saçmalamak da bir sanattır etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
saçmalamak da bir sanattır etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

İngilizce'nin Beyni Ele Geçirmesi Sorunsalı

Mardin'den bildiriyorum. Ben bu gün acayip rezil oldum. Ama kimse görmedi. -şanslıyım sanırım.- Bu yüzden gelip burada ifşa ediyorum. -safım sanırım.-

Buradaki insanların çoğu Türkçe bilmiyor. Hatta yanda bir teyze var, annemi her görüşünde 'Çaav tohtor çaav!' diyor :) Evlerde Kürtçe konuşuluyor. Çocuklar da -haliyle- okula başlamadan Türkçe öğrenemiyor. Ve benim maceram da bununla alakalı.

Ehem. Başlıyorum.
Ekmek almak için evden perişan bi halde çıktım. Apartmanın karşısında minnak bir çocuk çamurlardan bir şey yapıyordu. -bence ayakkabıya benziyordu ama kale de olabilir. net göremedim.-
Sonra kafasını kaldırıp bana baktı. Baktı. Baktı.

Kürtçe olduğunu tahmin ettiğim bir dilde bana bişeyler anlatmaya başladı. Kumdan kalesini/ayakkabısını gösterdi. Arkada otlayan keçileri gösterdi. Beni gösterdi. Baktı. Baktı. Baktı.
Bence söylediklerinin ve bakışlarının meali şöyle;
-Öyle perişansın ki seni çamurdan keçi sandım.

Tabii ben de bu olay karşısında senelerdir kafama kazınan BilBirDil-KonuşBirİng ekolünü uyguladım. 'Bilmediğin Bir Dilde Konuşan Biriyle İngilizce Anlaşmak'

Evet dear okur, çocuğa 'Do you speak English?' diye sordum. Ardından vatandaş bana aynen şöyle baktı. Baktı. Baktı.
Koşarak olay yerinden kaçtım.


Olayın 5. boyutuna bakarsak, senelerdir gördüğümüz İngilizce eğitim sonucu yabancı dil deyince aklımıza İngilizce geliyor. Her Türkçe bilmeyen insana İngilizce Expension Pack'le doğmuş gibi muamele ediyoruz. Suç benim değil, sistemin.

Nice insanlar var Pelin Ba.. Yani İngilizce aksanıyla Türkçe konuşuyor; çok irrite oluyor, hatta hört atak geçiriyor, sıpikırları seviyor, moralleri daaavn oluyor. Yaa. İşte bunların ve benim duyusıpikingliş'imin sorumlusu hep sistem.
Yoksa ben böyle bir saçmalığa imza atmam, beni tanırsınız.

Mastar Eki Patlaması

Ben var fiilimsilerden çok etkilenmek.
İsim fiili kullanmalara doyamamak.



Kimya çalışmaya çalışmak.

Çünkü fen yazılısı günü hasta olmak, öğle arasında eve gelmek, öğretmeni kandırıp yarın için yazılı tarihi almak.

Spor ayakkabıların halini hatırlamak, sanki titiz biriymiş gibi rahatsız olmak, gidip onları fışır fışır temizlemek.

Beyazlamadıklarını görüp 'Aman gülüm Domestooos..' diye banyo dolabına koşmak.

Gözlüğe bile domestos sıçratmak, gülerken dengeyi kaybetmek.

Coşaraktan ayakkabıların bağcıklarını sökmek, onları da çitilemek.

Canhıraş durulamak, üzerinde bebek resmi olan Yumoş'tan azıcık aşırmak.

Kurumaları için balkona götürmek.

Kırk yılın başı yapılan French manikürlerin halini görüp üzülmek, üzüle üzüle silmek.

Kimya testlerinin başına oturmak, oturulan anda kalkmak ve susamak.

Mutfağa giderken halı üzerindeki Domestos'a maruz kalmış noktaları görmek.

Yusuf yusuf olmak.

Korkmak, hem de çok korkmak.

Gidip çikolata yemek. -kendinden iğrenmek, korktuğunda çikolata yemeyi engelleyememek-

Yağlı boyalarla halının rengini tutturmak için uğraşmak, anneye çaktırmadan halıyı boyamak ve altına peçete koymak. Maksat yere geçmesini engellemek.

Sonra tekrar kimya ödevine dönmek.

Eşofmanın üzerindeki beyaz noktaları fark etmek, 'I love Domestooos.' diye mırıldanmak ve yeniden yağlı boyaları çıkartmak.

