Laf Olsun Torba Dolsun Efendim.

AY SİZİ ÇOK ÖZLEDİM BEN. HEPİNİZİ ÖPMEK İSTİYORUM, AMA HEPİNİZİ. DİZLİN Bİ' SIRAYA. DİZİLİN Bİ. HAH. SAĞDAN BAŞLIYORUM. ŞLOP. ŞLIP. (ve herkesi öptü.)

*Bi tatil yapayım dedim, üç günlüğüne ülkeden ayrılmamı fırsat bilen manyak insanlar neler yapmışlar yaa. Neler neler yapmışlar yaa. ÇOK AYIP.
Misal -ortama bir anadolu samimiyeti getiren kelimelerden biri: misal. şimdiye kadar hiç kullanmamıştım, kemçük jön türk ağzıma daha çok mesela ya da örneğin yakışıyor üstünüze afiyet de. bir deneyeyim dedim, çok beğendim. olmuş mu? bence olmuş. artık kullanırım ben bunu. misal.- 'sinema emekçisi', feministlere 'Çirkinsiniz boolum ohohohohohoho.' diye diklenen, steadycam'e 'el kamerası değil de öteki' diyen, tiyatro oyuncularına 'Baaarıyonuz ya siz şimdi. Hah. İşte o duygular hep ölüyo siz bağırınca. Ah-hah-hah-ha. Evet. Tiyatroyu bu yüzden sevmiyorum ben. Bağırmayın tamam mı? Kafam ağrıyo çünkü.' diyerek hayatlarının facepalm'ını yaptırtan, Türkiye'nin en zeki, ama öyle böyle değil en zeki, çok acayip zeki, das überzeki, güzellik abidesi kadını Hülya Avşar'ı gidip Altın Portakal'a jüri başkanı seçmişler.
Her konu hakkında lafın üstüne laf söylemek kimliğimin bir parçası olduğundan, pek tabii buna da itiraz ederim. Ama neticede Altın Portakal'dan bahsediyoruz, senelerdir düzenlenmesine rağmen ciddiye alınmayan ve bir yerlere gelememiş, -ciciii, çok cicii- ulusal film festivalimiz. O yüzden çenemi yormak istemiyorum.

Bu seçimi doğru, başarılı vesaire bulanlara lafım yok. Ama hayatımın erkeklerinden Rutkay Aziz, şaşırttınız beni. Gerçi ayıp olmasın diye 'he' dediğinizi düşünüyorum ben ama, yine de içim bi şey oldu bilesiniz. -Rutkay Aziz'im de çok taktı şimdi benim içimin şey olmasına. yaa, tabii.-
Ama eleştiren, beğenmeyenlere 'snob entel' diyenlere çok lafım var. Allallaaaa snob neymiş bi defa, SNOB NEYMİŞ?! BANA ÇEŞİT LAF SÖYLMEYİN ÖYLE, ADAM GİBİ ZÜPPE DİYİN, UKALA DİYİN. SNOB NEYMİŞ?!!!!


