Karar verdim, ben liseye filan gitmeyeceğim. Evde oturup ahşap boyayacak, yüzlerce kedi besleyeceğim.
Zira son birkaç gündür tercih yapmak için bir kafamın üstünde dönmediğim kaldı dear okur. Sen git 487 ortalama yap, sonra da bir yere yerleşeme.. Ben kendime burnumla gülüyorum.
St. Joseph dedim, müdürü rahip dediler. İzmir Amerikan dedim, misyoner dediler. Kabataş olsun dedim, İstanbul olmaz dediler. Ankara Atatürk Anadolu olsun dedim, Ankara olmaz dediler. Konservatuvara gideyim dedim, 4 yıl boyunca şan, keman ve bale eğitiminin sinema kariyerime ne faydası olacağını bilemedim.
Sonra BAL'ı yazayım dedim, müdür yardımcım isyan bayrağını çekti.
'O puanla BAL mı yazılır Geveze? Sen 4000. oldun, oraya 17000. de yerleşecek. Farka bak. Burada da benzeri durum vardı ama biz özel okuluz diye seviye sınıfı yapmıştık. Rekabet ortyamı vardı. Orada ne yapacaksın?' dedi. Sonra bir umut fen lisesi için uğraştı ama kabul etmedim. Aslında BAL konusunda adam haklı. Ama annem gerekli elemeleri yaptıktan sonra İzmir'de başka anadolu lisesi kalmıyor ki.
Bir tanıdığımız da Türk Koleji iyidir iyi, dedi. Sonuçta tercih formuna BAL yazdık. Hatta %99.9999999999 ilk tercihime yerleşecek olmama rağmen annem 4 tane tercih yaptırdı.
Ama benim gelecek planımda daha ilk cümlede belirttiğim gibi evde turşu olarak yüksek lisans yapmak var. Hatta 20 yıl filan sonra The Simpsons'daki Hayvanlı Kadın'ın (bkz. Eleanor Abernathy a.k.a. Crazy Cat Lady) dublörü olacağım. Gecelerce kedi fırçalayıp tüy toplamam gerekse bile yapacağım bunu. Ahahahah. -kafayı kırmış grotesk karakter gülüşü-
öğrencilik halleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
öğrencilik halleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ve İpi Göğüsledik.. Dırırırım!
Merhabaaa dear okur. Nihayet son SBS'mi verdim, mutluyum huzurluyum.
Matematikten kazmalığım sağ olsun 2 yanlış yapmışım.
4.4=4 Bu da böyle biline. Bir de her 4 kenarlı şekil karedir; unutmayalım, unutturmayalım!
Sonuç itibariyle 492 filan. Merkezi eğilimden düşürürse 490 olur.
Ve SBS biter, gider, Geveze yaz moduna gireer. Gelsin deniz sefaları, dünya klasikleri, filmler, müzikler. Yanıp kül olsun yaprak testleeer. Kendine iyi bak okur.
Matematikten kazmalığım sağ olsun 2 yanlış yapmışım.
4.4=4 Bu da böyle biline. Bir de her 4 kenarlı şekil karedir; unutmayalım, unutturmayalım!
Sonuç itibariyle 492 filan. Merkezi eğilimden düşürürse 490 olur.
Ve SBS biter, gider, Geveze yaz moduna gireer. Gelsin deniz sefaları, dünya klasikleri, filmler, müzikler. Yanıp kül olsun yaprak testleeer. Kendine iyi bak okur.
Ya Ben Elbiseyi Alırım, Ya Da Elbise Beni!
Yukarıdaki cümlenin telifi bana aittir. İtirazı olan? :Pp
Malumunuz bu sene mezun oluyorum. Bana sorarsanız tamamen bir zamanlama hatası, zira ben daha yeni anaokulunda hamurdan Edi - Büdü yaptım; derken mezun oluyoruz hobaaa, dediler.
Alışverişi hiç sevmediğim için sınava beş kala kıyafet almaya çıktım. Koskoca İzmir koskoca değilmiş onu anladım. 11 saat boyunca gezmediğimiz semt kalmadı, Kemeraltı'ndaki nişanlık zımbırtılarını satan yerlere bile baktık. Hatta bir ara kenar mahalle güzeli Güllü oldum, sağı solu pullu payetli, taşlı boncuklu elbiselerle Angeline Jolie bile taşralı kalırdı o parizyen Geveze'nin yanında.
Nihayet mezun olmaktan vazgeçmiştim ki teyzemin lojistik desteğiyle bir mağazaya daha girdik ve elbiseyle çıktık. O yorgunlukla hemen beğeniverdim elbiseyi, şimdi bakıyorum da iyi bir seçim olmuş.
Fakat bu seçimi yapana kadar 6-7 kadar satış görevlisine kafayı yedirttiğimi sanıyorum. Zira hepsi benim 'abiye' -isminde meymenet yok- elbise ile 'normal, günlük, sıradan' elbise arasındaki farkı bilmediğim konusunda hemfikirler. Ama onlar da şunu bilmiyorlar ki zavallı Geveze'cik okul forması dışında etek türünden bir kıyafet giymeye vakıf olamamış..
Ama buradan yetkililere sesleniyorum, lütfen bırakalım bu bürokratik tavırları, doğal olalım. Kot pantolonla mezun olalım, kendimiz olalım.
Ve bu arada, ilk topuklu ayakkabımı tamşuanda giyiyorum ve şunu gördüm ki topuklu ayakkabı üzerinde Beren Saat'ten daha çok zıplıyorum. Yeter, kadın milletine dayatılan bütün dogmalara yeter. Kravat takarım hiç problem değil; şu elbise arama işkencesinden sonra beyaz bayrağı göndere çektim.
Malumunuz bu sene mezun oluyorum. Bana sorarsanız tamamen bir zamanlama hatası, zira ben daha yeni anaokulunda hamurdan Edi - Büdü yaptım; derken mezun oluyoruz hobaaa, dediler.
Alışverişi hiç sevmediğim için sınava beş kala kıyafet almaya çıktım. Koskoca İzmir koskoca değilmiş onu anladım. 11 saat boyunca gezmediğimiz semt kalmadı, Kemeraltı'ndaki nişanlık zımbırtılarını satan yerlere bile baktık. Hatta bir ara kenar mahalle güzeli Güllü oldum, sağı solu pullu payetli, taşlı boncuklu elbiselerle Angeline Jolie bile taşralı kalırdı o parizyen Geveze'nin yanında.
Nihayet mezun olmaktan vazgeçmiştim ki teyzemin lojistik desteğiyle bir mağazaya daha girdik ve elbiseyle çıktık. O yorgunlukla hemen beğeniverdim elbiseyi, şimdi bakıyorum da iyi bir seçim olmuş.
Fakat bu seçimi yapana kadar 6-7 kadar satış görevlisine kafayı yedirttiğimi sanıyorum. Zira hepsi benim 'abiye' -isminde meymenet yok- elbise ile 'normal, günlük, sıradan' elbise arasındaki farkı bilmediğim konusunda hemfikirler. Ama onlar da şunu bilmiyorlar ki zavallı Geveze'cik okul forması dışında etek türünden bir kıyafet giymeye vakıf olamamış..
Ama buradan yetkililere sesleniyorum, lütfen bırakalım bu bürokratik tavırları, doğal olalım. Kot pantolonla mezun olalım, kendimiz olalım.
Ve bu arada, ilk topuklu ayakkabımı tamşuanda giyiyorum ve şunu gördüm ki topuklu ayakkabı üzerinde Beren Saat'ten daha çok zıplıyorum. Yeter, kadın milletine dayatılan bütün dogmalara yeter. Kravat takarım hiç problem değil; şu elbise arama işkencesinden sonra beyaz bayrağı göndere çektim.
Sayı İmparatorluğu
Merhabalar dear okur. Velilerin öğrencileri can hıraş fen liselerine kaktırdığı şu günlerde çıldırmanın eşiğindeyim.
Aslında her şey milyarlarca yıl önce big bang ile başladı.. Evrile evrile Cro-Magnonlar oluştu. -hepimiz sümüklü bir selülozdan geldik, selüloza gideceğiz.- Cro-Magnonlar devrinde el aletleri, kaldıraç ve benzeri mühendislik dehası ürünler çok ama çok popülerdi. Bu yüzden bu muhteşem ürünleri yapmaya vakıf olanların kabilede eli yüzü düzgün -bir Cro-Magnonun en düzgün hali işte, Heidi Klum ya da Johnny Depp beklemiycen okur- pek çok talibi oluyordu.
Derken sayılar icat edildi, mertlik bozuldu. Bir defa iki çizik atmayı başaran her Cro-Magnon kültürlü oldu, eline her geçeni ölçmeye biçmeye, mağara duvarlarına abes tarihlerde biten takvimler karalamaya başladı.
Modern insana yaklaştıkça sayıların imparatorluğu gücüne güç kattı, bir ülkeye veya kültüre özgü olmamasından mütevellit sınırlarını genişletti. Modern insana on kala ise en parlak dönemine adımını attı. Rönesansla birlikte bilim yükseliyor, en büyük dayanağı sayılar yepyeni keşiflerle tüm dünyayı şokluyordu. Bu sırada ne dil ne kültür ne de sanat boş durmadı, fakat kahretsin ki bilim her yerdeydi! -o her yer neresi 15 senedir çözemedim.-
Derken 2000lere, sözde robotların tüm dünyayı işgal edeceği yıllara geldik. Geri zekalı bir Cro-Magnonun yanlışlıkla bulduğu sayılar sağda, solda, orada ve burada. Mühendislik hâlâ en baba mesleklerden sayılıyor, üniversitelerin mühendislik veya sayısal bölümlerindeki öğrenciler hayattan kopuyor. Ama bölümlerini sevdikleri sürece eleştirmeye hakkım yok tabii ki. Ama aynı şekilde hiçbir insan evladının beni hiç ilgim olmayan sayısal bölümlere ittire kaktıra yollamaya da hakkı yok.