Eşofmanı kurtarmak, gidip Durgun Don okumak.

Kimya çalışması yalan olmak.

Ama yine de mutlu olmak, çünkü ayakkabıları temizlemek gibi acil bir işi bitirmek ve eşofmanla halının renk tonunu öğrenmek.

Domestos'u yakından tanıma fırsatı bulmak, French manükürü de zaten silecek olmak. Sonra da tüm bu olanları hiçkimseye anlatmama kararı almak ve ortamı terk etmek.

Bütün okuyucuları tembihlemek, hiçkimse bunları Geveze'nin annesine anlatmayı düşünmemek bile.

Yoksa Geveze'nin annesi kızmak, kızmak, çok kızmak. Geveze'yi kuleye kapatmak, saçlarını sıfır numara yapmak. Geveze çikolatasızlıktan depresyona girmek. Fen yazılısına girememek, karneden korkmak, kabuslar görmek.



Ayrıca halıdaki Domestos lekesi tamamen kaybolmak.

Burnumdaki Mandalina

**King of the Tawn, sayende pazar pazar oturup Devil's Advocate'i 12134312534. defa izledim. Ödevlerim bitmedi, ama İngilizceciye filmi İngilizce özetlediğim içün yırttım. Türkçeci'ye de Osmanlıca anlattım, yine yırttım. Gelecek sefere bu kadar şanslı olur muyum bilemiyorum. -el iblis-ü avukati. evet, artık böyle bir kelime var.-

**2010'a minnacık kaldı, msn'deyim ve mandalina yiyip 'I wannaaaa hold your haaaa-aaaaa-aaaaa-nd' diye böğürüyorum. Ye-yu.

**Kırk yılın başı etüde gideyim dedim, telefonumu müdür yardımcısına kaptırdım.

**HIM'i sadece Poison Girl için bile sevebilirim.

**Yeni yıla mide ağrısıyla gireceğim sanıyorum. Holey.

**Din dersinde uyuyup üstüne bir de rüya gördüm ve çarpılmadım. -bunu evde denemeyin-

**Ayakkabımın bağcığına basıp merdivenden yuvarlandım ben. Demek ki neymiş, Adidas Allstar bile olsa terlik muamelesi gören spor ayakkabı alınıyormuş. -evet, üzerinde Goofy var. evet ben eşek kadar oldum. evet, Disney. ama bak bu da var. hayır, Miami taraftarı değilim. zaten kimse anlamıyor onun Miami şeysi olduğunu.-

**Alındığı gün hariç benim ayakkabılarım asla temiz görünmüyor be okur.. Çok içerliyorum ama sesimi çıkartmıyorum; dağda bayırda yaşıyor olsam kim bilir ne olur, cık cık.

**Sıra altından kitap okumak çok riskliymiş. Hele ki Lord of the Rings çok daha riskliymiş. Tecrübeyle biliyorum.. Sınıfa müdür yardımcısı girermiş ama sen fark etmezmişsin. Yanına kadar gelirmiş ama sen kitap okuyor olurmuşsun. Kitabı alır götürürmüş. Sonra geri almak için operasyon düzenle, uğraş dur.. Yani kısacası tavsiye edilmez.

**Annem evdeki mandalina stoğunu posta posta yanıma yığıyor. -durduramıyoruz hakim bey- Sanırım burnumdan mandalina çıkaracağım.

**Yıllar öncesine dönüp okul bahçesinde ip atladım. Rüzgâr çıkınca kendime geldim, ben etek giyiyorum.

**Bu arada 'ip sallamak' diyoruz ya, aslında teknik olarak sallamıyor, çeviriyoruz. Niye öyle diyoruz?

Bir Varmış Bir Yokmuş

Bir zamanlar yemyeşil kırlarda hop hop hoplayan, zıp zıp zıplayan, mavi ikonunu boynuna takan, sağından solundan kuiz akan bir kuizz.com vardı.

Üyeleri üşenmeden, parmaklarının yorulmasına aldırmadan clikler, clikler, cliklerdi... Onlarca kuiz hazırlar, yüzlerce kuiz çözerdi...


Derken bu güzide site tenhada Tokio Hotel fanları tarafından kıstırıldı. Kategorileri yağmalandı, sağı solu abuk zottirik, iki lafından biri 'Tooğğğm, eşkiğğğm!', 'Biiiiiğğllllğğ, böbbeeğğm!' oldu...


