Meraklardayım dear okuyucu...
Ama önce merak nedenim olan o garip olayı anlatıciim...
Az önce Din Kült. ve Ahl. Bil. ödevini ('bağımlılık') bastırmak için (bizim yövrinin kartuşu bitti) internet kafe yolarına düştüm.
Bir takıntım vardır benim, banyo yaptıktan sonra en yeni kıyafetimi giyerim... Dün de İskender ile aldığım bir eşofman vardı... Gülmeyin ama... Şey... Ceylan'ın erkek reyonundan :)) Gri, yanında şeritleri olan klasik eşofman, bence gayet unisex :)) İşte, onu giydim, taktım kulaklıkları gidiyorum.
Yolda da sırıtıyorum kendi kendime, senaryo yazıyorum, bu eşofmanı giyen bir erkekle pişti olma ihtimalim, hatta onunla kanka filan olma ihtimalimi hesaplayıp gülüyorum derken bize en yakın internet kafeye vardım. İçeri girdim ve bir hemşehri gördüm, aynı eşofman artı Ceza baskılı tişört... Ne şom ağızlıyım ama! Bende Metallica tişörtü olmasına, aradaki tarz farkına rağmen sırıttım hafiften...
Hiiç bozuntuya vermedim, elemanı bekliyorum ki gelip print'lesin şu zımbırtıları.
Bir iki dakika bekleyip de sıkılınca çıktım oradan, hâlâ gülüyorum. Düşünemeyesice beynim de hesap yapıyor: 'Bi pişti daha!'
Tupturuncu bir kafeye vardım nihayet... Kasada duran elemana doğru gittim, hayda... Ama bu sefer Metallica tişörtü :)) Aynısı değil, benimki kızıl, onunki siyah... Ama bir türlü durduramıyorum tebessümümü, sarı kafalının dediği gibi; 'Artist artist sırıtıyor'um... Ama içimden... Yüzümde eminim ciddi bir ifade var ama içimde makaraları koyvermişim...
Uzattım flash belleği, 'Din perf. klasöründe...' diye mırıldanıp sağa sola bakınmaya başladım. Yazıcı harıl harıl çalışırken eleman da bana bakıyor... Çaktırmadan baktım, taş çatlasa lise 3... Yaşlı değilmiş diye bi daha sırıttım, ama arkadaş inatla dikkatli dikkatli bakıyor.
Aklıma geldi, kulaklığı tam takamadım da telefon dışarı mı ses veriyor, dedim, yok... Yüzüme baktım bir gariplik var mı diye, yok, perçem fönlü, geri kalanı Dr. Octopus, biraz dağınık... Gözlük simetrik, kaşlar da düzgün... Ya sabır...
Sağ olsun printer'ın işi bitti. Çıktıları alıp parayı uzattım, eleman saçını düzeltip (uzunmuş, düzeltirken fark ettim :))) para üstünü yere düşürdü. Kasadan yeni para alıp yine düşürdü, 'Gülme!' derken kendi kendime... Neyse, para üstünü aldım, flash belleği bekliyorum. Yüzüne bakıp dışımdan sırıttım, anlayacağını umut ettim...
"Para mı eksik?" dedi...
"Yok, hayır..."
"Yamuk filan mı çıkmış?"
"Yok, hayır.." derken kopartan cümle gökten düştü:
"Haa, anladım.. dsfgvjşb_awefvbleı@hotmail.com..."
"Yok, yok... Sadece flash belleğimi alacaktım..."
Bir Futbol Seremonisi: Yendik ama Ezildik!
Veriler
Pazartesi'yi çekilir kılan ders: Beden Eğitimi
Geveze'nin hava atabileceği spor: Baskebol
Geveze'yi rezil eden spor: Futbol
Beden eğitiminin ilk dersi: Basketbol
Beden eğitiminin ikinci dersi: Futbol
Sonuç (Ders no:1)
Geveze ve saz arkadaşları: 32
Diğerleri: 10
Sonuç (Ders no:2)
Geveze ve saz arkadaşları: 0
Diğerleri: 6
Sınıfta
D: Diğerleri, G:Geveze
D:Geveze, kaledeki 82. saniyende gol mü yedin?
G:Ama bak, manyak bi ters turnike atmışım ki...
D:Puhahahaaaa...
