslemek.

  • Anılarını yazmak, gömmek.

  • Filozoflarla tanışmak ama onlarla az takılmak.

  • Vikinglerin yanında 7/24 balık yemek. Viking gibi yemeyi ve eğlenmeyi öğrenmek.

  • Bir geminin mürettebatına dahil olmak. Daha iyisi, gemide çıkan isyana şahit olmak.

Süper bir şey varmış burada. Müthiş bir şey varmış burada. Harika bir şeymiş.

Ay Lav Yeşilçam

Deep beni mimlemiş sağ olsun, 10 senedir filan da mimi yazıcam ben de, ehi ehi. -şirinlik yapıp suç bastırmak.-


Mimin konusu en sevdiğimiz Yeşilçam filmi. Yaşımdan dolayı mı diyeyim ne diyeyim bilemedim, çok fazla Yeşilçam filmi bilmiyorum. -burada mola verip bir köşede utandım.-


Ama şöyle bir düşününce ilk aklıma gelen Yeşilçam filmi Yol oluyor. Yanılmıyorsam -ki yanılıyor olmam pek muhtemel- 1982 yapımı bir film kendisi. Yandaki afişin tepesinde de görüldüğü gibi Cannes Film Festivali'nde Altın Palmiye almıştır.


Hakkında o kadar çok şey söylenmiştir ki, bana bir şey bırakılmamıştır. Ne söylenmiştir, nedir ne değildir diyen dear okurum aşağıdaki linklere göz atabilir.







Ben, Blogum ve Yine Ben

Uykucu'm bebeyim beni mimlemiş sağ olsun :) Blog açma hikâyemi sormuş. Öyleyse başlıyorum anlatmaya..


Hemen her blogger gibi ben de okur kitlesinden geliyorum.

Ben bundan daha da küçükken, minicik ufacıkken biz Ankara'da yaşardık. Orada iyi bir çevrem vardı, bütün arkadaşlarımı bebekliğimden beri tanırdım ve çok iyi anlaşırdık. Sırf bu yüzden bile Ankara'ya derinden bağlıyımdır, ama bir ekstra sebebim de Devlet Opera Balesi ve Devlet Tiyatrosu'dur, zira annem orada kurum doktorluğu yaptığı için sık sık oyun, opera izlemeye giderdim. Ulus'taki tiyatro binası, antika asansörüyle, duvarlarındaki oyun afişleriyle, televizyonda gördüğüm oyuncuların yanaklarımı mıncırmasıyla bambaşka bir dünyaydı benim için. Bayılırdım oraya :)

Derken annem TUS'u kazandı, Aydın'a yerleştik ve benim depresyonum başladı. Aydın küçüktü, Aydın sıkıcıydı, Aydın'ın tiyatrosu ve alışveriş merkezi yoktu, Aydın'daki sinemada yeni film yoktu, Aydın'da basketbol kursu yoktu, Aydın'da resim sergisi açılmıyordu...
Tüm bunlar beni manyak yapmaya yetecekken bir de okulumu hiç mi hiç sevmedim. O zamanlar bana çirkin gelen normal bir devlet okuluydu, ve okulu güzel bir hale getirmek için arkadaş edinmem gerektiğini maalesef çok sonra öğrendim..
Ben zırt pırt ağlamayayım diye beni oyalamaya çalıştı annemle ananem -ki pek başarılı olduklarını söyleyemem; su çok kireçli diye ağladığımı biliyorum, o kadar psikopatlaşmıştım..

Sanırım bu sıralarda blogları keşfettim. O zamanlar okumak beni tatmin ediyordu, başkalarını dinleyerek arkadaş eksiğimi gideriyordum. Tanımadığım birinin beğenileri hakkında fikir sahibi olmak, üzüntülerini kendimce paylaşmak dikkatimi Ankara vs. Aydın'dan başka bir yere çekiyordu. Derken bir kere daha okul değiştirdim.
Ankara hasreti alt metinli ağlama nöbetlerimi bertaraf etmiştim ki beni dinlerken uyuyakalmayacak bir arkadaşımın olmaması gerçeği yeni okulumda iyice gün yüzüne çıktı.

Beni dinleyecek birinin olmaması; beni okuyacak birinin de olmaması anlamına gelmezdi ki.. İşte bu gazla blogumu açtım :))


Ve mimi demin söyledim'e paslıyorum.
Bu arada soru sorma ihtiyacı duyarsan ya da ne bileyim, canın sıkılırsa da yapacak bir şey bulamazsan buraya tıklayabilirsin bence..

Mimimiz Var A Dostlar

Uykucu'm beni mimleyeli olmuş iki koca hafta. Pervasızca üşenmeyi bırakıp yazma vaktim gelmiş de geçiyor.

