And Sua Santita Just Doesn't Feel Like Being God's Representative on Earth...


At the very beginning of this year, I knew that next twelve months were going to be a significant part of my entire life. But how could I have been predicted that I was going to be a witness of an occasion that happens once in a millenium?

Yes, my dear ladies and gentlemen, I am talking about the flamboyant resignation of our honourable bishop of Rome, a.k.a. Pope Benedict XVI.

You might not share my excitement about this occasion but, I should say that a voluntary papal resignation is far more rarer than the visits of Halley's Comet. I mean, we see that glamourous lady of Mr. Halley in every 75 or 76 years, but the last time a papal resignation happened was nearly 600 years before now -in 1415, Pope Gregory XII resigned to end the western schism. OH yes, that gape was the expression I've been waiting for, since the second paragraph.

When I heard that the very first brothel of history was founded by order of the Pope, I thought that the enterprise of Papacy wouldn't surprise me anymore. Well, apparently I couldn't be more wrong.
As I know, becoming a Pope is like giving a pinky promise to God. And the pledge must include being the nicest guy on the earth, praising before every meal, sanctifying people with a baton in some important days of the year and, of course, not to evading those duties by pulling the cloak of weakness-caused-by-senectitude, and resigning like Papacy is just a well-paid job -as I've heard, it is a well-paid heavenly ambassadorship.

So to whom he offered his resignation? God? How? By praying?
Why exactly did he do this?
What will happen to all Catholics who lost their leader?
Will he congratulate or give tips on Papacy to the next Pope?
Why do they have to smash his magnificent Papacy ring?
What will he do and how will people call him after the new pope is chosen?
I don't know.

Soon-to-be-ex Pope Benedict says nothing about his resignation but wishes to continue to serve the Catholic church "through a life dedicated to prayer".
So, tell me my dear Christians, what is next?


Geçen yine essay yazıyorum kenks. -duydum ki blogunda ingilizce yazı yayınlamayanı boğaziçine almıyorlarmış. dedim o yoo, teomanın boğaziçili gadın sevdiği bi dünyada bu riski göze alamam.-

Give ME Love



Bana rahat batıyor argadaş. Bildiğin batıyor.
Şarkının son üçte birlik kısmı da nasıl şahane, o vokaller filan aman da aman yenirmiş ki.

Sevenler Ağlar Mıymış?

Yazmaya ara vermek pek de parlak bir fikir değilmiş, yeni yeni fark ediyorum. -buraya zarar ve kârla alakalı klişe atasözü gelsin.- Beynim dolup taşmış blog kayıtlarıyla, lag yapıyor bildiğin.

Nice zamandır bir günde iki yazı yayınlamamıştım, bugüne kısmetmiş. -bunu yazı saymazsanız anlarım fakat.- Durduramıyorum kendimi, her gördüğümü, her aklıma geleni buraya yazmak istiyorum yahu. Ulu amatör-blogger-ruhu bedenimi ele geçirdi azizim.
Hadi müziğimi koyup def olup gideyim, ehheeeeeeey.


Get Up, Stand Up!

**Bir milenyum sonra yine birlikteyiz okurum canım. Nassın burnunu ısırdığım?

**Geçen gün söylemesi ayıp Starbucks'a giriyorum, yine söylemesi ayıp kahve alacağım. Kapıyı açtım, sağ ayağım ulu Starbucks sınırları içerisinde, sol ayağımsa hâlâ halktan kopmuş samimi bir parça gibi kaldırımda duruyor, sen Bob Marley çalmaya başlamasın mı? Get up, stand up! Stand up for your rights! Benim gözler nasıl yaşardı, nasıl duygulandım, kendimi tutamayıp önlükleri emek kokan baristalara sarıldım, ağlamaya başladım. Bir yandan da kapitalizm, proletarya, amağrika, ironi, ezilmiş halklar, kahve çekirdeği, muz cumhuriyeti anahtar kelimelerini savuruyorum ama görmen lazım, bütün entelijansiya ayakta. -merhaba ben yılmaz özdil'in aktivist yeğeni. bu mikro köşe yazısı aracılığıyla tanıştığımıza memnun oldum. izmir'e beklerim, ege'nin incisi, türkiye'nin birincisi. izmir <3- br=""> **Benim kedim var bu arada. Birkaç aydır bizimle, şapşal bir Ankara oğlanı. Gölgesini yakalamaya çalışıyor filan. Adı da Yulaf. -norveç krallarının en şahanesi olaf olacağıdı ama kısmet yulaf'mış. ananem sağ olsun-

**Teoman evlendiğinden beri ben eski ben değilim. Hayat bir boş, bir manasız. Allah aşkına söyleyin bütün o şarkıları o kadına mı yazmış? Ona mı yani? Ya da hayır, söylemeyin. Beni acımla baş başa bırakın................... -atarlı çok nokta.-

**Yulaf tam bir ayak fetişisti. Bazen düşünüyorum adını Quentin koysaydık daha mı isabetli olurdu diye. -blogger burda üstad tarantino'ya selam çakmış. swh swh- Cidden, bütün ayak parmaklarımı birkaç tur dişlemiştir sabahtan beri.

