Sosyoloji Raporu: Satıldım, Mutluyum!

{Önemli not: Sıkıcı, ruh daraltıcı ve fazla uzun bir yazıdır. Okuduktan sonraki psikolojik sorumluluk tamamen sana aittir...}

Sosyoloji Raporu
by GeVeZe

Bundan Çıkarılacak Ders: Felsefe kahrolası bir saçmalıktır! (Özellikle kızlar arasında)

Araştırma Başlangıç Tarihi: Aralık 2008
Araştırma Bitiş Tarihi: Nisan 2009
Konu: Satış Bilimi ve Kızlar



Ön Hazırlık: Saf, sevgi böceği, sadakat olayının suyunu çıkarmış, arkadaş canlısı, konuşkan, sosyal bir kız bulunması, kendisi kadar olmasa da konuşkan, sakar bir kızla tanıştırılması.



Uygulama
Kızlar konuşur, konuşur, konuştukça kaynaşır, ortak zevkler bulurlar. Ama ufak bir sorun vardır, bundan sonra Alfa diyeceğimiz sevgi böceği, diğerinden fazla konuşmakta, farkında olmadan liderlik özelliklerini frenlemekte zorlanmakta, bundan sonra Beta diyeceğimiz diğer kızın bu kadar yüzeysel oluşuna aldırmadan onunla tıpkı romanlardaki gibi sıkı dostlar olmayı istemektedir, burnunun dikine giden özgür ruhuna rağmen. Fakat Beta yan çizmekte, herkese 90 derecelik bir açıyla bakmaktadır. Başlarda bu pek de sorunmuş gibi gözükmez. Ta ki...



Gelişme
Beta içten içe sınıfın diğer üyelerini kıskanmaya, ama bunu dışa vurmaktan çekinmeye başlar. Alfa'nın cehenneme çakılası sezgileri bunu görmezden gelemese de Alfa kararlıdır, kulakardı edilecektir! Bu teknik işe yaramaya çalışırken Beta, ezik kompleksine kapılır. Alfa ona elinden gelen yardımı yaparken (ki buna hoşlanmadığı halde dedikodu sızdırmak, diğer sınıftakilerle kaynaştırmak da dahildir) gayet sıkı fıkı görünür, düşman çatlatırlar. Bu noktada herkesin aklına 'Çok muhabbet tez ayrılıkla kardeş midir?' sorusunu ve doğal olarak beraberindeki 'Her kız satar mı?' sorusunu çalmakta olan kader boş durmaz, Kahverengimsi'yi araya sokar.



Skandal
Beta, Alfa tam da 'romanlardaki gibi' arkadaşını bulmuş, ona güvenebileceğini düşünmüş, özgürlük takıntısını bir kenara koymuşken Kahverengimsi'nin dalgasına kapılır. Tıpkı bir zamanlar Alfa'ya yaptığı gibi onula iyi arkadaş olabileceğini kanıtlar. Bu sırada Alfa'dan alacağı dedikoduyu almış, platonik aşkına giden yolda ihtiyacı olan kimseleri tanımış, eziklik kompleksini atlatmış, kendini nimet sanmaya başlamıştır. Amacı Kahverengimsi üzerinde gücünü denemek, ona neler verebileceğini görmektir, çünkü artık ezik değildir ve Alfa gibi her havalı farklı kişilerle takıl... Ama Alfa'yı bunu yaparken görmemiştir ki? Neyse, ufak detaylar bunlar!



Sonuç
Alfa gerçekten kırılır. Çünkü daha önce nice nice nice benzer olayları 'sadakat', 'güven', 'arkadaşlık' safsatalarıyla yaşamış, ruhuna demirden bir zırh geçirmiştir, neredeyse hiç kimseye Beta'ya güvendiği kadar güvenmemiştir, Beta sayesinde zırhını çıkarma raddesine gelmiştir. Ama bu olaylar sonucunda katmanlarını arttırarak zırhını kuşanmış, duvarlar örüp tabular kurmuştur. Kırgındır, üzgündür. Bir de üstüne zırhının içine yakın katmanlarda başka olaylar yaşayınca Alacakaranlık'ta bile salya sümük olmuş, ama çaktırmamak için binbir takla atmıştır. Böylece yanındakiler ne kadar beter ağladığını ve gözlerindeki kızarıklığı gidermek için neler çektiğini çakmamıştır.
Beta'ya gelince... Büyük bir yozlaşma içindedir. O muhteşem mizah anlayışı bile deforme olmuş, belli değerleri toprakla kaplamış, 'Anı yaşa!' felsefesinin ...okunu çıkartmıştır. Mutlu olduğu telkiniyle yaşasa da 'satış sormlusu' görevi aslında onu germektedir. Ama 'havalı olmanın da bir bedeli var'dır.