Ama fak dı sistımımız, canımız ciğerimiz ülkemizde devletin tekelinde bulundurması ve hiçbir şekilde paralı olmaması gereken eğitim ve sağlık sektörlerini bilimum ticarethaneden bozma kurumlar işgal ettiğinden dolayı; bir dönemin sayısalcı ihtiyacından doğan fen lisesi popülaritesini kaybetmeye hiç mi hiç niyetli görünmüyor. Özel okullar hâlâ fenlere gönderdiği öğrenciler kadar konuşuyor. Veliler de fen liseleri öğrencilerin tepesine kuş konduracak sanıyor, resmen üzerine atlıyor.
Bir de katsayı muhabbeti var ki akıllara zarar bir paradoks. Bu nedenle SAYISAAAL düşünen öğrenci fen lisesine gider, EŞİİT AĞIRLIIIIIIIIK düşünen öğrenci, SÖZEEEEEL düşünen öğrenci anadolu lisesine, sosyal bilimler liselerine gider. Diplomat ya da sosyolog, o da olmadı etimolog olacak bir Geveze SAYISALCI DEĞİLDİR; SAYISALDAN NEFRET EDER, FEN LİSESİNDE İŞİ NEDİR?! -gözünüze soktuğum için özür dilerim, agresifim sanırım birazcık.-
Ve asıl bomba soru, Geveze aşağıdaki diyaloğun baş kahramanı olmak zorunda mıdır??
Teyze: Ee SBS nasıl Geveze?
Geveze: Güzel, iyi.
Teyze: Puanın kaç puanın, onu söyle bakiim bana.
Geveze: İyi iyi, hoş.
Teyze: Kaç?
Geveze: Güzel.
Teyze: Gevezeee?
Geveze: ......... kadar bişey işte.
Teyze: Hımm, nereyi düşünüyordun ki sen?
Geveze: BAL ya da Amerikan Koleji, kararsızım. Amerikan Koleji'nin epey artısı var ama ideolojik olarak da devl...
Teyze: Fen lisesine gitmiycen miuiuueeee?!
Geveze: Ben aslında sayısaldan hoşlanmıyorum. O yüzden fen lisesini seçeneklere hiç katmamıştım.
Teyze: Ama senin bu puan BAL'a fazla gelir.
Geveze: Gelsin. Olmaz bişey.
Teyze: Ama fen lisesi...
Geveze: Fen lisesi sayısal düşünenler için mantıklı bir seçim. Ben sayısaldan hoşlanmıyorum.
Teyze: Olsun çocum git sen bi bak ortamına filan. Ordan da diplo sosyo eti olursun.
Geveze: Yok ama; bir kazancım, bir artım olmayacak ki fen lisesine gidip..
Teyze: Olmaz olur mu hiç Gevezeciiim...
Geveze: Hahah, doğru söyleyin; komisyon mu alıyorsunuz fen liselerinden?
Teyze: Huh? Yok canım, fen lisesi prestijlidir diye söyledim ben.
Geveze: Olsun, ben fensiz prestijli lise düşünüyorum yine de.
Teyze: Ama fen lisesi... FEEEEEEN!!! Hem de FEEEEEN!!! FEEEEEN!!!
Aslında her şey milyarlarca yıl önce big bang ile başladı.. Evrile evrile Cro-Magnonlar oluştu. -hepimiz sümüklü bir selülozdan geldik, selüloza gideceğiz.- Cro-Magnonlar devrinde el aletleri, kaldıraç ve benzeri mühendislik dehası ürünler çok ama çok popülerdi. Bu yüzden bu muhteşem ürünleri yapmaya vakıf olanların kabilede eli yüzü düzgün -bir Cro-Magnonun en düzgün hali işte, Heidi Klum ya da Johnny Depp beklemiycen okur- pek çok talibi oluyordu.
Derken sayılar icat edildi, mertlik bozuldu. Bir defa iki çizik atmayı başaran her Cro-Magnon kültürlü oldu, eline her geçeni ölçmeye biçmeye, mağara duvarlarına abes tarihlerde biten takvimler karalamaya başladı.
Modern insana yaklaştıkça sayıların imparatorluğu gücüne güç kattı, bir ülkeye veya kültüre özgü olmamasından mütevellit sınırlarını genişletti. Modern insana on kala ise en parlak dönemine adımını attı. Rönesansla birlikte bilim yükseliyor, en büyük dayanağı sayılar yepyeni keşiflerle tüm dünyayı şokluyordu. Bu sırada ne dil ne kültür ne de sanat boş durmadı, fakat kahretsin ki bilim her yerdeydi! -o her yer neresi 15 senedir çözemedim.-
Derken 2000lere, sözde robotların tüm dünyayı işgal edeceği yıllara geldik. Geri zekalı bir Cro-Magnonun yanlışlıkla bulduğu sayılar sağda, solda, orada ve burada. Mühendislik hâlâ en baba mesleklerden sayılıyor, üniversitelerin mühendislik veya sayısal bölümlerindeki öğrenciler hayattan kopuyor. Ama bölümlerini sevdikleri sürece eleştirmeye hakkım yok tabii ki. Ama aynı şekilde hiçbir insan evladının beni hiç ilgim olmayan sayısal bölümlere ittire kaktıra yollamaya da hakkı yok.
Ama fak dı sistımımız, canımız ciğerimiz ülkemizde devletin tekelinde bulundurması ve hiçbir şekilde paralı olmaması gereken eğitim ve sağlık sektörlerini bilimum ticarethaneden bozma kurumlar işgal ettiğinden dolayı; bir dönemin sayısalcı ihtiyacından doğan fen lisesi popülaritesini kaybetmeye hiç mi hiç niyetli görünmüyor. Özel okullar hâlâ fenlere gönderdiği öğrenciler kadar konuşuyor. Veliler de fen liseleri öğrencilerin tepesine kuş konduracak sanıyor, resmen üzerine atlıyor.
Bir de katsayı muhabbeti var ki akıllara zarar bir paradoks. Bu nedenle SAYISAAAL düşünen öğrenci fen lisesine gider, EŞİİT AĞIRLIIIIIIIIK düşünen öğrenci, SÖZEEEEEL düşünen öğrenci anadolu lisesine, sosyal bilimler liselerine gider. Diplomat ya da sosyolog, o da olmadı etimolog olacak bir Geveze SAYISALCI DEĞİLDİR; SAYISALDAN NEFRET EDER, FEN LİSESİNDE İŞİ NEDİR?! -gözünüze soktuğum için özür dilerim, agresifim sanırım birazcık.-
Ve asıl bomba soru, Geveze aşağıdaki diyaloğun baş kahramanı olmak zorunda mıdır??
Teyze: Ee SBS nasıl Geveze?
Geveze: Güzel, iyi.
Teyze: Puanın kaç puanın, onu söyle bakiim bana.
Geveze: İyi iyi, hoş.
Teyze: Kaç?
Geveze: Güzel.
Teyze: Gevezeee?
Geveze: ......... kadar bişey işte.
Teyze: Hımm, nereyi düşünüyordun ki sen?
Geveze: BAL ya da Amerikan Koleji, kararsızım. Amerikan Koleji'nin epey artısı var ama ideolojik olarak da devl...
Teyze: Fen lisesine gitmiycen miuiuueeee?!
Geveze: Ben aslında sayısaldan hoşlanmıyorum. O yüzden fen lisesini seçeneklere hiç katmamıştım.
Teyze: Ama senin bu puan BAL'a fazla gelir.
Geveze: Gelsin. Olmaz bişey.
Teyze: Ama fen lisesi...
Geveze: Fen lisesi sayısal düşünenler için mantıklı bir seçim. Ben sayısaldan hoşlanmıyorum.
Teyze: Olsun çocum git sen bi bak ortamına filan. Ordan da diplo sosyo eti olursun.
Geveze: Yok ama; bir kazancım, bir artım olmayacak ki fen lisesine gidip..
Teyze: Olmaz olur mu hiç Gevezeciiim...
Geveze: Hahah, doğru söyleyin; komisyon mu alıyorsunuz fen liselerinden?
Teyze: Huh? Yok canım, fen lisesi prestijlidir diye söyledim ben.
Geveze: Olsun, ben fensiz prestijli lise düşünüyorum yine de.
Teyze: Ama fen lisesi... FEEEEEEN!!! Hem de FEEEEEN!!! FEEEEEN!!!
Şeyinizi de Alıp Gidin Bu Ülkeden. Lütfen.
Hepsinden önce söylemeliyim ki TDK kadar kıl olduğum kurum yok denecek kadar az şu dünyada. Tamam işim düşünce canım cicim diyorum ama yok dear okur, depemize çıktı iyice.
Hayır, aklı evvel bir kurum mart kedisi gibi durup durup kural değiştirmez, zurnanın çü notasından kural çıkartmaz.
-O değil de bu sene bir değişiklik yapalım, bir bomba patlatalım geçen seneki imla kılavuzu sönük kalsın.
-Tamam. Hımm. Salata da Tuzsuzmuş.
-'t' büyük olmaz, tuz özel isim değil.
-Olur. Ama o zaman Tuz Gölü derken 'g' büyük olmaz.
-Olmaz.
-Olmaz.
-Oldu o zaman. Yeni kural budur Watson!
-İmkansızları ele, geriye gerçekler kalır Holmes!
-Git işine bi çay koy allasen.
...1 yıl sonra...
-Var ya ben bu göllerin ismini büyüttüm. Ama mesela Aydın İli derkenki 'i'yi küçülttüm.
-'i' ne arar la bazarda?
-Makul bir soru sordun kabul edip cevaplıyorum: Aydın deyince insanın aklına il geliyor, o yüzden büyük harfe ne hacet.. Bir sürü mürekkep boşa gidiyor. Ama Konya Ovası dersen 'o' büyük. Çünkü Konya deyince akla Mevlana geliyor. Sonra oysa ki, madem ki derken 'ki' kendisinden önceki kelimeye bitişik yazılıyor. Bir de bütün şeyler ayrı. Akrabalık sıfatları küçük. Aile bakanı 'Akrabalık sıfatlarını küçük harfle yazmak tedavi edilmesi gereken bir hastalıktır.' derse de acayip sükse yaparız zaten. Geçen yılki şok kararları sollar geçeriz.
