hayal işte etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hayal işte etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Merak İşte...

Merak ediyorum, bir tek ben mi varım şu dünyada belli dillere hasta olan, onları öğrenmek için yanıp tutuşan?

Meselâ Latince... Tanrım, nasıl estetik bir dildir o! Kelimeler hafif meyve likörü etkisinde ama çakırkeyf olmamış, biraz peltek bir dilden çıkar...(alkolik değilim, hatta hiç tatmadım, tatmayacağım... ağır karaciğer fanıyım, sağlığımı seviyorum... sadece bir benzetme yaptım yani :)))
Mesela, "Ars graia artis(Sanat için sanat)..." vardır, söylemeye doyamam... Hele ki "Cogito ergo sum(Düşünüyorum, o halde varım)!" Milyar kere duysam "Coelum non animum mutant qui trans mare currunt(Gemiyle seyahat edenler yalnızca bulundukları denizi değiştirirler, üzerlerindeki gökyüzünü değil)..." cümlesini, "Hadi be hacı, bir daha söyle!" derim...
Bu latince sevdam tamamen düşünme aşkımla gelişen felsefe tutkumla alakalıdır... Felsefeyle Latince'yi çok yakıştırıyorum. Bu yüzden bir gün Latince öğreneceğim.
Hatta bazı ülkeleri gözüme kestirdim, resmi dillerini Latince yapmaları için baskı filan yapmayı düşünüyorum çünkü bu güzel dili sadece Vatikan kâğıt üzerinde resmi dili yapmış. Vatikan'da Latince için yaşamayı da pek gözüm yemiyor doğrusu...

Bir de İspanyolca vardır... Ön dişlerin dilinin meskeni olur, peltek değildir, ama keskin de değildir. Kendine has tınısı, atmasyonlu karakterleri bu dilin hareketli bir ruhu olduğunu düşündürür bana hep...
İspanyolca'da latice kadar cümle bilgim yok... Hafızamdaki Latince cümleler üç-dört sayfa doldurur beli, ama İspanyolca kelimelerim en fazla bir sayfadır...
'Gracias' demekten çok 'Muchas gracias' demeyi seviyorum... Hatta sadece 'Muchas'... 'Bienvenidos(Hoşgeldiniz)' demek çok zor gelir mesela... 'Treinta(30)' deyin yanımda milyon kez, bıkacağımı sanmam... Telaffuzu 'Enero(Ocak)' ve 'Febrero(Şubat)' ile benzer olan kelimeler kalbimi fetheder... doğru düzgün 'Otoño' diyemiyorum, 'ñ' nasıl telaffuz edilir bilmiyorum çünkü :)) İspanyolca'm sadece bir iki internet sitesinden ve bir iki albümden ibaret olduğundan dolayı...

Hayallerimden biri, Latince bir film çekmek, Arjantin'deki yazlığımda İspanyolca konuşarak günümü gün etmek... Hatta bu yaz tatilinde biriktirdiğim parama kıyıp Fono'nun İspanyolca veya Latince öğrenim sterinden almayı planlıyorum ama hangisini seçeceğime karar veremedi bir türlü... Derler ya, ne yardan, ne serden...

İstiyorum, İstiyorum, İstiyorum! Pek bi Filozofum, Biliyorum!

Ben David Yates'le tanışmak, Warner Bros'la çalışmak, Harry Potter film setine gitmek istiyorum. Gerçekten tanımlanamaz bir şiddetle istiyorum. Öyle böyle değil, harbiden, hastalık dereceesinde istiyorum. Bir iki haftada bir rüyamda görecek derecede istiyorum. Çok ütopik olabilir ama zaten herkesin bir ütopyası yok mudur şu dünyada? Bence kendisi bilmese (veya bilmek istemese de) mutlaka vardır. Bu teze nasıl ulaştığımı açıklayayım, ama uyarıyorum dear okuyucu, biraz dolaylı ve uzun:
Descartes der ki, "Cogito ergo sum." Yani, "Düşünüyorum, o halde varım." Eğer kendi varlığınızı kabul ediyosanız mutlaka herhangi bir şeyi düşünüyorsunuz. (Valla ben Descartes'in yalancısıyım.) Ve düşünce göle düşen damla gibidir, yayılır. Yayıldıkça beraberinde başkalarını getirir. Böylece bu düşünce silsilesi sürer gider. Bu kadar çok düşünce de birtakım hayaller kaçınılmazdır. Hele ki bazı yaşlarda insan sırf hayalleriyle vardır. Çok uçtuğumu düşünebilirsiniz ama bir tezim daha var, her düşünce aslında düştür, hayaldir! Evet, dilimizdeki bu benzerlik hipotezime önayak oldu: DÜŞ-ÜN-CE. Kıcasacası düş ve düşünce kardeştir.
Özetle, varsınız ve düşünürsünüz. Düşündükçe düşünür, düşler kurarsınız. Ve her düş başkasını, her düşünce başkasını çağırdığı için kucağınızda sürüyle hayal olur. Bu kadar hayalle de kendi ütopyanızı bilerek veya bilmeden kurmak o kadar da zor değildir.
Yani demeye çalıştığım (ama büyük ihtimalle başarılı olamadığım) şu: Yukarıda saydıklarımı (David Yates'le tanışmak(1), Warner Bros ile çalışmak(2), Harry Potter film setine gitmek(3)) gerçekten istiyorum ve yine yukarıda saydığım neticelerden dolayı (kusura bakmayın, hepsini tekrar özet geçemeyeceğim :P) bunu garipseyenleri garipsiyorum.
Ayrıca çok çok yakın arkadaş(larım)ın da bildiği gibi, bunları gerçekleştirmek için epeyce çalışıyorum. İdealim yönetmen olmak, ve biliyorum ki olacağım, bu hayallerimi 3,1,2 sırasıyla gerçekleştireceğim. Derler ki, her şey inanmakla başlar. Bazıları çok yüksekten uçtuğumu söylüyorlar, bu kadar emin ve büyük konuşmak riskliymiş! Buradan onlara sesleniyorum, aslında hepimiz her an risk altındayız. Hayat risk almaktır, ben bu yazıyı yazarken risk alırım, düşük (çok çok düşük) de olsa parmağımı incitme ihtimalim var. Hepimiz su içerken risk alıyoruz (düşük de olsa bir ihtimal), tam su içerken içeri biri 'selaaam!' diye girebilir ve o şaşkınlıkla boğulabiliriz! Hepimiz solunum yaparken risk alıyoruz(ufacık bir ihtimalle), ya biri soluduğumuz havaya kokusuz ve zehirli bir gaz karıştırdıysa! Seçenekler inanılamayacak kadar çoğaltılabilir.
Yani lafı dolandıra dolandıra diyorum ki, ben bu konularda çok fena hırslıyımdır, yaparım.(yanlış anlaşılmasın, hırslıyım ama tebrik etmesini de bilirim.) Ve canımın istediği kadar risk alırım! Büyük adımlar atmaktan korkmayın, minik adımlarla uçurumu geçemezsiniz!
Son olarak, David Yates ve Warner Bros; bekleyin beni, geleceğim! Ve Harry Potter seti! Sen ruhumun bir parçasısın, senden hiç ayrılmadım, bu yüzden sana geleceğim demiyorum, fiziki bakımdan senin yanında olmama az kaldı diyorum!
Wait for me, Hollywood! A day, I'll come (back) to you!