Gün içerisinde eğer gerçekleşirse şok geçireceğin şey: 40 saniye kadar düşününce fark ettim ki benim bi günden beklentim minimum düzeyde. O yüzden -bi 45 saniye kadar daha düşünüp- 'sabahları mutlu uyanmak' diyorum. Hani o yataktan neş'eyle fırlayan insanlar var ya, hani yüzünü yıkamaya giderken türkü çığıran insanlar.. İşte ben onları çok kıskanıyorum. Ola ki yataktan kalkarken suratımda turşu gibi bir ifade yoksa, bil ki saat öğlen 1 olmuş.

Gördüğün zaman eğer almazsan uyuyamam dediğin şey: -peki ya anlatım bozukluğu?- Sadece birini mi yazmamız lazım buraya? Yani sevdiğim bir çevirmenin elinden çıkmış bir kitap, koleksiyoner edisyonu bir kitap, el yazması bir kitap, birinci basım bir kitap, ikinci el -ve en az on yıllık- bir kitap, sevdiğim bir yazarın -okuduğum veya okumadığım- bir kitabı, Louboutin ayakkabılar -bir çift louboutin'im yok. ama ne zaman internet sitesine girsem sonraki iki gün uyuyamıyorum.- ve üzerinde kedi ya da baykuş olan herhangi bir şey gördüğüm yerde kucakladıklarım arasında.

Uğruna diyetini bir kalemde bozduğun şey: Çikolata, truffe, pie, macaron, ballı hardal -ki kendisini tüketebilmek için patates kızartması vesaireye ihtiyaç duymuyorum.-, sufle, dondurma, horoz şekeri, inek desenli milka -yani üzerinde beyaz çikolatadan desen olan milka. ayrıca yukarıda çikolata yazdığımın farkındayım. ama milka sadece bir çikolata değil-, peynir, yoğurt, tiramisu, Özsüt pastası.
Şair burada ne demek istemiş: Ben diyet yapmam. Yani diyetten kastınız 20 dakikadan uzun süren bir kararlılık gerektiriyorsa...

Uğurun var mı? Var. Ama neler diye sormadığın için anlatmayacağım işte.

Kendine en yakıştırdığın renk: -bak kaçtır soru edatı olmayan sorular soruyorsun ama bunlara takılmayacağım.- Yakışıyor mu bilemeyeceğim ama kırmızı ve yeşili çok giyerim, severim.

En sevdiğin takın: Saatlerim. Saatsiz yaşayabilmem mümkün değil. Ama dijital saatlerden nefret ediyorum. Kadranlı saat candır.
Saati takı olarak görmüyorsanız bilekliklerimi çok severim. Farklı ülkelerden ve şehirlerden onlarca bilekliğim var ve genelde 3 veya 5 tanesini birlikte takarım.

Takıntın: -mesela burada 'var mı' demen lazım sayın mim. sonra benim kıllık yapmamam için 'varsa neler' demen de lazım. öğren bunları, yazılıda çıkacak bunlar.- Yüzlerce.

  • Adım, halı deseni, karo, duvar kâğıdı deseni sayarım. Çok sıkılırsam konuşan kişinin kelimelerini sayarım.
  • Bir yere bir elimle dokunursam öbür elimle de dokunurum.
  • Kaldırımlardaki farklı renkte karoya bir ayağımla bastıysam diğeriyle de basarım.
  • Beyaz çorap giymem, giydirmem.
  • Kitaplarımı yazarın soyadına göre sıralarım. ynı yazarın kitaplarını da kronolojik sıralarım. Başka türlüsü mümkün değil.
  • Bilgisayardaki müziklerimi de Sanatçıya göre klasörlerim. Sonra sanatçıyı da albüme göre klasörlüyorum. Dolabımdaki albümleri de kronolojik sıralıyorum.
  • Filmlerimi de kronolojik sıralayan bir sapığım. -sanırsın çok düzenli bir insanım. alakası yok. odamda kaybolabilirsin. sadece takıntılarım var işte.-
  • Aynı anda 8 kitap filan okuyorum. Yorulunca okumayı bırakmak yerine kitap değiştiriyorum.
  • Arabayı park ederken annemi sinir hastası ediyorum çünkü ön tekerlekler dümdüz durmalı. Yoksa arabadan inmem.
  • Kitabın sırtında kitabı ayırmaktan dolayı E5 gibi izler oluşmamalı. Yoksa kitaba odaklanamıyorum, oraya takılıyor kafam.
  • Sabah ayıldıktan sonra gece gördüğüm rüyaları değerlendirip yoruyorum. Hergün. Mutlaka. Rüyalarım kötüyse de gün boyu huysuz oluyorum.
  • Sıkılınca bir şeyler çizmez veya saymazsam parmaklarımla ritm tutuyorum. Herhangi bir zeminde.
  • Sıkıntım geçmezse ayaklarımı yere vurarak ritm tutuyorum.
  • Çerçeveler yere paralel o mükemmel duruşu alamazsa rahat uyuyamıyorum.