Bunu gören tek gözlü emolar 'Né 0Luyh0 ßéßéğim, ßizshiz qhuiz mi 0Lurmuş héch?' diye ortama langırt diye daldılar, kendilerince konuşmaya başladılar.


Derken düzgün Türkçe ile yazılmış, içinde 'Bill', 'Tom', 'Kaulitz', 'İkizler' ve 'Tokio Hotel' geçmeyen kuizz bulabilmek için yağmur ormanlarında safariye çıkmak gerekti...


Yetkili bey, -niye 'bey'? hanım da olur!- duy sesimi... Yap bişeyler, ağız tadıyla kuizz çözelim lütfen!


PS: Canlar, kuzular; TH kuizi hazırlayın tabii ama vur deyince de öldürmeyin ya...

Dünya Aydınlılar Günü

Bu gün Dünya Aydınlılar Günü'ymüş...

Garipsedim... Bir de 'Dünya' diyor ya, birden onlarca soru beynime baskın yapıyor:
**Fildişi Sahilleri'nda ya da Kenya'da Aydınlı var mıdır?
**Ne yapacaklar ki bu gün?
**Meşhur Aydınlılar Aydın'a gelip sırıt sırıt poz mu verecek?
**Seneye da kutlanacak mı?
**Niye Dünya Ankaralılar Günü yok?
**Aydınlılar'a ödül filan mı verilecek?
**Bu günün amacı ne?
**Gelecekte sırf bu günü kutlayabilmek için nüfusunu Aydın'a taşıyanlar olur mu?
**Keşke okullar açıkken kutlansaymış... Belki tatil olurdu... Olur muydu?

Düşünüyorum da, mesela her il takvimden bir gün seçse kendine, ne kadar komik olurdu...
Dünya Adanalılar Günü'nde kebap yerdik, Dünya Antalyalılar Günü'nde denize girerdik, peki Dünya İzmirliler Günü'nde ne yapardık? Çeşitli ülkelerde 81 ilin günleriyle alakalı festivaller düzenlesek Dünya Çorumlular Günü'nde ne yapılırdı?

Hayal etmek bile eğlendirdi beni :))

Benim Ol!


Sadece 'Benim ol!' diyebiliyorum...
Annem de doktor, babam da... Hatta babiş ortopedist... 'Taban çökmesi yapar!'mış bu şeker ayakkabılar...
Ama 'Benim ol!' demek de güzel, hayal de olsa :P
-çok acındırdım kendimi, evdeki 'ortopedik' Nike koleksiyonumdan bahsetmedim ya :)) babam sağ olsun!-

Ah Saçım Vah Saçım

Saçımı bu renge boyatacağım... -ama bitkisel boyayla, bu konuda takıntılıyım...- -sanki hangi konuda takıntılı değilim ki- -yok canım, vardır herhalde takıntısız bir muhabbetim- -ne çok kısa çizgi oldu böyle- -hadi bu da son olsun- -.- -neyse, bu son olsun-

Ama şimdilik yeşil sprey boyamla yetinmekteyim...

Yaşasın Free Takılmak!

Çoğu yazımdan da anlaşılacağı gibi ben huysuz bir insanım...
Hemen herkesle arkadaş olabilmeme rağmen erkekcikler konusunda bir adım öteye geçtiğim anlar nadirdir... Sebep mi? Tabii ki ben...

Tekne gezisinde bile yavşayan oluyor, ama avucunu yalıyor :)) Sebep: Tipim değil :))
Bir arkadaş sormuştu bir ara, benim tipim olacak vatandaş nasıl olurmuş, diye... Başka bir arkadaşın gaza getirmesiyle yazıyorum...