**Şu an yanımda bir termos dolusu çay var. Bir emmiye doğru evrilişimin 4. fazındayım. Alnıma okey taşı yapıştırdığım gün faz 5'e geçeceğim. Kasket takıp yelek giydiğimde benden korkun sizi keratanın damatları sizi. Zira o vakit gün benim günümdür.

**Her yıl düzenlediğimiz, artık geleneksel hale gelen 'Ben tel taktırayım diyorum.' şenliğiyle 'Ben rasta yaptırayım diyorum.' şenliği bu yıl aynı vakitlere denk geldi. Tamamen sizin göz sağlığınızı düşünerek söylüyorum ki gelecek bir ay boyunca ne rasta ne de diş teli hakkında güzel şeyler söylemeyin. -örnek vermek gerekirse: "diş teli takan kızları sevimli buluyorum.", "rasta çok marjinal değil mi baabi yaa.", "diş telinin böyle bir 'nee düşündüğünüzü iplemiyorum, ağız sağlığım söz konusu.' havası yok mu, bayılıyorum."- Cidden, bir cümleye bakar kemik çerçeveli gözlük takan, telli ve rastalı aktiviste dönüşmem. Sonrası bana şenlik size post-apocalyptic. -tam bir boğaziçili gibi kafiye yaptım.-

**Yazmayı özlemişim sevgilim okur. Valla bak.

**Bazen kendimi aptal aptal sırıtırken yakalıyorum. Ne hoş şey sırıtmak. Macaronum'un da dediği gibi, 2013 bana geldi azizim.

**Fringe ne şahane dizi fakat. Bölümleri çok uzun, popom uyuşuyor oturmaktan ama güzel yani.

**Midnight in Paris'i her izleyişimde 'hığğğğğğğğğğ' demekten içime kaçıyorum. Dakika başı bir bomba abi yaa, Dali'ye kadar iki defa ara vermeden çıkamıyorum. Gergedanları sever misiniz? Bence bu durum tam bir gergedan. Woody Allen nasıl bir herif öyle, adeta bir gergedan. Hayat çok tuhaf, gergedanlar filan.

**Şimdi bir sorum olacak. Kate Moss neden bu kadar güzel? Yani, NE-DEĞĞN?
Yüzünü parçalara ayırıp inceleyince -sakatatçı hikmet emmiye selam çakıyorum yaa, bi durum allaseniz.- böyle ahım şahım bir şey yok, ama birleştirince aman tanrım çok güzel yahu. Bayaa da güzel. Mango'nun yüzü olunca çok sevinmiştim ben, şimdi Miranda Kerr olmuş, tam bir hayal kırıklığı. Macaronum'la da yaptık bunun muhabbetini, Kate Moss bir hayli Mango iken Miranda Kerr markanın imajına, popi tabirle 'Mango kadını'na hiçbir şekilde yakın değil ki. Iıı, cık.

**Yalnız Radikal neler yapmış öyle.

**Beni Paris'in yağmurlarında yıkasınlar.

**Ölüm sebebim üşengeçlikle sakarlığın mükemmel karışımından olacak. Bir hayli eminim bundan.

**Bazı t-shirtleri çamaşır makineleri dişliyor. Pintik pintik yırtıkcıklar oluşuyor. İşte o zaman o t-shirtlerle aramızda bir sevgi bağı kuruluyor ki sorma. Alıp bağrıma basasım, öpücüklere boğasım geliyor. O t-shirt ki çileli, o t-shirt ki cefakar, o t-shirt ki Scarface'deki Al Pacino. -şu an üzerimdeki ev tişörtünde dört tane diş izi var. bunu bi şekilde karizmatik hale getirmem gerekiyordu yani.-



Hadi bana müsaade, tez zamanda görüşmek üzere. Yokluğumda sizi mutlu etmesi için adamın hası Bob Marley'yi bırakıyorum buraya, kalın sağlıcakla.

Ben de Yorgunum Lucian



Gelecek birkaç günün şarkısı Britanya semalarından gelsin okurun dibi.
Kendine iyi bak.