Ana Denek Üzerine
Alfa, şaşkoloz, maloz, angut gibi sıfatları kabullenmiş, yoluna yalnız savaşçı olarak (ne olursa olsun) devam etme kararı almıştır. Ağlamaktadır, çünkü gözüne toz kaçmıştır, her şey üstüne gelmemektedir! Artık arkadaşlık, dostluk üzerine yazılmış kitaplar okumamakta, sıkı dostlara bakıp parmağını ısırmakta, arkadaşlığın, dostluğun tanımını gördüğü yerde karalamakta, bunun üzerine olan felsefeden, hatta bütünüyle felsefeden nefret etmektedir. Çünkü bu olayı bu kadar sarsıntılı geçirmesinde ve klavyesinin ıslanıp, sarışının onu öldüresiye sinir etmesinde felsefenin payı vardır. Basit bir ilkokul arkadaşlığını nerelere taşımıştır?! Sevgililerinden sonra bile bu kadar yıkılmamıştır. Aslında o, böyle durumlarda arkadaşlarına güvendiği için yı... (Son cümleyi sil)



Bundan Çıkarılacak Ders
Felsefe kahrolası bir saçmalıktır! (Özellikle kızlar arasında)
Hiçbir kız, hiçbir arkadaşına bu kadar güvenmemelidir!



(neredeyse) Sayısal Veriler

Güvenebileceğin kişi sayısı
=arkadaş + dost + çevre / 0
= TanımsıZ

Güvenmen gereken kişi sayısı
=(arkadaş + dost + çevre).0 + sevdiceğin + sen
@ 2

İhtiyacın olan arkadaş sayısı
= s(bir günde aldığın antidepresan) .2 + yaşın/2

Sahip olduğun gerçek arkadaş sayısı
=[s(çevre) + yalan yüzden + dedikodu kapasiten + haber ağın] - (sadakat yüzden + saflığın) / doğru söyleme yüzden
= ?

Tartışma
Ne alakaysa;
*The Rasmus/Madness,
*Manga/Dünyanın Sonuna Doğmuşum,
*The Rasmus/Lost and Lonely,
*The Rasmus/Madness,
*Manga/Dünyanın Sonuna Doğmuşum,
*The Rasmus/Guility,
*The Rasmus/Immortal,
*Manga/Dünyanın Sonuna Doğmuşum,
*The Rasmus/Madness, *The Rasmus/Ghost of Love,
*The Rasmus/Madness,
*The Rasmus/Livin' a World Without You
diye değişik bir şarkı listesi tutturdum, 3.ye dinliyorum.
(Evet, iki şarkı birkaç defa var...)

Ve ne hikmetse, sakinim... Üzgün bile değilim, hatta zorlasam mutlu olabilirim. Sanırım giden gitmiştir, gittiği gün bitmiştir; biz gideni değil, giden bizi kaybetmiştir...


Ödev yapmadan önce kendi ?'mi bulmayı kafama koydum, işim bitince sonucu sizinle paylaşacağım ;))

Bi Sorun mu Var?

Az önce msn kişi listemin hitap ettiği kesim hakkında hoş bir kapak patladı yüzüme, ben 'kişi listemde hiç denyo yok!' diye övünürken...

Bir yandan ödev yapyorum, bir yandan da sağa sola laf yetişiriyorum, aynı zamanda da Vivaldi dinliyorum. Şaşkolozlukta benimle yarışabilecek biri gelip dedi ki,
"Aaağğğğ! Vivaldi mi dinliyon seeğğn? o adam gay değil miiiiydiiii?"

Fesuphanallah! Böyle demedim tabii, 'abdülşinasın başkanı avamella, o adama laf yok, öğren de gel!' Cevap daha da muhteşem:
"ya kızma hemen. hani sen Pet Shop Boys, Metallica, Tatu, Slipknot, Pink Floyd filan dinlersin, punk, pink filan dinlersin ya, araya nasıl kaçtı merak ettim!"