-Barmen, bu ne içtiyse bana da aynısından lütfen...
'Değişen bütün kurallara nasıl ayak uyduracağız?!' sorunsalını geçtim, inek yavrucaklar nasıl yazım ve noktalama testi çözecek bilemiyorum. Zira kitaplar mors alfabesinde S.O.S olacak şekilde bir testte eski, bir testte yeni kılavuzu baz alıyorlar.
Bir de şu var ki; zavallı ben 'şey'leri bir bitişik bir ayrı yazmaktan helak oldum. Hangi şey, herşey, bir şey, o şey, her şey, şu şey, bu şey, birşey... Zaten şey Arapça Şeyh kelimesinden gelmiş olup Türkçe değil. Biz onun yerine USP diyelim: Unidentified Set Phrase. Çağdaş oldu.
Uzun lafın kısası, sevgili TDK;
'Şey'inizi de alıp gidin bu ülkeden. Lütfen.
Hayır, aklı evvel bir kurum mart kedisi gibi durup durup kural değiştirmez, zurnanın çü notasından kural çıkartmaz.
-O değil de bu sene bir değişiklik yapalım, bir bomba patlatalım geçen seneki imla kılavuzu sönük kalsın.
-Tamam. Hımm. Salata da Tuzsuzmuş.
-'t' büyük olmaz, tuz özel isim değil.
-Olur. Ama o zaman Tuz Gölü derken 'g' büyük olmaz.
-Olmaz.
-Olmaz.
-Oldu o zaman. Yeni kural budur Watson!
-İmkansızları ele, geriye gerçekler kalır Holmes!
-Git işine bi çay koy allasen.
...1 yıl sonra...
-Var ya ben bu göllerin ismini büyüttüm. Ama mesela Aydın İli derkenki 'i'yi küçülttüm.
-'i' ne arar la bazarda?
-Makul bir soru sordun kabul edip cevaplıyorum: Aydın deyince insanın aklına il geliyor, o yüzden büyük harfe ne hacet.. Bir sürü mürekkep boşa gidiyor. Ama Konya Ovası dersen 'o' büyük. Çünkü Konya deyince akla Mevlana geliyor. Sonra oysa ki, madem ki derken 'ki' kendisinden önceki kelimeye bitişik yazılıyor. Bir de bütün şeyler ayrı. Akrabalık sıfatları küçük. Aile bakanı 'Akrabalık sıfatlarını küçük harfle yazmak tedavi edilmesi gereken bir hastalıktır.' derse de acayip sükse yaparız zaten. Geçen yılki şok kararları sollar geçeriz.
-Barmen, bu ne içtiyse bana da aynısından lütfen...
'Değişen bütün kurallara nasıl ayak uyduracağız?!' sorunsalını geçtim, inek yavrucaklar nasıl yazım ve noktalama testi çözecek bilemiyorum. Zira kitaplar mors alfabesinde S.O.S olacak şekilde bir testte eski, bir testte yeni kılavuzu baz alıyorlar.
Bir de şu var ki; zavallı ben 'şey'leri bir bitişik bir ayrı yazmaktan helak oldum. Hangi şey, herşey, bir şey, o şey, her şey, şu şey, bu şey, birşey... Zaten şey Arapça Şeyh kelimesinden gelmiş olup Türkçe değil. Biz onun yerine USP diyelim: Unidentified Set Phrase. Çağdaş oldu.
Uzun lafın kısası, sevgili TDK;
'Şey'inizi de alıp gidin bu ülkeden. Lütfen.
Bir Zamanlar 86lık Ama Gururlu Bir Genç Vardı
Nihayet II. Dönem II. Yazılı Sezonu'nu geride bıraktık. Rahhhaaaaaat bir nefes aldım, mutluyum.
Ama konu bu değil okurcum. Konu, bazı insanların üniversite okuyup, öğretmen olup, özel bir okulda hayvan maaşla çalışmasına rağmen ekşi ekşi, egoist egoist şeyler yapması. Hayır merak ediyorum, kim zorluyor bu insanları öğretmen olsunlar diye.
Öğretmen: (yazılı kağıtlarına bakıp yorum yapıyor, aklına gelince de notu söylüyor.) Geveze.. Hmmm.. 90. Yükseltmen gerek bunu.
Geveze: Niye ki? 100 üzerinden değerlendiriyorsunuz değil mi?
Ö: Evet.
G: 90 güzel not işte. Değil mi?
Ö: Benim yardımımla 90 oldu o not.
G: Eee. (şaşkınlık) Teşekkür ederim o zaman.
Ö: Güzel notmuş. Ben yuvarlamasam 90 olabilir miydi? 90lık öğrenci misin sen, hı? Bir de iyi diyor. Ekstra not verdim sana ben.
G: E iyi. Sağ olun, teşekkür ederim.
Ö: Teşekkür et tabii. Konuyu anlatmayabilirdim. Kazık sorular sorardım. Rüyanızda görürdünüz bu notları. Derste uyu uyu 90 al. 90lık öğrenci sanma kendini, değilsin çünkü.
G: Allaam ya. Bu kadar içinize oturduysa geri alın o zaman verdiğiniz notu. Siz de rahat edin ben de rahat edeyim.
Sonuç: Öğretmen kişisinin eklediği koskoca 4 puan geri alınır, cebine girer. Mutlu mesut yaşasın o koskocaman 4 puanla. İstemiyorum ben 90 filan. 86lık öğrenciyim ben.
Ama konu bu değil okurcum. Konu, bazı insanların üniversite okuyup, öğretmen olup, özel bir okulda hayvan maaşla çalışmasına rağmen ekşi ekşi, egoist egoist şeyler yapması. Hayır merak ediyorum, kim zorluyor bu insanları öğretmen olsunlar diye.
Öğretmen: (yazılı kağıtlarına bakıp yorum yapıyor, aklına gelince de notu söylüyor.) Geveze.. Hmmm.. 90. Yükseltmen gerek bunu.
Geveze: Niye ki? 100 üzerinden değerlendiriyorsunuz değil mi?
Ö: Evet.
G: 90 güzel not işte. Değil mi?
Ö: Benim yardımımla 90 oldu o not.
G: Eee. (şaşkınlık) Teşekkür ederim o zaman.
Ö: Güzel notmuş. Ben yuvarlamasam 90 olabilir miydi? 90lık öğrenci misin sen, hı? Bir de iyi diyor. Ekstra not verdim sana ben.
G: E iyi. Sağ olun, teşekkür ederim.
Ö: Teşekkür et tabii. Konuyu anlatmayabilirdim. Kazık sorular sorardım. Rüyanızda görürdünüz bu notları. Derste uyu uyu 90 al. 90lık öğrenci sanma kendini, değilsin çünkü.
G: Allaam ya. Bu kadar içinize oturduysa geri alın o zaman verdiğiniz notu. Siz de rahat edin ben de rahat edeyim.
Sonuç: Öğretmen kişisinin eklediği koskoca 4 puan geri alınır, cebine girer. Mutlu mesut yaşasın o koskocaman 4 puanla. İstemiyorum ben 90 filan. 86lık öğrenciyim ben.
Denklem Denkleştirememe
Tam 12 saat sonra sınavda olacağım, tembelim; saatlerdir internette dizi izliyorum.
Ama geçerli bir nedenim var.. Artık dershane kontenjan sınavına ihtiyacım olmadığına karar verdim. -evet, doğru tahmin: kimya çalışmaya çalıştım.- İlköğretimden mezun olup evde oturuyorum. Koç'muş, Robert'miş, St. Joseph'miş.. Pöh!
Belki ahşap boyarım. Örgü örer altın günlerine giderim.. Zira bu zekayla yapabileceğim başka bir şey olduğunu düşünmüyorum ben.
Hacı; bi insan yanma tepkimesinin ürünü olarak CO3 çıkartabilir mi? CO3 diye bir bileşik yok bir defa..
Çok zeki olduğum için katsayıyla neyin uğraşmayıp CO2'ye bir oksijen daha tepiştirdim sanıyorum. Ama sorun şu ki, benim kadar zeki insanlara niye teknik kimya konusu anlatmaya çalışıyor bu garipler?
Hadi kendimden geçtim, meslek lisesi okuyup elektrik-elektronik tükanı açacak adam, etimolog olacak yavru, matematikçi olacak insancık niye bunları öğrenmek için yırtınıyor? Niye ha, niye?
Hayal et okurcum, D&R'da imzalı Dan Brown - Kayıp Sembol buldun. Gözlerine inanamıyorsun. Kasaya doğru uçuyorsun, sıranı bekliyor, bekliyor, bekliyorsun. Tam ödeyecekken soruyorlar:
"HCl + NaOH tepkimesi sonucunda elde edilen ürünleri sayamazsanız bunu ancak rüyanızda görürsünüz. Nihahohoha!"
Sonia Sotomayor! Bence de.
Ama geçerli bir nedenim var.. Artık dershane kontenjan sınavına ihtiyacım olmadığına karar verdim. -evet, doğru tahmin: kimya çalışmaya çalıştım.- İlköğretimden mezun olup evde oturuyorum. Koç'muş, Robert'miş, St. Joseph'miş.. Pöh!
Belki ahşap boyarım. Örgü örer altın günlerine giderim.. Zira bu zekayla yapabileceğim başka bir şey olduğunu düşünmüyorum ben.
Hacı; bi insan yanma tepkimesinin ürünü olarak CO3 çıkartabilir mi? CO3 diye bir bileşik yok bir defa..
Çok zeki olduğum için katsayıyla neyin uğraşmayıp CO2'ye bir oksijen daha tepiştirdim sanıyorum. Ama sorun şu ki, benim kadar zeki insanlara niye teknik kimya konusu anlatmaya çalışıyor bu garipler?
Hadi kendimden geçtim, meslek lisesi okuyup elektrik-elektronik tükanı açacak adam, etimolog olacak yavru, matematikçi olacak insancık niye bunları öğrenmek için yırtınıyor? Niye ha, niye?