İçimdeki Weirdo Aşkı Bambaşka

Özlediniz mi beni Johnlarım Lennonlarım. -edip edebileceğim en büyük iltifattı bu. şimdi sükutla kabul ederseniz... rica ederim.-

Bugün de kısmetse size özenle besleyip büyüttüğüm weirdo sevgimden bahsetmeyi planlıyorum.
HAZIR MISINIZ ÇOCUKLAAAAR?
SİZİ DUYAMADIIIIM?
UUUUUUUUUUU! -artık süngerbob referanslı komiklikler deniyorum.-

Öncelikle weirdo'yu sevgili Türkçemize kazandırmak istiyorum. El ele verirsek altından kalkarız.
Ucube demişler, ben çok uyuz buldum. Tuhaf demişler, sevmedim.
En güzeli 'değişik' bence. Hatta birazcık deforme edelim, 'değişikli' diyelim. Budur. Değişikli. -nerede aptal kelime, orada geveze.-

Bu değişikli sevgimin kökenine inersek muhtemelen Amerikan bağımsız sineması fırtlar. Hep o 'gençlik filmleri'  filan. Mesela Juno muhtemelen nirvanasıdır bu manasız sempatimin.
Verdiler yumuşak ışıklı, indie müzikli görüntüyü, verdiler utangaç, sevimli, şaşkın çocuğu, verdiler saçma sapan diyalogları na böyle beynime beynime; sonra da neden böyle oldu. Neden acaba? -hep sinemada yeni arayışlar yüzünden!!!!!1!-
Demem o ki, yüksek dozda işlevsiz ama sevimli film izleyen herkes değişikli çocuk sevmeyle sonuçlanan habis hastalığın virüsünü kapar azizim, herkes.

Bu değişikli çocukların en meşhuru, en para kıranı da -yine kanada'nın dünyaya armağanı- Michael Cera'dır herhalde. -kanada'nın dünyaya armağanlarından seçkiler: justin bieber, brian adams, celine dion, carly rae jepsen, michael cera. kanada neden kendi kendini feshetmiyor hep merak etmişimdir. yani bir yerden sonra 'bizden de hiç ülke çıkmazmış, olmamışız biz. bırakıp gitme vaktidir a dostlar!' demeleri de lazım çünkü.- -fakat kanada şakasını da yaptım, nassıl amerikan rüzgârları esti burada püfür püfür.- -düşündüm de ben bundan da bir yazı çıkartırım ha. huhuv.-
Bu arada Maykılcığımı Jesse Eisenberg'le (a.k.a. feysbukun sahibisi çocuk) karıştıran enteresan bir kitle de yok değil. -jesse de değişikli ve sevilesi fakat. bir yazıyı da ona ayırayım ya ben. evet.-
jesse (soldaki) bir kolej bebesi imajı çizerken maykıl (inanmazsın, sağdaki) mutaassıp bir meslek liseli gibi. bıyık ekle bıyık. ince gördüm çünkü.

Tam BİR, hakikaten BİR karakter oyuncusu olan Maykılcığımla nassıl dalga geçtiklerini anlatamam. Geçen gün aşağıdaki videoyu gördüm ve dedim ki bunu blogumda yazmam lazım. Kesinlikle yazmam lazım. 


İyi güldüm ben buna. Arkadaki creepy Maykıl fotoğraflarına baktıkça gülüyorum zaten.
Est. Alumni'a dikkat ama.



Bir de bunu yapmışlar Superbad ekibi olarak ki -pek tabii- yine güldüm.



Leave Michael alone!!! :'((((((



Yine başı gözü ayrı yerlerde bir yazı yazdım, çok kıvançlıyım. Burada ne anlattım, ne anlatmak istedim, neden istedim hep karanlık noktalar. Cevapları ararken size eşlik etsin diye ulu Eisencera'yı bırakıyorum ardımda.
Kendinize iyi bakın. Etrafınızdaki yalnız, mutsuz; ilgiye ve sevgiye aç ergen kızlara da çok iyi davranın.

bütün-haşmetiyle-karşınızda-eisencera!

'ilginç' is the new 'seksi'

En büyük nefret duyduğum aya geldik ve ben 'Kasımda aşk başkadır.'la kusacak kadar doluyum.
Bir yavşak daha ağzını yaya yaya bu habis cümleyi kurarsa yemin ederim ki elimden alamayacaklar, parçalarına ayıracağım. Hayır başkadır da sana mı başkadır hormondan beyni sulanmış ergen? Twitter'ında, Tumblr'ında flu fotoğrafların üzerine yazılmış sözümona romantikli güfteler paylaştığın için mi başka sana kasımda aşk? Bi anlat bana, rica ediyorum anlat. Kızmayacağım ya, söz. -yalan. bitchslap'in alâsını yapacağım. ama yine de gelsinler adam gibi anlatsınlar yani, dinlerim. dinledikten sonra okurum canlarına.-