Hangisine güleyim şaşırdım.
a) Vivaldi gibi adamla Pet Shop Boys'un nasıl bir benzerliği var da cinsel tercihlerini karıştırıyorsun?
b) Müziğe mi baktın adama mı?
c) Benim müzik zevimle aranızdaki bağ nerden hemşerim? Ne dinlediğimi niye ezberliyorsun?
d) Aaa, unutmuşsun ama, alternative de dinlerim :P
e) Al işte, kapak oldun kızıım!
f) Bu saf-o-can Vivaldi kim bilir mi acep?
g) Ya gayse gay! Adamla evleneceğimi söylemiyorum, sadece muhteşem bir müzik yeteneği var!
h) Buna niye bu kadar taktım ki ben?

Neyse, arkadaşıım, bak, Vivaldi de dinleriiim, vileda da, Bach da, metal de! Kulak benim, ruh benim, beyin benim, bir sorun mu var?

Nereliyim Ben?

Tamam, kabul... Tartışmaya açık bir soru bu sorduğum. Sorsam size bunu, kiminiz Mars, kiminiz Venüs, kiminiz Jüpiter diyeceksiniz. O da olmadı, Öküzyolu Galaksisi'nin İnekia gezegeni, falan fişmekan...

Ama merak ediyorum, gerçekten nereliyim ben?

Bu soruyu yanıtlamak için elimizdeki veriler şöyle:
*Dedem öz be öz Türk, Ispartalı.
*Babaannem Selanik göçmeni, sülalesinde bir iki Yunan bulunmakta.
*Babam Isparta doğumlu.
*Annem İzmir doğumlu.
*Diğer dedem Kafkasya'nın sarp dağlarından kopup gelmiş bir Çerkez.
*Anneannem İzmir doğumlu olsa da onun da sülalesi epey karışık. Yörük, Çerkez ve bilimum göçmen çeşnisiyle tatlandırılmış Foça soslu İzmir çocuğu...

*Hayata saydırmaya attığım ilk adım olan 'İaanghaaaaa' çığlığımı Isparta'da bir doğumevinde bir ebeye karşı değil, doçent miydi, uzman mıydı hatırlamadığım bir doktor amcaya karşı atmış olup, iki ay sonra Ankara'nın hafif isli Nisan gökyüzünü gözlemlemeye başlamış, sonraki 10 yılımı da orada geçirmişimdir. Uuupuzun bir süe 'Nerelisin?' sorusuna 'Ankara!' diye karşılık vermiş, anneannemin isyanı, 'Sen Ankaralı değğğilsiiin!' sözleriyle bu şerefi benden almasıyla 'Ankara!' yerine 'Bi-bi-bilmiyorum! Ç-çok karışık!' demeye başladım.

Evet, ben nereliyim? Anneannemin şu anki gözdesi Aydın, bir buçuk yıl sonra gittiğimizde büyük ihtimalle pabucu dama atılacak olan Aydın! (Açıklayabilirim: Annemin bana rağmen yıllar boyu çalışması, azmi ile TUS'ta İzmir'i, meemleketini tutturamaması sonucu 'Bir kere de Aydın'ı yazsam ne çıkar!' demiş, şak diye tek seferde Aydın'ı tutturmuştur. {Daha sonra benim tepkimi anlatırım, ilginç bir hikâye!} Ve 5 yıllık Anesteziyoloji ve Reanimasyon eğitimine (zor bişey değil, uyuuut, uyandııır, vizit yap, reanimasyon şeysiyle ilgilen bi de yan dal olarak 'Ağrı' şeeet... Budur! Ama keyifliymiş, öyle diyor!) başlamış, hatta 4. yılına 2009 itibariyle girmiştir.)

Ama kızılşın hatunumuzun tezinde bir pürüz var: Ben kendimi Aydınlı hissetmiyorum! Hatta Egeli hissetmiyorum!

Hâlâ meraktayım. Nereliyim ben?
a) Ankara
b) İzmir
c) Aydın
d) Isparta
e) Hiçbiri

Ekonomik Anneanne

Anneannem birkaç gündür ekonomi sayfası okuyor!
Kriz teğet mi geçmiş, var mıymış, yok muymuş onu öğrenmek istiyormuş!
Üstüne üstlük ikide bir bana 'IMF, İMKB vs. ne?' diye soruyor... Euro'yu avro diye okumaya başladı, ekonomi haberleri dinlediğinden şüpheliyim...