***
Hayal et okurcum, D&R'da imzalı Dan Brown - Kayıp Sembol buldun. Gözlerine inanamıyorsun. Kasaya doğru uçuyorsun, sıranı bekliyor, bekliyor, bekliyorsun. Tam ödeyecekken soruyorlar:
"HCl + NaOH tepkimesi sonucunda elde edilen ürünleri sayamazsanız bunu ancak rüyanızda görürsünüz. Nihahohoha!"
Sonia Sotomayor! Bence de.
{Bu arda HCl + NaOH = NaCl + H2O. Tuzlu su çözeltisi. Böyle buyurdu fen kitabı.}
Sol Beyinsiz?!
Matematiği ne kadar çok sevdiğimi, ölüp ölüp bittiğimi mutlaka söylemişimdir. Hatta geceleri 'Matematiiiiik' diye sayıklıyorum ben.-bu gereksiz bilgiyi de verdim içim rahat.-
Öğretmen: İşte bu da böyle, şu da şöyle. √ diye de işareti var. İşlem yaparken de sayıları karekökün dışına alıyoruz.
√0.1 - 0.1 * √0.1
E hadi çözün bari bunu.
-sınıfta pıtik pıtik gezinir-
Öğretmen: Eee, sen ne yaptın Geveze?
Geveze: Ben anlamadım sanırım.
Öğretmen: Aa anlamayacak nesi var, bu böyle, şu da şöyle. Bunu da dışarı çıkartıp 10la genişletiyorsun. Sonra bir de ortak paranteze alıyorsun. Bunu da burdan çıkart, çıkart bakayım. Hıh, evet. Şimdi de karekökle yazıyorsun bitiyor.
Geveze: Anlamadım.
Öğretmen: Şu şöyleyse bu da böyle. O zaman da bu böyle, hoop ortak parantez, şunu da böyle. Bitti.
Geveze: Ama ortak parantez nerde, göremedim ki ben onu? -mavi ekran-
Öğretmen: Bunu böyle dışarı çıkartıyorsun, şunu da genişlet. Bunu da dışarı çıkart. Ortak paranteze al. Tekrar karekökle yaz. Bitti.
Geveze: E madem dışarı çıkartmamız gerekiyor, niye karekökle yazdık ki? Hem şunu genişletmemişsiniz ki???
Öğretmen: Aaa, evet. O zaman soru yanlış.
-soruyu yeniden çözer-
Öğretmen: O öyle bu da böyle. Şunu şöyle yaptık buna böldük. Önce ortak paranteze aldık, sonra genişlettik sonra çıkarttık sonra topladık sonra böldük. Oldu mu Geveze?
Geveze: Ben bir temiz hava alsam?
Ya ben sol beyinsizim ya da bir yerlerde bir terslik var, anlamadım ki...
Öğretmen: İşte bu da böyle, şu da şöyle. √ diye de işareti var. İşlem yaparken de sayıları karekökün dışına alıyoruz.
√0.1 - 0.1 * √0.1
E hadi çözün bari bunu.
-sınıfta pıtik pıtik gezinir-
Öğretmen: Eee, sen ne yaptın Geveze?
Geveze: Ben anlamadım sanırım.
Öğretmen: Aa anlamayacak nesi var, bu böyle, şu da şöyle. Bunu da dışarı çıkartıp 10la genişletiyorsun. Sonra bir de ortak paranteze alıyorsun. Bunu da burdan çıkart, çıkart bakayım. Hıh, evet. Şimdi de karekökle yazıyorsun bitiyor.
Geveze: Anlamadım.
Öğretmen: Şu şöyleyse bu da böyle. O zaman da bu böyle, hoop ortak parantez, şunu da böyle. Bitti.
Geveze: Ama ortak parantez nerde, göremedim ki ben onu? -mavi ekran-
Öğretmen: Bunu böyle dışarı çıkartıyorsun, şunu da genişlet. Bunu da dışarı çıkart. Ortak paranteze al. Tekrar karekökle yaz. Bitti.
Geveze: E madem dışarı çıkartmamız gerekiyor, niye karekökle yazdık ki? Hem şunu genişletmemişsiniz ki???
Öğretmen: Aaa, evet. O zaman soru yanlış.
-soruyu yeniden çözer-
Öğretmen: O öyle bu da böyle. Şunu şöyle yaptık buna böldük. Önce ortak paranteze aldık, sonra genişlettik sonra çıkarttık sonra topladık sonra böldük. Oldu mu Geveze?
Geveze: Ben bir temiz hava alsam?
Ya ben sol beyinsizim ya da bir yerlerde bir terslik var, anlamadım ki...
Kader=?
Bazen okuldaki din derslerinin tamamen vakit kaybı olduğunu düşünüyorum... Ateist değilim hayır... Sadece anlattığına dair fikri olmayanları sindiremiyorum...
Eğer amaç bizi dinden soğutmaksa, pörfekt... Ulaşılmak üzere neredeyse, zira ergen zihinlerimizin hiçbirinde İstanbul surları gibi bir iman profili yok...
Dinci: E kader dediğimiz şey... Eee... Allah'ın bizim yapacaklarımızı bilmesi durumudur. Dünyaya gönderilme amacımız aslında sınavdır...
Öğrenci: Eğer Allah bizim yapacaklarımızı biliyorsa bizi niye dünyaya gönderiyor ki?
Dinci: Eee... Öbür tarafta Allah seni hop cehenneme yollasa, başka birini de cennete... Demez misin 'Benim cehennemlik olduğum nerden belli?' Eee... İşte onun için dünyaya gönderildik...
Öğrenci 2: E peki İnanıp inanmayacağımız da kaderimizde yazılıysa sınav olmuyor ki dünya!
Dinci: Eee... Aslında Allah hepimizin ne mal olduğunu biliyor... Ama bize seçme hakkı da tanıyor...
-dumurun sessizliği derken Geveze koca çenesini tutamaz-
Geveze: Hocam, kitaba baktınız mı hiç?
Dinci: Tabii baktım, bakmaz olur muyum?
Geveze: Hımpfh...
Dinci: Ne demek oluyor bunlar Geveze?! -ses de yükselir-
Geveze: Şaşırdım...
Dinci: Ne demek şaşırdın?
Geveze: Kitapta 'Allah hepimizin ne mal olduğunu biliyor' yerine 'Allah kullarının hangi seçimlerini yapacağını biliyor.' yazıyordu, ben de şaşırdım... Kitabı okuduktan sonraki yorumunuz olmalı bu ama, değil mi? -sevimli görünmeye çalışılır- Yoksa böyle bir cümle kurulmaz, sonuçta hem içinde Allah geçiyor, hem de incelikten yoksun... Bir dayanağı olmalı, değil mi hocam?
Dinci:Eee, tabii... -hakaret mi şaşkınlık mı iltifat mı olduğunu anlamadı aslında- Aslında, ee, evet. Eee, bakış açıs... -konuşurken yakalanan bir arkadaş- Oooooğlum! Bir rahat duramayacak mısın sen! -azar, bağırış, azar, dağılan dikkat, bağırış, zil-
Şimdiye kadar asla bir insanı, hele ki bir öğretmeni küçümsemedim... Hatta 'sen' bile demedim... Din öğretmenimizi de küçümsemiyorum, sadece ağzım açık bakıyorum... -yanlış anlaşılmak istemiyorum-
Eğer amaç bizi dinden soğutmaksa, pörfekt... Ulaşılmak üzere neredeyse, zira ergen zihinlerimizin hiçbirinde İstanbul surları gibi bir iman profili yok...
Dinci: E kader dediğimiz şey... Eee... Allah'ın bizim yapacaklarımızı bilmesi durumudur. Dünyaya gönderilme amacımız aslında sınavdır...
Öğrenci: Eğer Allah bizim yapacaklarımızı biliyorsa bizi niye dünyaya gönderiyor ki?
Dinci: Eee... Öbür tarafta Allah seni hop cehenneme yollasa, başka birini de cennete... Demez misin 'Benim cehennemlik olduğum nerden belli?' Eee... İşte onun için dünyaya gönderildik...
Öğrenci 2: E peki İnanıp inanmayacağımız da kaderimizde yazılıysa sınav olmuyor ki dünya!
Dinci: Eee... Aslında Allah hepimizin ne mal olduğunu biliyor... Ama bize seçme hakkı da tanıyor...
-dumurun sessizliği derken Geveze koca çenesini tutamaz-
Geveze: Hocam, kitaba baktınız mı hiç?
Dinci: Tabii baktım, bakmaz olur muyum?
Geveze: Hımpfh...
Dinci: Ne demek oluyor bunlar Geveze?! -ses de yükselir-
Geveze: Şaşırdım...
Dinci: Ne demek şaşırdın?
Geveze: Kitapta 'Allah hepimizin ne mal olduğunu biliyor' yerine 'Allah kullarının hangi seçimlerini yapacağını biliyor.' yazıyordu, ben de şaşırdım... Kitabı okuduktan sonraki yorumunuz olmalı bu ama, değil mi? -sevimli görünmeye çalışılır- Yoksa böyle bir cümle kurulmaz, sonuçta hem içinde Allah geçiyor, hem de incelikten yoksun... Bir dayanağı olmalı, değil mi hocam?
Dinci:Eee, tabii... -hakaret mi şaşkınlık mı iltifat mı olduğunu anlamadı aslında- Aslında, ee, evet. Eee, bakış açıs... -konuşurken yakalanan bir arkadaş- Oooooğlum! Bir rahat duramayacak mısın sen! -azar, bağırış, azar, dağılan dikkat, bağırış, zil-
Şimdiye kadar asla bir insanı, hele ki bir öğretmeni küçümsemedim... Hatta 'sen' bile demedim... Din öğretmenimizi de küçümsemiyorum, sadece ağzım açık bakıyorum... -yanlış anlaşılmak istemiyorum-
Son Mohikan vs. Amatör

'Hemen her öğencinin en sevdiği ders Beden Eğitimidir.' genellemesini yiyeyim ben okurcanım!
Evet, hatta çiğ çiğ yiyeyim!