Hadi bu tipitiplere tahammül ediyorum bir şekilde, birisi 'Kasımda...' dediği an ortamı terk ediyorum ya da algı kapılarımı kapatıyorum -huxley'nin kitabını okuduğumdan beri algı kapıları demek için göbeğimi yırttım, şimdiye kısmetmiş. nasıl mutluyum şu an.- da kendimi koruyorum. Ama o ağaç arkasından fırlayan, sote bankları kapatan, sosyal ağlarda sevgi pıtırcığı paylaşımlar yapan çiftler ciddi anlamda sebebim olacak dear okurum.
Hele hele on üçüncü, on beşinci, ve dahi on sekizinci -askerlik yapıyor ya insanlar o sürede, ömrü on sekiz ay olan devletler var tarihte. on sekiz ay nedir liseli çift, NEDİR YANİ?!!!!!- aylarını kutlayan çiftler var çevremde; ne zaman görüş alanıma girseler o bitmek tükenmek bilmeyen, sırıtış destekli 'aşkıaam'larıyla, elim ayağım titriyor. Hayır hayatının aşkını lisede bulmuş olabilirsin ki bu başlı başına dehşet verici bir durum olsa da vakur duruşumu bir şekilde korurum; ama biz ölümlülere, kedili kadınlara yapılmaz ki bu göze göze sokma eziyeti. -adeta bir hain düşman al sana bombe haykırışı.-
BİR YERDEN SONRA BEN DE ÜZÜLÜYORUM ÇÜNKÜ, OLAN VAR OLMAYAN VAR ARGADAŞIM. OLAN VAR, OLMAYAN DAHA ÇOK VAR.

Zaten bu kadın erkek ilişkilerinin dinamiğini de tam olarak çözebilmiş değilim, kafam çok karışık.
Her konuda olduğu gibi bu konuda da ana akımdan kulaç kulaç uzak seçimlerim 'Zevksiz miyim ya ben?' diye düşündürmüyor değil.
Tanıdığım bütün kızlardan şuku alan bir adamı hiç beğenmemem -eblehti bence biraz.- son vukuatım. Adam suratına suratına salak minvalinden imalarda bulunulmasına öylesine alışkın değilmiş ki, bönlük krizinden ölmesine ramak kaldı. Neyse ki başka kızlarla göz göze geldi de aldığı yüksek miktarda hayran bakış sayesinde kefeni yırttı. -ve dahi arkadaş çevremdeki herkesin, istisnasız herkesin nefret ettiği arıza birini beğenmem de bu krize tüy dikti.-

Bunu neden anlattığımı beş dakika kadar düşündükten sonra başlıktaki konuya gelebilirim.
Bizim sınıfta narsist bir arkadaş var, böyle aygır gibi kolları var filan. Fitness sapığı. Kendi aramızda Yakup diye çağırıyoruz.
Geçen Dil Anlatım dersinde mektup yazıyoruz ilkokul çocukları gibi. Bu Yakup Macaron'uma yazdı mektubunu, sonra ruj sürüp öpücük kondurdu sayfanın sol alt köşesine.
Ben de terbiyesizce dalga geçtim kendisiyle. -çünkü dudakları şöyle: {) yıllar boyunca saksafon çalmanın deformasyonu, ortasında boşluk var. eheh. ama ayıp tabii benim yaptığım.- Bunu üstüne kendisini savunmak için mektubu neden Macaron'uma yazdığını ve neden öpücük kondurduğunu anlatmaya çalıştı:
-Çünkü Meltem çok....-uzun uzun düşünme- İlginç bir insan.
-İlginç? Öpücüklü mektupla ilgincin ne alakası var ya?
-İlginç ya, o yüzden rujlu, öpücüklü filan.
-AHAHAHAHAH Yakuuup seksi diyemiyorsun değil mi ahahhahahahah.
-Hayır yaa, diyebiliyorum ki ben. Derim yani.
-Ne diyebilirsin?
-Onu derim yani, neden diyemeyeyim ki.
-De lütfen, lütfen de.
-Meltem çok.... Seksi bir insan. -bunu derken kızardı ve dahi öyle fısıltıyla söyledi ki dudaklarını okumak zorunda kaldık.-

Velhasıl kelam, benim arkadaş grubumda 'ilginç' is the new 'seksi'.
Ha bunu neden anlattım, -ara ara reality check tadında kendi kendime sorular soruyorum ki konudan sapmayayım.- çünkü bence ilginç zaten hep seksidir. Benim mütemadiyen değişik değişik adamları beğenmemin altında yatan sebep de budur.
Ama bu ilginç adamlar o kadar ilginçtir ki, inanılmazlık sınırında arızadırlar. Arızalıkları arttıkça daha da 'the new seksi' olurlar. Ve insanı kasım ayından soğuturlar.