D:Geveze, 6 mıydı o?
G:32'ye 10, ezdik bea...
D:Eziiiik, 6-0!
Pazartesi'yi çekilir kılan ders: Beden Eğitimi
Geveze'nin hava atabileceği spor: Baskebol
Geveze'yi rezil eden spor: Futbol
Beden eğitiminin ilk dersi: Basketbol
Beden eğitiminin ikinci dersi: Futbol
Sonuç (Ders no:1)
Geveze ve saz arkadaşları: 32
Diğerleri: 10
Sonuç (Ders no:2)
Geveze ve saz arkadaşları: 0
Diğerleri: 6
Sınıfta
D: Diğerleri, G:Geveze
D:Geveze, kaledeki 82. saniyende gol mü yedin?
G:Ama bak, manyak bi ters turnike atmışım ki...
D:Puhahahaaaa...
D:Geveze, 6 mıydı o?
G:32'ye 10, ezdik bea...
D:Eziiiik, 6-0!
Her Şey Skinny Jean İçin
Daha önce de bahsettiğim gibi ben vejeterjanlık sınırında dolaşan ve kolay kolay et tüketmeyen, tüketemeyen huysuz bir tipim...
Ama bu gün, annemn kumpasıyla döner yedim ve midem ağrıyor...
Annem olacak şahsiyet beni sürekli kandırıp rüşvetle, cebren ve hileyle, gayet abdülşinas durumlarda et yemeye zorlar. Bu gün de bir skinny jean artı iki eşofmanla kandırılıp kebap yedim...
Soda bulmam lazım... Hık...
Ama bu gün, annemn kumpasıyla döner yedim ve midem ağrıyor...
Annem olacak şahsiyet beni sürekli kandırıp rüşvetle, cebren ve hileyle, gayet abdülşinas durumlarda et yemeye zorlar. Bu gün de bir skinny jean artı iki eşofmanla kandırılıp kebap yedim...
Soda bulmam lazım... Hık...
Bi Çirkin Uğruna...
Tamam, tamam; hiç inandırıcı olmadı...
Ben bile inanmadım kendime...
Ama dear okuyucu, annem cidden dizi izlemez ki... Bana gelince...
Şimciiik...
Dr. House,
Ugly Betty,
Chuck,
The Office,
Battlestar Galactica,
Gossip Girl,
Pushing Daisies,
Heroes,
How I Met Your Mother,
CSI:NY
Prison Break,
Ghost Whisperer,
Avrupa Yakası,
Anında Görüntü Show,
BKM Mutfak'tan oluşan minicik bir dizi/program kartelam var... (15 olmuş mu bea... Her geçen gün artıyor... 2 ile başladı bu günlere geldik...) Şimi diyeceksiniz ki,
"Sayın Geveze,
Bu sene SBS'ye girmeyecek misin?
Bunların hepsini izleyip bloga, tenise, basketbola, dershaneye, ödeve, okula, kitaba, teste nasıl yetişiyorsun?
Bunlar hiç mi çakışmıyor?
Gözlerin neden pörtlemekten uzak, o kadar normal? bla bla bla..."
Cevap geliyor...
Geliyor, geldi: Hepsine yetişiyorum, çünkü birçoğunda hemen hemen birkaç bölüm geriden (bazılarında bir sezonu buluyor) ve VCD-DVD (o an ne varsa :P) o da olmadı internet adlı kaynaktan takip ediyorum... Hatta Prison Break izlemeye bu Kurban Bayramı'nda başladım. (bir insan bir gecede 5 bölüm izleyebilir mi? hayır diyorsanız ben insan değilim...)
Ama, Ugly Betty var ki, bir bölümünü kaçırmamış insanım... Ne Aşk-ı Memnu izledim, ne Yaprak Dökümü, ne Binbir Gece, oturdum Ugly Betty'mi takipledim!
Fekat patlayasıca TNT bu akşam sinyal vermeyi unuttu! Ve ben, Ugly Betty'nin o bayıldığım jeneriğini (ki daha önce de söylediğim gibi jenerik izleme merakım vardır!) aaartıı, ilk 19 dakika 53 saniyesini kaçırdım...
Annem tutmasa DigiTürk'ü olan bir kahvehaneye dalıp TNT arayacaktım...(onlar da kollarını açıp beni bekliyorlar ya okeye dördüncü diye...)