Ben bu şarkıyı duyunca şakırım:
Dean Martin - That's Amore
Dean Martin - Mambo Italiano
Edith Piaf - Padam Padam
Mary Hopkins - Those were the Days
Frank Sinatra - Can't Take My Eyes Off Of You
Frank Sinatra - L.O.V.E
José Feliciano - Rain
Red Hot Chili Peppers - Hump De Bump
Iron Maiden - Fear of the Dark
Iron Maiden - Flight of Icarus
Deep Purple - Smoke On The Water

İşte bunlardan birini duyunca o karga sesimle eşlik ediyorum. Mesela Loreena McKennitt'a eşlik etmeye dilim varmıyor :))

Solunda ne var? Kargaşa. Yani işte Nuh Nebi'den kalma müzik seti -ki kendisinin eskiciye verilmesine engel olma sebebim tepesinde plak çalacak donanımın da olması.-, Ikea taburesi üzerindeki kitaplarım -Joanne Greenberg - Sana Gül Bahçesi Vaadetmedim, Le Petit Prince, The Collected Works of Oscar Wilde, Sherlock Holmes, G. K. Chesterton - Don Kişot'un Dönüşü-, 3 defa yapmaya niyet edip çerçeveyi tamamlayınca bıraktığım 1000lik Galata Kulesi puzzle'ı, yerde de Vogue Mart ve Leman 1000.


Vıyh.. İkinci mimi yazacak takatim kalmadı Uykucu'm, başka sefere artık :))

Mimleme konusuna gelince, bu sefer bi blogger mimlemiyorum. Yasağa rağmen dns değiştirip beni okuyan ve blogu olmayan okurlarımı mimliyorum.
Yukarıdaki soruları cevaplıyorsunuz, bana mail atıyorsunuz, ben de burada yayınlıyorum; çok çok seviniyorum, seni öpüyorum-opsiyonel-.

Mail adresim: chatty_cat@windowslive.com

Mim

Lianna'cım beni mimlediydi uzun zaman önce :) Yazmaya fırsatım olmadıydı, sonra da unuttum :)

Öhm, gelelim 7 ilginçliğime.

İlginçlik sayılır mı bilmem ama tatlıyla tuzlu yiyecekelri karıştırarak yemeyi çok severim. -örn. pizza ve vişne reçeli. turşu ve yoğurt. mayonez ve çilek. neyse dahaa fazla mide bulanırmadan bu örnekleri bitirelim.-

Bu aralar boş bulduğum her yere baykuş çiziyorum.

Bir şarkıya taktım mı arka arkaya saatlerce dinliyorum.

Unutkanım, veya dalgınım. Evden bir şey almak için çıkıyorum; apartman kapısını kapatırken n alacağımı unutuyorum.

Bağımlıyım. İnternet, çikolata ve Okan Bayülgen. Evet.

Okuyacak kitap bulamayınca annemin anestezi kitaplarını okuyorum.

Uykuya baylırım. Her an her dakika uyuyabilirim ve buna rağmen 'Çok uykum vaaağr.' diye gezinebilirim.



Bu mimi daha önce yaptığım için kimseye paslamıyorum, isteyen hiç çekinmeden alabilir ;))

Bu arada YANDAKİ ANKETİ Bİ OYLAYIVER OKURUM CANIM.

Geveze's Fairytale -mim-

Bir varmış bir yokmuş; zamanın birinde konuşkan mı konuşkan, ahtapot saçlı bir Geveze yaşarmış.

Bir gün bir rüzgâr, bir fırtına esmiş Geveze'den tarafa, uçuruvermiş Geveze'yi bulutların ardındaki dağa. Hoplamış zıplamış Geveze'cik, ama bodur boyuyla kurtulamamış dağın karlarla çevrili yamacından. Tam çikolata avına çıkacakken bir sihirli değnek bulmuş ucu yaldızlısından.

Evirmiiş, çevirmiiş.. Bakmış ki değnek biraz safçana, her istediğini yapıyor Geveze'nin, fırsattan yararlanmış akıllı kahramanımız. Aşağıya kopyaladığı listeyi tek tek gerçekleştirmeye başlamııış...