1. Her şeyden önce keskin zekasını sivri diliyle bana hissettirebilsin...
2. Karizması olsun...
3. Bana kafa tutmalı, ukalalıkta sınır tanımasın...
4. Kitap okurken yarışabilmeliyim, ağız tadıyla kavga edebilmeliyim... Hatta laf yemeliyim... -sanki sadist eğilimler gösteriyorum-
5. Sanattan anlasın...
6. Vıcık vıcık, sevgi kelebeği olaylarına girmemeli, ama romantik de olmalı...
7. Sarışın ve renkli gözlüler sıralamada öne geçecektir...
8. Huysuzluğumu kaldırabilecek kadar sabırlı olsun...
9. Aaa, bi de 'hanımevladı', 'harbi delikanlı' gibi sıfatlardan nefret ettiğimi araya sıkıştırayım...
10. Bana değer vermeli ama bensiz de yaşayabilmeli...
11. Romeo'ya bağlamasın mümkünse...
12. Sabrımı sınamasın, sağlam değildir...
13. Bilgisayardan anlasın, kuzenime çektirdiğim bilimum crack, güncelleme işkencelerini ona da çektireyim...
14. Beni sahiplenmesin.. Valla, nefret ederim bu olaydan... Ben özgürlük diye yırtınan bir kımıl zararlısı olduğum içün, gelemiyorum böyle muhabbetlere...
15. Emeklemeden koşmasın...
16. Benden küçük olmasın...
17. Sportif olsun ama Lebron kadar da kaslı olmasın... (ıyk)
19. Abazan eğilimler göstermesin...
20. Kıskanç olursa döverim :))
21. Şiddete meyilli olmasın, yine döverim :))
22. Bu maddeye yazacak bişey bulamadım...
23. Utangaç olmasın...
24. Herhangi bişeye bağımlı da olmazsa iyi olur...
25. Sadakatten ve sevgiden nasibini almış olsun...

Bu listeye harfi harfine uyan biri olduğunu sanmıyorum, bunu kamufle etmek amacıyla 'Yaşasın free takılmaak!!!'

Gaf Kürsüsünden İnciler

Gözlerimi rezil ettim, plaketimi bekliyorum!



Son birkaç gündür hiçbir şeyi doğru olarak okuyamıyorum... Bakar kör olduğumu sanmaktayım...



Mesela, nasıl bir yetenekse benimkisi, 'oyuncakçı'dan 'kokoreççi' çıkartıyorum... Hani sevdiğim br yiyecek olsa canım istedi de ondan öyle okudum, diyeceğim ama yok... 'eticinseverler' de nasıl başardıysam 'eşcinseller' olarak okundu tarafımdan... Bilmiyorum gözümün derdi ne... Zira aklı başında bir göz asla ''Saba Tümer'i 'Sebat Ömer' olarak okumaz, yapamaz bunu... İşte yazıyorum buraya, gaf kürsüsünden inciler...


Su Ürünleri Kontrol => Sürtük Kontrol
Akyaka => Ankara
Koçman => Kocaman
Balcı => Balıkçı
Gülağzı => Dulağzı

Büyük yeteneğim... Biliyorum...

Grönland'da Uyuyan Masum Gencin Haykırışı

Sanırım yazılarımdan da belli olduğu gibi, ben hayal aleminde at koşturan, biraz dili uzun, ukala, saf çocuğu masum Anadolu'nun tadında bir Geveze'yim...
Tamam, bazen hareketlerim ve düşündüklerim bu 'saflık' tanımının epey dışında kalıyor...

Ama şu anda harbiden aydınlanmış bulunmaktayım dear okur... Bazen (çok önemli anlarda, bkz. kompozisyon yazılıları, ödev eksiklikleri, proje ödevleri vs. vs.) hayalgücümün içine kaçtığını düşünüyordum... Ama olayı çözdüm, aslında o, hipotalamusumla kafa kafaya verip, hunharca rüyalar planlıyordu... Maksat beni korkutmak, şaşırtmak, terletmek, rezil etmek...

Obama'lı rüyamdan sonra dedim ki, daha absürdü olamaz... Kutupta mı uyuyorum ne, ha bire biryerlerim üşüyor ki, saçma rüyalar son sürat gidiyor...
Son rüyamda (üç gün filan önceydi) Yılmaz Erdoğan sahnede, ben de protokolden izliyorum... Allah'ın işine bak, değil mi dear okur! Derken birden adam(ceğiz) aşka geliyor,
"Aramızda birileri var ki, ben onu varisim olarak görüyorum!" diyor... Hayda, kim bu, diye arkaara bakınırken ben, anneannem ayağa kalkıyor. Cem Yılmaz'ın sesini ödünç almış Woody Allen'ı duyuyoruz:
"Siz değil, hacı teyze!" Ben yusuf yusuf olmakan gülemiyorum bile... Derken sahneye ya nur iniyor, ya da şu Knowing'deki kabız ışıkçı bir atraksiyon yapıyor ki her taraf beyazlıyor, Yılmaz abimiz benim elimden tutup saheye çekiyor... (komplo teorileri geliyor aklıma saçma sapan... bence bizim rehberlikçi rüya simülatörü yaptı, tüm bunları onun yüzünden görüyorum... amaç belli; tırsıp hakka döneyim, test çözeyim...) Diyor ki, (bir şey içiyorsanız yuttuktan sonra okumaya devam edin)
"Evladım, el verdim ben sana artık... Sırtın yere gelmez senin... Olur da biri yamuk yaparsa benim yeğen Ersin gelir, ona bir 'çiçooowuu!'(meşhur silah sesi efekti) yapar, hallolur!"