*Almanlar o kadar da soğuk değilmiş, yaşadım gördüm. Havaalanında pasaportuma 'GİRDİ' mührü -o şeye girdi mührü demek beni inanılmaz eğlendiriyor. orijinal adını öğrenmeyi de, kullanmayı da reddediyorum. ay lav girdi mührü.- basan amca mesela, turistlerin vatana adım attığı ilk dakikalarda bu önyargıyı yerle bir etmeye çok kararlıydı. Öyle ki, aramızda şu diyalog geçti:
-Are you alone? *çok ciddi yüz ifadesi*
-Huh? Me? No, I am not. *şaşkınlık.*
-Hmm, with who are you? *ciddiyet over 9000!*
-I'm with my ma and her bbfs. *şaşkınlık. hayır pasaporta bakarak üç günlük ömrüm kaldığını keşfetti de söyleyecek birini mi arıyor, diye düşünmedim değil.*
-Hmmm, zoooo, you are a tourist? *hala çok ciddi surat* -bravo kaptan obvious!-
-Yes, yes I am. *'allallaa' yüz ifadesi.*
-How long will you stay here? *çok ciddi. ohaaa çok ciddi.*
-Eeerrr, I don't know. For about a week or more, two weeks tops. *'anam mülteci sandı. vallaha mülteci sandı.' yüz ifadesi*
-No no, I zaid how long will you stay here? *taaane taaane sorar, çok ciddi.*
-I said a week, for about a week! *hayır aksanım acayiptir ama o kadar da değil yaa. değil yani. ama ufaktan tırsıyorum burada.*
-Oh, A WEEK. *nihayet idrak eder.* Zoo, why did you come here? *hâlâ insani olamayacak bir ciddiyette.*
-I am a tourist. *'hayır ne gerek var' yüz ifadesi*
-But why did you come here? *ciddi. oluuum çok ciddi?*
-I will travel?? *kaçakçı sandı. vallaha kaçakçı sandı. hemen uçağa geri göndericek. off yeşil pasaportum var ama benim. kaçakçı değilim yaa, valla.*
-Nooo, nooo, for what did you come here? *ciddiyetin dibi.*
-Eeeeeer, huh, mmm, I am on my holiday? *'herhalde bunu kast etmiştir, diye gökten gelen ilham. hayır for what'tan tatil için mi'yi çıkarışım bir iletişim gurusu olduğumu gösterir.' yüz ifadesi*
-Oh, yez. Which holiday? *'ben zaten anlamıştım, aynı kaynım' ciddiyeti*
-Summer holiday? Vacation? *'ne diyem mahmut mu diyem' yüz ifadesi*
-Noo noo, what holiday? *ciddiyet yeniden*
-Do you have to ask all these questions? I don't get the point. Just stamp it and let me go. *'olm derdin ne lan' yüz ifadesi.*
-Okay okay, where will you ztay? *işimi ciddiye alırım yüz ifadesi*
-Huh???? *aksanı burada tavan yaptıüı için hiçbir şey anlamadım, 'dumur' yüz ifadesi.* -derken benim on saniyede işimin bitmesi gereken yerde kırk dakika mahsur kalmam annemin arkadaşlarından birinin dikkatini çeker ve yan taraftan 'At a hotel.' diyerek hızır gibi yetişir. ciddi adam yine sorar, yer ayırttınız mı diye. annemin arkadaşı haklı olarak sinirli bir tonda 'YES.' der, adam susup pasaportuma 'girdi' basar.-
-I just like tourists. *'baş ucumdaki çekmecede turistlerin sağ serçe parmaklarından kurduğum bir turşum var.' tonlamasıyla söyler*
-Ehemhem. *korkuyor gibiyim*
-Have a nice holiday. *gülümsemeye çalışır ama kalp ritmi bozulmuş gibi kasılır.*
-Thanks. *ÖDÜM PATLADI*

Bir an ülkeye alınmayacağım sandım. Amca Interpol'den sandım. Pasaportumda bir yanlışlık var sandım. Kaçakçı sandılar sandım. Çok korkutucuydu. Sonra annemler güldüler ve amcanın muhabbet kurmaya çalıştığını söylediler. Ama ben çok korktum. Öyle böyle değil, çok korktum.


*'Yaani sen bilirsin.' cümlesindeki samimiyetsizlik çok fena bir şey.

*Bir adam hayal edin. Hiç yalan söylememesine rağmen güvenilmez biri. Korktunuz mu? Ben korktum.

*Bir şeye alerjim çıktı. Ne olduğunu bilmiyoruz ama vücudumun çeşitli yerlerinde -alnım, göbeğim, boynum, kollarımın içleri- pitik pitik kırmızı kabarcıklar vasıtasıyla benimle iletişime geçmeye çalıştığından emin gibiyiz. -son birkaç gündür azalıyor, gidici sanki.-

*Annem beni severken ısırdı. Bayaa, kolumdan haarrt diye ısırdı. Bunu yasaklayan bir kanun istiyorum.