Sihirli Değneğimle 2010 İçin Yapacağım Şeyler (Lianna sağ olsun)
*Johnny Depp ev arkadaşım olacak.
*Bir İngiliz teriyeri bulunacak, adı da Dana koyulacak. -dana, bildiğin dana-
*ÖSS, SBS kaldırılacak. Herkes istediği okula gitsin, höh.
*Eve bir tane Teoman alınacak.
*Yeni bir iPod da alınacak.
*30 trilyon Cihad'a çıkacak.
*Mümkünse ilköğretimden hemen mezun oluncak. -şubat gibi mesela, hatta 18 şubat gibi-
*Aylardır çalışılması ertelenen İspanyolca 3. kitabındaki bilgiler beyne kopyalanacak.
*Teki kaybolmuş çoraplar çekmeceye ışınlanacak. -nerede çıkartıyorsam hepsini kaybediyorum, heyhaaat.-
*Pentium 1444 bilgisayar icat edilecek.
*RTE'ye iki kişiilik Davos tatili hediye edilecek.
*Okan küçültülüp cebe sığacak hale getirilecek ve Geveze'ye verilecek.
*TTNet merkez birosu basılacak ve 'İnternetinizi keserim, adam olun!' denilecek. -sonra da sihirli değnek yardımıyla ortamdan tüyerim sanıyorum-
*Geveze'nin boyu uzatılacak.
*Slav ırkı hatunlarının pasaportları tuvalete atılıp sifon çekilecek.
*Bizim sokağa Marc Jacobs mağazası açılacak. -o kaa-
*Odamın sınırları genişletilecek. -üç beş hektar, çok değil-
*Bush Amca sihir yoluyla talk show yapmaya ikna edilecek.
*Annem Neil Patrick Harris'i evlat edinecek. -böylece Geveze gelip gidip yanaklarını sıkabilecek, nihahahaaa-
*Madonna Türkiye'de konser verecek.
*Türk insanının günlük dilde kullandığı kelime sayısı arttırılacak.
*Geveze'lerin evindeki tüm halılar bodruma saklanacak. -halılardan nefret ettiğimi söylemiş miydiim?- -bunu yapabilmem için cidden sihirli değneğe ihtiyacım var. yoksa annem de beni bodruma saklar-
*Geveze kemanını eline bir alacak, çatır çatır çalmaya başlayacak. Hatta çello bile çalacak. Kursa neyim gitmeden.


Sonracııma da bu sihirli değnek mimi Cihad'a, King of the Tawn'a, Cesetizleri'ne, Tobi'me gidecek.
Bittii.

Mimim, Mimsin, Mim

Tam burda, NoNeLeSScim beni mimleyivermiş... Hadi yazayım o zaman..

Dolabında hangi renkler daha fazla?
Koyu gri, kırmızı, mavi. -evet, kıyafetlerimi saydım. noolmuş?-

Alışverişe gittiğinde hangi mağazaya uğramazsan olmaz?
Bimeks, Nike, D&R.

Kendini rahat hissettiğin giyim tarzı?
Bol olmayan, düz kesimli ve eşofmana göz kırpan her türlü kıyafetin içinde rahatım ben :)) Mesaj kaygısı taşıtan abuk renklerde tişörtler, spor ayakkabılar, uzun, upuzun ceketler çok rahat oluyor, benden söylemesi ;)) Bir de pijamalar var ki, onlardan rahatı yoktur :)) -utanmasam sokağa pijamalarımla çıkardım, evet yapardım bunu-

Kesinlikle seksi diyebileceğin şeyler?
Kıyafet olarak mı? Bir kadın üzerinde mi bir erkek üzerinde mi? 14 yaşında bir velet için mi?
Piki.. Üzerinde çok düşündüğüm bir konu değil -nedense-.
Ama illa bişeyler saçmalamam gerekirse, topuklu ayakkabıların kavisli kısmı, yoğun -ama çam ya da tütün kolonyasına benzemeyen- parfümler, bi de iflah olmaz ukalalar..

Asla giymem dediğin kıyafetler?
Fırfırlarr! Kat kat etekler, hatta etekler..

Fiyatları gereği ulaşılması zor markalardan beğendiğin?
Bilmem :)) Defile izlemek gibi bir hobim olsa da Chanel'dir, Yves Saint Lauren'dır giydiğim markalar değil..

En fazla yatırım yaptığın sektör?
Sinema, müzik, kitap, kozmetik -parfüm, daha fazla parfüm!-

Kitap, film, spor arasından daha çok vakit ayırdığın hangisi?
Şu aralar kitap>spor>film.. Normalde canım çıkana kadar spor, kalan zamanda da film ve kitap..

Dışarıdayken yemek için en çok tercih ettiğin yer?
Aydın küçük yer :)) Kumpirci, pizzacı ve çiğ köfteci :)) Nadiren protein almam gerektiğini hatırlayınca da Burger King. -öl McDonald's-


Gidi Kuzgun Güdük Fare, en frambuazlı Tobicimm, Melankolia Sln ve ve ve King of the tawn... Asisti yaptıım gitti..