Saat 7.50'de karnım ağrımaya başladı zaten 'TNT' diye... Üst komşuya gittim, karşı komşuya gittim yan komşuya gittim, interneti deştim derken depresyona girdim... Sonra 19.53. dakikada TNT lütfedip geri geldi.
Bencağız da bi Ugly uğruna şekilden şekle girdim... Ne şehittir ne gazi muhabbeti oldu anlayacağınız....
Kültür ve Projesi: Tarihi Kankalar Osmanlısı
Annemin klasik-haftalık kankalar günü toplantısı bu salı bizim evde gerçekleşmeyi denedi. Ah, tam bir kâbustu ki, Japon icadı, sevimli bir şey imdadıma yetişti: Ku-La-Klı-K
Olayı başa saralım istersen dear okuyucum,,
Saat 4.30... Evin neşesi, en bi Geveze'si kapıdan girer. Ferah ferah, yayıla yayıla duşunu alır, nasılsa bütün akşam sosyal projesiyle ilgileneceğini sanıyordur. Saçlarını tarar, perçemini fönler, cornflakes tıkınır, giyinir ve Osmanlı Tarihi ve Kültürü hakkında resim bulma umuduyla bilgisayarının başına oturur, ama dayanamaz ve Alem-i Blog'da gezinir, bir iki yorum karalar ve kapı tıkırtısı duyar, sweet mummy gelmiştir. Ama daha selam kelam etmeden mutfağa dalar. Geveze'ye odasını toplamasını höykürür, misafir gelecektir!
Tıpı tıpı tıp tıp tıp.:.
Saat 7.30... Geveze saunadan çıkmış gibi göründüğü için bir daha duş almıştır(cebren ve hileyle!). Odasını toplayıp kıyı köşe bir yerciğine sinmiş, sosyal projesine başlamıştır. Kapı çalar ve bir anaokulu odasına kusar. Nazik bir hareketle onları oturma odasına def etse de saklambaç oynarken ha bire Sultan II. Mahmud'un kafasına, gözüne basarlar. Bu arada Geveze ödev yapamayacağını keşfeder ve hâlâ üçüncü boyuttayken toparlanır. Kenidini daha toparlanabilitesi olan derslere vermeye çalışır, test çözer. Derken odasını Kızılderililer basar, pardon, Kızılderelilermiş onlar!
Saat 8.30... Geveze'nin zavallı Tudem 7 Test Kitabı'sı büzüşmüş, en sevdiği Pensan IQ'sunun ucu yamulmuştur. Zottirik bir Rotring'le kabak gibi kalakalmıştır, çevresinde minik bir cadı grubu dönüp dönüp 'Apyakadabra!' diye onu siğilli kurbağaya dönüştürmeye çalışmaktadırlar. Bazı Hunumsu'lar da Teletubbies ile atçılık oynamakta, diğerleri de serseri mayın gibi çat orada çat burada çat kapı ardında takılmaktadırlar. Müthiş bir gürültü vardır, ödev yapılmalı, kitap okunmalı, test çözülmelidir.
Saat 9.00... Geveze saçlarını yolmamak için kendini zor tutmaktadır. Odası mı eğridir yoksa tepesinde tepinen çocuklar mı vardır? Kaçsa gitse? Olmaz, kemanı bırak, kemanı bırak. Hayır, sakın o kitaba dokunma! Eğer o tuvali elleyecek olursan her yerinde kocaman kocaman dokunaçlar çıkar! Sakın bir daha yatağımda zıplama, yoksa teee Amerika'ya kadar gece gündüz uçarsın, tuvalet bulamazsın; rezil olursun yollarda! O postere bir daha yağlı ellerinle dokunursan odamdaki Bubi tuzakları seni alıp Fizan'da Çin işkencesine maruz bırakır! Ve sakın bir daha üzerinde The Rasmus veya Harry Potter yazan bir şeye bir metreden fazla yaklaşma, yoksa seni parçalarım! Eğer mayonezli ellerinizi albüm, kitap, poster, toka, parfüm, parlatıcı koleksiyonumdan çekmezseniz kafanızı Ay'a sürterim! Müzik setime ve içindekilere boğazından çıkan CO2'leri dokundurursan bacaklarını cebine koyarım!