Yatırım mı yapacak acaba? Bana Ferrari+Schumaer alabilir.
Bankada çalışmaya mı başlayacak ki?
Belki Microsoft'u satın alır da Windows'un benim adıma sürümünü yaparlar, Mic. Win. XP Geveze. Ya da MacGeveze gibi teknolociks de olur...
Okyanusa mı açılır ki yatla? Teybiii, biliyor benim yat tutkumu! Bensiz giderse yüzerek takip ederim!
Krizi fırsata çevirip yırtma planları mı yapıyor dersiniz?
Belki de birşeyler satacaktır... Eşarpları? İğne koleksiyonu? BEN?!!
Yoksa, yoksa, yoksa... Bizden gizli bir serveti mi var?
Entrika kokusu alıyorum!

Not: Kadınceğizin bu masum hareketinden kırk fesat çıkardım ya, helal bana...

Havalı Çocuk

Bazı bloglarda görüyorum, "havalı olma yolları" adı altında binbir tavsiye, hepsi birbirinden saçma... Buyrunuz, bazıları aşağıda... En sonda da benim nacizane yorumum...



Öncelikle okula giderken saçına başına özen göstermelisin ki dikkat çekebilesin.En önemli kural ise kendine güvendir.Hiç yalan atma.İçinde hep bir mutluluk olsun.Eğer hiç yalan atmazsan öğretmeninin gözüne girersin.Ama sakın derslerini aksatma.Güzel bir kahvaltı yap.Dinç görünmelisin.Derslerde bol bol parmak kaldır.Eğer parmak kaldırma korkun varsa ya çalışmıyorsundur yada yanlış çıkarsa diye düşünüyorsundur.Hiç önemli değil.Kendine güven.Eğer güvenemiyorsan güveniyormuş gibi numara yap.Bir süre sonra bu numaranın gerçeğe dönüştüğünü anlayacaksın.DAHA FARKLI YOL:
Arkadaşlar şimdi size kısa yoldan nasıl havalı olcağınızı yazıcam.Öncelikle giysiden başlayalım:
*Eteğini üstten kıvır.
*Gömleğini dışarı çıkart.Eğer yasaksa ceket giy belli olmaz ama kıvıradabilirsin biraz.
*Eteğine rozet tak(1 veya 2 tane olsun fazla abartma:))
*Saçlarını tenefüslerde ve salmana kızmayan öğretmenlerin dersinde sal.(mutlaka öle 2-3 öğretmen vardır.)
*Derste bacak bacak üstüne at.

Ve davranışlar:
*Kendini kanıtlama çabasında olma.Cool ol.Ama gülümsemeyi unutma!
*Erkeklere karşı çok rahat ol.
*Derslerine çalış..Derslere ve eğlenceye yeterince zaman ayır.Sınavlara çok ama çok iyi çalış!(birkaç gün önceden başlayarak hergün 2-3 saat çalış)

Bunlar kesin kes işe yarar!






Güler miyiz, ağlar mıyız?



Merak ettiğim bazı konular var... Akademik dürüstlük yapıp adresini vermek isterdim fakat yanlış anlaşılmamak için yazmadım. Eğer bu yazıyı okursan bir gün, hemen söyle, ekleyiveririrm linkini. Amacım kendisini küçük düşürmek, kınamak değil. Sadece bazı meraklarım var...


Not: Yazıyı blogundan aldığım arkadaş:(Güzelim, blogunu bir süredir okuyorum, tesadüfen bu yazıyı görünce tutamadım dilimi. Kırdıysam seni, intikamını alabilirsin... o Beren'e söv say, rezil-rüsva et...) Beren kod adlı şahıs benim, yorumumu yayınlamama hakkına sahipsin, sesim çıkmaz bu konuda. Ama o yorum sadece basit bir tavsiye, bir iki merak. Yaşca senden büyüksem ukala bir abla tavsiyesi, küçüksem de kendini bilmez bir bücürün tavsiyesi. Seni kırmak istemiyorum, yanlış anlaşılmasın. Söylemek istediğin bir şey varsa, bağırıp çağırıp beni rezil etmek istiyorsan ya da başka bir şey için, Hakkımda bölümünden veya bu yazıyı yorumlayarak ulaşabilirsin bana. Her türlü tepkine açığım.

Not2: Bu konuda yazı yazan bir dolu blogcu var... Google'dan bir aramaya bakar, parmaklarınızın ucunda... (ya da burada ve burada, bi de bu ve bu var)




Şimdiii, olayı irdeliyorum...

Nedir bu havalı olmak? Ne işinize yarar havalılık? Sınıfın en yakışıklı çocuğu size çıkma teklifi mi eder? Ayaklarınıza mı kapanır? Her kapı önünüzde açılır mı? Herkes sizi sever mi?