Ben Barney'yi Görüyorum ya, O da Beni Görecek mi?

Yüzsüzlüğün dibine vurarak cnb... öhm, Orlando'dan aldığım, hatta sahiplendiğim, hatta benimsediğim mimimi yazıyorum :)) -geç mi kaldım ne?-




Hayatımda vazgeçemeyeceğim tek insan...

Hayatta önemsediğim birkaç kişi var, 'Ağlarsa anam ağlar, gerisi ninja kaplumbağalar!' diye süregelen esprimsi şeyde de olduğu gibi, annem... Bir de tombişim, kızılşınım, bitanem ananem :)) Gerisi, höüh...




Gelecekte nasıl ve ne bakmdan teknolojik gelişmeler olsun isterim...


*İnsanlar ne düşündüğümü anlayabilsin/duyabilsin.

*How I Met Your Mother'ı izlerken Barney evimize gelsin -ya da mış gibi yapsın-

*Kirli sepetine kendiliğinden giden çoraplar icat edilsin. -maksat başucumdaki etajerin altındaki yayıntı kalksın... -ıyyyy iğrendim kendimden...-

*Sonraa, geçmişten canlı kanlı insan getirebilelim...

*Bir de insan klonlama yasallaşsın... -başlatmayın etiğinize demek gelse de içimden, demiyorum-



Yollamıycam işte kimseye :))

Geciken Mim

Asyaselda mimlemiş beni, biraz geç kaldığım için özür diliyorum, mimimi yazıyorum...

Mustafa Kemal'in Kağnısı
Yediyordu Elif kağnısını
Kara geceden geceden
Sanki elif elif uzuyordu inceliyordu
Uzak cephelerin acısıydı gıcırtılar
İnliyordu dağın ardı yasla
Her bir heceden heceden

Mustafa Kemal'in Kağnısı derdi kağnısına
Mermi taşırdı öteye, dağ taş aşardı
Çabuk giderdi, çok götürürdü Elifcik
Nam salmıştı asker içinde
Bu kez herkesten evvel almıştı yükünü
Doğrulmuştu yola, önceden önceden

Öküzleriyle kardeş gibiydi Elif,
Yemezdi, içmezdi, yemeden içmeden onlar
Kocabaş çok ihtiyardı çok zayıftı
Mahzundu bütün Sarıkız, yanısıra
Gecenin ulu ağırlığına karşı,
Hafiftiler, inceden inceden

İriydi Elif kuvvetliydi kağnı başında
Elma elmaydı yanakları, üzüm üzümdü gözleri
Kınalı ellerinden rüzgar geçerdi daim
Toprak gülümserdi çarıklı ayaklarına
Alını yeşilini kapmıştı, geçirmişti
Niceden niceden

............

Kocabaş yığıldı çamura
Büyüdü gözleri büyüdü, yürek kadar
Örtüldü gözleri örtüldü hep
Kalır mı Mustafa Kemal'in Kağnısı bacım
Kocabaşın yerine koştu kendini Elifcik
Yürüdü düşman üstüne yüceden yüceden


30 Ağustos demek, zafer demek budur, bir milletin millet olmaktan öteye geçtiği gün demektir 30 Ağustos...

75 Maddeyle Geveze

Mime doyamıyorum :)) Tobicim beni bi daha mimlemiş, bana da yazmak düşer...


1. Uyumayı çok seviyorum...


2. Her an tetlı birşeyler yiyebilirim.


3. Müzik dinlemek benim için hobiden de öte bir şey.


4. Dil öğrenmeyi seviyorum.


5. İspanyolca öğrenme sebebim Enrique Iglesias'tır, kabul ediyorum.


6. Eğer blog yazmasaydım zihnim normale yakın sularda seyredemezdi.


7. Her an, her dakika kafamda bir proje, bir fikir var.


8. Dağınık olduğumun farkındayım, ama benimkisi estetik bir dağınıklık.


9. Sakar değil, kazaya yatkın olduğum konusunda ısrarcıyım.


10. Bir gün hayatımı roman yaparsam adını 'Yer Ziyanı' koyacağım.


11. Kendimi çoksesli koronun onursal şefi olarak gördüğümü söyleyen bir arkadaşım var.


12. Beni dinleyecek birini bulamayınca aynada kendi kendime konuşuyorum.


13. Bir insandan bir şey istemekten nefret ederim, kendi işimi kendim yapmayı seviyorum. Aynı zamanda grup çalışmalarını da sevmiyorum.


14. İnternetle aramızda özel bir iletişim var.