*Annem demişken, yeni gözde dizisi Sultan. Birinci bölümünden itibaren indirmemi buyurdu. Bilgisayarı televizyona bağlayıp izleyecekmişiz.
Nerden bulurum bilen varsa, bir de bildirirse kocama öperim. Öpücük manyaa yaparım.

*Ananem kendi evinde tatilde. Çok özlüyorum yaa. -varlığı hor yokluğu zor yemnederim.-

*İşler Güçler izlerken olayların muhteşemliği karşısında gözlerim doluyor. Ve Ahmet Kural'ın muhteşemliği.... Öhm ne diyorduk? İşler Güçler izleyin tamam mı.

*Bazen boş bulunup 'Let's go to the mall.' diye mırıldanıyorum, kimse beni anlamıyor. Hayır, avm'ye gitmek istemiyorum; şarkı söylüyorum!

*Depresyon aylarım geldiğine göre gidip saçlarıma çok fena şeyler yapmalıyım.

*Rock A'ya gidecek var mı içinizde ciğerler? Varsa bana haber etse, birbirimizi bulsak filan. Ne güzel olurdu değil mi? Evet!

*Risk mi Büyük Risk mi öyle bir yarışma var ya hani. Keşke olmasa.

*Rock A'ya gideceklere selam ederim.

*Geceleri Skype'ta saçmalamak. Sevdirdin ha.

*Warcraft oynadığımı öğrenince kalp krizi geçirmeyen bir erkek istiyorum. Ya da şaşkınlıktan iki ton açılmayan. Çok şey mi istiyorum?

*Teoman bugünün Cumhuriyet Gazetesi'ne röportaj vermiş. Müziğe geri dönmeyecekmiş, hayatındaki yaratım sürecini bitirmiş, şarkı filan yazmıyormuş, tüple dalıyormuş.
TÜRKİYE'DE NERDE TÜPLE DALINIR ACİL YARDIM PLSSS.



Çok acayip gezi yazısıyla geliyorum, sonra taslaklarda toz tutmuş sinema yazım var. Bekleyin. Hepinizi çok seviyorum. -şu sıra yönlendiremediğim bir sevgi var içimde. kelebekler gibiyim.-

Riders on the Storm



The Doors sevmeyen kendini piçahlayabilir mi lütfen? Yormayın beni sıcakta, lütfen diyorum bak.

Bi de yazar burada NFS başında geçen çocukluğuna selam çaktı. Haydin sağlıcakla.

Leona ya da Bir Perspektif Kayması

Sınav zamanları hortlamasına alışkın olduğum insomnia'cığım bu sefer bir değişiklik yapmak istemiş ki güzide yaz gecelerimi Ajda Pekkanlamak için geldi sağ olsun. Ben de boş durmadım, Amerikan Banliyö Vampiri'ne dönüştüm. Her gece elimde abur cuburlarla televizyon koltuğuma yapışıp kendini kapatmamakta direnen beynimi Flash Tv televizyonculuğunun ellerine bırakıyorum.

Lale Devri izlemeye başladım mesela. Genç Kurt a.k.a. Teen Wolf izliyorum muhteşem dublajla. -teen wolfun esas karakteri, ki o kadar bölüm izledim adını hâlâ öğrenemedim, bizim sınıftaki bir arkadaşın AYNISI. resmen AYNISI. bu kadar benzer. bizim sınıfta bir de yusuf güney var mesela. o da AYNISI. resmen AYNISI. bir de inanılmaz aile'deki uzun siyah saçlı, hani görünmez olabilen kızın AYNISI var. resmen AYNISI. bir de kendini hürrem sanan iki kız var. -bundan bir yazı çıkartırım ben, irdelemeyi burada bıraksam iyi.- fark ettim ki çok saçma bir sınıfmışız biz.-