Nasıl havalı oluruz? Saçımızı açıp elektriklendirerek, ağzımızda guatr varmış gibi konuşarak, her erkeği keserek havalı mı oluyoruz?


Eteği kıvırmak ne zamandan beri kaşarlık alameti değil?


Ne oldu da bütün bu ucuzlukları yapanlar 'havalı' oldu?


Görmeyeli havalılık tanımı upgrade mi etti kendini?


Saçlarını salınca ne gibi bir fark atarsın 'rakip'lerine?


Eteğindeki rozetler nasıl bir saygınlık kazandırır sana?


Herkese pislik gibi baksan ne geçer eline?


Bunları yapınca popüler mi olursun, şırfıntı mı?


Bunlara tatminkâr cevaplar verebiliyor muyuz?


Peki ya bunları yapınca ne oluyor? Yani bir insanı 'hava' katsayısına, cüzdanındaki paraya, cümle içinde kullandığı 'abiiii'lerin sayısına, tavladığı erkek niteliğine, kıyafetlerinin aavro cinsinden ederine göre mi değerlendiriyoruz? 'Ezik'lere bulaşmayıp, zaten pasif yapılarına bir sille de biz atmış olmuyor muyuz? Böyle her yakışıklıya pas verip, her sırıtana öpücük atıp, sosyal statü ve servetle doğrudan alakalı arkadaşlıklar kurunca mutlu mu oluruz yoksa 'UCUZ' mu? Banel mi oluruz, yoksa insan gibi insan mı?


Biz bunları yapınca yanımıza üşüşenler arkadaş oluyor mu? Bize bu suni halimizle çıkma teklifi eden erkek bizi gerçekten sevmiş mi oluyor? Bütün bu 'hava'mızı kaybettiğimizde hâlâ arkadaş gibi, sevgili, yâr gibi yanımızda olular mı?


Emin miyiz bunlardan gençlik? Emin miyiz?


Bu 'hava' olayı bizi yaşamımıza yön veren bir stil, bir akım mı, yoksa sadece Beyonce, Kate Moss, Avril Lavigne gibi sevdiğimiz ünlülerin stillerini karıştırıp görüntü kirliliği mi teşkil etmemize neden oluyor? İnsan gibi mi davranıyoruz 'havalı' iken? Dilimizi deforme etmeden mi, beynimizin konuşmadan sorumlu bölgesi ezilmiş gibi mi konuşuyoruz?


En önemlisi, kendimizi ortalıkta bu kadar yelloz yelloz gezerken güzel buluyor muyuz? Aynada kendimizi Tiki gibi görünce mutlu mu oluyoruz millet? Kendimize bu kadar şekilci, pardooon, cool olmayı yakıştırıyor muyuz?


Peki biliyor muyuz, cool olmak bu değil, havalı olmak bu tanımların içinde verilmemiş.


Biliyor muyuz, ihtiyacımız olan şey havalı olmanın ipuçları değil; insan olmanın, arkadaş olmanın, modanın içinden kendimize yakışanı bulmanın, arkadaş seçimini doğru yapmanın, KENDİMİZE ait bir tarz sahibi olmanın ipuçları...


Bu kadar şekilcilik kimseyi mutlu etmez, insanlar kıyafetleriyle ağırlanıp fikirleriyle uğurlanır. Omuzlarda girip küfürlerle çıkmak da, hayalet gibi girip kahraman gibi çıkmak da var işin ucunda. Güzel olan tarafı ise, bu ikisi içinden seçim yapabilecek olmamız.


Farkında değil miyiz, kimimiz içe dönük, kimimiz sosyal, kimimizin burnu hokka gibi, kimimizin gözleri badem gibi... Kimimizin dudakları dolgun, kimimizin saçları muteşem... Farklıyız birbirimizden, duygusal ya da fiziksel, FARKLIYIZ. Çünkü hepimiz toplumun apayrı bir rengiyiz, hepimiz kırmızı, hepmiz mavi olursak toplum olmayız. Bir puzzle'ı birbirinin aynı parçalarla yapamazsınız. Farkımız bu yüzden.


Kimimiz doğuştan lider, kimimiz ise yatıştırıcı, sakinleştirici. Çünkü herkes gaza getirirse, herkes yönetir ya da herkes yönetilirse, FARKımız olmaz, biz biz olamayız, toplum içinde yaşayamayız.