15. Küçükken ajan olmak istiyordum.


16. Otoparkta bir Volvo S30 var, gelip gidip bakıyorum, bir kaza filan geçirirse sebebi olmaktan korkuyorum...


17. Yeşil gözlü olmak için feda edemeyeceğim hiçbir şey yok...


18. Bir de Nikon D80 için.


19. Yurt dışına çıkmaya bayılıyorum, yeni yerler, yeni kültürler filan...


20. Hangi mesleği yapacağıma hâlâ karar veremediğimi utançla söylüyorum... Gönlümde yatan aslan sinema olsa da akademik kariyer şeyime bir diploma daha eklemem lazım, işte soru işaretinin kaynağı...


21. Şimdiye kadar hiçbir zaman odamdan memnun olmadım, galiba da olamayacağım...


22. Bir yıl boyunca pizza ve patates kızartması yesem bıkmam.


23. Hiçbir zaman yeterince tişörtüm olmuyor.


24. 24 saatimi alışverişle geçirebilirim.


25. Dizi izlemeyi seviyorum.


26. Film izlemeyi de.


27. Aksiyon filmlerini çok sevdiğimi fark ettim. Hele ki Robert Redford ya da Angelina Jolie oynuyorsa...


28. Şimdiye kadar okuduğum her 100 kitaptan 45'inin fantastik olduğunu Türkçecimiz duymamalı...



29. Ödevlerimi neredeyse her zaman okulda yaparım.



30. Temamı değiştirmek istesem de güzel bir tema bulamıyorum.



31. Kablosuz olan her türlü zımbırtıya karşı nefretle bakıyorum.



32. Acayip eşek şanslı biriyim.



33. Okyanustan korkuyorum.



34. Baharatlı yiyecekleri seviyorum.



35. Bazen vücut değiştirmek, hayata başkasının gözünden bakmak fena olmazdı.



36. İnternet kafelerden nefret ediyorum.



37. Ödevsiz bir okul hayal ediyorum..



38. Çorap koleksiyoneriyim, rengârek, çeşit çeşit çorabım var.



39. Yaşasın parfümler!



40. Bazen bütün gün uyumak istiyorum.



41. Odamın duvarlarını kırmızıya boyasam ne güzel olurdu ah...



42. Zaman zaman çenemin ağrıdığını hissediyorum, bu susmam için bir işaret olabilir mi?

43. Ne zaman muhteşem bir aydınlanma yaşasam yalnız oluyorum, ama tarihi çuvallamalarım genelde topluluk önünde oluyor... Adalet!

44. Spor ayakkabıların çamaşır makinesinde yıkanmasına karşıyım, deforme oluyorlar.

45. Haftada bir gün kendi kendimize tatil verebilme hakkımız olsun.

46. Post-itler yapıştırılınca yapışkansız kısımları havaya kalkmasın.

47. Buraya yazacak bir şey bulamadım.

48. Kokulu güneş kremi istediğimin farkına vardım.

49. Lütfen artık bana 'Facebook katılım şeysi'lerinden yollamayın.

50. Hadi sivrisineklerin kökünü kurutalım!

51. Yağlı boyaya bulanmış fırçaları temizlemek için tinere alternatif istiyorum, yoksa yakında kafayı bulacağım.

52. Annemin tezini okumaya başladım, sonum hayrolsun.

53. Dün kitaplığımı toplamaya niyetlenmişken annem 'Anestezinin Sırları'isimli güzide kitabın kendisinin değil, benim olduğunu iddia etti... Ne içti ramazan ramazan anlamadım ki...

54. Laptop'umun her yeri SpongeBob stickerlarıyla doldu...

55. Evcil fil istiyorum, beslicem.

56. Anneannem İngilizce öğreniyor. -may neymiş mi dicektik Geveze?-

57. Türkçe ödevim için bir anıya ihtiyacım var, benimkini kaybettim, yerini dolduracak bişiysi olan haber verebilir mi?

58. Salı günü dershane başlıyor, mutluluktan ölebilirim...

59. Üç defa 'Bugün günlerden neeğ?' diye takvime bakınca anladım ki tatil bana yaramıyor...

60. Yaz başından beri yeterince kontörüm yok, artık eylem yapacağım.

61. Sabahleyin anneme eve köpek alsın diye yazdığım mektuplardan birini buldum: 'Anne ben Sibirya Kurdu istiyorum. O da olmazsa çoban köpeği alalım. O da olmazsa kaniş alalım. O da olmazsa Chilahua alalım. O da olmazsa kedi alalım. O da olmazsa papağan alalım. O da olmazsa muhabbet kuşu alalım. O da olmazsa kaplumbağa alalım. O da olmazsa balık almayalım. Hıh... Zaten dün işten gelirken bana çikolata almayı da unutmuştun. Hıh...'