Bu cümleden sonra uyanıyorum, yerdeyim, annem ışığı açmış, battaniyemsi şeyin yarısı altımda, yarısı yatakta, yatağın hemen yanındaki tekli koltuğun ayağını tutmuşum, yastığa da sımsıkı sarılmışım, kafamı da büyük ihtimalle duvara çarpmışım, yastıktan da bir iki tüy çıkacak gibi duruyor...

Artık uyumaktan korkuyorum. Hatta şu hayalgücü merkezinin rüyalarla ilgili kısmını aldırıp kavanozda segileyeceğim, yanına 'UFO gören masum köylü' tadında bir fotoğrafımı koyup altına da 'kavanozun kapağını Mars'ta açınız!' yazacağım...

Şimdi gidip filtrelenmemiş kahve içeceğim, üstüne de anneme zorla tezinde yardım edip dayanabildiğim kadar dayanıp elimde kitapla sabahlayacağım...
Bildiğiniz iyi bir psikolog veya beyin cerrahı varsa, o da olmadı ruh ve sinir hastalıklarıyla ilgili lisans üstü çalışma yapmış biri, telefon numarasına ihtiyacım var...

Ha Hacı?

Efenim, her yerde 'Brangelina çiftine neler oluyor?' başlıklı yazılar çıktı malumunuz...
Hepiceğini sineye çektim, bizzat ben hayranları olaraktan... Hiçbir yorum görülmedi bu blogda...

Ama bu foto-galeriyi görünce çenem açıldı...
(Angelina, o renkte elbise giyme bea, üstünde bişe yok sandım sonra :)))
Bence ayrılmasınlar... Çok yakışıyorlar birbirlerine... (onların derdi bana düştü, sölemem lazım) Hem o kadar çocuğa yazık... Valla yazık... Zebil olcaklar sonra haftasonları Brad'e haftaiçi Angelina'ya gelip gitmeken...
Fanlarınıza da yazık... Mesela bana... Sonra ben kimi örnek göstercem elaleme? Ayrılmayın, efsane oldunuz artık... Brad uslu çocuk olsun, Angelina sakin kız olsun, no problemo... Ha hacı?

Tutmayın Beni, Ekranı Öpeceğim!

Efenim, Selena denilen sarı hatun kişisi ekranlara geri dönüyormuş...
Kötülerle savaşacakmış...

Nasıl mutlu oldum, nasıl huzura erdim anlatamam. 'Yaşasın Selena geliyor!' diye mahalleyi birbirine katasım var.

Şaka bir yana, en kıl olduğum 3 dizide zirveyi bu yellowz ve Yaprak Dökümü paylaşıyor. Normalde nerede Hokus Pokus, orada Geveze... Severim böyle Hobbit, Harry, yüzük, efendi, Voldemort falan fıstık lebebi ama şu Selena ile yıldızım barışmadı...

İzlerken kendimi salak gibi hissetmeme neden olan yegane dizi(egom da böyle yüksektir :))). Şu baş saflar, pardon kızlar ortancası hariç tipsiz... Biri fare suratlı(saçın kim yapıyorsa artık, tamamen onun suçu, normal bir saçla normal görüneceğine itimadım tam) biri de silikon dudaklı(burada da kabahati makyözde buluyorum). Kıvılcım mıydı, ir kıvırcık kız var ya, onun saçını da en küçük kızın saçını yapan arkadaş yapıyor bence, çünkü ben de saçımı tel tel ayırsam öyle olur. Ama ben ne yapıyorum, seviyorum okşuyorum onu, kabartmıyorum!

Bir de az önce fark ettim, Annem dizisinin de sadece jenerik müziğini seviyorum...
Çok uykum var, saçmaladığımın farkındayım ve sabah kalktığımda büyük ihtimalle bu postu hatırlamayacağım...

Merak İşte...