Saat 10.00... Derken bir canavar ağlamaya başlar, bir diğeri ayağına basmıştır çünkü. Öyle bir ağlamaktadır ki, kulak zarınızın bir deney tüpünde sallandığını hissedebilirsiniz!
Anneler gelir, yövriler odadan atılır, gürültü hâlâ gelmektedir ve Geveze'nin obsesif kompulsif bozukluğu ile panik atağı başlamış, klostorofobik belirtiler gösterme eğilimine girmiştir. Elini çekmeceye daldırıp içgüdüsel bir biçimde ilk tuttuğunu kulağına tıkamıştır. Ama o da ne? Yaşasın MP4 Player! Gel buraya sevgili kitabım! Seni seviyorum Tori Amos!
Ertesi gün Sosyalci II. Mahmud ve Osmanlı Kültürü ve Tarihi'ni ister...
Sosyalci: Geveze, nerede projenin taslağı?
Geveze: Eee,, şey...
Sosyalci: Nerede II. Mahmud?
Geveze: Hocam, ne siz sorun, ne de ben söyleyeyim!
Sosyalci: Ne demek o öyle?
Geveze: Hocam, bilmek isteyeceğinizi sanmıyorum... Ama şöyle diyeyim, ıslahatlara itiraz eden Yeniçeriler bile II. Mahmud'un kafasını bu kadar ezmemiştir...
Olayı başa saralım istersen dear okuyucum,,
Saat 4.30... Evin neşesi, en bi Geveze'si kapıdan girer. Ferah ferah, yayıla yayıla duşunu alır, nasılsa bütün akşam sosyal projesiyle ilgileneceğini sanıyordur. Saçlarını tarar, perçemini fönler, cornflakes tıkınır, giyinir ve Osmanlı Tarihi ve Kültürü hakkında resim bulma umuduyla bilgisayarının başına oturur, ama dayanamaz ve Alem-i Blog'da gezinir, bir iki yorum karalar ve kapı tıkırtısı duyar, sweet mummy gelmiştir. Ama daha selam kelam etmeden mutfağa dalar. Geveze'ye odasını toplamasını höykürür, misafir gelecektir!
Tıpı tıpı tıp tıp tıp.:.
Saat 7.30... Geveze saunadan çıkmış gibi göründüğü için bir daha duş almıştır(cebren ve hileyle!). Odasını toplayıp kıyı köşe bir yerciğine sinmiş, sosyal projesine başlamıştır. Kapı çalar ve bir anaokulu odasına kusar. Nazik bir hareketle onları oturma odasına def etse de saklambaç oynarken ha bire Sultan II. Mahmud'un kafasına, gözüne basarlar. Bu arada Geveze ödev yapamayacağını keşfeder ve hâlâ üçüncü boyuttayken toparlanır. Kenidini daha toparlanabilitesi olan derslere vermeye çalışır, test çözer. Derken odasını Kızılderililer basar, pardon, Kızılderelilermiş onlar!
Saat 8.30... Geveze'nin zavallı Tudem 7 Test Kitabı'sı büzüşmüş, en sevdiği Pensan IQ'sunun ucu yamulmuştur. Zottirik bir Rotring'le kabak gibi kalakalmıştır, çevresinde minik bir cadı grubu dönüp dönüp 'Apyakadabra!' diye onu siğilli kurbağaya dönüştürmeye çalışmaktadırlar. Bazı Hunumsu'lar da Teletubbies ile atçılık oynamakta, diğerleri de serseri mayın gibi çat orada çat burada çat kapı ardında takılmaktadırlar. Müthiş bir gürültü vardır, ödev yapılmalı, kitap okunmalı, test çözülmelidir.
Saat 9.00... Geveze saçlarını yolmamak için kendini zor tutmaktadır. Odası mı eğridir yoksa tepesinde tepinen çocuklar mı vardır? Kaçsa gitse? Olmaz, kemanı bırak, kemanı bırak. Hayır, sakın o kitaba dokunma! Eğer o tuvali elleyecek olursan her yerinde kocaman kocaman dokunaçlar çıkar! Sakın bir daha yatağımda zıplama, yoksa teee Amerika'ya kadar gece gündüz uçarsın, tuvalet bulamazsın; rezil olursun yollarda! O postere bir daha yağlı ellerinle dokunursan odamdaki Bubi tuzakları seni alıp Fizan'da Çin işkencesine maruz bırakır! Ve sakın bir daha üzerinde The Rasmus veya Harry Potter yazan bir şeye bir metreden fazla yaklaşma, yoksa seni parçalarım! Eğer mayonezli ellerinizi albüm, kitap, poster, toka, parfüm, parlatıcı koleksiyonumdan çekmezseniz kafanızı Ay'a sürterim! Müzik setime ve içindekilere boğazından çıkan CO2'leri dokundurursan bacaklarını cebine koyarım!