62. Peruk almak istiyorum.

63. Ne güzel oyunsun sen Zuma.

64. Tatil başından beri 2 kilo alıp 3 santim uzamışım... Mantıklı mı?

65. Ananem 65 yaşında.

66. Auramın rengi sarıymış.

67. Ama ben sarıyı sevmem :))

68. Geri Dönüşüm Kutusu'nu silsem ne olur?

69. Tüh, silinmiyormuş.

70. Felsefe akımlarını incelemeyi seviyorum.

71. Benjamin Button'ın Tuhaf Hikâyesi(The Curious Case of Benjamin Button)'ni 2 defa izlemeye çalıştım, ikisinde de çok sıkıldım. Yalnız mıyım?

72. Japonca klavye nasıl olur çok merak ediyorum.

73.iPhone tanıtımlarında 'uygulama' yerine 'aplikasyon' demelerine sinir ötesi sinir oluyorum.

74. Oruçluyken lipstick sürmek caiz midir?

75. Rehberlikçim değişmiş, nihayet!


Edit: Cihad'ı mimledim.

Ödül



İki ödülüm var, mutluyum :) Tobicim ve Sln beni mimlemiş, hatta Tobi anneannemi bile mimlemiiiş :)) Öncelikle ikisine de çoook teşekkür ediyorum ;))


**7 huyum...
Aslında Huysuz Virjin kadar huysuz biriyimdir ama bir düşünelim...

Sabahları 2'de bile kalksam nemrut ve ebleh olurum, acayip dağınığımdır, yemek için yaşarım, söz vermekten hoşlanmam, verdiğim sözü tutmak için kendimi heba ederim, safım, bi de konuşkanım...


**Vazgeçemediğim 7 şey...
İnternet, seyahat etmek, kitaplarım, kağıt-kalemim, pralinli çikolatam, anneannem, spor ayakkabılarım...

Serra'yı mimleyesim var...

Kuzulu Mim?

Slncim beni mimlemiş. Linkisi de tam burda. Hadi az laf çok iş, başlayalım...

**Neden blog yazarısınız?

Şeytan dürttü blog yazmaya başladım :)) Enerji fazlalığı var bende, o da çeneme vuruyor. Benimle aynı evde yaşayanlara ve yaşatılanlara da işkence çektirmemek için burda konuşuyorum, ayrıca insanlarla iletişim içinde olmayı, yeni arkadaşlar edinmeyi filan pek bi severim, onun da etkisi olabilir ;))


**Son zamanlarda hiç vakit ayıramadığınız bir uğraş?

Blogumla görüşemedim, çok vefasız bir yazar oldum... Kahrolsun Wireless'siz evler... Rezalet diz boyu...

A, bi de alışveriş yapmadım, tam 2 haftadır -evet sayıyorum-.


**Hayatınızda iyi ki yapmışım dediğiniz üç şey?

Öncelikle, iyi ki doğmuşum :)) Daracık bir yerde daha fazla kalamam, kilostoroföbim var :)) -narsistim, hıhı-

Sonra, iyi ki fotoğraf çekmeye başlamışım...

Safım filan ama, iyi ki insanlara hâlâ güvenebiliyorum...


**Mutfakta en sevdiğiniz uğraş nedir?

Mutfakta çok güzel puding yerim... Bir de tatlı yapmayı söylemesi ayıp çok iyi beceririm (sonra mutfaktan enkazlarını annem ya da anneannem toplar, aramızda kalsın)... A, unutuyordum, sağlam mideli insanların yiyebileceği düzeyde de yemek yaparım...


**En sevdiğiniz üç yemek?

Puding

Pizza -yılın 367 günü yiyebilirim-

Patates kızartması, özellikle ince ve uzun, nam-ı diğer french fries -pek bi kültür karmaşaşı-


**Giyim konusunda abarttığınız eşya?

Ayakkabılar! Özelikle Nike'cığımın basketbol ayakkabıları... -dolabım katalog gibi, o derece... ama üzeri yazısız bi tişört ara, dımdızlak kalıyorsun-


**Çocuklarınıza nasıl hitap edersiniz?

Çocuk? Hönk?

Pas!..


**Beni anlatan bir resim?


Böyle birşey olurdu herhalde... Karışık, derin, belki de anlamsız... Evet, bu bir Rorschach Inkblot Test... Her bakan farklı bir şey görürmüş, tıpkı ben :P

Çikolata kız, mimliyorum seni!

Ben Senin Saçmalayabiliteni Sevdim...

Önemli başnot: 13 yaşından küçükleri ekran başından kaldırınız, olumsuz örnek oluşturabilir, hayata ve insanlığa olan güvenlerini sarsabilirim...