Merak ediyorum, bir tek ben mi varım şu dünyada belli dillere hasta olan, onları öğrenmek için yanıp tutuşan?

Meselâ Latince... Tanrım, nasıl estetik bir dildir o! Kelimeler hafif meyve likörü etkisinde ama çakırkeyf olmamış, biraz peltek bir dilden çıkar...(alkolik değilim, hatta hiç tatmadım, tatmayacağım... ağır karaciğer fanıyım, sağlığımı seviyorum... sadece bir benzetme yaptım yani :)))
Mesela, "Ars graia artis(Sanat için sanat)..." vardır, söylemeye doyamam... Hele ki "Cogito ergo sum(Düşünüyorum, o halde varım)!" Milyar kere duysam "Coelum non animum mutant qui trans mare currunt(Gemiyle seyahat edenler yalnızca bulundukları denizi değiştirirler, üzerlerindeki gökyüzünü değil)..." cümlesini, "Hadi be hacı, bir daha söyle!" derim...
Bu latince sevdam tamamen düşünme aşkımla gelişen felsefe tutkumla alakalıdır... Felsefeyle Latince'yi çok yakıştırıyorum. Bu yüzden bir gün Latince öğreneceğim.
Hatta bazı ülkeleri gözüme kestirdim, resmi dillerini Latince yapmaları için baskı filan yapmayı düşünüyorum çünkü bu güzel dili sadece Vatikan kâğıt üzerinde resmi dili yapmış. Vatikan'da Latince için yaşamayı da pek gözüm yemiyor doğrusu...

Bir de İspanyolca vardır... Ön dişlerin dilinin meskeni olur, peltek değildir, ama keskin de değildir. Kendine has tınısı, atmasyonlu karakterleri bu dilin hareketli bir ruhu olduğunu düşündürür bana hep...
İspanyolca'da latice kadar cümle bilgim yok... Hafızamdaki Latince cümleler üç-dört sayfa doldurur beli, ama İspanyolca kelimelerim en fazla bir sayfadır...
'Gracias' demekten çok 'Muchas gracias' demeyi seviyorum... Hatta sadece 'Muchas'... 'Bienvenidos(Hoşgeldiniz)' demek çok zor gelir mesela... 'Treinta(30)' deyin yanımda milyon kez, bıkacağımı sanmam... Telaffuzu 'Enero(Ocak)' ve 'Febrero(Şubat)' ile benzer olan kelimeler kalbimi fetheder... doğru düzgün 'Otoño' diyemiyorum, 'ñ' nasıl telaffuz edilir bilmiyorum çünkü :)) İspanyolca'm sadece bir iki internet sitesinden ve bir iki albümden ibaret olduğundan dolayı...

Hayallerimden biri, Latince bir film çekmek, Arjantin'deki yazlığımda İspanyolca konuşarak günümü gün etmek... Hatta bu yaz tatilinde biriktirdiğim parama kıyıp Fono'nun İspanyolca veya Latince öğrenim sterinden almayı planlıyorum ama hangisini seçeceğime karar veremedi bir türlü... Derler ya, ne yardan, ne serden...

Var Mısın, Yok Musun?

Son izlediğim Fransız yapımı filmlere dayanarak söylüyorum:

Fransa'da 25 yaşın üstünde tipli erkek ya yok, ya da sayıları çok az olduğu için çoktan kapılmış ve sokağa dahi çıkamıyor... (Nedenine dair teorim: Hani Fransız erkekler çok romantikler(miş) ya, Allah bir yerden alıp bir yere veriyor demek ki...)

Engin gözlemlerime dayanarak arz ederim...

Not:Jean Reno bu kategoriye girmemektedir, anneannemle ben onu fahri Türk sayıyoruz...

İyi ki Jimmy Jib Var

Dün fen çalışmaya çalışırken kumandanın üstüne oturmuşum, televizyon açıldı. Cine5 denk geldi, Demet Akalın 'Peeeeğğğmmbeğsiii gittiiii, tozuuuuğğ kaldııı!' diyordu...
Program 'Herşeyi Konuşalım'dı galiba...

Programda sorun yok, pek takılmasam da... Ama Demet Akalın... Ama Demet Akalın... Ne özensizliktir o, programa değil markete giden kokoş kadın gibi olmuş. Bence gözünü kapatmış, eline ne geldiyse, pullu payetli, giymiş. Göz zevkimi bozdu gece gece.