Ve geçen gün, couch potato kariyerimin zirvesine çıkıp doğrudan satış izledim, Ana Aslan'ın gençlik iksiri. Doktor Ana Aslan'ın mucizevi kremi. Bize özel fırsatları varmış. Kapıya teslim, ödeme kolaylığı. Beynimin hayati bir bölümünün deforme olduğuna emin gibiyim.
Onun üstüne halay çekmeli Flash Tv programı izleyecektim ki, hayret, bulamadım. Derken Haber Türk diye bir kanalda Neye Göre Kime Göre diye abuk bir konuşma anlatma tartışma programına denk geldim. Kadro çok acayip. Pelin'im Batu'm var, biliyorsunuz kendisini pek severim. -"vücudum attı."- Mavi saçlı bir kadıncağız var, soyadının Kato olduğuna eminim, isminin Günseli oluşuna dair şüphelerim var. Cem Mumcu var. Cemil İpekçi var. -"kısrak gibi kadınları giydirmek istiyorum."- Başörtülü bir hanım var, ismi sanırım Esra'ydı, soyadına dair de hiçbir fikrim yok. Bir de masanın ortasında oturan işlevsiz kadın var. Moderatör diyesim var ama hakikaten işlevsiz.
İşte bu güruh geçen gece güzellik nedir ne değildir diye tartışıyordu. Bir tartıştılar, bir tartıştılar. Hiçbir yere varamadılar. Çok da saçmaladılar. Ama olsun, Pelin Batu'nun olduğu her programı bağrıma basarım ben, ilgiyle izlerim, ailecek izlerim. Çünkü Pelin Batu. Bir diplomat çocuğu, klişe olacak ama bir dünya vatandaşı, bir mükemmeliyetçi, bir diplomat çocuğu sendromu sahibi, bir şair, Güney Afrika'da kitabını bitirmek isteyen biri. Çünkü Pelin Batu.
Derken programın sonu geldi, bir seyirci mikrofonu kapıp nasıl saçmaladı. Allah'ım, nasıl saçmaladı. Flash Tv müdavimi bu gözler, bu kulaklar ömürlerinde böyle saçmalama görmediler, duymadılar.
Sonra ben de üstad Musil'in kaleme aldığı Niteliksiz Adam eserinin birinci cildinde geçen güzellik bahsini hatırladım. -burada dil anlatım öğretmenimin taklidini yaptım ama hiçbiriniz onu tanımadığı için reaksiyon alamadım. mizah elimde patladı. gördünüz mü ha gördünüz mü. nooldu şimdi. hastayım ben hastayım dedim, inanmadınız, nooldu şimdi. gördünüz mü.-
Evet efendim, tüm bu yazı girizgâhtı. Asıl amacım alıntı yapmaktı. Bu kadar şeyi haybeye okudunuz ha. Kusura bakmicanız artıh. -ne zamandır yazı yazmaya fırsatım olmuyordu, biraz daha bekletseymişim roman olarak doğuracakmışım efendim.-

Elbet her dönemde her tür çehreye rastlanır; ama bunların içinden ancak birer tanesi o zamanın zevki düzeyine yükseltilip mululuğa ve güzelliğe dönüştürülürken, bütün ötekiler de bu çehreye benzemeye çalışırlar; çirkin olanlar bile saç biçimleri ve modanın yardımıyla bunu neredeyse başarırlar; bunu başaramamak ancak ender başarılara aday olmak için doğmuş olan, daha eski bir zamanın soylu ve sürülüp atılmış güzellik idealini ödünsüz dile getiren yüzlere özgüdür.

Robert Musil, Niteliksiz Adam, YKY Yayınları, İstanbul, 2012
sayfa 95 ve 96'dan


çiçeklerinden hiç vazgeçmez.
Bunu okuduktan sonra aklıma ilk gelen Frida oldu. Alameti farikası kaşları -daha doğru bir ifadeyle kaşı- ve bıyıkları. Zamanın sözümona güzel algısına başkaldıran tavrı, sırf ataerkil toplumun yücelttiği embesillerin arzuladığı güncel kadın modeline uymak adına şekilden şekle girmeyişi. Frida Kahlo oluşu yahu, hiç çaba sarfetmeden.
Frida, eski bir zamanın soylu güzeli.

Tanışsaydık, oturup iki lafın belini kırsaydık -yaa içimdeki gün teyzesi ağlatıyo ama beni yaaa. FRIDA KAHLO'YLA İKİ LAFIN BELİNİ KIRMAK. ağluyom geceleri.- nasıl mutlu olurdum anlatamam. Bu arada Diego'yu da hiç sevememiştim, biliyor musun? Kıl herif. Hak etmedi seni.