Saçmalamam için gelen emir büyük yerden...



E sayın Geveze, blogun var mı, var... İnternetin var mı, var... Saçmalayabiliten var mı, var... Ne duruyorsun, saçmalasana...


***

Winamp'teki 'unknown artist' benim, çaktıma...

***

Karpuz ile karınca genlerini karıştırmak istiyorum, karpuzu kesince içindeki karıncalar çekirdekleri sırtlanıp dağılsın...

***

Vikipedi'yi kitap olarak bastırsam kaç sayfa olur merak ediyorum...

***

Hayatımın projesi diyebileceğim olay: Türkülerini Iron Maiden'ın yaptığı, yönetmeni Woody Allen, senaristi JKR, başrolü Dilber Hala olan bir filmin yapımcılığı... Montajını da Mahzun'a (Kırmızıgül) yaptıracağım...

***

Anneannemin talkshow'u olsun, Tarkan da 'Türkiye'de talkshow yok!' martavalını unutup bizim programa çıksın...

***

TC bana ehliyet vermesin... Ciddi bir maganda potansiyeli var bende, kesinlikle vermesin... Annemde KBS* olmasına rağmen trafikte bizim arabadan epeyce ses çıkıyor... Neden? Co-pilot benim de ondan...
*KBS: Kornaya Basamama Sendromu

***

Yukarıdan birilerinin insanlığa acıdığını sanıyorum... Zira öyle olmasaydı anneannem ev hanımı olmazdı, mesele öğretmen olur, öğrencisinin yazdığı 'Psikopatlığa İlk Adım' kitabının başkahramanı olurdu... Ya da başbakan olurdu ki, inanın ülke şu halindn bile daha kötü olurdu... Değil dünyanın en pahalı benzini, benzin kullanmazdık... Haftada bir gün kapınızın önünü şampuanlarla fırçalamanız için yasa çıkartır, pazardaki tüm alkol ve tütünü toplatırdı... Televizyonda da ekonomi haberleri, Yaprak Dökümü, Aşk-ı Memnu vs. hariç program olmazdı... Hatta bloglara dahi e-fırça, e-süpürge yasası çıkartabilirdi... -inanın inceden inceden 'A oğlum, A kızım' diye diye o müthiş ikna kabiliyetini kullanır, aynı ben :P-

***

İnsanın hiçbir şey düşünmeden durması mümkün mü?

***

Rüyamda Gandhi'yi gördüm, ben mübarek miyim?

***

Bu da son saçmalamam olsun, kimseyi mimlemiyorum... Ama yazmak isteyen olrsa 'Ben kimseyim hülen!' diyebilir, saygıda kusur etmeyiz...

Havada Mim Kokusu Var

Mime doymuyorum :)) Uçan Hatun Flying Lady beni mimlemiş...

*Kullandığınız parfüm
Burberry Weekend artık imzam oldu, genelde onu kullanıyorum -ya da kafamdan aşağı boca ediyorum- ama yeni bir kurbanı ağıma düşürdüm: Little White Dress. Arada bir de elim ona gidiyor işte... (tonla parfümüm var ama bu ikisine taktım, diğerlerini de fırsattan istifade annem kullanıyor... her sabah kendi odasına götürüyor, ben de bıkmadan, usanmadan onları 'asıl' yerlerine taşıyorum... parfüm ve lipstick konusunda acayip cimriyim, huysuzum...)

*Kullandığınız krem
Ellerim kurumaya meyilli olduğu içün yaz kış krem kullanıyorum, vücudumda en çok dikkat ettiğim bölge ellerim :))
Arko Nem Böğürtlenli kokusundan dolayı acayip hoşuma gitmekte, ama favorim Nivea S.O.S

*Okuduğum kitap
Arkadaşlar bilir, aynı anda 10-13 kitap okurum... Hepiceğini yazmak geldi içimden ama size bu işkenceyi yapmayacağım ;))
-Bin Muhteşem Güneş / Khaled Hosseini
-Devlet / Platon
-Hp ve Zümrüdüanka Yoldaşlığı / JKR (23414365. defa okuyorum)
-Fareler ve İnsanlar / John Steinbeck (üçüncüye okuyup üçüncüye ağlıyorum)
-Cinler / Dostoyevski

*Takipte olduğum diziler
Tatilde fırsattan istifade dizilere sardım, ama listemi daralttım...
-How I Met Your Mother
-Malcolm in the Middle
-Gossip Girl
-House
-Ugly Betty
-Anında Görüntü Show
-CSI: NY
-Cashmere Mafia

Dilek Isabelle
Melankolia
Mimlendiniiiiz!