Bu nedir ya! Jurassic Park kaçkını gibiyim... Yüzüm gözüm çarşamba pazarı...
Ama suç bende, hangi akla hizmet gidip amatörlerle basketbol oynarsın? -ay bu cümle çok artistik oldu, bi daha okur musun dear okur?-
İlk derste oyndığımız yakartop çok meymenetsiz birşey olunca ikinci ders dedik ki hadi basketbol oynayalım.
Millet galeyana geldi tabii;
'Hoop, Geveze bizim, aa bu pota da biziim!'
'Hoop, Geveze bizim, aa bu pota da biziim!'
'Höstürünüz, Geveze bizim, pota sizde kalsın!' -kendimiçokpopülerhissettimbildiğingibideğil(:-
Şunu şurasında bir avuç steps kraliçesi iki pota oynayacak, olur mu öyle şey? Saf olabilirim ama aptal, nnn'asla! :))
Tek potada karar kıldık, her şey güzel, hava atışı filan derken önümden turuncu bir siluet geçti.
Sonra dünyaya bir bardak suyun arkasından bakıyormuşum gibi hissettim. Gözlüğüm düşmüüş!
Derken bir çığırtı:
'Ggeeveeeezeeaeaeaaeaeae!'
Gözlüğün burna oturan kısmı yüzümü çizmiş... Suya battım çıktıım oynamaya devam ettik...
Aslınnda o an anlamalıydım bunun bir ilahi işaret olduğunu... Yukarıdan birileri oynamamam için beni uyarıyordu. Dinledim mi peki? I-ıh :))
Elime top geldi, artistik bir turnike çakayım dedim, bacak kadar boyumla ne turnikesi, yere çakıldım :)) Neredeyse benim iki katım olan bir arkadaş blok koydu, ouuf ne acı bloktu, ne sen sor ne ben söyleyeyim okurcan :))
Bir baktım tişörtümde bir leke var. Höhöyt, kolum da cırmıklandı. Ama Son Mohikan saaşı bırakamaz, nn'asla!
İnatla oynadım, ta ki garip bir şuta kadar... -deliksizgirdiama- Hooop totomun üstüne oturdum... Ama ayak bileğim nasıl ağrıyor, nasıl ağrıyor... Tırnağımın yanında bir yer kanamış... Tişörtüm zaten kanlı...
Vıyh dedim, kalkmaya yeltedim hooop aynı totonun üstüne bir daha düştüm -sankibaşkavarda-
Kızlar birbirlerine 'kanser olduğunu kim söyleyecek? Ölümü ye ben sölemiyceem!' bakışları atarlarken topallaya topallaya sınıfa doğru seğirttim.
Derken bir başka kaçkın olan XY kromozomlu canlımsı bişey
'Aaarrgghhh! Geveze! Kim dövdü kız seni, hahahrahah!' deyince aynaya bakma ihtiyacı hissettim...
Resmen makayajsız Britney Spears olmuşum... Ama yüzümde de aptal bir sırıtış, sanki WNBA kupası kazandım! Saç baş dağılmış, yüz göz kan revan içinde, bir perişanlık ki sormayın...
Büyük bir uğraş sonucu gözlüğümü yüzümden ayırabildim de suyla temas ettim...
Şu anda insana en çok benzeyen formumdayım ama maç bahanesiyle kızlardan birinin beni çk pis patakladığını düşünüyorum, yarın soracağım hepsine!
Yees, He Has!
Mekan: Okul
Zaman: İngilizce dersi
Ti'çağ (teacher demeye çalışan İngiliz özentisi) kelime söyler, öğrenciler de onu İngilizce olarak tanımalak için ıkınırlar, nihayet sınıfın Bezgin Bekir'ine sıra gelir:
Ti'çağ: Funny?
Öğrenci 1: asdfjkhl -ne dediğini duyamayız, hıhı :))-
Ti'çağ: Yeeeeees, he has a good sense of humour! Plus!
Öğrenci 2: Ama o sadece humour dedii!
-şimdiİngilizceyazmışoldumevetanne-
Zaman: İngilizce dersi
Ti'çağ (teacher demeye çalışan İngiliz özentisi) kelime söyler, öğrenciler de onu İngilizce olarak tanımalak için ıkınırlar, nihayet sınıfın Bezgin Bekir'ine sıra gelir:
Ti'çağ: Funny?
Öğrenci 1: asdfjkhl -ne dediğini duyamayız, hıhı :))-
Ti'çağ: Yeeeeees, he has a good sense of humour! Plus!
Öğrenci 2: Ama o sadece humour dedii!
-şimdiİngilizceyazmışoldumevetanne-
Arşidükler Kovalasın Seni
28 Haziran 1914; Sırp Milliyetçiler...
Hani altın işlemeler olurdu, sırma diyorlardı di mi ona...
..arşidük...
Eziik, kral bile olamamış; anca bizim soruya girmiş...
...arşidük Ferdinand'ı...
Franz Ferdinand diye bir adam vardı...
...öldürdüler.
Kimi?
28 Temmuz...
Kuzenim Temmuz doğumlu benim...
...1914, Avusturya Macaristan...
Bunlar niye iki ismi birleştirmemişler, yazarken yer kaplıyor...
...milliyetçiliği...
Ne saçma bir akımdır bu...
...yıkmak...
Yok o ırkçılıktı, tamam sen devam et emmioğlu...
...için Sırbistan'a savaş...
Don't make war, make... Neyse...
...ilan etti...
Niye?
29 Temmuz 1914...
Bunların hepsi aynı yıl mı oluyor, entrikaya bak beah...
...Rusya...
Bu adamlar da Akdeniz'e takmışlar...
Derken silkelenip kendine gelen Türk genci tekrar okumaya çalışır, ama kendini sayfanın köşesindeki 09'dan tavşan yapmaya çalışırken yakalar.
Derken deneme biter, bir öğretmen Geveze'ye sorar:
-Kalıyor musun ÖDS'de Geveze?
-Arşidükler kovalasın ÖDS'yi!
Kılavuzu Karga Olanın

Şeyi şeyden şey olmazmış...
İki yıldır saç saça baş başa kavga ettiğimiz, öğrenci değil rahibe yetiştirdiğini düşündüğüm, odamdaki posterleri ve bilgisayarı kaldırmaya çalışan, mesajlarımı okuyan, beni ve bütün öğrencileri billboard yerine koyan, saati dakikasına program hazırlayan, facebooku olan arkadaşların 'in a relationship' seçeneğini işaretlediği anı burunlarından getiren, günde 300 soru çözdürmeye kalkan, en yakın arkadaşımı sevgilim sanan, beni müdüre şikayet eden ama aradığını bulamayan, PDRciye götürüp de 'Bu kız gayet normal, aklı başında.' cevabını alınca histeri krizi geçiren rehberlikçim değişememiş...
Nasıl mutluyum, nasıl huzurluyum, nasıl nasıl nasıl nasıl öld... Öhöm, neyse...
İki yıldır saç saça baş başa kavga ettiğimiz, öğrenci değil rahibe yetiştirdiğini düşündüğüm, odamdaki posterleri ve bilgisayarı kaldırmaya çalışan, mesajlarımı okuyan, beni ve bütün öğrencileri billboard yerine koyan, saati dakikasına program hazırlayan, facebooku olan arkadaşların 'in a relationship' seçeneğini işaretlediği anı burunlarından getiren, günde 300 soru çözdürmeye kalkan, en yakın arkadaşımı sevgilim sanan, beni müdüre şikayet eden ama aradığını bulamayan, PDRciye götürüp de 'Bu kız gayet normal, aklı başında.' cevabını alınca histeri krizi geçiren rehberlikçim değişememiş...
Nasıl mutluyum, nasıl huzurluyum, nasıl nasıl nasıl nasıl öld... Öhöm, neyse...
Deh!
Son dört günüm böyle özetlenir ancak: Deh!
Sıra arkadaşım bile rakibimken, boş durmamalıymışım ben de... Öyle dedi dershanem, öyle dedi okulum. Haliyle hızlandırmalar, etütler yakamızı bırakmıyor, bir de rehberlik çalışmaları var ki, hey yavrum hey!
Eylül demek, tatilin son demleri demek... Ne kurtarırsak kârdır demek... Ama nerede? Sabahın dokuzunda, afyonum patlamamış, göz kapaklarım birbirinden ayrılmamışken dershaneye gidiyorum, 7. sınıfın konularını tekrar etmek için! Sekizinci sınıf farklıymış diğerlerinden, öyle diyorlar. Aramızda kalsın ama, bunu her senenin başında zaten söylüyorlar:
'Birinci sınıf farklıdır, okula alışılır, okuma yazma öğrenilir, hepsinden zordur!'
'İkinci sınıf matematik, hayatbilgisi gibi derslerin geldiği ilk sınıftır, zordur, başkadır!'
'Üçüncü sınıf dörde hazırlıktır, çocukluk psikolojisinden çıkılması gereken yıldır, başkadır!'
'Dördüncü sınıf en zorudur, öğrenci branş öğretmenleriyle tanışır, başkadır!'
'Beşinci sınıf SBS'ye hazırlık yılıdır, büyüdüğünü hissettiğin yıldır, başkadır!'
'Altıncı sınıf SBS yılıdır, ikinci kademe yılıdır, zordur, başkadır!'
'Yedinci sınıf hormonal sellerle geçer, SBS cabası... Ayrıca eşek kadar herifler olduğunuz yıldır, başkadır!'
'Sekizde ilköğretimin en zor konuları görülür, hatalarınız daha az affedilir, hepiniz birer yetişkin sayılırsınız... Sekiz başkadır!'
Deh!
'BAŞKA' kelimesini bir öğretmenden daha duyarsam psikolojik travma geçireceğim..
Salı günü gelen doldurdu giden doldurdu, 'Siz ÖDS'siniz, siz başkasınız!' Eve 'Allah Allah! Haydi bre aslanlaaar!' diye döndük.
Deh!
Çarşamba gelen giden 8in zorluğundan bahsetti, küçüldük, küçüldük, küçüldük... Bütün gazımız uçtu, kendimizi sinek gibi hissetmeye başladık.