Faklı olmak değil mi asıl amacımız? Hava tutkmuz buradan gelmiyor mu zaten?

Evet, evet, evet...

Havalı mı olmak istiyorsunuz? Hiçbirinizin formüle ihtiyacı yok...


Stil danışmanı mı? Olabilir...


Psikolog? Belki...


Formül? Asla! Çünkü formül sizsiniz, formül i-çi-niz-de! Evet, sizde!


Kimseye dibinizin düşmesine gerekyok ki!


Medyanın, kuyruk acısıyla yananların, hayat felsefesi ye, iç, boşalt olanların dayattıklarına kimsenin ihtiyacı YOK ki sizin olsun!


18

Ben 18 yaşında olmak istiyorum.
Sözlük yazarı olmak istiyorum.
Ehliyetim olsun istiyorum.
Ülkeden çıkarken annemle babamdan izin belgesi almaya ihtiyacım olmasın istiyorum.

Reşit olma yaşı niye 18, bilmek istiyorum! :((

Damarlarımda Akan Asil... Ney?

Galiba ben kendi kendine geyik yapabilen bir insanım.



Nereden estiyse The Illusionist'i izlerken aklıma geldi, bizim isimlerimiz neden harflerden oluşuyor ki? Mesela ben adımın 445 olmasını isterdim. O da olmadı, 987 olsun!



Niye, niye harfler? Rakamların başı kel mi? Kim adının 638 olmasını istemez?

Harflerin bir ayrıcalığı mı var? Hem rakamlar daha kullanışlı, düşünsenize, TC kimlik no'nuz adınızın toplamının başına adınız eklenmiş hâli olsa her şey daha kolay olmaz mıydı?

Örneğin, adınız 445, soyadınız 98302 olsun... TC kimlik no'nuz da, 4459830235 olur... Ezberlemeye bile gerek yok!



Bu durumda gayet komedi diyaloglar yaşanır:

x: Hemşehrim, isim alıyiim!

y: 1453 90876oğulları

x:???



Ya da;

-Sayın 785, lütfen danışmaya! Kodluyorum, Antalya(07), Artvin(08), Amasya(05), lütfen danışmaya! (Veya Karabük(78)-Amasya(05) da olur)



-Adın ne yavrum senin?

+45893544287 tam, binde 183, teyzeciğim!

-(Gözleri dolar, ismi 45893544287 tam, binde 183 olan yavrucağa acımıştır)

+Ah, gözleriniz doldu, size anne diyebilir miyim?

-De yavrum, de! Ama ben de sana kısaca 183 diyeceğim!



Bu durumda en şanslımız Bond abimiz olurdu, "007, Ben Bond, James Bond!" Yerine, "007, ben 700, 7700!" derdi :))



Ya da adı 333 olan biri,

"Dağdaki 1034'le benim oyum bir mi?" der, 1034'ler dava açardı!



Annemizin adını öğrenmemiz bir yaşımızı bulurdu. Tabii bazı şanslılar hemen öğrenebilir: "Benim ayyemin adıy 9!" gibi... Ama hangi yavrucak 1378736289'u bir yaşından önce tam olarak söyleyebilir ki? Arada bir iki sayıyı çıkartıp söylemeye çalışır, mesela sadece 89 der, ama kuzenin adı 89'dur...



Bu sefer de okul numaramız harflerden, yani sözcüklerden oluşurdu. Mesela ben garanti 'inek', 'mö', 'kek' ya da 'saf' olurdum. O da olmad, 'ktapkrdu'. Herkes birbirinin okul numarasını, ayy, sözcüğünü hatırlar, geyik yapardı... "Gençliğimde benim okul numaram buldozer'di, ehi ehi ehi!"
ya da "Benim numaram 'yok'tu."...


Çok neşeli olurdu okullar, sokaklar, alışveriş merkezleri... Kömik kömik diyaloglar ebelemek için bizi belerlerdi köşebaşlarında, çok gülerdik :))
Bunları anneme de anlattım, bana kan testi yaptırmak istedi, damarlarımda kan yerine başka şeyler olduğundan şüpheli... Haklı da sayılır, o mistik filmi izleyip bunları yazmak... İlginç :))

Can...?

(İngilizce dersinden alıntıdır)

Can Ken can a can? (sesli okumanız ve kendinizi dinlemeniz tavsiye edilir)

(Can/could konusunu böyle işliyoruz işte :)) Kene macerasından sonra bir garip oldu böyle 'Ken Ken ken e ken!' demek :O)