Saat 10.00... Derken bir canavar ağlamaya başlar, bir diğeri ayağına basmıştır çünkü. Öyle bir ağlamaktadır ki, kulak zarınızın bir deney tüpünde sallandığını hissedebilirsiniz!
Anneler gelir, yövriler odadan atılır, gürültü hâlâ gelmektedir ve Geveze'nin obsesif kompulsif bozukluğu ile panik atağı başlamış, klostorofobik belirtiler gösterme eğilimine girmiştir. Elini çekmeceye daldırıp içgüdüsel bir biçimde ilk tuttuğunu kulağına tıkamıştır. Ama o da ne? Yaşasın MP4 Player! Gel buraya sevgili kitabım! Seni seviyorum Tori Amos!
Ertesi gün Sosyalci II. Mahmud ve Osmanlı Kültürü ve Tarihi'ni ister...
Sosyalci: Geveze, nerede projenin taslağı?
Geveze: Eee,, şey...
Sosyalci: Nerede II. Mahmud?
Geveze: Hocam, ne siz sorun, ne de ben söyleyeyim!
Sosyalci: Ne demek o öyle?
Geveze: Hocam, bilmek isteyeceğinizi sanmıyorum... Ama şöyle diyeyim, ıslahatlara itiraz eden Yeniçeriler bile II. Mahmud'un kafasını bu kadar ezmemiştir...
Ellerim Kaşınıyor
Bazen çok patavatsız bir insan oluyorum...
Acilen 'Doğruları İnsanları Kırmadan Söyleyebilme Sanatı'nı öğrenmeliyim...
Evet, biliyorum, her şeyin bir sınırı var; her doğru her yerde söylenmez.
Ama tutamıyorum kendimi. Bir şeyi 'sadece' düşündüğümü sanıyorum, bir de bakıyorum ki sessizlikten donacak kıvama gelmişiz, 'sadece' 'düşün'memişim.
Yine devasa bir çam devirdim ve dzeltene kadar akla karayı seçtim, terledim!
Beni yakından tanıyan birisi olsa neyse, zira onlar nadiren esen bu dangalaklık rüzgârımı kanıksadılar, aslında ne demek istediğimi biliyorlar; fakat o kadar samimi olmadığım kişilere de bunu yapınca camdan atlayasım geliyor. Of, biri ben durdursun!
Kendime çok pis dayak çekesim var, tenhalarda dikkatli olsam iyi olur...
Acilen 'Doğruları İnsanları Kırmadan Söyleyebilme Sanatı'nı öğrenmeliyim...
Evet, biliyorum, her şeyin bir sınırı var; her doğru her yerde söylenmez.
Ama tutamıyorum kendimi. Bir şeyi 'sadece' düşündüğümü sanıyorum, bir de bakıyorum ki sessizlikten donacak kıvama gelmişiz, 'sadece' 'düşün'memişim.
Yine devasa bir çam devirdim ve dzeltene kadar akla karayı seçtim, terledim!
Beni yakından tanıyan birisi olsa neyse, zira onlar nadiren esen bu dangalaklık rüzgârımı kanıksadılar, aslında ne demek istediğimi biliyorlar; fakat o kadar samimi olmadığım kişilere de bunu yapınca camdan atlayasım geliyor. Of, biri ben durdursun!
Kendime çok pis dayak çekesim var, tenhalarda dikkatli olsam iyi olur...
Sıkıysa Beğenmeyin Hocam!
Dört gündür şizofren bir biçimde Türkçe Performans ödevim 'sınıf Gazetesi' ile cebelleşiyorum. Çıldırma raddesine gelmişken bitti ve bu gün teslim edildi.
Yaklaşık 12 saatimi aldı o ödev müsveddesi. Hâlâ gözlerim seğriyor, hâlâ!