Deh!
Bugün de lise soruları çözdük, kafamıza odun gibi düşen konular öğrendik, fen dersinde adeta başka bir dil konuşuyorduk, matematikte hepimiz birer John Nash olduk, deh! Shakır shakır İngilizce konuştuk, hatta tek kelime Törkiş çıkmadı ağzımızdan. Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi mezunları gibi hararetli hararetli tartışmalar yaptık, hatta bir arkadaş öyle bir konuya değindi ki aforoz edilmesi işten bile değil, falanca ülke bir ihtilal bekliyor, deh! Rehberlikçimiz öyle bir konuştu ki bizimle, daha çok, daha daha çok şey öğrenmemiz gerektiğini keşfettik, ne kadar formül ezberler, yöntem öğrenirsek kardayız... Hatta her gün 250 soru çözerek işe başlayacak, SBS'ye kadar da 750yi geçeceğiz...
Çüş...
Durma vaktimiz, bir yudum su içip nefeslenme vaktimiz olmasına rağmen 'yol' almak adına mahmuzlanıyoruz ha bire, atalarımız boşuna demiş 'Keskin sirke küpüne zarar' diye...
Sıra arkadaşım bile rakibimken, boş durmamalıymışım ben de... Öyle dedi dershanem, öyle dedi okulum. Haliyle hızlandırmalar, etütler yakamızı bırakmıyor, bir de rehberlik çalışmaları var ki, hey yavrum hey!
Eylül demek, tatilin son demleri demek... Ne kurtarırsak kârdır demek... Ama nerede? Sabahın dokuzunda, afyonum patlamamış, göz kapaklarım birbirinden ayrılmamışken dershaneye gidiyorum, 7. sınıfın konularını tekrar etmek için! Sekizinci sınıf farklıymış diğerlerinden, öyle diyorlar. Aramızda kalsın ama, bunu her senenin başında zaten söylüyorlar:
'Birinci sınıf farklıdır, okula alışılır, okuma yazma öğrenilir, hepsinden zordur!'
'İkinci sınıf matematik, hayatbilgisi gibi derslerin geldiği ilk sınıftır, zordur, başkadır!'
'Üçüncü sınıf dörde hazırlıktır, çocukluk psikolojisinden çıkılması gereken yıldır, başkadır!'
'Dördüncü sınıf en zorudur, öğrenci branş öğretmenleriyle tanışır, başkadır!'
'Beşinci sınıf SBS'ye hazırlık yılıdır, büyüdüğünü hissettiğin yıldır, başkadır!'
'Altıncı sınıf SBS yılıdır, ikinci kademe yılıdır, zordur, başkadır!'
'Yedinci sınıf hormonal sellerle geçer, SBS cabası... Ayrıca eşek kadar herifler olduğunuz yıldır, başkadır!'
'Sekizde ilköğretimin en zor konuları görülür, hatalarınız daha az affedilir, hepiniz birer yetişkin sayılırsınız... Sekiz başkadır!'
Deh!
'BAŞKA' kelimesini bir öğretmenden daha duyarsam psikolojik travma geçireceğim..
Salı günü gelen doldurdu giden doldurdu, 'Siz ÖDS'siniz, siz başkasınız!' Eve 'Allah Allah! Haydi bre aslanlaaar!' diye döndük.
Deh!
Çarşamba gelen giden 8in zorluğundan bahsetti, küçüldük, küçüldük, küçüldük... Bütün gazımız uçtu, kendimizi sinek gibi hissetmeye başladık.
Deh!
Bugün de lise soruları çözdük, kafamıza odun gibi düşen konular öğrendik, fen dersinde adeta başka bir dil konuşuyorduk, matematikte hepimiz birer John Nash olduk, deh! Shakır shakır İngilizce konuştuk, hatta tek kelime Törkiş çıkmadı ağzımızdan. Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi mezunları gibi hararetli hararetli tartışmalar yaptık, hatta bir arkadaş öyle bir konuya değindi ki aforoz edilmesi işten bile değil, falanca ülke bir ihtilal bekliyor, deh! Rehberlikçimiz öyle bir konuştu ki bizimle, daha çok, daha daha çok şey öğrenmemiz gerektiğini keşfettik, ne kadar formül ezberler, yöntem öğrenirsek kardayız... Hatta her gün 250 soru çözerek işe başlayacak, SBS'ye kadar da 750yi geçeceğiz...
Çüş...
Durma vaktimiz, bir yudum su içip nefeslenme vaktimiz olmasına rağmen 'yol' almak adına mahmuzlanıyoruz ha bire, atalarımız boşuna demiş 'Keskin sirke küpüne zarar' diye...
The Son
Efenim, bitti... Evet, bit-ti... Şaka gibi geliyor ama bitti... 7. sınıfın tüm anlam ve önemini bünyesinde barındıran SBS bit-ti... Kendimi üç kilo hafif hissediyorum... Sanki derim incelmiş gibi...
Fazla detaya gerek yok, kitapçık türüm A idi :))
Türkçe'de bir anda çıkış yapacağına inandığım 'Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak' çok zottirik bir soruydu... Ne yöne çeksen gelirdi... Matematikte de fotoğraf/gerçek boy muhabbetini düşünen, o asalımsı sayıları bulan zihniyetin gözlerinden muju muju...
İngilizce yine şaka gibiydi... Yok artık demek istiyorum, 320 kadar kelime ezberleyip de hiçbirini görememek kötü bir duygu Milli Eğitimciğim...
Sosyal demek benim için Varna Savaşı demek... Bileniniz var mı, Varna Savaşı Balkanlar'da mı yapıldı?
Ayrıcanam, Atatürk'ümüzü de o derece üfürükten teyyare bir soruya alet etmeyiniz...
Cevap anahtarı yayınlansın, netim iyiyse paylaşırım :)) Ama değilse, bilemeyeceğim :))
Fazla detaya gerek yok, kitapçık türüm A idi :))
Türkçe'de bir anda çıkış yapacağına inandığım 'Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak' çok zottirik bir soruydu... Ne yöne çeksen gelirdi... Matematikte de fotoğraf/gerçek boy muhabbetini düşünen, o asalımsı sayıları bulan zihniyetin gözlerinden muju muju...
İngilizce yine şaka gibiydi... Yok artık demek istiyorum, 320 kadar kelime ezberleyip de hiçbirini görememek kötü bir duygu Milli Eğitimciğim...
Sosyal demek benim için Varna Savaşı demek... Bileniniz var mı, Varna Savaşı Balkanlar'da mı yapıldı?
Ayrıcanam, Atatürk'ümüzü de o derece üfürükten teyyare bir soruya alet etmeyiniz...
Cevap anahtarı yayınlansın, netim iyiyse paylaşırım :)) Ama değilse, bilemeyeceğim :))
Anne Kız Sınavdayız!
Annemin etekleri tutuştu dear okuyucum...
Sınav telaşına girdi ki sorma... Ama SBS için değil, kendi bitirme sınavı için...
İşte, annemden inciler:
*Geveze, 8. sınıflar için sınav yarınmış, gazete öyle diyo...
-Anne ben 7yim!
*Geveze, sen karamel seversin diye dondurmayı antepfıstıklı aldım...
-asfkhşlg...
*Gevezecim, bak senin kitabın benim dolabımdan çıktı...
-Annecim sence ben 'Doktorun İletişim Elkitabı'nı okuyor olabilir miyim?
*Geveze, al patlamış mısır ye...
-Anne ben kendi tabağımı bitirdim...
*Olsun, bunu da ye...
-Yok, sağ ol, sen ye...
*Sen ye, sen ye; yakışıyor sana!
*Gevezecim, saçını aç istersen, ensen yanıyor...
-Açayım? Toplamayayım, öyle kabarır hem di mi?
*Geveze sen yemeği kur, ben sofrayı ısıtırım...
-Peki, ısıt sen sofrayı!
*Geveze, çayını bitirdiysen tabağını alayım!
-Bisküvimi bitirdim...
*Geveze, müziğin sesi çok geliyor, ne yaptın kumandayı?
-Annecim, bilgisayar... Kumanda... Çok çalışıyorsun sen, çok...
Zavallım çok çalışıyor... Gerçi ben de ondan hallice değilim hani, sabah eşofman altımı kafamdan geçirmeye çalıştığımı beş dakika cebelleştikten sonra fark ettim...
Sınav telaşına girdi ki sorma... Ama SBS için değil, kendi bitirme sınavı için...
İşte, annemden inciler:
*Geveze, 8. sınıflar için sınav yarınmış, gazete öyle diyo...
-Anne ben 7yim!
*Geveze, sen karamel seversin diye dondurmayı antepfıstıklı aldım...
-asfkhşlg...
*Gevezecim, bak senin kitabın benim dolabımdan çıktı...
-Annecim sence ben 'Doktorun İletişim Elkitabı'nı okuyor olabilir miyim?
*Geveze, al patlamış mısır ye...
-Anne ben kendi tabağımı bitirdim...
*Olsun, bunu da ye...
-Yok, sağ ol, sen ye...
*Sen ye, sen ye; yakışıyor sana!
*Gevezecim, saçını aç istersen, ensen yanıyor...
-Açayım? Toplamayayım, öyle kabarır hem di mi?
*Geveze sen yemeği kur, ben sofrayı ısıtırım...
-Peki, ısıt sen sofrayı!
*Geveze, çayını bitirdiysen tabağını alayım!
-Bisküvimi bitirdim...
*Geveze, müziğin sesi çok geliyor, ne yaptın kumandayı?
-Annecim, bilgisayar... Kumanda... Çok çalışıyorsun sen, çok...
Zavallım çok çalışıyor... Gerçi ben de ondan hallice değilim hani, sabah eşofman altımı kafamdan geçirmeye çalıştığımı beş dakika cebelleştikten sonra fark ettim...
İnziva Hayatı
Dear okuyucum, daha önce de nacizane vırvırlarımla sana ezberlettiğim gibi meşhur SBS'mize pek az kalmış bulunmakta(bkz. '7 Haz.', 'Keltoş gitti, eseri kaldı', 'Bana mı ağlıyon Çiko?')