Ten rengi filan hoş, güzel kadın ama süslensin biraz ya... Kadın dediğin azcık kokoş olur :))

Hadi dedim, makyajına tipine bakmayayım. Ama şarkı... Ama şarkı... Ne sözlerdir onlar ya... 'Senin için aşk boş bir laftı/Dilinden düşüp de kırıldı/TOZ PEMBE HAYALLER VARDI/Pembesi gitti tozu kaldı' Te Allam... Fenli fenli güldüm o atomların içinde, helal valla Demetcim...

Onu da geçtim de, bir kadın bu kadar mı baston yutmuş gibi durur, sahne böyle mi doldurulur? Jimmy Jib de olmasa ne göz zevki kalırdı bende, ne de fan kalırdı Demet'te...

Saşmalama Geveze

Neredeyseüçsaattiraralıksızfenveteknolojiçalışmaktannazikyerlerimdümdüzvebeynimvıcıkvıcıkoldu,
Buradanoçokzekimöteşemharikamükemmeldehasınahayrankaldığımkeltoşaselamlarvehörmetleryolluyorum,

Biliyorumbenbugeceyisağatlatabilirsembirdahabanahiçbişeyolmazenazındanzihnensağlamımdemektir,

Hırsiyibişeyeğildirondanuzakdurmaklazımnetartışınafilangerekyokbencebizolduğumuzyerdesayalımgerigitmeyelimobizeyeter,

Kendinekıyıpdabusenekiyedincisınıfsbsyifulleyenarkadaşlaraplaketçelenkmezartaşıyollayıppirupakalınlarındanöpeceğimonları,

Kafamdafizikformülleriylebiyolojiterimlerisavaşırkeneatomlarlagezegenleramigolukyapıyorsonumuzhayırolsun,

Galibabeniyideğilimbirbuçuksaatdahaçalışıpdinlenmeliyimşununşurasındayirmigünkaldıdearokuyucusenbusatırıokuyupbitirenekadarongünügeçerbenceçünkübenyazarkenbeştamondabinyetişikisigeçipgitti,

Zamanböyledangalakbişeyiştegeçipgidiyorhayırsız...

Damarlarımda Akan Asil... Ney?

Galiba ben kendi kendine geyik yapabilen bir insanım.



Nereden estiyse The Illusionist'i izlerken aklıma geldi, bizim isimlerimiz neden harflerden oluşuyor ki? Mesela ben adımın 445 olmasını isterdim. O da olmadı, 987 olsun!



Niye, niye harfler? Rakamların başı kel mi? Kim adının 638 olmasını istemez?

Harflerin bir ayrıcalığı mı var? Hem rakamlar daha kullanışlı, düşünsenize, TC kimlik no'nuz adınızın toplamının başına adınız eklenmiş hâli olsa her şey daha kolay olmaz mıydı?

Örneğin, adınız 445, soyadınız 98302 olsun... TC kimlik no'nuz da, 4459830235 olur... Ezberlemeye bile gerek yok!



Bu durumda gayet komedi diyaloglar yaşanır:

x: Hemşehrim, isim alıyiim!

y: 1453 90876oğulları

x:???



Ya da;

-Sayın 785, lütfen danışmaya! Kodluyorum, Antalya(07), Artvin(08), Amasya(05), lütfen danışmaya! (Veya Karabük(78)-Amasya(05) da olur)



-Adın ne yavrum senin?

+45893544287 tam, binde 183, teyzeciğim!

-(Gözleri dolar, ismi 45893544287 tam, binde 183 olan yavrucağa acımıştır)

+Ah, gözleriniz doldu, size anne diyebilir miyim?

-De yavrum, de! Ama ben de sana kısaca 183 diyeceğim!



Bu durumda en şanslımız Bond abimiz olurdu, "007, Ben Bond, James Bond!" Yerine, "007, ben 700, 7700!" derdi :))



Ya da adı 333 olan biri,

"Dağdaki 1034'le benim oyum bir mi?" der, 1034'ler dava açardı!



Annemizin adını öğrenmemiz bir yaşımızı bulurdu. Tabii bazı şanslılar hemen öğrenebilir: "Benim ayyemin adıy 9!" gibi... Ama hangi yavrucak 1378736289'u bir yaşından önce tam olarak söyleyebilir ki? Arada bir iki sayıyı çıkartıp söylemeye çalışır, mesela sadece 89 der, ama kuzenin adı 89'dur...