Haydi bakalım, yarın Ankara'dayım. Üç dört gün yoğum hacılar, allaa emanet olun, dinimiz amin.

Delilah in My Heart



An itibariyle tam yirmi altı dakikadır bu yazıyı yayınlamak için cebelleşiyorum sevgili gönül dostları. Biraz daha  freeze görürsem aşka gelip dizimde kıracağım ha bu laptop'u. Çok sinirliyim. Bir alet google'a bağlanmak için 3 dakika ıkınır mı ha, ıkınır mı?! Allahını seven yeni bilgisayar atsın üstüme, süpaneke dinimiz amin.
Pazartesi Ankara'ya gidiyorum; inanılmaz gergin, bir hayli heyecanlıyım. Matematik sınavı öncesi stresi yaşıyorum adeta. İyi dileklerinizi esirgemeyin benden.
Bir de Tom Jones'u sevin. Günlerdir vaaay vaaaay vaaaay dilaaylaaaaa maaay maaay maaaaaaay dilaylaaa diye gezinmemin sebebidir kendisi.



Günlerdir yokum ama boş durmadım, yeni yazı dizileri planladım. Çok yakında burada;
dıpı dıpı dıp dıbıııı
Temsili Karakter Ece
Empresyonizm: Resimden Anlamak İçin Bilmeniz Gerekenler
geceleri ağlıyom
Vikipedi bi köşede ağlıyodu en son
Love Guru

Evet efendim, pis televizyon kanalları gibi reklamımı da yaptım, stay tuned diyerek kaçıyorum.

Üstüme Gelmeyin!

 Chabrol'den beri yeminliyim, sevdiğim adamları gömmeyeceğim. Bir daha 'Bir kerecik görseydim, bir anlığına sarılsaydım, en azından nasıl koktuğunu bilseydim.' demeyeceğim. Mümkün değil. Yapmacağım işte. Hayır efendim. Sevdiğim adamlar müziği de bırakmıyorlar, yaşamayı da. Yok öyle bir dünya. Ben hâlâ istesem Salinger'ın omzunda küfredebilirim, Chabrol'ün yemek masasında aforizma kasabilirim. Aksini mümkün kılacak bir şey yaşanmadı bu embesil dünya üzerinde.


Tam da bu yüzden, eğer bir kişi daha gelir de, sadece bir kişi daha, ağzını açıp 'Ray Bradbury...' derse, şimdiye kadar biriktirdiğim olanca öfkemi o haddini bilmezin üstüne boşaltacağım. Öyle canını yakacağım ki, onunla işim bittiğinde saksı bitkisi gibi olacak. Öyle canını yakacağım ki, acı şokundan hafzasını kaybedecek. Öyle canını yakacağım ki, hiç doğmamış olmayı isteyecek.
Tam da bu yüzden, çenenizi kapalı tutun ömründe Montag adını işitmemiş, internetten haber takip ederek entel olduğunu sanan geri zekalılar.
Tam da bu yüzden, çenenizi kapalı tutun felaket tellallığından zevk alan psikopatolojik vakalar.
Tam da bu yüzden, çenenizi kapalı tutun geceleri yastık üstü hayallerine dalan çakma realizm kumkumaları, ellerinizi beynimden çekin.

Tiradım bitti, dağılırsanız gözüme kaçan çöpü çıkartacağım da. Sağlıcaklan.

M.Ö. #1 : Mutluluk

Efendiiim, biliyorsunuz ki bir zaman önce pek sevdiğim matematik öğretmenime kendi çapımda challenge yapmıştım. -challenge yapmak olayını meydan okuma diye çevirince de anlam kaybı oluyor, bir barney stinson olamıyorum; çevirmeyince de ağzına ağzına vurulası insan oluyorum. hayat neden böyle acımasız?-
Bunun sonucu olarak da x zamanda matematik yazılısından önemli 100 şey sayacağım pek tabii. O zaman az laf çok iş değil mi azizim, öyle vallahi. Arka dörtlü, ayır'cam sizi evladım. Size anlatıyorum değil mi, bir dinleyin yahu. Ayıp.