Geveze kişisi de acil durum çanlarını çalmış olup, topukları poposuna değecek hızda koşmaya, eksik konularını tespit edip ezberlemeye başlamış, bu sebeple blogundan bir parça uzaklaşmıştır.
Bu nedenledir ki tüm takipçilerinden özür diler, boynunu bükerekten bu bir buçuk hafta içinde daha az post gireceğini arz eder...
Ufak bir 'Geçmişten Günümüze Eurov...' pardon, '...SBS' yapıp sizi bilgilendirir, sonra da moral olsun diye izlediği son iki filmi çiziktirip uçarcasına tüyer...
SBS, OKS sisteminin yerine geçen sene yürürlüğe girmiş olup, 6, 7 ve 8. sınıf öğrencilerinin her sene sonunda birer sınava girmesine dayanır. Bu üç sınavın ortalamaya etkileri; %25, %35 ve %40'tır. Bu sene vazallı Geveze %35lik dilime oynayacaktır.
Bu konuda iki rivayet vardır. Geçen seneki altıların sınavı şaka gibi olup, yana devrilip çözebileceğiniz, üstüne dalga geçebileceğiniz nitelikte olmuştur. Geveze safı bunu fulleyememiştir, evde kontrol ederken işlem dahi yapmadan doğru cevaplarını bulup sınav psikolojisine yağdırmıştır. Ve geçen sene yedinci sınıfların sınavı gayet 'baba' olup, fulleyen sayısı azdır. Millet demektedir ki bize,
a. Geçen sene kolaydı, bu sene sizi oyup içinize badem koyacaklar...
b. Geçen sene yedilerin zordu, bu sene kolay olacak...
Cemaat-i Müslimin olarak dileriz ki b seçeneği vuku bulsun...
-Secret yapıyorum ben test aralarında-
Yine de Geveze çalışmaktadır, anneanne demiştir ki, fuller ya da tek boşla 89 net yapıp geçerse (Geveze bunu yapmalı... Yapabilir... Yapabilir...) eriyip bittiği DSLR fotoğraf makinesini alacaktır, böylece Geveze o ek fotoğraf derslerinden faydalanabilecektir. (malum, bir Sony Cybershot'la yapabilecekleriniz sınırlı... ama öğrendikleriniz o kadar sınırlı değil...)
Bir umudu vardır ama Geveze'nin: Robert Kolej, İzmir Amerikan, Tarsus Amerikan ve St. Joseph Amerika'daki Sarmaşık Birliği'ni andırır biçimde 8. sınıf sonunda tek bir sınav yapıp, 'SBS kim ki be?' diyerek kendi sistemlerine göre burs verir, öğrenci alır. Tut ki SBS kötü geçti, bu sınav var değil mi ama...
Geveze kişisi son yüzsüzlüğünü yapıp sizden manevi destek umarak gider...
Görüşenzi...
Notumsu: Eğer ki işler yolunda gitmez de ben 8 Haziran'a çıkamazsam blogumun şifresini özverili bir blogger ile paylaşacağım... Maksat muhabbet :P
Geveze kişisi de acil durum çanlarını çalmış olup, topukları poposuna değecek hızda koşmaya, eksik konularını tespit edip ezberlemeye başlamış, bu sebeple blogundan bir parça uzaklaşmıştır.
Bu nedenledir ki tüm takipçilerinden özür diler, boynunu bükerekten bu bir buçuk hafta içinde daha az post gireceğini arz eder...
Ufak bir 'Geçmişten Günümüze Eurov...' pardon, '...SBS' yapıp sizi bilgilendirir, sonra da moral olsun diye izlediği son iki filmi çiziktirip uçarcasına tüyer...
SBS, OKS sisteminin yerine geçen sene yürürlüğe girmiş olup, 6, 7 ve 8. sınıf öğrencilerinin her sene sonunda birer sınava girmesine dayanır. Bu üç sınavın ortalamaya etkileri; %25, %35 ve %40'tır. Bu sene vazallı Geveze %35lik dilime oynayacaktır.
Bu konuda iki rivayet vardır. Geçen seneki altıların sınavı şaka gibi olup, yana devrilip çözebileceğiniz, üstüne dalga geçebileceğiniz nitelikte olmuştur. Geveze safı bunu fulleyememiştir, evde kontrol ederken işlem dahi yapmadan doğru cevaplarını bulup sınav psikolojisine yağdırmıştır. Ve geçen sene yedinci sınıfların sınavı gayet 'baba' olup, fulleyen sayısı azdır. Millet demektedir ki bize,
a. Geçen sene kolaydı, bu sene sizi oyup içinize badem koyacaklar...
b. Geçen sene yedilerin zordu, bu sene kolay olacak...
Cemaat-i Müslimin olarak dileriz ki b seçeneği vuku bulsun...
-Secret yapıyorum ben test aralarında-
Yine de Geveze çalışmaktadır, anneanne demiştir ki, fuller ya da tek boşla 89 net yapıp geçerse (Geveze bunu yapmalı... Yapabilir... Yapabilir...) eriyip bittiği DSLR fotoğraf makinesini alacaktır, böylece Geveze o ek fotoğraf derslerinden faydalanabilecektir. (malum, bir Sony Cybershot'la yapabilecekleriniz sınırlı... ama öğrendikleriniz o kadar sınırlı değil...)
Bir umudu vardır ama Geveze'nin: Robert Kolej, İzmir Amerikan, Tarsus Amerikan ve St. Joseph Amerika'daki Sarmaşık Birliği'ni andırır biçimde 8. sınıf sonunda tek bir sınav yapıp, 'SBS kim ki be?' diyerek kendi sistemlerine göre burs verir, öğrenci alır. Tut ki SBS kötü geçti, bu sınav var değil mi ama...
Geveze kişisi son yüzsüzlüğünü yapıp sizden manevi destek umarak gider...
Görüşenzi...
Notumsu: Eğer ki işler yolunda gitmez de ben 8 Haziran'a çıkamazsam blogumun şifresini özverili bir blogger ile paylaşacağım... Maksat muhabbet :P
Nasıl Yani?
Hani SBS geliyor ya, millet inzivaya çekilip ineklemeye başladı ya... Anne sultan geldi, 'Filanın oğlu üç aydır bilgisayara elini sürmüyormuş...', 'Salaklığındandır...' cevabını alınca daldı tabii bana, derdim neymiş benim, niye çalışmıyormuşum?
Ben de başladım anlatmaya, okulda ve dershanede zaten tepemize biniyorlar, zihnimiz bulaşık suyundan beter oluyor, bırak da evde bari dinleneyim, dedim, sonra da deneme analiz kâğıdımı eline tutuşturup televizyonun karşısına geçtim...
Derken anne sultan elinde şubat dolaylarında bilgisayarımdan 'Yeter, ayıya bağladım, siliyorum!' diyerek kışkışladığım Age of Empires II ile geldi... (III var, Mitology filan var ama ben inatla II'yi oynuyorum, niyeyse...) Netlerim çok artmış, gerçeken dinlenmelimişim, Age of'u bilgisayarıma yükleyip biraz stres atmalıymışım...
Şaşkınım, şoktayım ama mutluyum... Ve galiba 'SBS Yaklaştıkça Kuduranlar' grubunun önünde bayrak sallıyorum, hayırlısı...
Ben de başladım anlatmaya, okulda ve dershanede zaten tepemize biniyorlar, zihnimiz bulaşık suyundan beter oluyor, bırak da evde bari dinleneyim, dedim, sonra da deneme analiz kâğıdımı eline tutuşturup televizyonun karşısına geçtim...
Derken anne sultan elinde şubat dolaylarında bilgisayarımdan 'Yeter, ayıya bağladım, siliyorum!' diyerek kışkışladığım Age of Empires II ile geldi... (III var, Mitology filan var ama ben inatla II'yi oynuyorum, niyeyse...) Netlerim çok artmış, gerçeken dinlenmelimişim, Age of'u bilgisayarıma yükleyip biraz stres atmalıymışım...
Şaşkınım, şoktayım ama mutluyum... Ve galiba 'SBS Yaklaştıkça Kuduranlar' grubunun önünde bayrak sallıyorum, hayırlısı...
Sıkıysa Beğenmeyin Hocam!
Dört gündür şizofren bir biçimde Türkçe Performans ödevim 'sınıf Gazetesi' ile cebelleşiyorum. Çıldırma raddesine gelmişken bitti ve bu gün teslim edildi.
Yaklaşık 12 saatimi aldı o ödev müsveddesi. Hâlâ gözlerim seğriyor, hâlâ!
Ve fark ettim ki, basın-yayın işi bana göre değil! Her sayı ayrı bir stres, bir de ben strese yatkın bir insanım bu tarz akademik konularda. Beni öldürmeye kalksanız daha large olurum, ama hele bir 'gelecek', 'SBS', 'karne', 'not' kelimelerini aynı cümlede kullanın, stres topu olurum! Panik yapmam, asla! Ama öyle bir kasılırım ki, üç kişi gelse zor açar beni!
Velhasıl, bu kasıntının arasında davul gibi gerilerek ödevimi(zi) teslim ettik. Sayın Türkçe'ci ekşi bir suratla inceledi:
"Hmmm.."
Tam ben sağ kroşemi bu anın hatırası olsun diye yüzünde bırakacakken arkadaşlar beni öğretmenler odasından çıkarttılar. O kim oluyordu da benim bu kadar uğraştığım ödevi kabul etmiyordu? Çayına şap katardım ben onun, alnını karışlar eline verirdim! Saçlarını cımbızla yolar, tırnaklarını anneanneme kestirir, odamı toplatırdım ona!
Bu büğörtülerle (sanırım böğürtü olmalıydı onlar...) sınıfa çıktık. Rehberlik dersinde gerim gerim gerildim. Serviste Njn kod adlı arkadaş Türkçeci'nin bizim ödevimizi onların sınıfında öve öve bitiremediğini, diğerlerinin solda sıfır kaldığını söyledi. Böylece beni geren ipler şrak diyerekten kopmuş oldu. Ama biraz fazla kopmuş olacak ki, Türkçecimiz hakkında çoğ ilginç şeyler söyledim. Arkadaş pis pis bakınca da savunmaya geçtim haliyle:
"Bütttüüööön bir rehberlik dersi boğyunca ştreş yaptım ben kızıııaam! Boşuna mı gerildim şimdi? Bari beğenmeseydi de gerilmelerim boşa gitmeseydi!"