Bu sefer de okul numaramız harflerden, yani sözcüklerden oluşurdu. Mesela ben garanti 'inek', 'mö', 'kek' ya da 'saf' olurdum. O da olmad, 'ktapkrdu'. Herkes birbirinin okul numarasını, ayy, sözcüğünü hatırlar, geyik yapardı... "Gençliğimde benim okul numaram buldozer'di, ehi ehi ehi!"
ya da "Benim numaram 'yok'tu."...


Çok neşeli olurdu okullar, sokaklar, alışveriş merkezleri... Kömik kömik diyaloglar ebelemek için bizi belerlerdi köşebaşlarında, çok gülerdik :))
Bunları anneme de anlattım, bana kan testi yaptırmak istedi, damarlarımda kan yerine başka şeyler olduğundan şüpheli... Haklı da sayılır, o mistik filmi izleyip bunları yazmak... İlginç :))

Saçlarım ve Ben

Bu gün pek bi aksiyim yine. (1.30'da dershaneye gideceğim :P )
Bu sefer kabak nice nice nice zamandır kendilerine ciddi anlamda kızgın olduğum saçlarıma patladı. Niye mi kıgınım? Çünkü bir sürü bukleye sahipler! Hepsi de inadına kıvır kıvırlar! Her gören 'Ayyy ne güzel!' diyor ama bir de bana sorun! Hiçbir modeli göstermiyor, her sabah hava yastığı gibi oluyorlar. Kendileriyle boğuşurken kaç defa servise geç kaldım! Kuruyken de taranmıyorlar, taranmayınca da toplanmıyorlar. Yanlardan bir iki toka takıp açık bırakınca gayet hoş ama okulda da öyle rahat edemiyorum. Bir ara kalıcı fön çektirmeye karar vermiştim ki annem izin vermedi. Gerçi o da haklı.
Tam kısacık kestirip kurtulmaya karar verdimdi, kuaförüm ne kadar kısalırsa o kadar kıvırcık olacağını söyledi. Sonuç: Uzun ve kıvırcık işkence aletlerim var!
Bari rengi orijinal olsa! Hayır, klasik Türk saç rengine örnek: Kumral! Kızıl olsa ne güzel olurdu :)) Photoshop'ta denedim, çok yakışıyor :)) Ama henüz saçımı boyatmayacağım, boyanan saç ciddi anlamda yıpranıyor. Hem o kadar kimyasalla kanki olmak için yaşca da küçüğüm!
Ne yapalım, gıcık gıcık yaşayıp gidiyoruz solucanlarımla! En azından ne kadar saçma bir biçimde toplasam da farklı bir tarzın etkisindeymişler gibi görünüyorlar ki, süs püs konusunda benim kadar üşengeç biri için bu da önemli bir gelişmedir!

Afili Yalnızlık


Sevgililer günü YARIN. Ve ben yalnızım! Ama niyeyse pek bi hür, pek bi özgürüm! Karar verdim, yarın gidip kendime cafcaflı bir hediye alacağım, bu aralar çok çalıştım, hak ettim!


Aşırı duygusal bir yapıya sahibim (ve bunu çaktırmamaya özen gösteriyorum) ama sevgililer gününü yalnız geçirecek olmak bana sadece bir rahatlık, bir endorfin silsilesi getiriyor. Sebebini bilmiyorum, ama cidden bilmek istiyorum. Başlıktan da anlaşılacağı gibi Emre Aydın'dan Afilli Yalnızlık'ı dinliyorum. Normalde bu şarkıyı dinlerken pek bi düşünceli olurum, şimdi sırıt sırıt helak oldum! Derdim ne anlamıyorum. Acep feminist mi olacağım? Olsam mı?


Az önce Nestea içtim, üstüne Emre Aydın dinleyince yan etki mi yaptı ki? Çünkü hâlâ sırıtıyorum! En iyisi başka bir şarkı açayım: Aşk Çok Uzak/ Feridun Düzağaç. Al şimdi de sırıt da görelim! Somurt, somurt! Evet böyle daha iyi!

Ayy... İyice çıldırmaktayım ve sorunumu çözdüm: Yapacak işim yok, böyle kendi kendime düşünüyorum, düşünecek şey kalmayınca da psikopata bağlıyorum! Ben bi koşu gidip yapacak bir iş, yiyecek bir iki çerez bulayım, siz sağ ben selamet! Yoksa ya psikoloğa ya da beyaz gömleğe ihtiyacım olacak!