Ve fark ettim ki, basın-yayın işi bana göre değil! Her sayı ayrı bir stres, bir de ben strese yatkın bir insanım bu tarz akademik konularda. Beni öldürmeye kalksanız daha large olurum, ama hele bir 'gelecek', 'SBS', 'karne', 'not' kelimelerini aynı cümlede kullanın, stres topu olurum! Panik yapmam, asla! Ama öyle bir kasılırım ki, üç kişi gelse zor açar beni!
Velhasıl, bu kasıntının arasında davul gibi gerilerek ödevimi(zi) teslim ettik. Sayın Türkçe'ci ekşi bir suratla inceledi:
"Hmmm.."
Tam ben sağ kroşemi bu anın hatırası olsun diye yüzünde bırakacakken arkadaşlar beni öğretmenler odasından çıkarttılar. O kim oluyordu da benim bu kadar uğraştığım ödevi kabul etmiyordu? Çayına şap katardım ben onun, alnını karışlar eline verirdim! Saçlarını cımbızla yolar, tırnaklarını anneanneme kestirir, odamı toplatırdım ona!
Bu büğörtülerle (sanırım böğürtü olmalıydı onlar...) sınıfa çıktık. Rehberlik dersinde gerim gerim gerildim. Serviste Njn kod adlı arkadaş Türkçeci'nin bizim ödevimizi onların sınıfında öve öve bitiremediğini, diğerlerinin solda sıfır kaldığını söyledi. Böylece beni geren ipler şrak diyerekten kopmuş oldu. Ama biraz fazla kopmuş olacak ki, Türkçecimiz hakkında çoğ ilginç şeyler söyledim. Arkadaş pis pis bakınca da savunmaya geçtim haliyle:
"Bütttüüööön bir rehberlik dersi boğyunca ştreş yaptım ben kızıııaam! Boşuna mı gerildim şimdi? Bari beğenmeseydi de gerilmelerim boşa gitmeseydi!"
"Raporun vardı di mi senin?"
"Ne raporu?"
"42'lik deli raporu!"
"asdhkfjklm"
Yaklaşık 12 saatimi aldı o ödev müsveddesi. Hâlâ gözlerim seğriyor, hâlâ!
Ve fark ettim ki, basın-yayın işi bana göre değil! Her sayı ayrı bir stres, bir de ben strese yatkın bir insanım bu tarz akademik konularda. Beni öldürmeye kalksanız daha large olurum, ama hele bir 'gelecek', 'SBS', 'karne', 'not' kelimelerini aynı cümlede kullanın, stres topu olurum! Panik yapmam, asla! Ama öyle bir kasılırım ki, üç kişi gelse zor açar beni!
Velhasıl, bu kasıntının arasında davul gibi gerilerek ödevimi(zi) teslim ettik. Sayın Türkçe'ci ekşi bir suratla inceledi:
"Hmmm.."
Tam ben sağ kroşemi bu anın hatırası olsun diye yüzünde bırakacakken arkadaşlar beni öğretmenler odasından çıkarttılar. O kim oluyordu da benim bu kadar uğraştığım ödevi kabul etmiyordu? Çayına şap katardım ben onun, alnını karışlar eline verirdim! Saçlarını cımbızla yolar, tırnaklarını anneanneme kestirir, odamı toplatırdım ona!
Bu büğörtülerle (sanırım böğürtü olmalıydı onlar...) sınıfa çıktık. Rehberlik dersinde gerim gerim gerildim. Serviste Njn kod adlı arkadaş Türkçeci'nin bizim ödevimizi onların sınıfında öve öve bitiremediğini, diğerlerinin solda sıfır kaldığını söyledi. Böylece beni geren ipler şrak diyerekten kopmuş oldu. Ama biraz fazla kopmuş olacak ki, Türkçecimiz hakkında çoğ ilginç şeyler söyledim. Arkadaş pis pis bakınca da savunmaya geçtim haliyle:
"Bütttüüööön bir rehberlik dersi boğyunca ştreş yaptım ben kızıııaam! Boşuna mı gerildim şimdi? Bari beğenmeseydi de gerilmelerim boşa gitmeseydi!"
"Raporun vardı di mi senin?"
"Ne raporu?"
"42'lik deli raporu!"
"asdhkfjklm"
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)