"Raporun vardı di mi senin?"
"Ne raporu?"
"42'lik deli raporu!"
"asdhkfjklm"
Yaklaşık 12 saatimi aldı o ödev müsveddesi. Hâlâ gözlerim seğriyor, hâlâ!
Ve fark ettim ki, basın-yayın işi bana göre değil! Her sayı ayrı bir stres, bir de ben strese yatkın bir insanım bu tarz akademik konularda. Beni öldürmeye kalksanız daha large olurum, ama hele bir 'gelecek', 'SBS', 'karne', 'not' kelimelerini aynı cümlede kullanın, stres topu olurum! Panik yapmam, asla! Ama öyle bir kasılırım ki, üç kişi gelse zor açar beni!
Velhasıl, bu kasıntının arasında davul gibi gerilerek ödevimi(zi) teslim ettik. Sayın Türkçe'ci ekşi bir suratla inceledi:
"Hmmm.."
Tam ben sağ kroşemi bu anın hatırası olsun diye yüzünde bırakacakken arkadaşlar beni öğretmenler odasından çıkarttılar. O kim oluyordu da benim bu kadar uğraştığım ödevi kabul etmiyordu? Çayına şap katardım ben onun, alnını karışlar eline verirdim! Saçlarını cımbızla yolar, tırnaklarını anneanneme kestirir, odamı toplatırdım ona!
Bu büğörtülerle (sanırım böğürtü olmalıydı onlar...) sınıfa çıktık. Rehberlik dersinde gerim gerim gerildim. Serviste Njn kod adlı arkadaş Türkçeci'nin bizim ödevimizi onların sınıfında öve öve bitiremediğini, diğerlerinin solda sıfır kaldığını söyledi. Böylece beni geren ipler şrak diyerekten kopmuş oldu. Ama biraz fazla kopmuş olacak ki, Türkçecimiz hakkında çoğ ilginç şeyler söyledim. Arkadaş pis pis bakınca da savunmaya geçtim haliyle:
"Bütttüüööön bir rehberlik dersi boğyunca ştreş yaptım ben kızıııaam! Boşuna mı gerildim şimdi? Bari beğenmeseydi de gerilmelerim boşa gitmeseydi!"
"Raporun vardı di mi senin?"
"Ne raporu?"
"42'lik deli raporu!"
"asdhkfjklm"
Uslu Çocuk
Bu sabah yine dershane vardı. Ben kendisini pek bi severim malumunuz.
Ama çok ilginç bir şey oldu: Hiçbir öğretmen beni susmam için uyarmadı.
Nickimden de belli olduğu gibi, acayip geveze bir insanım. Ve niyeyse bu gevezeliğim derslerde daha bir artıyor. Ama yanlış anlamayın, okulda kuzu gibiyim de dershanede bu pek mümkün olmuyor.
Şöyle ki, güzide ülkemizin güzide MEB'i OKS'ye alternetif bir SBS sistemi geliştirdi. İlköğretim 6. 7. ve 8. sınıfta birer sınava girip onların ortalamasına göre bir liseye yerleşiyoruz. Mükemmel! Üç yıl üç stres! Öğrenci milleti olarak nasıl memnunuz anlatamam. Bir de geçen seneki soruları görmeliydiniz, aşırı kolaydı. O sorularla bizi nasıl ayırmayı, yerleştirmeyi planlıyorlar, bilmiyorum.
Yine daldan dala gidiyorum, toparlamalıyım: Bu sebepten dolayı bütün okullar ve dersaneler öğrenci çekebilme adına müthiş bir yarış içindeler. Bunun nesi mi var? Şöyle ki, hepimize yürüyen billboard muamelesi yapıyorlar.
'Öğrencisin, işin ne gücün ne? Ot gibi ol, hiçbir sosyal faaliyete katılma iznin yok. Okul gitmek ve dershaneye gitmek sosyalleşmen için yeter de artar bile!'
Bütün bunların yanına bir de dikkafalılığım eklenince dershane hem benim hem de öğretmenler için işkence haline geliyor. Ben canım sıkılınca konuşuyorum, konuşunca dersten kopuyorum, dersten kopunca canım sıkılıyor... Derken öğretmenlerin sinir katsayısı artıyor. Haklı olarak :))
Fekat bugün öyle olmadı. Çünkü insan kılığında bir musluk gibi geziyorum. Sağ kolum da vahim bir durumda.
İnsan kılığında bir musluk gibiyim, çünkü grip oldum (sayılır). Sağ kolum da spor kazası. Dün akşamın bir vakti arkadaşlarımla basketbol oynamaya çıktık. (Rahat batıyor bana!) En uygunsuz günde. Bütün sabah yağmur yağdı burada. Saha da içler acısı! Ama biz durur muyuz, suya inat oynadık. Tabii çamur içinde kaldık. Sonra bir arkadaş bana şut atarken blok koydu, o da düştü, ben de. Gerçi top da panyaya çarpıp sayıya dönüştü :)
Böylece sağ kolum uf oldu. Galiba şifayı da sahada kaptım. Neyse ki süperanneanne durumu kurtardı, kimyasal x gibi kokan ve çok şüpheli bir biçimde ıhlamur-rezene-adaçayı-toz zencefil-tarçın-karabiber-limon karışımına benzeyen, ballı bir şey içirdi. Böylece boğazım ağrımıyor, öksürmüyorum, başım filan da ağrımıyor, halsiz de değilim ama burnum bütün bu senkronizasyonu bozuyor.
Bütün bu aksilikler yüzünden bugün cici çocuk oldum dershanede. Haliyle bütün öğretmenler şaşırdı, 'Başımıza taş mı yağacak?' dedi. Grip olduğumu fark edince de 'Geçmiş olsun.' dediler ama bence içlerinden geçmemiş olmasını, benim hep böyle cici çocuk olarak kalmamı dilediler.
Bunu ben de isterim ama hiçbir kaza bana etki etmezse veya öğretmenler dersleri daha interaktif işlemezse bir daha bu kadar uslu olamam. Yani hocam, ya virüslerinizi ya da enerjinizi bana yollamanız lazım!
Ama çok ilginç bir şey oldu: Hiçbir öğretmen beni susmam için uyarmadı.
Nickimden de belli olduğu gibi, acayip geveze bir insanım. Ve niyeyse bu gevezeliğim derslerde daha bir artıyor. Ama yanlış anlamayın, okulda kuzu gibiyim de dershanede bu pek mümkün olmuyor.
Şöyle ki, güzide ülkemizin güzide MEB'i OKS'ye alternetif bir SBS sistemi geliştirdi. İlköğretim 6. 7. ve 8. sınıfta birer sınava girip onların ortalamasına göre bir liseye yerleşiyoruz. Mükemmel! Üç yıl üç stres! Öğrenci milleti olarak nasıl memnunuz anlatamam. Bir de geçen seneki soruları görmeliydiniz, aşırı kolaydı. O sorularla bizi nasıl ayırmayı, yerleştirmeyi planlıyorlar, bilmiyorum.
Yine daldan dala gidiyorum, toparlamalıyım: Bu sebepten dolayı bütün okullar ve dersaneler öğrenci çekebilme adına müthiş bir yarış içindeler. Bunun nesi mi var? Şöyle ki, hepimize yürüyen billboard muamelesi yapıyorlar.
'Öğrencisin, işin ne gücün ne? Ot gibi ol, hiçbir sosyal faaliyete katılma iznin yok. Okul gitmek ve dershaneye gitmek sosyalleşmen için yeter de artar bile!'
Bütün bunların yanına bir de dikkafalılığım eklenince dershane hem benim hem de öğretmenler için işkence haline geliyor. Ben canım sıkılınca konuşuyorum, konuşunca dersten kopuyorum, dersten kopunca canım sıkılıyor... Derken öğretmenlerin sinir katsayısı artıyor. Haklı olarak :))
Fekat bugün öyle olmadı. Çünkü insan kılığında bir musluk gibi geziyorum. Sağ kolum da vahim bir durumda.
İnsan kılığında bir musluk gibiyim, çünkü grip oldum (sayılır). Sağ kolum da spor kazası. Dün akşamın bir vakti arkadaşlarımla basketbol oynamaya çıktık. (Rahat batıyor bana!) En uygunsuz günde. Bütün sabah yağmur yağdı burada. Saha da içler acısı! Ama biz durur muyuz, suya inat oynadık. Tabii çamur içinde kaldık. Sonra bir arkadaş bana şut atarken blok koydu, o da düştü, ben de. Gerçi top da panyaya çarpıp sayıya dönüştü :)
Böylece sağ kolum uf oldu. Galiba şifayı da sahada kaptım. Neyse ki süperanneanne durumu kurtardı, kimyasal x gibi kokan ve çok şüpheli bir biçimde ıhlamur-rezene-adaçayı-toz zencefil-tarçın-karabiber-limon karışımına benzeyen, ballı bir şey içirdi. Böylece boğazım ağrımıyor, öksürmüyorum, başım filan da ağrımıyor, halsiz de değilim ama burnum bütün bu senkronizasyonu bozuyor.
Bütün bu aksilikler yüzünden bugün cici çocuk oldum dershanede. Haliyle bütün öğretmenler şaşırdı, 'Başımıza taş mı yağacak?' dedi. Grip olduğumu fark edince de 'Geçmiş olsun.' dediler ama bence içlerinden geçmemiş olmasını, benim hep böyle cici çocuk olarak kalmamı dilediler.
Bunu ben de isterim ama hiçbir kaza bana etki etmezse veya öğretmenler dersleri daha interaktif işlemezse bir daha bu kadar uslu olamam. Yani hocam, ya virüslerinizi ya da enerjinizi bana yollamanız lazım!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)