Mutsuzluk Krizi ve Matematikle İlişkisi

Nedir?
Kişinin kesinlikle istemediği bir şeyi yapmaya zorlanması veya asla istemediği bir durumla karşılaşması sonucu meydana gelen ruhsal çökkünlük durumudur. -ruhsal çökkünlük a.k.a. depresyon, psikoloji kitabımızda geçen muhteşem bir terim. kullanmak için can atıyordum, bugüne kısmetmiş.- Bu süreçte kişi çevresini sepya efektiyle görür, -herkes bilir ki sepya dünyanın en dandik ve işlevsiz renk filtresidir. ne siyah beyazın sanatsallığına, ne diğer boost filtrelerin (kırmızı, mavi, yeşil vs.) canlılığına, ne de normal renklerin alışılagelmişliğine sahiptir. kısaca ne saçma şeydir sepya.- yaşama isteğini kaybeder, bir köşede oturup kaderi sillesini yemeye dair aforizmalar yazarken derinlere sakladığı 'Emmi the Alter Ego' bağırarak küfreder.

Neden Tehlikelidir?
Karakteri ayakta tutan id, o minnak haz sapığı, mutlulukla beslenir. Beslenmezse ölür. Ölürse de bitki oluruz. Bu kadar net, bu kadar sığ anlatılabilirdi. On puan bana, en birinciyim.

Yaygın Semptomlar
Surat asma, 'ağır' müzikler dinleme, kendine acıma, kontrolsüz nefret ve öfke, çevreyi dengesizlikle sınama, baş ağrısı, tırnak kemirme, uykusuzluk ya da aşırı uyku, fiziksel aktivitelerde azalma, su kaybı, iştahsızlığa rağmen nutellaya abanma, ağlatma garantili filmler izleme, onca güzel anının arasından en üzücülerini bulup çıkarma, stres, gerginlik, yorgunluk.

Tetikleyiciler
Matematik, geometri, sayılar, matematik, reddedilmek, matematik, başarısızlığa uğramak, matematik, herhangi bir stres kaynağı, Acun'un durduk yere yaptığı servet, matematik, Teoman'ın müziği bırakmış olması, matematik.

Tedavi
Matematik yazılısına girmeyin ve atarlı insanlara kulaklarınızı tıkayın sevgili gönül dostları.


Alınacak Ders: Hayatımız boyunca mutlu olmak için çabalarız. Ve mutluluğumuz, matematik yazılısından önemlidir.





geç kalmış edit vesaire

Merhabalar davşan okurum. İzlanda'nın yine birinci olamadığı bir örovizyon sabahı iyisindir umarım. -ben mesela hiç iyi değilim. gelecek birkaç gün içinde en sevdiğim derslerin sınavlarını olacağım. oley. yaşasın. heyo. ahey ahey aheeey.-

Yine bi arkadaşa bakıp çıkacak bir yazı yazma amacıma gelirsek, geçenlerde ballandıra ballandıra anlattığım Betül Mardin maceramda -linki koyacağım yeri şaşırmam bence o kadar da belirgin değil.- inanılmaz bug varmış ki. Pek sevdiğim, canımdan bir can The Eski Mezun, aslında eski mezun değil de okul aile birliği veliymiş. -sevincimi gizleyemiyorum fakat.-

Bug'ın keşfi için, Betül Mardin'in okulum BAL'a gelmesini sağladığı için ve okurum olduğu için -nepçim kibir yaptım öyle.- Serhat Ağabey'e devasa teşekkürler. Devasadan da büyük teşekkürler.
Şaşkınlığımdan ve maillerime on yılda bir bakmamdan dolayı da özürler.


Son olarak, içimdeki Oblomovu söküp atabilmirem.
alt metin: yeni yazıdır yeni temadır zor be anne, zor.

Sağlıcakla kalın gönül dostları, ağlama İzlanda.